Suriye ordusu ülkesinin geleceği için kilit noktadadır.

Yazan  27 Temmuz 2011
Görülüyor ki güvenlik kuvvetleri ve rejim muhafızları, gösterileri ve taşan sivil direnci kıramadı. Düzenli ordu kuvvetlerine kaçınılmaz olarak daha büyük rol düşecek

Eğer Suriye'deki şu anki eğilim devam ederse rejim, sıkıyönetimi gaddarca devam ettirmeye gönülsüz olan ordu birimlerini her yere yaymak zorunda kalacaktır (konuşlandıracaktır). Suriye Silahlı Kuvvetleri çok uzun zamandır Esad rejimini destekleme hususunda önemli bir noktada olmuştur.1970'de Hafız Esad'ın iktidarı ele geçirmesine yardım etmiştir ve 1979'dan 1982'ye kadar rejim karşıtı çok büyük bir ayaklanmayı bastırmıştır. Eğer Şam hali hazırdaki protestoları savuşturmayı umuyorsa, gene aynı şekilde ordu önemlidir.

Şu ana kadar rejim, bastırma eylemleri için ağırlıklı olarak rejim muhafızlarına ve Alevi güvenlik kuvvetlerine güvenmiştir. Bu birimler, bir sıcak bölgeden diğerine sürekli koşarak adeta itfaiye gibi çalıştılar. Düzenli ordu birimleri ise daha kısıtlı bir çerçevede destekleyici rolde gözükmektedir. Ordu'nun mezhepsel donanımı genel nüfusu (halkı) daha iyi yansıtıyor; işte tam bu yüzden rejim, ordunun siviller üzerinde öldürücü güç kullanılmasına ne derece gönüllü olacağı konusunda endişelidir.

Görülüyor ki güvenlik kuvvetleri ve rejim muhafızları, gösterileri ve taşan sivil direnci kıramadı. Düzenli ordu kuvvetlerine kaçınılmaz olarak daha büyük rol düşecek. Bu senaryo pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Ordu birlikleri emre itaat edip göstericilere şiddet kullanacak mı yoksa orduda kırılmalar olup daha geniş çapta ayrılıklara, ihanetlere yada iç savaşa mı sürüklenecekler? Ya da ordu daha çok büyüyen ve kendinden emin bir muhalif hareket karşısında çözülecek mi?

Rejimin Şu Ana Kadarki Tepkisi

Meşhur isyan Mısır ve Tunus'tan ilham alarak ocak ayında başladı. Başlangıçta rejim, protestolara çok sert yaklaştı. Bu da daha geniş çapta barışçıl direnişe yol açtı. Başlangıçta Suriye'nin en büyük iki şehri olan Şam ve Halep çok daha az etkilenmesine rağmen çekişmeler kentsel ve kırsal kesimleri de kuşatarak tedricen büyüdü. Hükümet, duruşunu sertleştirdikçe göstericilerin politik reform talepleri rejim değişikliği çağrılarına dönüştü.

Taktiksel aşamada, hükümetin yaklaşımı isyanı dağıtmaya yönelikti. Başlangıç safhasında (Ocak-Şubat) rejim güvenlik kuvvetlerinin şu dört temel parçalarını polisin yanı sıra konuşlandırdı(askeri istihbarat, sivil istihbarat, hava kuvvetleri istihbaratı ve emniyet istihbarat). Bu kuvvetler çok sayıda ölüme ve kitlesel tutuklamaya yol açarak göz yaşartıcı gaz ve cephanelik kullandılar. İsyanı bir yandan korkutup, yalnızlaştırıp bastırmaya çalışırken diğer yandan Dera belediye başkanını günah keçisi ilan edip kovarak, maaşları yükselterek, olağanüstü hal asalarını iptal sözü vererek güya uzlaşma jesti sergilediler. Mart'ın sonlarında hükümet daha çok sivil kayba yol açarak, düzenli ordu birimlerini ve rejim muhafızlarını takviye olarak konuşlandırıyordu. İsyanın yoğun olduğu Dera ve Lazkiye şehirleri güvenlik kuvvetleri ve ordu tarafından önce sımsıkı kapatıldı akabinde rejim muhafızları ve güvenlik kuvvetleri tarafından veryansın edilerek vuruldu. Eğer varsa,bu saldırıda düzenli ordu birimlerinin rolü belirgin değildir.

Protestolar yayıldığında rejim, siyasi mahkûmları salıvermek, sevilmeyen devlet memurlarını kovmak ve reform sözü vermek gibi bazı tavizlerde(yağ yakmalarda) bulundu. Şiddet ve kitlesel tutuklamaların bazı kasaba ve şehirlerde etkisiz olduğu kabul edilince rejim dökülen kanı azaltma teşebbüsüyle zaman zaman kuvvetlerini çekti.

Nisan'ın sonlarından başlayarak Şam, güney ve batıdaki şehirlerin huzursuzluğun merkezi (çıbanın başı) olduğunu belirten bir kampanya yürüterek, daha agresif bir yaklaşım benimsediğini gösterdi. Bu çaba Dera şehrinden başlayıp Lübnan'a önemli ölçüde mülteci akınına yol açarak Humus, Tartus, Hama, Talkalak şehirlerine taşındı. Kampanya boyunca rejim herhangi bir dirence karşı tankları, piyade araçlarını ve ağır topları kullandı.

Haziran'ın başında güvenlik kuvvetleri Hama dahil bazı şehirlerden çekildi. Muhtemelen isyancıların tarafına geçen askerlere karşı veya silahlı isyancılarla olan çatışmada kaybedilen pek çok hükümet askerinin ardından çoktan kuzeye doğru Jisr-al-Shughour tarafında tekrar mevzilenmiştiler. Söylentiye göre isyan başladığından bu yana ilk defa rejim bu kampanyada silahlı helikopterlere yer vermişti.Bu kavga,Türkiye'ye hatırı sayılır ölçüde mülteci akınına sebep olmuştur.Temmuz'un başında Jisr-al-Shoughour bir dereceye kadar sakinleştirilmiş, güvenlik kuvvetleri ve rejim muhafızları Hama şehrini tekrar kuşatmış,halkın gözünü korkutmak ve rejim muhaliflerini tutuklamak için bazı yerlerine de girmiştir.

Geçmiş Dersler Şimdiki Meydan Okumalar

Rejimin 1979-1982 isyanıyla baş etmesindeki başarısı, isyanın büyük ölçüde bölgesel olması, ordunun rejim karşıtı noktaları tasfiye etmesi (Halep 1980'de,Hama 1982'de) ve Şam'ın isyanı bastırmadaki acımasızlığından kaynaklanmaktadır. O zamanki muhalif hareketlerin seyrekliği göz önüne alındığında, rejim tarafından mevzilenen nispeten daha az sayıda birimler yeterli olmuştur. Bu birimler, muhafızlara bağlı 569.savunma gruplarını, ordunun 3.zırhlı kolunu,47. bağımsız mekanize tugayını, çeşitli özel kuvvet alaylarını ve rejim yanlısı "furzan" milislerini de içermektedir.

Bu koşulların hiçbirisi bugünkü durumu açıklamaz. Bugünün muhalefeti geniş çapta, bilindik bir lideri, elebaşı yok (en azından bölgesel çapta) ve eylemlerini devam ettirmeyi başardı. Rejimin cevabı, inandırıcılığı olmayan uzlaşma jestlerinden tutun da muhalefeti daha da alevlendiren fakat huzursuzluğu bastıramayan öldürücü darbeler arasında bocalamaktır (nüfusun çoğunluğunun ülkeyi terk ettiği Talkalak ve Jisr-al-Shughour kasabaları hariç)."Hama Kanunları"(bu kasabada 1982'de Müslüman Kardeşler örgütünün başlattığı 10000 sivilin ölmesiyle sonuçlanan isyanı bastırmak için kullanılan ve ürünleri, kaynakları, tesisleri karşı taraf yararlanmasın diye yakıp yıkmaya yönelik taktiktir) Şam'ın uluslararası tepkiden çekinmesinden dolayı 2011 yılında uygulanamamıştır.

Bunun yanı sıra, rejim geniş alanlarda emniyeti sağlayabilecek güvenilir birimler (çoğunlukla Alevi) açısından eksiklik duymaktadır ve güvenilirlikleriyle ilgili şüpheden dolayı düzenli ordu birimlerini bu vazifede kullanmak konusunda isteksizdir. Sonuç olarak bir bölgedeki huzursuzluğu bastırmak için kampanyalara bel bağlıyorlar ve birimler o bölgeye ilerlediklerinde gösterilerin fitili yeniden ateşleniyor.

Bu kısıtlamalara rağmen rejim 1979-1982 dönemindeki aynı şablonu kullanmıştır, isyanla uğraşmak için rejim muhafızlığını birincil veya ikincil vazifesi kabul eden Alevi kuvvetlere büyük ölçüde güvenmiştir. Söylentiye göre bunlar rejim muhafızı çekirdek birimi, cumhuriyetçi koruma bölüğünü (olası bir ihtilal karşısında savunma için muhtemelen çoğunluğu başkentte kalmıştır), güvenlik kuvvetlerini,4.zırhlı birlik gibi ordunun kilit birimlerini,14.özel kuvvetler birliğinin elemanlarını ve "shabbia" denen rejim yanlısı milislerini içermektedir.

Rejim düzenli ordu birliklerini muhtemelen sınırı kontrol etmesi ve isyan bölgelerini kordon altına alması gibi takviye görevlerde kullanıyor. Söylenenlere bakılırsa 5.bölüğün elemanlarını Dera'daki kuşatma ve saldırıda kullanmaya teşebbüs etmiş bu da ayrılıklara,başkaldırılara ve rejim gönüllüleriyle aralarında çatışmalara yol açmıştır.Bunun yanı sıra düzenli ordunun çoğu birimleri iç güvenlik ve kitle kontrolü hususunda eğitilmiş ve teçhizatlandırılmış değildir (gerçi rejim muhafızı birimler de bu hususta çok eğitilmemiş olabilirler).

Kısıtlı rolüne rağmen ordu artan bir bunalmışlık sergiliyor. Bazı personel protestocuları vurmayı reddetti, akabinde Dera ve Jisr-al-Shughour'da gerçekleştiği iddia edilen birim içi ve birimler arası olay ve isyanlara belki de destek vererek ayrıldı. Buna rağmen şu ana kadar denenen hem rejim muhafızı kuvvetler hem düzenli ordu birimleri genelde bir arada durabilmiş ve emirlere karşı uyumlu kalmışlardır.

Düzenli ordunun veya rejim muhafızı birimlerin çözülmeye başlaması halinde ayrılık, başkaldırı ya da çok büyük sayıda askerin isyanına ilişkin pek çok emare göze çarpacaktır. Daha ciddi alametler ise yüksek rütbeli subayların (binbaşı, yarbay ve albay) ve generallerin başkaldırı ve ayrılıkları, bütün birimlerdeki isyanlar ve birimler arası ciddi çatışmalar olacaktır. Büyük ihtimalle bu alametler öncelikle düzenli ordu birimlerinde görülecektir.Eğer rejimin en çok güvendiği birlikler önce operasyonel hızlarını azaltmaya başlar veya operasyonlardan çekilirse,bu yorulduklarının(yıprandıklarının) işareti olacaktır.

İran'ın Tavsiyesi ve Yardımı

Görünüşe göre Tahran Esad rejimine tavsiyede bulunmuştur ve isyan-kontrol ekipmanlarını (teçhizatlarını) ve internet gözetim teknolojisini Suriye'ye transfer etmiştir. Bazı raporlar, Hizbullah ve İslamcı Devrim Muhafız Ordusu elemanları Suriye'deki bastırma eylemlerine doğrudan katıldıklarını öne sürüyor. İran rejiminin Haziran 2009 cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından çıkan kaynaşmanın bastırılmasındaki başarısı göz önüne alındığında Tahran bu gibi zor durumlarla baş etme yöntemlerinde ustalaştığına kanaat getirmiştir.Bu yöntemler şunları içerir:

-Kitlesel güç gösterisi biçiminde kararlı bir eylem.

-Yeterli eğitim ve teçhizat

-Muhalefeti güçlendirecek türde insan ölümlerini minimize etmek için ateş açılmasından sakınılması(geri durulması).

-Halkı sindirip boyun eğdirmek için yapılan kitlesel tutuklamalar(kötü muamelenin ardından) ve salıvermeler.

-Yandaşların moralini bozmak için muhalefetin kilit figürlerinin yargılanmasını göstermek ve interneti kontrol etmek(ya eylemcileri teşhis edip tutuklamak için kullanmak ya da muhalefetin organize olmasını engellemek için geçici süreliğine bloke etmek)

Buna rağmen Esad rejimi bu derslerin çoğunu uygulamadı. Eylemcileri teşhis etmek ve kitlesel baz da tutuklamaları gerçekleştirmek için internetten etkin şekilde faydalandı ancak kuvvetler isyanla etkili biçimde uğraşabilecek sayıda kalabalık, teçhizatlı ve eğitimli değildi. Bunun yanı sıra, ordu ve güvenlik kuvvetlerinin uyguladığı yöntemler sıklıkla durumu daha da kötüleştirirken rejim de muhalefetle olan uğraşında bocalamalar geçirmiştir.

Genel Görünüm

Suriye hükümetinin halkın çoğunluğuna meydan okuması ve bölgedeki bazı gelişmeleri elinin tersiyle itmesi, Esad rejiminin tarihin akışına karşı durduğu izlenimini veriyor. Aslında, rejimin yaşayıp yaşamayacağı muhalefetin dayanıklılığı,var olan huzursuzluğun ceremesini en çok çeken rejim muhafızları ve düzenli ordu birimlerinin kenetlenmesi ve esnekliği gibi bir yığın faktöre bağlıdır.

Rejimin üstüne düşen ise sürekli operasyonların yarattığı yorgunluk ve strese karşı birimleri bir arada tutmaktır. Huzursuzluğun üstünden altı ay geçmiş olması ve azalma işareti göstermemesi göz önüne alındığında bu kolay değildir. Devam eden kriz bunun yanısıra rejime olan meydan okumayı derinleştirebilecek dış kaynaklı bir insani müdahale-Türkiye yada diğerleri tarafından- ihtimalini de beraberinde getiriyor.Bu koşullar altında Suriye ordusunun ve rejim muhafızı birimlerin faaliyetlerine bağlı olarak pek çok senaryo ortaya çıkıyor.

-Yükselen muhalefetin geleceği hakkında karamsarlığa düşen kilit noktadaki generaller muhalefetle pazarlık edip rejimi, yandaşlarını ve çatışmayı terk edebilir,eriyip gidebilir veya ölümüne savaşabilir.

-Düzenli ordu birimleri rejim muhafızı çekirdek birimlerin sadakatini ve bağlılığını kullanarak Esad'a ihtilal yapabilirler. Ancak bu başarısız olur ve iç savaşı tetikler(hızlandırır).

-Alevi-Sünni düşmanlığı tırmanarak Suriye iç savaşa sürüklenebilir, muhalefet, askeri fraksiyonlar ve mezhepsel gruplar giderek daha fazla şiddete başvurur.

Eğer şu anki eğilim yaygınlaşırsa bu senaryoların gerçekleşme olasılığı artacaktır. Durumun geldiği son noktada muhalefet güç kazanıyor gözükmekte ve rejimin başvurabileceği çok az takviye kaynak var ancak uyum sağlayabilme esnekliği de yok. Güvenlik güçleri ve ordunun üstündeki baskı giderek artıyor.

Peri Can Yılmaz tarafından tercüme edilmiştir.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Aslan Yaman   - 29-09-2020

Karadeniz’deki Doğalgaz Keşfi Türkiye’nin Bölgesel Politikalarında Kaldıraç Olarak Kullanılabilir mi?

Özet Türkiye’nin Karadenizdeki doğalgaz keşfi ve bunu kendi imkanları ile gerçekleştirmesi münhasır ekonomik bölgelere sahip olan ancak arama ve çıkarma faaliyetleri için dünya enerji devlerine ihtiyaç duyan ülkeler için heyecan yaratan bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. ...