Türkiye Ekonomisinin Enflasyon ve Kur Çıkmazı

Yazan  13 Şubat 2022

Yazan:  Ekonomist Duhan Alptürk İNCE

Türkiye ekonomisi bir süredir zorlu bir sınav veriyor. Özellikle 2019 yılının son çeyreğinden beri dünya çapında etkili olan Covid-19 pandemisi, ülke içerisindeki ekonomik baskıyı arttırmış durumda. Dünya genelinde yaşanan durgunluk ve devamında artan enflasyon oranları neticesinde ülkemiz ekonomisinde de önemli etkiler görüldü. Bu gelişmelere ülke içinde yaşanan iç olaylar ve bölgesel gerilimler de eklenince, 2021 yılı boyunca hızlı kur ve fiyat artışları yaşanması kaçınılmaz oldu. 2021 yılı boyunca daha önce ki yazılarımda da bahsettiğim şekilde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) dört kez faiz indirmesi; TL’de yaşanan değer kaybını hızlandıran bir etki yarattı. 21 Aralık 2021 tarihinde uygulamaya giren yeni Kur Korumalı Mevduat Hesabı ile dövizde yaşanan hızlı yükseliş frenlenmeye çalışılsa da kurlar hala makul düzeylere indirilemedi. Döviz artışını bahane ederek artan fiyatlar ise vatandaşın sırtında büyük bir yük oluşturmakta ve her geçen gün alım gücünü zayıflatmaktadır.

Peki nedir bu kur korumalı mevduat hesabı?

En temel şeklinde, müşterilerin TL mevduatına belirlenen oranda faiz uygulanırken aynı zamanda mevduatların yabancı para karşısında değerinin korunmasını sağlayan yeni bir mevduat hesabı çeşididir. Yani klasik mevduat hesaplarından farklı olarak, mevduatın kur değişimlerinden de korunmasını sağlayan bir hesaptır. Oluşturulan bu mevduat hesabı hem yüksek faiz oranından nemalandırılan hem de stopajdan muaf bir hesaptır. Oluşturulan mevduat hesaplarının vadesi 3, 6, 9 ve 12 aylık vadeler şeklindedir ve kur farkı hesaplamaları için TCMB hergün saat 11’de döviz alış kuru yayınlamaktadır.

Açıklandığı gece döviz oranlarında büyük düşüş yaratan bu yeni aracın ilk ödemeleri daha gerçekleşmedi ancak mart ayında yapılacak olan ilk getiri ödemelerinde güncel döviz kurları büyük önem arz ediyor. Şu anda mevduat hesapları faiz olarak, TCMB’nin politika faizi olan yüzde 14 oranını uygulamaktadır. Ancak mart ayına gelindiğinde TL’nin değer kaybı yüzde 14’ten fazla olursa bu hazineye yeni bir yük getirecektir. Bu sebeple 2022 yılının ilk çeyreğinde döviz kurlarının düşürülmesi veya en azından sabit tutulması gerekmektedir.

Diğer taraftan TCMB faizleri arttırmayarak bankaları düşük faizle fonlamaya devam ederken, fonladığı bankalardan daha yüksek faizle borçlanmaya devam etmektedir. Yani Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bankaları fonlayarak piyasayı canlandırmayı hedeflerken aslında daha fazla maliyetle bankalardan borçlanmaktadır. Yapılan bu işlemin aslında hazine için ek yük oluşturması da kaçınılmaz bir sonuç olacağı görülmktedir.

Yeni yöntemle ilgili resmi rakamların 14 Şubat’tan itibaren BDDK tarafından yayınlanacağı belirtilmiştir. Ancak mevcut dönemde enflasyonda yaşanan artışların faiz getirisini zaten çoktan buharlaştırdığı görülmekte ve bu etki hızlanarak devam etmektedir. Bence; gerekli acil tedbirler alınmadığı takdirde yeni sistemin sürekli tartışılacağının, uzun ömürlü olmayacağının ve bir de döviz kurlarında artış oluşursa hazineye ağır yük getireceğinin öngörülmesi zor değildir. Ayrıca bu durumun ekonomiye vereceği hasarın onarılması da zor olacaktır. 

Ülke genelinde enflasyon ne durumda?

Ülkemiz uzun zamandır yüksek enflasyon etkisinde bulunmaktadır. Günlük yaşamda etkisini hissettiren yüksek enflalasyon, hergün artan fiyatlar talep eğrisi üzerinde aşağı yönlü hareketler yaratarak halkın üzerindeki baskısını arttırmakta ve her geçen gün yaşamı zorlaştırmaktadır. 2022 yılının ilk ayında TÜFE artışı %11,10 oranında gerçekleşmiştir. Ancak hissedilen ise bunun çok üzerinde bir oran olmuştur, bu sebeple raflarda hergün fiyat etiketleri değişmektedir.

Enflasyon, kısaca genel fiyat düzeyinin sürekli olarak yükselme eğilimi göstermesidir. Artan fiyatlar ile birlikte iki farklı enflasyon oluşur; bunlardan birincisi, toplam talebin toplam arzdan fazla olduğu talep enflasyonu, diğeri ise üretim maliyetlerinin artması ile oluşan maliyet enflasyonudur. Ülkemizde ilk başta artan elektrik, ham madde fiyatları gibi kalemler ile maliyet enflasyonu etkisini götermiştir. Daha sonra ise artan maliyetler karşısında kısılan üretim ile arzın düşmesi sonucunda talep enflasyonu etkisini göstermiştir. Günümüzde her iki enflasyon türü de birlikte oluşarak ülke genelinde etki göstermekte ve fiyatları sürekli olarak yükseltmektedir.

Enflasyon artışı sadece ülkemizde etkili olmamaktadır, enflasyonun dünya genelinde  etkili olduğu ve birçok ülkeyi olumsuz etkilediği görülmektedir. Birçok ülke yüksek enflasyon oranları açıklamıştır.

Özellikle geçtiğimiz hafta Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) açıklanan yüzde 7,5 oranındaki rekor enflasyon oranı bizim için çok önemlidir. Çünkü ülkemizde üretime yönelik birçok kalem dolara bağlıdır. Bu sebeple de dolar endeksi ile  fiyatlar genel düzeyi paralel olarak hareket etmektedir. Kurdaki artış fiyatlar düzeyinde de artış olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple ABD’de yaşanan enflasyon artışı ve ABD Merkez Bankası olan FED’in (Federa Reserve) kararları ülke ekonomimiz için hayati öneme sahiptir.

Küresel ekonomik güç olan ABD’de enflasyon nasıl oluştu?

ABD 2008 yılında yaşadığı ve tüm dünyayı etkileyen küresel ekonomik kriz sebebiyle, para arzını önemli ölçüde arttırarak, faizleri düşürme yoluna gitmiştir. Bu sayede krizin yaratacağı olumsuz etkiden kurtulmak isteyen FED, mevcudunda bulunan 1 trilyon dolara yakın aktif bilanço büyüklüğü ve yüzde 2 seviyesinde olan faiz oranını ekonomik krizle mücadele etmek için önemli ölçüde değiştirmiştir. 2022 yılına gelindiğinde faiz oranını yüzde 0,25 oranına düşürmüş ve aktif bilanço büyüklüğünü ise yaklaşık olarak 9 trilyon dolar seviyesine ulaştırmıştır. ABD kriz sürecinde yaklaşık 8 trilyon dolar para basımı yaparak piyasaya sürmüştür.

Yaşanan büyük çaplı kriz ile beraber büyüme ivmesini kaybeden ABD, bu krizden kurtulabilmek için arttırdığı para arzı ile enflasyon oluşturma riskini üstlenmiştir. Geçen yıllar içinde enflasyon oranı hızlı bir artış göstermemiştir. Hatta ABD uzun yıllar belirlediği yüzde 2 oranındaki enflasyon hedefini korumayı başarmıştır. Bunun en önmeli sebebi doların dünya çapında rezerv para birimi olmasıdır. Dolar rezerv para birimi olması sebebiyle devamlı olarak talep edilmiştir.

Ancak basılan yaklaşık 8 trilyon dolar miktarındaki para, ABD’de enflasyon etkisi yaratmazken diğer ülkelerde enflasyon oluşturmuştur. Dünya genelinde artan dolar ile beraber fiyatlar genel düzeyi de artmaya başlamıştır. Basılan dolarlar tahviller ve fonlar aracılığıyla ülke dışına çıkarak diğer ülkeleri etkilemiştir. Dolar miktarındaki artıştan etkilenen ülkelerde enflasyonist etkiler ortaya çıkmıştır. Enflasyonist etkinin etkili olduğu ülkelerde fiyat artışları meydana gelmiş ve halkın refah düzeyinde düşüşler yaşanmıştır. FED bu yaşanan olumsuzluklardan etkilenmemek için faizleri düşük seviyelerde tutmuş ve bu sayede dışarıya açılan fazla doların ülkeye geri dönmesini engellemeye çalışmıştır.

Ancak FED cephesinde son zamanlarda yapılan açıklamalara ve alınan kararlara bakılırsa ABD piyasaya sürdüğü yüksek miktardaki doları artık geri toplamak istiyor. Bu kararda doların diğer döviz birimlerine karşı yaşadığı değer kaybı etkili oldu. 2021 yılının sonunda FED faizleri 1,50 seviyesinden 1,75 seviyesine yükselterek ve varlık alımlarını azaltma kararı alarak bu politikasının ilk adımlarını atmış oldu. ABD genelinde faizlerin artma beklentisi, ülke dışında olan doların yeniden ülkeye dönmesinin önünü açarak ülke genelinde dolar bolluğu oluşturmuştur. Bugüne kadar ülke dışında olan bu paralar ülkeye dönünce enflasyonist bir etki doğurdu ve ABD’de son 40 yılın rekor seviyesinde bir enflasyon oluşmasına sebep oldu. Yıllardır yüzde 2 seviyesinde olan enflasyon, son zamanlarda hızla yükselerek yüzde 7,5 seviyesine ulaşmıştır. Bunun en önemli sebebi basılan yüksek miktarda paranın, ertelenmiş etkisinin ortaya çıkmasıdır.

Özetle, ABD’de artan faizler ile oluşan para bolluğu yüksek talep yaratmış ve arzı açan talep ile ortaya talep enflasyonu çıkmıştır.

FED faizleri arttırmaya devam ederse ne olur?

FED’in Ocak ayında yaptığı olağan toplantısı sonrasında faiz oranlarını sabit tutmuştur. Ancak bir sonraki toplatısında yani Mart ayında faizleri arttıracağının da sinyallerini vermiştir. Yapılan rekor seviyesinde enflasyon açıklamasının ardından piyasalarda yaşanan hareketlilik sonucunda, FED  14 Şubat Pazartesi günü olağanüstü toplantı kararı almıştır. Bu toplantıdan bir faiz arttırımı kararının çıkıp çıkmayacağı belli değildir. Ancak olası bir faiz arttırımı kararı beklendiği üzere doların artmasına sebep olacaktır. Ancak beklentinin aksine FED’in faiz arttırımı kararını bir ay öncesinden açıklamasının hem geleneksel piyasalarda hem de kripto para piayasalarında oluşturacağı etkiler belirsizliğini korumaktadır. Bu sebeple ülkemizin içinde bulunduğu darboğazın daha da kötüleşmemesi için faiz arttırımına karşı önlem alması gerekmektedir.

Türkiye nasıl bir faiz kararı vermeli?

Ülkemiz artan kur oranlarına bağlı olarak oluşan maliyet enflasyonu halkın üzerinde ciddi bir baskı yaratmaktadır. Bu durumda mevcutta varolan yüksek orandaki maliyet enflasyonuna karşı alınması gereken ilk önleyici adım faiz arttırımı olacaktır. ABD’den farklı olarak Türkiye, piyasada varolan fazla paranın yatırıma dönüşerek reel piyasadan geri toplanması için değil; kur kaynaklı oluşan maliyet enflasyonunu dengeleyebilmek için faiz arttırmak zorundadır.

Devletler kriz dönemlerinde ekonominin canlanması ve sermaye hareketliliğinin oluşması için faizleri düşük seviyelerde tutmak isterler. Bunun başlıca sebebi düşük faiz oranları ile iç piyasaya kredi dağıtarak, ülke içinde bir hareketlilik oluşturmaktır. Ancak düşük faiz oranları ile dağıtılan krediler için devletler para basmak zorundadır. Para basarak para arzını arttıran devletler, iç piyasada artan paranın yaratacağı enflasyona da katlanmak zorunda kalmaktadır. Bugün ABD’de ve Euro Bölgesi’nde yaşanan enflasyonun sebebi budur.

Ancak Türkiye’de yaşanan durum çok farklıdır. Yüksek seviyelerde bulunan enflasyon, ağırlıklı olarak üretim maliyetlerindeki artışa bağlı olarak oluşmaktadır. Artan maliyetlerin ana sebebi ülkemizde gerçekleşen üretimde kullanılan üretim kalemlerinin büyük bir çoğunluğunun dolara bağlı olmasıdır. Bu sebeple artan kur oranları, üretim maliyetlerini arttırmakta ve fiyatları arttıran bir maliyet enflasyonu etkisi oluşturmaktadır. Bunun yanında artan üretim maliyetleri sebebiyle arz kısılmaktadır. Kısılan arz ile beraber mevcut talep oranı değişmemeketdir. Bu durum maliyet enflasyonuna ek olarak bir de talep enflasyonu oluşturmaktadır. Yaşanan gelişmeler sonucunda, TCMB beklenenin aksine faiz oranını enflasyondaki artışa rağmen düşürmüştür. TCMB son bir yıl içerisinde toplamda dört kez faiz indirimi kararı vermiş ve bir kez de faizleri sabit tutma kararı almştır. Bu durum enflasyondaki yükselişi hızlandırmıştır.

En son 20 Ocak tarihinde yapılan Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında Merkez Bankası faiz oranlarını sabit tutma kararı verdi. 17 Şubat’ta gerçekleştirilecek yeni toplantı da ise faizlerin sabit tutulması beklenmektedir. Eğer bir değişiklik gerçekleşirse bu değişikliğin faizin 50 baz puan indirilmesi şeklinde olması beklenmektedir.

Sonuç olarak, 2022 yılında ülke genelinde enflasyonun artması beklenmektedir. 2022 yılına birçok sorunla giren Türkiye, özellikle TL’nin dış piyasalarda yüzde 50’den fazla değer kaybetmesi nedeniyle zor bir dönem yaşamaktadır. Kurda yaşanan artış sonucunda artan üretim maliyetleri maliyet enflasyonunu yaratarak piyasayı baskılamaktadır. Devamında artan maliyetlere direnemeyerek kısılan arz sonucu oluşan fazla talebin yarattığı talep enflasyonu da ülkemizi tehdit etmektedir. TCMB’nin yaptığı piyasa katılımcıları anketine göre; yıl sonunda beklenen enflasyon Şubat ayında yüzde 34,06 olarak belirlenmiştir. Bunun yanında dolar kurunun Şubat ayında 16,04 seviyesine ulaşacağı öngörülmüştür. Katılımcıların yılsonu büyüme beklentisi ise yüzde 3,7 seviyesinde kalmıştır.

Bunun yanında, kurla mücadelede yapılan müdahaleler istenen düzeyde etkili olmamıştır. Kura yapılan müdahaleler kur oranında kısa dönemli düşüş eğilimi gösterselerde, uzun vadede yükseliş trendini halen kıramamıştır. Piyasaya yapılan kur oranlarını düşürücü müdahaleler sadece yapıldığı dönemde etkili olmakta, müdahelenin yapılmadığı dönemlerde etkisini kaybetmektedir. Ayrıca TL iç piyasada yaşanan yüksek enflasyona bağlı değer kaybından daha yüksek oranda dış piyasalarda yabancı paralara karşı değer kaybetmektedir. Bu durum, kur ve enflasyonla mücadeleyi daha da zor bir hale getirmektedir. Ayrıca TCMB’nin almış olduğu faiz indirim kararları da reel piyasada etkili olamamıştır. Dönemlik düşüşler yaşansa da mevduat faizleri ve kredi faizleri yüksek seviyelerde kalmıştır. TCMB’nin belirlediği yüzde 14’lük politika faizine rağmen bankalarda mevduat faizleri yüzde 20 seviyelerinde, kredi faizleri ise yüzde 30 seviyelerinde bulunmaktadır.

Türkiye’de reel piyasalar TCMB’nin faiz kararına rağmen kendi yüksek faizlerini uygulumaktadır. Çünkü piyasada varolan yüksek enflasyon ve yüksek kur, yüksek faizi oluşturmaktadır. Yüksek seviyelerde seyreden enflasyon ve TL karşısında hızla değer kazanan yabancı paraların yarattığı zararı önlemek isteyen piyasa TCMB’nin belirlediğinin aksine yüksek faizler uygulayarak zarardan kaçınmaya çalışmaktadır.

Bence; TCMB piyasaların rahatlaması için piyasa beklentilerine paralel şekilde faiz arttırma kararı almalıdır. TCMB’nin alacağı faiz arttırma kararının en önemli sonucu, piyasaya karşı ekonomi otoriteleri tarafından enflasyonla mücadele edilidiği imajını yaratacak olmasıdır. Eğer bu imaj oluşturulamazsa piyasa Merkez Bankası’na karşı olan güvenini kaybeder ve enflasyonla mücadele edilmediği fikrini benimser. Bu durum ise iç piyasalarda güvensizlik oluşturur. Daha sonra kötüleşen duruma karşı faiz arttırım kararı alınsa bile etkili olamaz. Çünkü piyasa kaybettiği güven yüzünden kendi önlemlerini devreye sokmaya başlar. Sonuçta alınan kötü kararlar sonucunda hem yüksek faiz, hem yüksek enflasyon hem de yüksek kur oranı ortaya çıkar ve ekonomi üzerinde önemli bir baskı oluşur.

Ekonomi yönetiminin ülkemizde artan enflasyonla mücadele edebilmek ve artan kur oranlarını düşürmek için acil şekilde önlem alması gerekmektedir. Halkın üzerinde oluşan baskının azaltılması ve düşen alım gücünün yeniden yükseltilmesi gerekmektedir. Halkımızın refahı için enflasyon ivedilikle tek haneli rakamlara indirilmeli ve kur oranları düşürülerek TL’nin yabancı paralara karşı kaybettiği değeri yeniden kazandırılmalıdır.

 

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya   - 01-12-2022

İran’daki Protestolar ve Yaptırımların Güçlendirdiği Rejim

Mahsa Amini’nin 13 Eylül’de gözaltına alındıktan sonra ölümüyle başlayan protestolar İran sathında ve ülke dışında yaygınlaşmaktadır.