Bilindiği gibi Türkiye, o dönemdeki Fransa başkanı Sarkozy’in “Avrupa’da ne yapacaksınız? Afrika ile yakınlaşsanıza!” yüreklendirmesinin de etkisiyle AB üyelik müzakerelerinin açıldığı Aralık 2005’ den sonra, 2006 yılını “Afrika yılı” olarak ilan ederek pek çok alanda Afrika çıkarmasına başladı. Sonunda ümit kesilen AB müzakerelerine karşı, zaten geçmişi 1980 ve 90’lı yıllara dayanan Afrika serencamı, 2006 dan sonra ivme kazandı. Okullar, sağlık hizmetleri, yeni dış temsilcilikler, arttırılan THY seferleri ve verilen hibelerle geliştirilen ikili ilişkilere, zamanla Silahlı Kuvvetlerin başlattığı askeri eğitim ve savunma işbirliği de eklendi. Batı Afrika’daki askeri eğitime ilaveten 2010’da imzalanan anlaşmaya dayanarak 2017'de Mogadişu Askerî Eğitim Üssünün açılmasıyla Somali ordusunun eğitimine başlandı. Somali ile Sudan’da liman işletmeciliği ve açık denizde petrol aramaları, Türkiye’nin Afrika boynuzundaki etki alanını genişletti. Sudan’daki tarımsal faaliyetlerin boyutu ve geldiği aşama hala gizemini korurken, Sevakin Adasındaki Osmanlı kalesinin onarım çalışmaları devam ediyor. Tanzanya ve Uganda’daki demiryolu, köprü ve liman yatırımları yol açınca, Kenya gibi Ruanda da Türkiye’nin Afrika çıkarmasında yerini aldı. Ancak açılımın devlet bütçesine yüklediği maliyetle, özel girişimcilerin ettiği kazancın Türkiye ekonomisine geri dönüşü değerlendirmeye muhtaç.
Tercihte Öne Çıkan Başlıklar
Türkiye'nin "Afrika Ortaklık Politikası" içinde, Ruanda’nın güvenilir ve yüksek potansiyelli bir ortak olarak tercih edildiği anlaşılıyor. Denize kıyısı olmamasına rağmen Ruanda'nın Türkiye'nin Afrika açılımındaki yeri ve önemi, bölgesel stratejik konumundan, Doğu ve Orta Afrika'nın kavşağında yer alması dolayısıyla, lojistik ve ticari bir merkez olmasından kaynaklanıyor. Atlattığı onca kanlı badireden sonra ne kadar güvenli olduğu hala tereddüt yaratmakla birlikte, yönetim açısından şimdilik kazandığı istikrarlı görünüm Ruanda’yı, Afrika'da Türk yatırımcıları için cazip hale getirmiş olmalı. Kigali’de 2014 de açılan büyükelçilik, ilişkilerin ilerlemesini sonuçlandırmış durumda. Sağlanan teşviklerle, Türk firmaları Ruanda'da çeşitli altyapı projeleri üstlenmiş olup, bunlar arasında özellikle çeşitli enerji üretim santralleri dikkat çekmekte. Afrika’nın diğer ülkelerine göre önemli bir fark göstermemekle birlikte Ruanda, Türk tekstil, gıda, mobilya ve makine tedariki gibi sektörleri için potansiyel bir ihracat pazarı olarak gözükmekte. Ruanda altın, tantal ve tungsten gibi mineraller, çay ve kahve ihraç eden bir ülke. Bunlar Türkiye için cazip ithalat kalemleri. Ayrıca giderek yoğun tarla tarımı, çiçekçilik ve meyveciliğe yönelmesi, Ruanda’yı Türkiye dışında tarım üretimi yapma hevesinde olan girişimcilere çekici hale getiriyor olabilir. Ancak dikkat edilmezse bu ülkeye karşı da dış ticaret açığı verebiliriz.
İzlenmesi Gereken Ruanda Açılımı
Ruanda ile 2016’ da imzalanan eğitim anlaşması ile geliştirilen ikili ilişkiler, 2018’den itibaren ekonomik semeresini vererek ticaret hacminin aynı yıl 21 milyon, 2019’da 32,4 milyon ve nihayet 2022’de 178 milyon dolara ulaşmış olduğu anlaşılıyor. Türk şirketleri Ruanda’da son 5 yılda yaklaşık yarım milyar dolarlık yatırım yaparak, turizmde işbirliğinin de yolunu açmış durumda. Ruanda’ya kim gider? Ruanda’dan kim gelir demeyin. Giden yatırımcı, müteahhit ve hammadde ithalatçısı. Gelense Birleşik Krallık (BK) üzerinden önce Ruanda, sonra Türkiye’ye aktarılan göçmen olabilir. İşte asıl göçmen kabulüyle şimdi daha fazla dikkat çeken Ruanda- Türkiye ilişkileri 10 yıldır bu nedenle ivme kazanmış durumda. Şeffaf olmayan, tek kişiye bağlı politikalar, özellikle hesapsız göçmen kabulü yapıldığı ve vatandaşlık ihsan edildiği endişesi yaratıyor. Bir de para ve şahsi menfaat karşılığı her şeyin yapıldığı, ülke nüfusunun her yerden gelen göçmenlerle ikame edildiği endişesi var. Afrika çıkarması Türkiye’yi, BK ile Ruanda’da buluşturmuşsa bu ortaklığın ulusal çıkar boyutu bilinmeli. BK’ a Ruanda üzerinden verilen başka taahhütler olup olmadığı da tedirginlik konusu. Özellikle Ocak 2023’ de Ruanda ile imzalanan 3 anlaşmanın, 2024’ den itibaren yürürlüğe girmesinde Türkiye- BK işbirliğinin ne kadar etkili olduğu da önemli.
Cevap Bekleyen Sorular
Aslında Starmer hükümeti, önceki hükümet tarafından, BK’ a gelen Afrika ve Orta Doğu kökenli mülteci ve düzensiz göçmenleri Ruanda'ya göndermek amacıyla tasarlanan "Göç ve Ekonomik Kalkınma Ortaklığı" anlaşmasını 2024'te iptal etti. Buna karşılık Türkiye’nin, Ruanda ile 2025 yılında gelişen diplomatik, ekonomik ve güvenlik bağları kadar imzaladığı savunma, medya ve havacılık anlaşmalarında, BK’ ın etkisi dolaylı bir öneme sahip. BK, Ruanda’ya, göçmen kabulü karşılığında sanayide, tarımda, eğitimde destek taahhüt etmişti. Taahhüdün maddi yardımdan ziyade hedeflenmiş destek olması ilginçti. Bu desteği şimdi BK yerine Türkiye mi ikame ediyor? Bu arada Afrika Birliğine en büyük askeri birlik katkısının Ruanda tarafından yapılıyor olması dikkat çekici. Türk Silahlı Kuvvetleri şimdi Ruanda ordusunu da mı yetiştiriyor? Bilindiği gibi İngiltere ve Türkiye'nin kendi aralarındaki stratejik ortaklığı 2026’da savunma ve güvenlik işbirliğini de içerecek şekilde güncellemiş bulunuyor. Bu genişletilmiş anlaşmanın artan Türkiye-Ruanda ilişkileri ile ilgisi var mı? En önemlisi BK ile imzalanan 2026 anlaşması gereği, Ruanda üzerinden Türkiye’ye, göç geliyor mu? Geliyorsa bunun karşılığında Türkiye herhangi maddi çıkar elde ediyor mu? Gelen veya gelecek göçmenlerin Dünya Bankası Projesi uyarınca tarımda mı istihdam edileceği de cevapsız kalan sorulardan bir başkası.