Ortadoğu’da Milli Devletlerin Tasfiyesi ve Yeni Osmanlıcılık

Yazan  15 Nisan 2013

 

1974’de Arap-İsrail savaşında batı dünyasının İsrail yanlısı tutumunu üzerine Arap dünyası belki de Abbasilerden sonra ilk kez birlikte ve bir millet bilinci ile hareket ederek, İsrail’i destekleyen ülkelere petrol ambargosuna başladı. Bunun üzerine dönemin Amerikan ulusal güvenlik danışmanı olan Henry Kissenger, Arap ülkelerinin etnik ve mezhepsel zeminde formatlanmasının mümkün olup olmadığının araştırmasını istedi.

         Aslında Kissenger’ın “araştırın bu konuyu” dediği husus daha önce İsrail siyaseti tarafından araştırılmış hatta denenmiştir. 1980’de Livia Rokach adlı İsrailli gazeteci “Israel’s Sacred Terrorism” adlı kitabında eski İsrail başbakanı Moshe Shrarett’in anılarını anlatırken 1950’ler Arap devletlerini parçala ve yönet yaklaşımının nasıl geliştiğini ve Lübnan’da nasıl uygulandığını anlatmaktadır.

       Kissenger’ın ABD’de başlattığı süreç ile ilgili açık kaynaklara geçen ilk toplantı  Princeton Üniversitesinde Haziran 1978’de gerçekleştirilmiştir.Profesör Bernard Lewis’in başkanlığını yaptığı toplantıya  Oryantalizmin ve modern Arap tarihiyle ilgili tanınmış isimleri katılmıştır. Toplantıda           19. Yüzyıl Osmanlı idarecilerinin uyguladıkları mezhep ve inançlara göre belirlenmiş sınırlar üzerinde çalışılması öngörülmüştür.[1]

            Toplantıya getirilecek İsrail planına göre, Ortadoğu'daki her mezhebin bir vatanı olmasının hedeflendiğini Maruniler Lübnan'da, Kürtler Suriye ve Irak'ta, Şiiler Güney Irak ve İran'ın bir kısmında, Sünniler Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin'de sınırları belli yurt sahibi olacaklarını ve bu ülkelerin hepsi sonunda bir federasyon ve ya konfedarasyonda birleşecekleri haberini yapmıştır.[2]

        Böl ve Yönet görüşünü İsrail stratejik düşüncesinde daha keskin bir şekilde ifade eden çalışma 1982’de Dünya Siyonist Örgütü’nün yayın organı olan Kivunim (Yönler) dergisinin Şubat 1982’de yayınlanan 14. sayısında gazeteci ve eski bir İsrailli diplomat olan Oded Yinon tarafından ortaya konulmuştur. İbranice yayınlanan  “İsrail İçin 1980’lee Stratejisi” başlıklı yazıda Yinon, İsrail için kalıcı güvenliğin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra yabancı güçler tarafından sınırları  “geçici karttan evler” olarak çizilen Müslüman Arap dünyasının sınırlarının yeniden çizilmesinde görmektedir.[3]

      Yinon, Türkiye ve İran’ın da etnik yapılarının istikrar sağlamaktan uzak olduğunu tartıştığı bütün Ortadoğu ülkelerinin etnik yapılarını incelediği bölümden sonra bu durumun İsrail için riskler ve sorunlar içermekle birlikte çok kapsamlı fırsatlarda ortaya çıkardığını savunmaktadır.

         Yinon, Suriye’nin bugün ki sınırları içinde altı yeni devletin kurulmasının İsrail’in güvenliğini sağlayacağını ileri sürmektedir. Yinon’a göre bu gölünme şu şekilde olmalıdır: “Suriye, etnik ve dini yapısına uygun olarak bugün Lübnan’da olduğu gibi çeşitli devletlere ayrışacaktır. Kıyıda bir Şii-Alevi devleti, Halep bölgesinde Sünni devleti, Şam’da buna düşman bir başka Sünni devleti, Havran-Kuzey Ürdün-Golan bölgesinde de bir Dürzi devleti. Bu yapı barış ve güvenliğimizin garantisi olacaktır ve bu hedef erişebileceğimiz kadar yakındır.”    

      Yinon’a göre Irak, İsrail’in güvenliği için Suriye’den daha büyük bir tehdittir, çünkü daha güçlüdür ve onun parçalanması Suriye’nin parçalanmasından daha önemlidir. Yinon, Irak-İran savaşının Irak’ı parçalayacağına inanmıştır. İsrail’in güvenliği için Irak’ın üçe bölünmesi gerektiği görüşü ortaya atılmıştır.  Yinon’a göre Irak’ın bölünmesi Osmanlı döneminde Basra, Bağdat, Musul idari bölünmesi esas alınarak, etnik ve mezhep temelleri üzerinde kuzeyde bir Kürt devleti, ortada bir sünni ve güneyde şii devleti olarak gerçekleşmelidir.

      Yinon’un makalesine atıfta bulunan Ralph Schoenman, “Siyonizmin Gizli Tarihi” adlı eserinde şöyle demektedir: Irak devletini parçalamak cebir işlemi çözmeye benzemez. İsrail parçalanmanın ardından kurulacak uydu devletlerin sayılarını, nerede kurulacaklarını ve kimlerin üzerinde egemen olacaklarını kararlaştırmıştır.”

       Eric Wallberg, 1996’da Richard Perle, James Colbert, Charles Fairbanks, Jr., Douglas Feith, Robert Loewenberg, David Wurmser ve Meyrav Wurmser’in birlikte hazırladığı “A Clean Break:A New Strategy for Securing the Realm” adlı çalışmanın Yinon’un görüşlerini 2000’lere taşıdığını belirtmektedir. Gerçekten de Richard Perle tarafından kaleme alınan bu çalışma Yinon makalesi kadar sert köşeler içermese de onun zihinsel yol haritasını izlemekte, Saddam Hüseyin’in devrilmesini, Suriye’nin ezilmesini önermektedir.

      1996’da İstanbul’da “Yeni Ortadoğu Kimliği” konulu bir konferans veren Bernard Lewis, Türk kimliği, Arap kimliği gibi kimliklerin yapay olduğunu ileri sürmüş ve dini kimliği ön plana çıkarmıştır.[4]

      Bugün Ortadoğu’da ve Suriye’de yaşananları yukarıda anlatılanlar çerçevesinde düşünmenin zihin açıcı olduğu muhakkaktır. Orgeneral Wesley K Clark, 1997-2000 yılları arasında NATO’nun Avrupa Birlikleri Komutanı olarak görev yapmış ve Kosova operasyonunu yönetmiştir. Daha sonra Washingon’da bazı görevler alan Org. Clark, Irak’ın işgalinden sonra (Modern Savaşları Kazanmak-Irak, Terörizm ve Amerikan İmparatorluğu) adlı bir kitap yayınlamıştır.

        Org. Clark, bugün Ortadoğu’da gerçekleşen süreci anlamamız için önemli olan bilgiler vermektedir:“Kasım 2001’de Pentagon’a geri döndüğüm zaman yüksek rütbeli bir kurmay subay ile sohbet etme fırsatı buldum. “Evet, hala Irak’a karşı bir operasyon için hala iz sürüyorduk söylediğine göre. Ancak daha fazlası da vardı. Bu beş yıllık bir planın parçası olarak konuşulmuştu ve toplam yedi ülke söz konusuydu.Irak ile başlanacak sonra Suriye, Lübnan, Libya, İran, Somali ve Sudan gelecekti. Evet, diye düşündüm bu onların ‘bataklığı kurutmak’ diye konuştuklarında kastettikleri şeydi. Ayni zamanda bir Soğuk Savaş yaklaşımının da kanıtıydı. Terörizmin  bir devlet sponsoru olması gerekirdi. Ve bu devlete saldırmak daha etkili olurdu.” 

             Bu noktada biraz geriye giderek, 4 Kasım 2002’de Fransız Le Monde gazetesinde çıkan “Türk generaller Erdoğan’ın önünü açmalıdırlar” başlıklı haberi okumak gerekmektedir. Fransız gazetesine göre Erdoğan’ın önü açılmalıdır çünkü Ortadoğu’da demokratikleşme projesinin başarısı AKP’nin Türkiye’de başarılı olmasına bağlıdır.[5] Peki, bir zamanlar ABD için en ürkütücü siyasal akımlardan birisi olan siyasal İslamcılık nasıl olmuştur da potansiyel müttefike dönüşmüştür. AKP’nin şef ideoloğu olan Yalçın Akdoğan ise 3 Kasım 2002’yi “200 seneden buyana ilk kez iç ve dış dinamiklerin uzlaşması olarak nitelendirmiştir.”

             Demek ki, Akdoğan’a göre, sadece Türkiye’de oy kullanan seçmenin % 33’ü değil, değil, ABD, AB ve İsrail’de Türkiye’de AKP iktidarını desteklemişlerdir. Çünkü ABD, AB ve İsrail’de AKP gibi Türkiye’de milli-üniter devlete karşıdır. Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun milletsizleştirilerek, etnik ve mezhepsel fay hatları boyunca yeniden örgütlenmesi gerektiği  

            AKP iktidarının ilk başbakanlık müsteşarı ve Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ömer Dinçer, 1997’deHenry Kissenger, Prof. Dr. Bernard Lewis, Siyonist teorisyen Oded Yinon, Richard Perle ve Neo-con’ların siyasi tasavvurları ile benzeşen  siyasi projesini şöyle izah etmiştir: “uluslar arası işbirliği giderek siyasallaşmakta ve ulusal devlet fikri yerine daha çok bölgesel devletlerin oluşturduğu bir yapıya dönüştürmektir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin öngördüğü ulusal devlet yahut milliyetçilik esaslarına dayalı devlet fikri yerine, uluslararası işbirliği yapan ve belki de siyasi olarak bütünleşen ülkeler söz konusu olmaya başlamıştır. Türkiye’de Cumhuriyet ilkesinin yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerine İslam’la bütünleşmenin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu bulunduğunu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum.”[6]

         Bernard Lewis’den seneler sonra ABD’li muhalif diye bilinen Prof. Dr. Naom Chomsky’de İstanbul’da 19 Ocak 2013’de verdiği konferansda “Belki öyle bir gün gelecek ki, bir seyyahın serbestçe Kahire’den Bağdat’a, oradan da İstanbul’a gideceği günlere geri döneceğiz. İnsanların mahalli yönetimlerle yönetimi üstlendiği günlere döneceğiz. Osmanlı’nın o bölgede yüzlerce yıl yürüttüğü politikalar ve yönetim şekli, Osmanlı’nın o günleri bizlere ders olacak. Belki de bölgedeki herkes için daha iyi bir hayat olacak. Tabii bunlar kendi kendine olmayacak. Bunlar için bölgede çeşitli tercihlerin olması gerekiyor.” [7] Chomsky’nin ifadelerinin 1978’de Stanford Üniversitesi’nde yapılan toplantıdakiler ile ne kadar aynı olduğu görülmektedir. Bütün bunlar olurken AKP Hükümetinin “yeni Osmanlıcı” dış politika söyleminin bir tesadüf olduğunu söylemek mümkün değildir.

 



[1] Yıllar Boyu, Aylık Yakın Tarih Dergisi Mayıs 1978

[2] agk

[3] Israel Shakak, The Zionist Plan for he Middle East içinde Oded Yinon, A Strategy for Israel in the Nineteen Eighties

[4] Yeniçağ, 21 Ocak 2013, Arslan Bulut, “Erdoğan bizi niye sevmiyor?

[5] Zaman, 5 Kasım 2002

[6] Ömer Dinçer, ….

[7] Yeniçağ, 21 Ocak 2013, Arslan Bulut, “Erdoğan bizi niye sevmiyor?” ve http://www.baskahaber.org/2013/01/noam-chomsky-bogazici-universitesinde.html 

Prof. Dr. Ümit Özdağ

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-11-2020

Sanal bir Zirvenin Reel Sonuçları

Bilindiği gibi G-20[1] toplantıları dünyanın GSYİH ları itibarı ile en büyük ülkelerinin her yıl bir araya gelip, diz dize, biz bize küresel sorunları değerlendirdiği, çözüm önerileri geliştirme çabası içinde girdiği (veya öyle göründüğü) platformlar. ...