Bu sayfayı yazdır

SÜLEYMANİ’Yi KİM VURDU?

Yazan  08 Ocak 2020

ABD, Süleymani ile birlikte dört İranlı ile beş Irak’lı komutanı iki araç içinde Bağdat Havalalanı’nın hemen çıkışında vurdu. Bu suikast doğal olarak bir anda dünya çapında ses getirdi.

Suikastın, 1914 yılında Avurturya Arşidükü Ferdinad’ın bir Sırp tarafından Bosna’da bir köprü üzerinden vurulmasının yaratacağı sonuçla aynı sonucu, yani bir simetrik dünya savaşı yaratacağını bekleyenler dünyaya hâlâ eski gözlüklerle bakıyor. Eskiden olsa bir devlet başka bir devletin generalini vurduğunda karşılıklı olarak derhal savaş ilân edilirdi. Oysa, ne ABD ne de İran savaş ilân etti.

Evet, ABD daha önce, Bin Ladin’i, Marsi’yi, Bağdadi’yi ve daha pek çok örgüt liderini aynen Kasım Süleymani’yi vurduğu silahlı insansız hava aracından (SİHA) ateşlenen Hellfire füzeleriyle vurmuştu. Silah aynı, yöntem aynı. Ama hedef bu kez bir örgüt lideri değil, bir devletin resmi görevlisiydi. Bu suikastın kararını verenler, Kasım Süleymani gibi bir hedefi vurmuş olmanın zorunlu bir karşılığının yani bedelinin olacağını tahmin etmemiş olabilir mi? ABD istihbarat, savunma, dış politika makinesi Süleymani’yi hedef seçerken, bu şahsın İran için sembolik değerini bilmiyor muydu? İran’ın buna bir cevap vereceğini tahmin etmiyor muydu? ABD, Süleymani gibi  bir sivil harpçiyi (Süleymani’nin işi gayri nizami harp değil sivil harptir) nokta atışıyla vuracak kadar istihbarat almış da Süleymani’nin İran için sembolik önemini mi (tabiri caizse) ıskalamıştır? Üstelik operasyonun gerekçesi Süleymani’nin Irak’taki ABD varlığına saldırılar organize etme hazırlıklarına dair alınan istihbaratsa, koskoca İran Devleti Süleymani ile mi kaimdir? Süleymani ortadan kaldırılınca, mesela ABD Büyükelçiliğine saldırıyı organize edecek başka kimse bulunamayacak mıdır? Kısacası, devasa ABD devlet mekanizmasını çılgın (!) bir adam olan Trump’ın tek başına yönettiğini ve Kasım Süleymani’nin vurulmasının da bu sergüzeştinin anlık bir kararı olduğunu düşünmek için çok saf olmak lazım.

2020 yılında olaylarını 1914 yılının bakış açısıyla yorumlamak, bilgisayar çağında abaküsle hesap yapmak gibi bir şey. Dünya o kadar değişti ki eskiye dair ne varsa şüpheyle yaklaşmak gerekiyor. Mesela, daha 30 yıl öncesine kadar bir uluslararası sorun karşısında hangi devletin nasıl bir reaksiyon göstereceğini neredeyse yüzde yüz isabetle tahmin etmek mümkündü. Çünkü taraflar belliydi yani her şey simetrikti. Bugünün dünya düzeni ise asimetrik bir ortam sunuyor. Artık sert ittifak yapıları yok. Her ne kadar eski ittifak düzenini kağıt üzerinde korumaya çalışan NATO benzeri yapılar varsa da bir sorun karşısında ittifak üyelerinin her biri başka yöne gidebiliyor. Hatta ittifak üyeleri doğrudan olmasa da vekilleri aracılığıyla birbirleriyle çatışıyor. Savaşıyor demiyorum çünkü dünya üzerinde devletlerarası hukuka uygun bir savaş yok. Ortadoğu ve Kuzey Afrika (BOP) başta olmak üzere çatışma bölgeleri var ve bu çatışmaların sürdürülebilir olmasını arzu eden güçler var. Kim bu güçler? Silah, petrol ve gaz şirketleri tedarikçileri başta olmak üzere paraya hükmedenler. Exchange piyasada 2020 Brand petrolünün varilini bundan 10 yıl önce 120 dolar beklentisiyle satın almış bir şirket için bugün varili 60 dolar olan petrol zarar demektir ve bu şahıs petrol fiyatının yükselmesi için çaba gösterecektir. Kısacası kapitalist lobilerin daha çok para kazanması için daha çok çatışma ve daha çok kan gerekiyor. Fakat bu her şeyin bir anda yok olacağı bir dünya savaşı olmamalı. Yani savaşan devletler değil, bir devlet içinde çok taraflı sürdürülebilir çatışma düzeni arzu ediliyor. Milyarlarca dolar ARGE yatırımı yapıp bir silah sistemi geliştirmişseniz, bu silahı satacak pazarı da yaratmak zorundasınız. Pazarı buldunuz, bu kez müşteriyi yani çatışacak güçleri de bulmanız hatta tedarik etmeniz gerekiyor. Bunun için tam da kapitalist kafa yapısın uyan bir yöntemle şirketler kuruyorsunuz, kiralık ordular oluşturuyorsunuz ve sonra devletler bu orduları sizden kiralayıp birbirleriyle çatıştırıyor. Yakın bir örnek Suriye ve bugünlerde gündemimize giren Libya. Mesela, Libya’da ABD’nin silah sanayinin en büyük müşterisi Suudi Arabistan veya Birleşik Arap Emirliği’nin parasıyla Pakistanlı savaşçılar Rusya’nın desteklediği seküler Hafter’in ordusunda İhvanımsı Libya Hükumetine karşı çatışıyor. Ne garip dünya değil mi? Libya Hükumeti Suudilerin desteklediği kiralık ordulara karşı Türkiye’den kiraladığı SİHA ve İHA’larını kullanırken aynı Suudi Hükumeti Yemen’de kiralık Türk İHA’larını Husiler’e karşı kullanıyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil kısacası.

Bu sürdürülebilir çatışma düzenin sürmesi için çatışma tacirleriyle işbirliği yapacak siyasilerin varlığı da zorunlu. Bu nedenle, bugünün dünyasında bu örneğe uyan çok sayıda siyasi olması da sürpriz değil.

Şimdi, bu anlattıklarımızın yazının konusu olan İran’ın asimetrik çatışma güçlerinin başı olan “İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı General Süleymani’yi kimin vurduğuyla ne ilgisi olabilir ki” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Sanki var gibi oysa.

Önce ABD operasyonu nasıl yapmış olabilir, bunu anlarsak bu olayın perde arkasını da belki daha iyi tahmin edebiliriz, ya da en azından olasılık hesaplarına bir senaryo daha ekleyebiliriz.

 

(Kasım Süleymani’nin içinde vurulduğu araç)

 

Dış basından elde edilen bilgilere göre, saldırıda kullanılan hassas güdümlü Hellfire füzeleri ABD Hava Kuvvetleri envanterinde bulunan Repear modeli SİHA üzerinden fırtatıldı. Reaperler Afganistan’dan Suriye’ye kadar bu bölgede sıkça kullanılıyor ve suikasta kullanılanın Irak’ta Anbar vilayetinde El-Esad Hava Üssü’nden Dün gece itibariyle İran’a bağlı güçler bu üssü füze saldırısıyla vurdu) havalanmış olma ihtimali yüksek. Kasım Süleymani uçaktan indikten hemen sonra vurulduğuna göre, uçak havadayken SİHA’lar Bağdat Havaalanı üzerinde vaziyet almış hazır beklemekte olmalılar. Kısacası operasyonu idare edenler Süleymani’nin saat kaçta nerede olacağını, hangi araçla, yanında kimlerle birlikte olacağını çok iyi biliyorlardı. Üstelik Süleymani’yle birlikte öldürülenler de yabana atılacak şahıslar değil.  Özetle, ABD açısından hedef çok iyi seçilmiş, zamanlama mükemmel ve tam isabet gibi görünüyor. Bu derece iyi istihbarat almışsınız, yani Süleymani’nin bu kadar yakınına ulaşabiliyorsanız, hedefi bir kurşunla vurmak mümkünken böyle sofistike iş çıkardığınıza göre işin reklamı kısmı da ihmal edilmemişsiniz demektir.

Fakat, ben hep şu iki soruya katılıp kalıyorum:

  • Bu operasyonu kilometrelerce uzaktan yapan ve kilometrelerce öteden düğmeye basan kişi bu işin sorumluluğunu alma cesaretini nasıl gösterdi? Düşünsenize, bir aldatma operasyonuna maruz kalsanız, size Süleymani diye belki uluslararası krize neden olacak birini de vurdurabilirler. Sonra ayıklayın pirincin taşını. Yerel bir haber elemanının gönderdiği bilgiyle yapılacak iş değil bu. Kısacası, düğmeye basan, her şeyden bu kadar çok mu emindi? Muhtemelen evet.
  • Bu kadar kusursuz bilgi sahibi olacaksınız da bu operasyonun sonucunda İran’ın tepki verme ihtimalini düşünmemiş olacaksınız, mümkün mü? Mesela İran, Hürmüz Boğazını kapatsa, ABD silah sanayinin en iyi müşterisi olan Körfez Devletlerinin sattığı ve Dünya petrol satışının yüze 25’inin yolunu kesmiş olur ve petrol fiyatlarının bir anda ikiye katlanır. Bu da en çok Rusya’ya yarar herhalde. ABD karar mekanizmasının bunu görmemiş olması, böyle bir hata yapma olasılığı var mı? Muhtemelen hayır.

Böyle düşününce insanın aklına asimetrik dünyaya uygun fikirler gelmiyor değil. Mesela, ABD ve İran bu işi birlikte mi yaptı acaba? İki taraf da kazan-kazan oyunu mu oynadı acaba? Süleymani’nin ölmesi iki tarafında da işine mi geliyordu? Ne de olsa, İran dini lideri Hamaney, madalya töreninde Süleymani için “sen şehit olmalısın, yaşayan şehitsin” demişmiş miydi?