Yeni Mezopotamya’da Irak’a Olan Alaka’nın Sebebi

Yazan  17 Mart 2015

    Irak’a olan ilginin çok daha iyi anlaşılması için, MTA Dergisi’nin 1941 yılında yayınlanmış 24. sayısındaki Irak Petrolü adlı makaleden kısa bir alıntı yapmayı uygun gördüm.’’ Irak ve Suriyedeki siyasî tezat ve kargaşalıklar bütün dünya petrol âleminin dikkatini Yakınşark petrol sahalarına celb etmiştir. Akdeniz seyrüseferi ve Yakınşark müdafaası için büyük rol oynamakta olan Irak petrolünün umum rezervi 450 milyon ton tahmin edilmektedir. 1939 yılında senevi istihsal miktarı nazarı itibara alınırsa Irak'ın petrol ihtiyatı tam 100 seneye kâfi gelmektedir… 1904 senesinde Osmanlı hükümeti bir Alman grupuna Bağdat demiryolunun inşası imtiyazını vermişti. Bu imtiyazla Almanlar yaptıkları demiryolunun 20 km. sağında ve 20 km. solundaki arazide bitüm mürekkebatı arayabileceklerdir. Aramada şirket faaliyetinin pek mahdut kalması ile hükümet birtakım İngiliz ve Amerikan gruplarına maden tetkik ve araması için imtiyaz verdi. 1908 meşrutiyeti ile inkıtaa, uğrıyan jeolojik araştırmalara 1911 de bir Alman grupu ile birlikte «Royal-Dutch Shell» yeniden başlandı. 1912 de sermayenin %50 si İngiliz - İran petrol kumpanyasına, %25 i Royal Dutch Shell’e ve % 25 i Deutsche Banka ait olan bir Türk Petrol Şirketi tesis edildi. Mezkûr kumpanyaların ilk ikisi hisselerinden %2,5 unu şirketin tesisine iştirak eden Gulbenkian'a veriyorlardı. 1916 Sykes-Picot anlaşması ile Şam, Halep ve Musul'un - ki bunların Musul petrol noktai nazarından pek mühimdir - idaresi Fransaya tevdi edilmişti. Fakat Fransız hükümeti Musul ve havalisine lâzımgelen ehemmiyeti vermediğinden, burası Mondros mütarekesinden sonra İngilterenin murakabesine verildi ve harpten sonra da ismi geçen mıntıka Irak'a ilhak edildi. 1920 San Remo muahedesi Fransaya evvelce Almanların Türk Petrol şirketindeki sermayelerinim hissesi olan %25 ini ve İngilizlere de şirketin faaliyetini daimî bir murakabe salâhiyetini veriyordu. Fakat bu muahede Amerikan menfaatlerine mugayir olduğundan her zorluğu halletmemişti. Amerika B. D. hükümeti, manda altında bulunan memleketlerde tatbik olunması lâzımgelen serbest liman prensibine göre müsavat istiyordu. Bu da 1923 de İngiliz - İran Petrol kumpanyası %10 bir (hisse) mukabili aksiyonlarının yarısını Amerikalılara devretmesi ile halletmiştir. Şirketin yeni hissedarları aşağıdaki şekli aldı: İngiliz - İran Petrol Kump. % 23,75 Royal Dutch Shell (Hollanda Ş.ti) %23,75 Fransız Petrol Şirketi % 23,75 Standard Oil Co. %23,75 İştirakler (Gulbenkian) % 5,00 Türk Petrol Kumpanyasının nizamnamesi 1925 de Irak hükümeti tarafından tanınmış ve bilâhare bu hükümler 1931 de tadil edilmiştir. 1929 da da şirket Irak Petrol Kumpanyası (İ. P. Co.) unvanını almıştır. Irak hükümeti imtiyaz icarı olarak aldığı hissenin %10 unu Türkiyeye vermektedir.’’ Bu makalede bölgedeki petrole olan önem ciddi şekilde dile getiriliyor ve Türkiye’nin birtakım çalışmalar yapması gerektiği vurgulanıyor. Ama aradan geçen 74 yıl içinde geldiğimiz duruma bir bakınız. Şu anda da Mezopotamya’nın petrollerine bırakınız el koymayı, uzaktan seyretmek bile işimize gelmiyor gibi görünüyor.  Şimdi gerçekten Batılıların Ortadoğu’daki milletlere demokrasi, insan halkları, kardeşlik, hak ve adalet getirmek için mi bahar rüzgârları estirdiklerini, şayet bu değerleri istiyorsalar da ne uğruna istediklerini açıklamaya çalışalım.

  Güneydoğu Anadolu, Suriye, Irak ve Batı İran’ın bulunduğu ve Fırat ile Dicle Nehirleri’nin arasında kalan ve de Basra Körfezi’ne kadar inen, Irmaklar Arasındaki ülke, Bereketli Topraklar olarak da bilinen bölgenin adıdır Mezopotamya. Bu topraklara MÖ.5000’li yıllarda gelen insanoğlu tarıma burada başlamış, yazıyı burada bulmuş ve yerleşik düzen içinde yaşayarak şehirler kurmuşlar, tapınaklar inşa etmişler, matematik, astronomi ve tıp bilimleriyle ilgilenmişler, hukukun temellerini atmışlardır. Sümerler, Akadlar, Babiller, Asurlar, Kassitler, Medler, Persler, Araplar ve Osmanlılar bölgede medeniyetin gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. Bu topraklarda savaşlar bu toprakların insanları arasında olmuş ve Mezopotamya topraklarının altındaki petrolün gücünü ele geçirmek için uzaklardan birileri gelerek burada savaşmamışlardır, ta ki, 19. yüzyılın ilk yarısında İngilizler’in Osmanlı toprakları olan bu bölgede petrol aramaya başlamalarına dek (Asurlar’ın petrolü kullandıkları bilinmektedir). İşte 19.yüzyılın başlarına kadar petrolün kanlı yüzünü bilmeyen Mezopotamya Halkı şimdilerde petrolün iktidarı karşısında acılar içinde günlerini geçirmektedir.

   Gerçek olan şu ki, Batının Türkiye üzerindeki emelleri Sevr’den (10 Ağustos 1920) bu yana hiç değişmemiştir. Aslında Türk’lerin Anadolu’ya gelmeleri sonrası İslamiyet’in hızla ve köklü bir şekilde yayılmaya başlaması Hıristiyan’larca kutsal sayılan toprakların elden gitmesi Türk’lere olan kin ve nefretin adım adım yükselmesinin en önemli sebebidir. Zaman içinde Ortadoğu, Kafkaslar ve Kuzey Afrika’da bulunan zengin enerji kaynakları Batının iştahını kabartmış ve fakat karşılarında yine Türk’leri bulmuşlardır. Türk’leri bu coğrafyadan gönderemeyecekleri için Sevr gibi antlaşmalarla Türk’leri Anadolu’ya hapsetmeyi düşünmüşler, ama başarılı olamamışlardır. Sevr Antlaşması’nın 62-64. maddeleri Fırat’ın doğusunda bir Kürt Devleti kurulmasını, 88-93.maddeleri ise Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis’in Ermeniler’e verilmesini öngörüyordu. Bu antlaşmayı iyi öğrenip anlamadıktan sonra Türkiye’nin niçin karıştırılmak istendiğinin pek anlaşılamayacağı gerçeği ortadadır. Kürdistan’ın kurulmasını ve Ermenistan’ın büyümesini isteyen büyük bir iştiyak ile girmek istediğimiz kapitalist AB koalisyonudur. Bilindiği gibi kapitalizm sermayenin önündeki engellerin kaldırılması ve ne kadar çok ürettiğinden ziyade ne kadar çok kazandığına dikkat eden bir iktisadi sistemdir. Bu sistem 1960’larda krize girince 1980’li yıllarda neo-liberal politikalar devreye girmiş ve kapitalizm yeniden hayat bulmuştur. ABD, AB, Dünya Bankası, IMF ve ÇUŞ’lar (çok uluslu şirketler) sistemin yayılması için Batı dünyası ve gelişmekte olan ülkeler arasında çok iyi anlaşan müttefikler bulmuşlar, iktidarları desteklemişler ve çıkarlarını korumak için ülkelerin rejimlerini değiştirme yollarına gitmişlerdir. Bu sistemin güçlü hale gelmesinde aktif rol oynayan ÇUŞ’lar ABD ve AB önderliğinde gözlerini hemen enerji, maden ve su kaynaklarına çevirmişler özellikle de Ortadoğu, Kafkaslar ve Kuzey Afrika’da siyasi oyunları başarı ile yönetmişlerdir. Türkiye’nin de bulunduğu bölgede önce yeşil kuşak ardından BOP ve nihayet Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi ile bütün enerji kaynaklarına el koymuşlardır.

   BP Energy’nin 2013 sonu verilerine göre dünyadaki toplam petrol rezervi 238,2 milyar tondur (1687,9 milyar varil). Bu rezervin %47,9 olan 109,4 milyar tonu (808,5 milyar varil) Ortadoğu ülkelerinde bulunmaktadır. Irak’ta ise bu rezervin %8,9’u yani 20,2 milyar tonu (150 milyar varil) bulunmaktadır. Bugünün şartlarında Irak’ın petrol üretimi yıllık 153,2 milyon tondur. Günde 3 milyon varil üretim yapan Irak bu üretimini 2020’de 6, 2030’da da 8 milyon varile çıkarmayı planlamaktadır. Bu kapasiteye ulaşmak için de yaklaşık 500 milyar dolarlık bir yatırıma ihtiyaç vardır. Diğer taraftan dünya doğalgaz rezervleri 185,7 trilyon m3 (6.557,8 trilyon kübik feet) olup bu rezervin % 43,2’si olan 80,3 trilyon m3’ü (2835,4 trilyon kübik feet) Ortadoğu ülkelerinde bulunmaktadır. Irak’ın doğalgaz rezervleri 3,6 trilyon m3’tür. Üretimi ise 0,6 milyar m3’tür.  Kuzey Irak’ta bulunan petrol rezervleri 6 milyar ton, (40-45 milyar varil), doğalgaz rezervleri de 2 trilyon m3 civarındadır. Bölgede bugüne dek keşfedilmiş 80 sahanın 53 adedinde ayrıntılı çalışmalar yapılmamıştır. İşte bir taraftan yeni petrol sahalarının keşfi diğer taraftan 2030 yılına kadar üretimin artırılması için yapılacak 500 milyar dolarlık yatırım ÇUŞ’ların bölgeye girmelerinin en önemli sebebi değil midir? Irak’ta bulunan ÇUŞ’lar kimlerdir? Bu şirketlerin Irak petrollerindeki payları nedir? 1.BP, Rumeyla Petrol yatağının %38’ine, 2.Royal Dutch Shell, Batı Kurna I Bölgesinin %30’una, 3.Exxon/Mobil, Batı Kurna I Bölgesinin %60’ına, 4.Total, Halfaya Sahası’nın %18,75’ine, 5.Statoil Batı Kurna II Sahası’nın %18,75’ine, 6.Lukoil, Batı Kurna II Sahası’nın %56,25’ine, 7.CNPC Rumeyla petrol yatağının %37’sine ortaktırlar. Bu şirketlerin dışında Chevron, G.Exploration Partners, Murphy Oil, Heritage Oil, Gazprom, Perenco ve daha birçok şirket aramadan üretime kadar her alanda Irak’ın içinde bulunmaktadır (21 ülkeden 44 petrol şirketi). Kuzeydoğu Irak’ın Kürt Otonom Bölgesi olarak gösterilmesi Türkmenler’inde haklarının bulunduğu hidrokarbon sahalarının tamamen Kürt kontrolüne geçtiğini açıkça göstermektedir. Yaklaşık bin yıldır bu bölgede Telafer, Musul, Kerkük, Erbil, Selahattin, Diyala ve Bağdat’ta yaşayan ve Irak’ta hakkı olan üç milyon Türkmen’in göz ardı edilmesi ÇUŞ’lerin bir de onlarla uğraşmayalım demelerinin tabii neticesi olarak gündeme getirilmemektedirler. Türkmenler’e göz göre göre uygulanan soykırımdan insan hakları, demokrasi, halkların kardeşliği, hak ve adalet diye yola çıkanların neden ses çıkarmadığı şimdilerde çok daha iyi anlaşılmaktadır. Netice itibariyle yeni Mezopotamya’da bir Türkmen Devleti’nin kurulması kesinlikle engellenecektir. Irak’ı baştan aşağı ele geçirmiş olan güçler uzun zamandır söylenen başta Irak olmak üzere Ortadoğu’nun parçalanması ve yeni devletler kurulması planını mutlaka devreye sokacaklardır.

   Irak’taki petrol yatakları üç bölgede bulunmaktadır. 1. Kuzey Irak Petrolleri: Musul ve Kerkük Bölgesi’ndeki petrol yataklarıdır. Buradaki petrol Eosen ve Miyosen yaşlı kireçtaşları içinde bulunmakta ve 400-1000 metre derinlikten çıkarılmaktadır. Musul’daki petrol yatakları Ayn-Zalah, Butmak, Kaseb, Ash-Shura, Kayyarak ve kuzeyde Türkiye sınırına yakın Muşora’da bulunmaktadır. Kerkük’teki yataklar ise, Zagros Dağları’nın batısı ile Dicle Vadisi doğusu arasındaki Baba Gurgur, Altınköprü, Bayhasan, Cemcemal, Çember ve Palhane’de yer almaktadır. Kerkük’teki petrollü alan doğusunda bulunan Hanikin Fayı petrollü bölgeyi petrolsüz bölgeden ayırmaktadır. Ayrıca Zap Suyu boyunca uzanan Hail Gara Fayı petrol olmayan Musul bölgesi ile Kerkük arasında yer almaktadır. Petrol yataklarının oldukça yoğun olduğu bu bölgeler Türkmenler’in yaşadıkları yerlerdir. Şimdi bu topraklar Kürt aşiretlere terk edilmekte, Türkmenler yurtlarından kovulmaktadır. Türkmenler’e ait olan Sincar havzası da yine Kürtler’e verilmektedir. 2.Orta Irak petrolleri: İran sınırına yakın yerlerdeki yataklardır. Haniki ve Neftane çevresinde bulunurlar. 3. Güney Irak Petrolleri: Basra’nın güneyindeki Ar-Rumeylah (Rumeyla) yataklarıdır. Zübeyr, Şuayba, Rumeyle ve Luhays’ta işletme yapılmaktadır. Diğer taraftan Irak-İran arasında önemli bir petrol bölgesi de Desful’dur. Tahminen yüz bin km2’lik bir alana sahip bölgedeki petrol potansiyeli ABD tarafından dikkatle takip edilmektedir. Bölge şu anda İran’ın kontrolü altındadır. Musul-Kerkük-Erbil-Süleymaniye’nin içinde bulunduğu bu geniş alan tam anlamıyla bir petrol denizidir. Bu bölgenin %66’sının daha tam anlamıyla çalışılmadığı da bilinmektedir (Erbil’de 15 milyar, Kerkük’te 10 milyar ve Basra Körfezi’nde de 10 milyar varil yeni rezervler bulunmuştur). (Harita-1)

             

    (Harita.1 Irak’ın petrol-doğalgaz haritası)

ABD, AB ve ÇUŞ’lar W.Churchill’in 1936’da söylediği ’’ Bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir’’ sözüne sadık kalarak bu ülkelerde bahar rüzgârları estirip, o ülkelere özgürlüklerini verip terk ederler mi? Dünya petrol tüketimi 2013 sonu itibariyle 4.185,1 milyar tondur. Bu tüketimin %19,9 olan 831 milyon tonunu (18887 milyar varil) ABD tüketmektedir. Burada bilinmesi gereken önemli bir nokta da dünya nüfusunun %20’sinin dünya enerji kaynaklarının %80’nini tükettiği gerçeğidir. ABD ve ÇUŞ’ların hizmetine verilen bu bölgelerdeki petrol ve doğalgaz kaynaklarının şimdiki rezervler dikkate alındığında 25-30 yıl ABD’ye yeteceği bilinmektedir. ABD ve AB kurulacak Kürdistan’ın kendilerine bu petrolden fayda temin edeceklerine inandıkları için Kürt silahlı güçlerine yardım etmeyi adeta vazife telakki etmektedirler. Bunun en iyi örneği Ayn Al-Arab’ta görüldü. Diğer taraftan Türkiye’nin Güney Doğusu’dan toprak alınarak kurulacak Kürdistan’ın hayali de Batı âlemini ziyadesiyle memnun etmektedir. Türkiye’nin bu bölgesinde 300-350 milyar dolarlık maden rezervleri, 27 milyar kWh’lik elektrik enerjisi üretiminin yapıldığı barajları, 1,8 milyon hektar alanın sulanacağı bir sistemi, Türkiye krom yataklarının %45’i, Sivas-Divriği Havzası ile birlikte Türkiye’nin en büyük demir yatakları ülkenin tek ve en büyük asfaltit rezervleri ve enerji santrali, giderek büyüyen ve güçlenen boru hatları sisteminin bulunduğu ve binlerce sanayi tesisinin bulunduğu bir bölge birileri istedi diye yeni bir devletin hizmetine terk edilebilir mi? Açılım sürecinin içinde bunlar olabilir mi? Diğer taraftan hala kimlerin desteği ile Irak ve Suriye’de güç haline gelmiş olan bir IŞİD meselesi güçlenerek gelişmektedir. Gazetelerden edindiğimiz bilgilere göre IŞİD’in petrol gelirleri günlük bir milyon dolar civarındadır. İleride kurulacak Irak-Suriye Sünni Arap Devleti’nin belki de omurgasını oluşturacak bu güç, petrol gelirlerinden vazgeçebilir mi? (Harita-2)

          

      (Harita.2 IŞİD’in işgalindeki petrol sahaları)

   IŞİD’in bütün Arap dünyasını tehdit ettiği ve Türkmenler’in soykırıma uğradığı, Süleyman Şah’ın Türbesi’nin taşındığı ve de yeni yeni petrol rezervlerinin bulunduğu Mezopotamya’da Batılı güçler, ileride enerji devletleri haritaları ile de dünyanın karşısına çıkabilirler. Zira hidrokarbon kaynakları onlar için hayati önem arz etmektedir. İşte bu kaotik ortam içinde İmralı-Ankara-Kandil arasında Türk Milleti’nin de sabırla takip ettiği görüşmeler birden İmralı’dan gelen ’’ON EMİR’’ ile yeni bir veçhe kazandı. On emrin özeti şudur: ’’ Eşit vatandaşlık haklarının yer aldığı bir anayasa, bu anayasada millet kavramının terk edilerek dini ve etnik temele dayalı vatandaşlık tanımının yer alması, üniter devlet anlayışının terk edilerek Kürdistan’ın (Irak ve Suriye’deki Kürtleri de içine alan) da ayrı bir devlet olarak kabul edileceği bir vatan tanımının yapılması ve özerklik aşaması sonrası Kürdistan’ın kurulmasıdır.’’ Temennimiz Batılıların emri ile bir terör örgütünün talimatıyla Türkiye’nin küçültüleceği bir anayasanın yazılmamasıdır. Türk toplumunun umutla ve heyecanla beklediği ise bu ’’ON EMRİN’’ Türk Devleti tarafında verilmesiydi.  ETKB’nın Kandil Dağı eteklerinde Hindırın ve Çoman’da PKK’nın baskısının kalkmasıyla birlikte petrol arayacağız sözünün gerçekleşmesini bu toplum görmek istemektedir. Bu bölgede petrol aramanın ancak Kandil Dağı’nın özgürleşmesi sonucu olacağı da bir koca hakikattir. Kandil Dağı, Siirt İlimize 28 km, Diyarbakır İlimize ise 450 km. uzaklıktadır. Türkiye bir taraftan özgürleşecek Kandil’de petrol arama planları yaparken, Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin kontrollerine aldıkları petrol bölgeleriyle ilgili görüşmelerini ciddi bir şekilde yürütmelidir. Zira bu bölgelerde keşfedilmemiş zengin rezervler bulunmaktadır. Ayrıca maliyetlerin çok düşük bir seviyede olması ve de nakliyenin Türkiye üzerinden olacağı da hesaba katıldığında Türkiye’nin bu petrol yataklarından vazgeçmemesi gerçeğini gözler önüne sermektedir. Türkiye’nin tarihi hakları ve komşuluk ilişkileri dikkate alındığında on bin km. uzaktan gelenlerden Mezopotamya’da daha çok hakkının olduğu doğru değil midir? 

Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü   - 18-10-2019

ABD-Türkiye’nin Kuzeydoğu Suriye Mutabakatı Nedir, Ne Değildir?

ABD ve Türk yetkililerin açıklamalarında anlaşmaya varılmıştır denilse de kamuoyuna sunulan metnin başlığı ortak açıklama olarak geçmektedir. Bu haliyle metni bir anlaşmadan ziyade mutabakat metni olarak görmek gerekir.