Global Piyasalarda FED Kararlarına Endeksli Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Yazan  21 Mart 2014

Ev Ödevini Yapmayanlar Klubü GOÜ'ler

2002-2008 yılları arasında gelişmiş ülkelerin, ekonomilerini canlandırmak ve büyümeyi hızlandırmak amacıyla uyguladıkları düşük faiz-bol para politikası uluslararası sermaye hacmini birkaç kat arttırdı. Gelişmekte Olan Ülkeler (GOÜ) bundan yararlandılar, artan sermaye girişi ile birlikte görece daha hızlı büyüdüler. Bu süreç gelişmiş ülkelerde büyümenin hızlandığına ilişkin sinyallerin ortaya çıkıp, büyüme desteğine ihtiyacın azaldığı noktaya kadar sürdü. Geçtiğimiz yılın mayıs ayında sürece nokta kondu. Bol para-düşük faiz politikasının şampiyonu ABD likiditeyi azaltmaya başlayacağını ilan etti. Bu noktadan itibaren gelişmekte olan ülkelerde sermaye girişlerinin tersine döneceği beklentisi oluştu, ciddi bir çalkantı başladı. Risk primleri yükseldi. Sermaye girişleri yavaşladı, sermaye çıkışları hızlandı, faiz oranları yükseldi. Daralan döviz arzı ve artan döviz talebi dövizin kurunu  yukarıya itti ve  ulusal paralar hızla değer kaybetti. Artan belirsizlik ve artan risk algısı büyüme ufkunun kaybolmasına neden oldu. Yeni bir kriz beklentisi doğdu.

Önceki  toplantılarımızda  ülkemizin GOÜ’ler arasında son on yılda dünyadaki finans bolluğundan, en çok yararlanan ülke  olduğunu ancak bu fonların daha çok portföy yatırımları şeklinde yüksek getiriler nedeniyle geldiğini,  global ekonomik  sistemin  uyumlu, ülke çıkarlarının ön planda  tutulduğu yeni bir ekonomik sistemin kurulmasında  gecikildiğini,

Özellikle, ABD’nin parasal genişleme (QE) programını adeta  sonsuz bir para kaynağı gibi algılayıp ev ödevini yapmayan, bizim de  içinde bulunduğumuz  GOÜ’lerin, bir gün  suyun kesilmesi, hatta suyun geri  çekilmesi ile yaşayacakları kur  ve faiz risklerinin yeni  finansal krizlere neden olacağını hep tekrarladık.

Ülkemiz  bu süre  içinde para    kazanan kamu   işletmelerini    özelleştirme yoluyla satışı, kamu ve özel  bankalara yabancıların ortaklığı  ve  yeni  lisansların  verilmesi

TOKİ  yoluyla    arsa satışı   gibi işlemler   nedeniyle 2011 her yıl   yaklaşık 20 milyar dolarlık doğrudan yatırım sermayesi  çekti. Ancak bu fonlar  katma değer yaratacak yeni yatırım alanlarına yönlendirme yerine   daha çok faiz ve cari açığın fonlanmasında kullanıldı.

Bugün yaşadığımız finansal  gelişmelerin sürpriz olmadığı (siyasi gelişmeler dışında) 2014 yılında başta FED’in  parasal genişleme programını  bitirmesi-ki biteceği belli idi- olmak üzere yüksek cari  acık  ve kısa vadeli  reel kesim borçlarının   toplam  ̃᷉ 266 milyar, kısa vadeli özel sektör borcu 140 milyar dolarlık borç geri ödenmesi zorunluluğu nedeniyle  sorun yaşanacağı  kaçınılmazdı.

Ülkedeki son siyasi gelişmeler olmasaydı bile, yapısal reformların yapılmaması  nedeniyle turin  GOÜ’lerde, FED kararları paralelinde oluşan ekonomik  sorunlar çıkacaktı.

Spekülatif  piyasalar ve bu faaliyetlerin azaltılması, rekabet şartlarının  iyileştirilmesi ülke riskinin azalmasına  bu da yatırım eğiliminin artmasına neden olacaktır. Son yıllarda açıklanan Orta Vadeli Programlar’daki  hedef gerçekleşme  rakamlarında önemli sapmalar gerçekleştirmiştir. (bakınız 27.11.2013 tarihli çalışmam) Yine sıkça tekrarladığımız  gibi  ihracatınızı arttıracak, yüksek teknolojiye dayanan,  kalite ve fiyatıyla  rekabet avantajı yaratacak yeni bir  sanayiye  dayalı  bir üretim politikası yerine, kıt olan finansal kaynaklar katma değer yaratacak  seçilmiş firmalar yerine  toptancı bir bakışla örneğin  tüm Kobilere dağıtılması gibi  hatalı  uygulamaları  yapılmış, yapılmaya devam edilmektedir.

Mayıs  2013 ayındaki FED toplantısı  sonrasında Bernanke’nin, ABD ekonomisindeki  olumlu gelişmelerin  sürmesi halinde  2014 yılında parasal genişleme  programını sonuçlandırabileceklerine  dair mesaj ile  hemen tüm GOÜ’lerde ancak en fazla da  ülkemizdeki kur ve  faizlerde önemli  yükselişlere  neden oldu. Son bir yılda ABD Doları ve Euro  Ulusal paralar karşısında  önemli değerler kaybetti. ABD Doları  karşısında en çok değer yitiren  ülke parası %23.37 ile Güney Afrika Rantı, ikincisi %24,51 ile Türk Lirası oldu. Yükselen ekonomiler içinde  Cari Denge  /GSYH si -7,5 ile açık ara ile Türkiye ilk sıradadır.

Türkiye 2013 yılında 65 milyar $ cari açık  verdi. Altın ve enerji yanında  iç talep, ithalatı   patlatınca cari açık GSYH’ni yüzde 7.9’una yükseldi.

Özetle, içeride son birkaç aydır oluşan  negatif  enerji, yolsuzluk  ve paralel devlet tartışmaları, dış politikalarda hatalı uygulamalar, Uluslararası kuruluşlar ve medyanın  yorumları, içerde cari açık  ve dış borçların  sürdürülemeyeceğinin  anlaşılması ekonomimizi dünyanın  en kırılgan ekonomisi yaptı.

FED, Türkiye Brezilya ve Hindistan’ı, uyguladıkları politikalar yüzünden  dış şoklara  karşı  kırılgan duruma düştüklerini ve  Dünyanın Er Kırılgan Ülkesi ilan etti.

ABD’nin  en büyük gazetelerinden  US Today “Türk Ekonomi Modeli Bocalıyor” başlığı atarak, (A/2) sadece yabancı yatırımların  kuruması nedeniyle değil, hükümet karşıtı  gösteriler, büyüyen yolsuzluk  skandalı  ve Suriye savaşının  ve tüketici  borcu ve enflasyon nedeniyle bocaladığını yazdı.

Dünyanın en önemli  38 finans kuruluşunun  oluşturduğu Uluslarası Finans Enstitüsü’nün  (IIF) 30 Ocak 2014 tarihli  GOÜ’lere  sermaye akışı araştırma notunda, bu ülkelerde  oldukça  değişken bir iklimin hüküm sürdüğü   ve sermaye oluşumunun GSYH oranının 2014 ve 2015 yıllarında 2010 – 2012 yıllarına göre  daha düşük  seyretmesinin beklendiği yazılıdır.

  • İstişare konseyimizin  daha ilk toplantılarından başlayarak  iç tasarruflara  dayalı  yani özkaynağıyla  büyümesi gerektiğini, yabancı portföy yatırımlarının yüksek borsa ve faiz kazançları elde edip yurtdışına götürdüklerinin, tasarruf sahiplerine reel faiz sağlanarak ekonomiye  kazandırılması  yerine, tam tersine  hane halkının tüketime yönlendirilmesi, kredi kartı ve bireysel kredi kullanımının  teşvik edilmesinin  önümüzdeki yıllarda  önemli bir diğer  soruna sebep olacağını  belirtiyorduk.

Güneydoğu Asya Ülkeleri dışında  finansal serbestleşme  teorisinin  öngördüğü tasarruf oranı artışı  gerçekleşmedi. AB’nin sorunlu ekonomilerinde  hane halkı borçlanma oranları  kriz öncesinde arttı. Örneğin, İrlanda’da  Hane Halkı Borç Stoku/Harcanabilir Gelir Oranı 2002 yılında  yüzde 112.24 iken, krizin başladığı 2007 yılında yüzde 202.81’e kadar çıktı ve ülkenin krize girmesinde büyük rol oynadı.

  • Bu dönemde  Türkiye ekonomisi için en önemli risk de 2001 krizi sonrası artan  cari açık ve azalan  tasarruf oranı idi. Tasarruf  oranının düşmesi banka bilançolarına  yansımış, banka bilançolarında kaynaklar içinde  mevduatın  payı 2003 le  yüzde 70 iken, 2013’te yüzde 55’e düşmüş, banka bilançolarında bireysel kredi, bu krediler içinde de yüksek faiz marjları nedeniyle konut kredileri büyüdü.
  • Bu arada hane halkının   borçlanma oranı da son on yılda  hızla arttı. 2003 yılı sonunda Hane Halkı Borç stoku 13.4 milyar TL iken, 2013 ün 3.çeyreği sonunda borç stoku  392.1 milyar TL na, Hane Halkı  Borç Stoku/GSYH oranı  2003 yılında yüzde 7.5 tan  2013 yılından yüzde 55.2 ye kadar yükselmiştir.
  • Risk nedir? Döviz kuru ve faiz oranının artmaya başlamasıyla borçlanma maliyetlerindeki  artışa rağmen  eğer bireysel krediler  yükselmeye devam ederse, ülkenin borç  deflasyon tuzağına  girmesi sözkonusu olup, ülkede bir Bankacılık Sektörü  kaynaklı bir dalgalanmanın ortaya çıkma olasılığı artabilir. Böyle bir krizde, hane halkı ve bankacılık sektörü ile birlikte,  bu kredilerden  yararlanan  otomotiv ve  inşaat sektörü de  kaybedenler arasında  olacak kriz mali sektör  yanında reel sektörü de vurabilecektir.

Nitekim son ekonomik ve siyasi  gelişmeler sonunda, daha şimdiden, inşaat maliyetlerindeki   artış ve faizlerdeki  yükselme  konut  piyasasına durgunluk getirmiş, son verilere göre  2011’den bu yana en kötü yılın  ilk aylarını yaşamıştır. 

  • Son iki yıldır ekonominin gündeminde iflas  ertelemeleri ve iflaslar  bulunmakta idi. Son gelişmelerle  kur ve faizin  artması şirket zararlarını arttırmıştır.  Odaları ve Borsalar  Birliği  verilerine göre 2014 yılında şirket iflaslarının  artışının  sürmesi, iflas erteleme veya kapanma riski  taşıyor. Her zaman önemle ve ısrarla söylediğim  ve yazdığım gibi, ülkemizde  ortaya çıkan finansal krizlere rağmen  “risk yönetimi konusundaki  vurdumduymazlığı anlamak mümkün değildir.

2013 yılından 2014 yılına devrolan ekonomik/finansal sorunlar yanında  Aralık 2013 ortalarında  alevlenen  ve mahalli seçimler öncesindeki paralel yapı tartışmalarının  zaten hayli  kırılgan  olan  ülkemiz ekonomisinin dış algıların bozulması ile ilave sıkıntılar yaşayacağımızı işaret etmektedir.

Önümüzdeki dönemde finansal beklentiler;

  • Ekonominin artıları ile eksilerine bakılacak olursa, artılar arasında bütçe açığının küçüklüğü, kamu borç yükünün azalmakta olması ve bankacılık sektöründe sermaye yeterlilik oranının yüksek olması sayılabilir. Eksiler ise, işsizlik oranının, enflasyonun, cari açığın, özel kesim borç yükünün ve dış finansman ihtiyacının yüksek düzeylerde seyretmesi, iç tasarrufların yetersizliği, yapısal reformların eksikliği ve çok büyük ölçüde artmış olan kırılganlıktır.
  • Maliye ve para politikalarındaki zaafiyetler ise: kayıt dışı ekonominin büyüklüğü, teşviklerin cari açığı azaltmakta etkin olamaması, harcamaların enflasyonun üzerinde artmasıdır.
  • İç ve dış faktörlere bağlı olarak 2014'ün Türkiye için kritik bir yıl olacağı, küresel risklerin yanı sıra siyaset başta olmak üzere yurtiçinde yaşanacak gelişmelerin ekonominin kırılganlığını artıracağı kaygıları çoğalmıştır.
  • FED'in tahvil alımlarını azaltma uygulamasının satış baskılarını artırması, sermaye çıkışlarına neden olması, dolar kurunu yukarı yönde hareketlendirmesi, yabancı sermaye girişlerini yavaşlatması ve likiditenin daha seçici davranmasına yol açması olasılığı yüksektir.
  • Bu arada yabancı  finans otoritelerinin ülkemiz hakkındaki  kanaatleri hızla negatife dönmüştür.

Nitekim uluslararası kredi değerlendirme kuruluşu S&P da “Küresel Ülke Kredi Eğilimleri” raporunda Türkiye ile ilgili olarak “Küresel likidite geri çekilirse Türkiye'nin en kırılgan yükselen ülkeler arasında olabileceğine inanıyoruz” değerlendirmesini yapmıştır.

Benzer bir uyarı, kriz kahini olarak tanınan ünlü ekonomist Nouriel    Roubini'den de gelmiş, Project Syndicate adlı internet sitesinde yayınlanan 31 Aralık 2013 tarihli yazısında Roubini 2014'de aralarında Türkiye'nin de yer aldığı 9 gelişmekte olan ülkenin (GOÜ) yüksek cari açıklar, yavaşlayan büyüme, hedefin gerisinde kalan enflasyon ve seçim kaynaklı siyasal gerginlikler nedeniyle kırılgan kalacakları öngörüsünde bulunmuştur. 

2014 Ocak ayının ikinci haftasına girerken yaşanan bir diğer olumsuz   gelişme Wall Street'in dev bankaları Goldman Sachs, JP Morgan ve Morgan Stanley'nin yatırımcılarına gelişmekte olan ülkelerdeki pozisyonlarını 3'te 1 oranında azaltmalarını önermesi, Morgan Stanley'nin TL'nin daha da değer kaybedeceği değerlendirmesi ve kredi derecelendirme kuruluşu Fitch'in “Türkiye'deki siyasi kriz kalıcı güçlüklere işaret ediyor” şeklindeki açıklaması olmuştur.        

15 Ocak 2014'de ise Dünya Bankası Türkiye için 2013 yılı büyüme   tahminini %3.6'dan %4.3'e yükseltirken 2014 büyüme tahminini %4.5'den %3.5'e, 2015 büyüme tahminini %4.7'den %3.9'a indirmiştir.

Bana göre bu tahminler bile çok iyimser olup, 2014 yılında büyüme %2’lerde olacaktır. 

  • Küresel dengesizlikler karşısında ekonominin dayanıklılığının korunabilmesi için maliye ve finansal sektör politikalarındaki temkinli duruşun sürdürülmesi kritik önem taşımaktadır. Orta vadede ise mali disiplini kalıcı hale getirecek ve tasarruf açığını azaltacak yapısal reformların güçlendirilmesine ihtiyaç olduğu, makroekonomik istikrarın ancak bu şekilde desteklenebileceği değerlendirilmektedir. Bu çerçevede OVP'nin gerektirdiği yapısal düzenlemelerin hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali BABACAN da 15 Ocak 2014    tarihinde 6.Büyükelçiler Konferansında yaptığı konuşmada bu konunun altını çizmiş, OVP'yi anımsatmış ve gelecek 3 yılın en önemli hedefinin cari açığı azaltmak olduğunu, bunun gerçekleştirilebilmesi için tasarrufları artırmak ve kaynakları verimli alanlara yönlendirmenin yanı sıra enflasyonu düşürmek ve mali disiplini korumanın da önemli hedefler arasında yer aldığını belirtmiştir. 

  • Türk Lirası'nın değer kaybının artması halinde enflasyon ve faiz  beklentilerinin bozulması, varlık değerlerinin gerilemesi nedeniyle bilançoların yıpranması, paranın devir hızında yaşanacak düşüşün borç alacak zincirini kırmakla kalmayıp ekonomi üzerinde aşağı yönlü baskılar yaratması ve içinden çıkılması güç bir kısır döngüye sürüklenilmesi tehlikesi kaygı vermeye devam etmektedir. 
  • Hane halkı gelirindeki reel artışın sınırlı düzeyde kalması, tüketici kredilerindeki artışın hem ekonomi yönetimi tarafından alınacak önlemler, hem de bankaların kredi risklerini azaltıcı önlemleri nedeniyle hız kesmesi, enflasyonist baskıların artması ve siyasi konjonktürdeki belirsizlikler tüketicileri ihtiyatlı olmaya yöneltebilecek ve 2014 yılında büyüme hızını aşağı yönde etkileyecektir.
  • İç talepte kayda değer bir artış beklenmemekte, kapasite kullanım oranlarında artış olasılığı düşük bulunmakta, yatırım maliyetleri kur ve faiz nedeniyle yükselmektedir. Bu şartlar özel  sektörün makine, teçhizat yatırımlarını artırma girişimlerini olumsuz etkileyecektir. Öte yandan, 2014 yılı merkezi yönetim bütçe ödeneklerinin dağılımına ilişkin çeşitli ekonomi yazarlarının değerlendirmelerinde de, kamu yatırım harcamalarının büyümeye katkısı konusunda iyimser beklentiler gözlenmemektedir.
  • İnşaat sektöründe konut üretiminin payı %60'ı aşmakta, konut sektöründe arz fazlası olduğu ve balon oluştuğu yönündeki kaygılar ise çoğalmaktadır. Konut talebinin yavaşlaması ve stokların büyümesi olasılığı sektördeki yeni yatırım iştahını ve dolayısıyla inşaatın ekonomiye katkısını azaltabilecek olan ciddi bir olumsuz senaryodur.
  • Konut talebinin arzdaki artışın gerisinde kaldığı dikkate alındığında bu durum sektördeki büyümenin sürdürülebilirliği açısından kamu yatırımlarının ve mega projelerin öneminin arttığına işaret etmektedir.
  • Ekonomi çevrelerinde farklı boyutları ile ve farklı bakış açılarından yapılan analizler 2014 yılında hem tüketicinin hem de reel sektörün şartlarının zorlaşacağına ve iç talebin büyümeye vereceği desteğin gerileyeceğine işaret etmektedir.

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Ergun Mengi   - 07-04-2024

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı Başlangıcında, Osmanlı İmparatorluğunun Siyasi ve Askeri Anatomisi

2. Mahmut, Balkan isyanları, Rus baskısı ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yla uğraşırken yeniçeriler, her fırsatta ayaklanmaktaydı. 15-18 Kasım 1808’de Babıali’yi basan yeniçerilerle mücadele eden Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa mahzendeki barutları ateşleyerek içeri giren 600 yeniçeriyle beraber kendini h...