BORU HATLARININ ÖNEMİ

Yazan  22 Şubat 2019

BP 2018 Haziran ayı raporunda 2017 yılı sonu verilerine göre dünyada üretilen petrol miktarı 4.387,1 milyar ton, üretilen doğalgaz miktarı 3.680,4 trilyon m3’tür. LNG miktarı da 393,4 milyar molarak gerçekleşmiştir.

Harita-1’de görüldüğü gibi doğalgaz ve LNG’ nin bir kısmının tüketim noktalarına ulaştırılması boru hatlarıyla olmaktadır. LNG genelde tankerlerle taşınmaktadır. Dünyada bugün için yaklaşık 3.500.000 km uzunluğunda boru hattı bulunmaktadır. Bu hatların 2.900.000 km’si doğalgaz, 600.000 km’si de petrol boru hattıdır. Boru hatlarının %64’ü doğalgaz, %19’u petrol ürünleri ve %17’si de ham petrol taşımacılığında kullanılmaktadır. Bu oranların her geçen gün artığını da unutmamak gerekir.

 

(Harita-1/BP/2017/Doğalgaz ve LNG taşımacılığı)

Dünyada tüketilen enerjinin %33’ü petrol, %24’ü de doğalgaz kaynaklıdır. Tabii bunun sonucu olarak enerji kaynaklarının taşınması büyük bir ticareti de beraberinde getirmektedir. 2017 yılı rakamlarıyla küresel olarak petrol ihracatı toplamı 841,1 milyar dolar, doğalgaz ise 232 milyar dolar olmuştur. Petrolde Ortadoğu ülkelerinin bu ihracattaki payı %42,4, doğalgazda ise %21,1’dir. İşte hal böyle olunca Türkiye önüne gelen fırsatları çok iyi kullanarak, kendisinde bulunmayan enerji kaynaklarının ticaretini iyi değerlendirmek mecburiyetindedir. Durumöylemidir? İnceleyelim.

Boru hatlarının önemine değinmeden önce petrol ve doğalgaz konularında kısa bilgiler vererek bu enerji kaynaklarının durumlarını açıklamaya çalışalım. Dünya petrol rezervlerinin % 47,6’sı  Ortadoğu’da,  %19,5’i Güney ve Orta Amerika’da, %13,3’ü Kuzey Amerika’da, %8,5’i Rusya ve BDT’de, %7,5’i Afrika’da, %2,8’i Asya-Pasifik ve %0,8‘i Avrupa’da, doğalgaz rezervlerinin %40,9’u Ortadoğu’da, %30,6’sı Rusya ve BDT’de, %10’u Asya-Pasifik’te, %7,1’i Afrika’da, %5,6’sı Kuzey Amerika’da, %4,2’si Orta ve Güney Amerika’da ve %1,5’i Avrupa’da bulunmaktadır. Kalkınmalarını enerji kaynaklarını kullanmaya bağlamış olan ülkelerin bu kaynaklara ihtiyacı olduğu açıkça görülmektedir. BP’nin verilerine göre 2017 yılında 2.184.200.000 ton ham petrol, 1.135.100.000 ton da petrol ürünleri ticareti gerçekleşmiştir. Bu ticaretin yaklaşık %61’nin deniz yolu ile gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Petrolün taşınmasında kullanılan deniz yolları Hürmüz Boğazı, Malacca Boğazı, Süveyş Kanalı ve Sumed Boru Hattı, Bab el-Mandeb, Danimarka Boğazları, Türk Boğazları, Panama Kanalı ve Ümit Burnu’dur. Bu yollardan günde yaklaşık 60 milyon varil petrol taşınmaktadır (Harita-2/EIA/Petrol taşımacılığı). Petrolün geri kalan %40’lık kısmı boru hatları ve bir kısmı da tankerlerle yapılmaktadır.

 

(Harita-2/EIA/Petrol taşımacılığı))

Aynı yıl içindeki doğalgaz ticareti 1.134.100.000.000 m3 olarak gerçekleşmiş bu ticaretin 740.700.000.000 m3boru hatları 393.400.000.000 m3’ü de LNG olarak yapılmıştır.

Türkiye’yi doğrudan ilgilendirdiği için AB ülkelerinin 2017 yılı enerji kaynakları kullanım miktarlarına değinelim. AB ülkelerinin enerjide dışa bağımlılığı %55 civarında olup, petrolün %84’ünü, doğalgazın da %64’ünü ithal yolu ile karşılamaktadır. Her geçen yıl bu ithalat oranları da giderek artmaktadır. AB’nin bugün için petrolde yıllık ihtiyacı 731 milyon ton, doğalgaz da ise 532 milyar m3 civarındadır. Diğer taraftan AB’nin petrol ithalatında % 35, doğalgaz ithalatında da ise %38 oranında Rusya’ya bağımlı olması bu ülkelerde ciddi bir tedirginlik meydana getirmektedir. Peki, AB’nin bu tedirginliği nasıl giderilebilir? Rusya’ya tam bağımlılıktan kurtulma imkânı var mıdır? Taşınan bu enerji kaynaklarının büyüklüğünün yanı sıra ekonomik gücü de dikkate alındığında bir çözüm yolunun bulunması gerçeği ortaya çıkmaktadır. Çözüm Ortadoğu, Hazar, Orta Asya, Doğu Akdeniz ve hatta Afrika ülkelerinin petrol ve doğalgaz kaynaklarının Türkiye üzerinden geçecek boru hatlarıyla Avrupa’ya ulaşmasıdır (TANAP ve TAP’ta olduğu gibi). Boru hatlarının beyni durumunda olan Türkiye üzerinde oynanan sebeplerden biri bu olabilir mi acaba?

Boru hatlarıyla ilk petrol taşımacılığı 1865 yılında ABD’de Pensilvanya’da başlamış, 1930’lu yıllardan sonrada daha çok kullanılır hale gelmiştir. Günümüzde de kullanılan petrol boru hattı yaklaşık 600.000 km’ye ulaşmıştır. Doğalgaz ilk kez 17.yüzyılın ortalarında İngiltere’de kullanılmaya başlanmıştır. ABD’de ise 1815’de Virginia’da bir tuz madeninde bulunan doğalgaz 1883 yılında ilk defa boru hatlarıyla Pitsburg’a getirilmiştir. Avrupa’da ise 20.yüzyılın ilk yarısında Almanya, İtalya, Fransa ve Rusya’da daha yaygın olarak  kullanılmaya başlanmıştır. Outlook for Energy’nin raporuna göre 2040 yılında doğalgaza talep %40 oranında artarak enerji ihtiyacının %26’sını karşılayacaktır. Boru hatlarının bulunmadığı noktalarda ise artan bu doğalgaz ihtiyacının 1/3’ü de LNG ile karşılanacaktır.AB ülkelerinin 2035 yılında birincil enerji tüketiminin %66’sı fosil kaynaklardan olacaktır. Bugünkü tüketim oranları dikkate alındığında küresel ölçekte petrol talebi %2, doğalgaz talebi de %2,5-3,6 oranında bir artış göstermektedirki, küresel olarak 2040 yılındaki doğalgaz tüketimi 2012 yılına göre 83 Tcf artarak 203 Tcf’ye yükselecektir. AB ülkelerinden Almanya’nın doğalgaz tüketimi 92.0 bcm, İngiltere’nin 79,6 bcm, İtalya’nın 75,2 bcm, Hollanda’nın 46,4 bcm, Fransa’nın 42,9 bcm, İspanya’nı da 31,0 bcm’dir. AB günümüzde enerji kaynaklarını Rusya, Norveç, Irak, S.Arabistan, Katar, Cezayir, Kazakistan ve İran’dan tedarik etmektedir. Ne var ki, Rusya’ya bağımlılığı her geçen gün artan AB, bu çıkmazdan çıkmanın yollarını aramaktadır. Çözüm nedir? Ortadoğu, Hazar, Orta Asya, DAkdeniz ve Afrika’daki kaynakları kullanmak. Bu kaynakları kullanmak içinde Türkiye’nin yardımına ihtiyaçları olduğu da bilinen bir gerçektir.

TÜRKİYE’NİN STRATEJİSİ VE ÖNEMİ

Boru hatlarının Türkiye açısından önemine geçmeden önce ülkemizin petrol ve doğalgaz bakımından durumuna kısaca değinelim: ’’Türkiye, Alp Himalaya Dağ Kuşağı adı verilen tektonik bir yapının yani kırılmaların, kıvrımlanmaların, bindirmelerin, parçalanmaların yoğun olduğu bir jeolojik ortamda yer almaktadır. Jeoloji biliminin diliyle bunu açıklayacak olursak; Arap Levhası, GD Anadolu Bindirmesi (Kenet Kuşağı) boyunca Avrasya Levhası’nın altına dalarak çarpışmışlar ve GD Anadolu Bölgesi’nde K-G yönlü bir fay sistemi meydana gelmiştir. Böylece bindirme, makaslama ve normal faylar gelişerek hidrokarbon havzalarının hemen kuzeyi alt üst olmuştur. İşte bu tektonik özellikler kayaçların içinde basınç altındaki kapanlarda bulunan hidrokarbanların bu kayaçlardan göç etmesi sonucunu doğurmuştur. Petrolün göçü sonrası kapanlarda yüksek yoğunluklu ağır petrol kalmıştır. Güneyimizde yeralan petrol zengini ülkelerdeki petrol havzaları böylesine şiddetli tektonik olaylara maruz kalmadıkları için o bölgelerde hafif yoğunlukta büyük rezervler bulunmaktadır (Gravite büyüdükçe yoğunluk küçülmekte ve petrolün kalitesi yükselmektedir).’’Türkiye’nin bugün için bilinen petrol rezervi 341,6 milyon varil (48 milyon ton), doğalgaz rezervi de 5,1 milyar m3’tür. Bunun dışında 2015 yılında EIA’nın açıklamalarına göre Türkiye’de kanıtlanmış teknik olarak kullanılabilir 4,7 milyar varil (715 milyon ton)  shale oil (tight oil) ve 23,6 Tcf (661 milyar m3) shale gas bulunmaktadır.

Görüldüğü gibi Türkiye çevresinde bulunan ülkelerde olduğu gibi zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip değildir. Bu sebeple birincil enerji tüketiminde  % 75, petrolde %94, doğalgazda %99,7 oranında dışa bağımlı olan Türkiye bu sarmaldan kurtulmak için 1. Yerli ve yenilenebilir kaynakları kullanacak düzenlemeleri hayata geçirmelidir, 2. Bir enerji koridoru üzerinde bulunan Türkiye ’’Enerji Merkezi’’ olmalı ve bu merkezin tüm nimetlerinden faydalanacak bir enerji ve enerji ticareti politikası geliştirmelidir (Bu yolda atılan adımlara son hızla devam edilmelidir).Zira Batı Dünyasının ihtiyacı olan petrol ve doğalgaz kaynaklarından petrolün %56,1’i (129 milyar ton), doğalgazın da %71,5’i (138,3 trilyon m3’ü) Rusya, BDT ülkeleri ve Ortadoğu’da bulunmaktadır.Bu oranlara Afrika ülkelerini de katacak olursak petrolde %63,6’ya (145,7 milyar ton), doğalgazda %78,6’ya (152,1 trilyon m3) ulaşmaktadır. Türkiye Enerji Merkezi olmak istiyorsa kendi çıkarlarını dikkate alarak bu ülkelerle dünya siyaseti ve ekonomisi konularında karşı karşıya gelmemeye özen göstermelidir. Bu noktada önemli olan Türkiye’nin kendi enerji arz güvenliğini sağladıktan sonra batının arz güvenliğini çok iyi değerlendirecek politikaları hayata geçirmek zorundadır. Netice itibariyle Türkiye arz piyasası (doğu) ile talep piyasası (batı) arasında ciddi ve netice alıcı bir konuma gelebilir. Böylece hem dünya siyasetinde ağırlığını ciddi bir şekilde hisettirebilir hem de enerji fiyatlarının aşağıya çekilmesini sağlayıp, dışa bağımlılığını kontrol altına alabilir. Neticede mesele köprüden geçenden bir akçe alma meselesine dönüşecektir. 2017 yılında %84 oranında petrole, %64 oranında da doğalgaza bağımlı olan Avrupa 2030 yılında petrole %88,5 ve doğalgaza %81,5 oranında bağımlı hale gelecektir. Diğer taraftan dünya ticaretinin %30’nun ve Avrupa’nın petrol ihtiyacının %70’ninin Akdeniz üzerinden yapılması, Doğu Akdeniz’de bulunan hidrokarbon rezervleri ilebirlikte Akdeniz’in stratejik önemi katbekat artırmıştır. Emperyal ülkelerin Akdeniz’deki savaş oyunları Türkiye’yi ciddi şekilde rahatsız etmektedir. Akdeniz’de en uzun sınıra sahip bu kadim toprakların sahibi Türkiye, havzada bulunacak hidrokarbon rezervlerinden mutlak surette faydalanmalıdır. Bu fayda, bulacağı rezervleri ve diğer havzalarda bulunan kaynakların değerlendirilmesi şeklinde olmalıdır. Bugün için Kıbrıs çevresinde 127 milyar m3, İsrail karasularında Tamar ve Dalit sahalarında 255 milyar m3, Leviathan’da 470 milyar m3, Yemen karasularında 700 milyar m3 rezervler ile tahmin edilen toplam doğalgaz rezervlerinin yaklaşık 2,5 trilyon m3 olduğu ileri sürülmektedir. Bazı kaynaklar DAkdeniz’de Nil Deltası, Girit açıkları ve Kıbrıs çevresinde yaklaşık 12 trilyon mdoğalgaz, 6 trilyon m3 sıvı doğalgaz, 11,5 milyar varil civarında da petrol olduğunu söylemektedir. Doğru olabilir mi? Mümkündür. Yoksa emperyal devletlerin bölgeye sevk ettikleri gemilerin, silahların ve kurmaya çalıştıkları askeri üslerin sebebi bu kaynaklara sahip olmak mıdır? Türkiye elindeki gemilerle kıyılarında değil de açık denizde KKTC’nin A-G ruhsat alanlarında sondaj çalışmaları yapması devletin gücünü göstermesi bakımından çok önemlidir. İşte kafa tutmak budur (DAkdeniz ve Adalar Denizi’nde gelişen olaylar ayrı bir makale konusudur). Diğer taraftan Akdeniz’de MEB meselesi masaya yatırılıp kıyıdaş ülkelerle bir anlaşma sağlanmalıdır. DAkdeniz’de bulunan bu kaynaklar ne şekilde değerlendirilecektir? Bu kaynakların batıya iletilmesi için ya Akdeniz’den Yunanistan’a denizden boru hattı döşenecektir, ya GKRY’ni topraklarında LNG tesisi kurulup deniz yolu ile taşınması ya da Türkiye’ye boru hatları ile taşınıp Türkiye üzerinden batıya taşınması düşünülmektedir. Türkiye bugün için mevcut petrol ve doğalgaz boru hatlarıyla bir enerji üssü görünümündedir. Günümüzde Türkiye’de uluslararası ölçekte  ikisi petrol yedisi de doğalgaz boru hattı olmak üzere dokuz boru hattı bulunmaktadır. Bu hatlar toplam 8709 km uzunluğundadır. Bu boru hatlarının kapasitesi petrolde 120 milyon ton, doğalgazda 110,1 milyar m3’tür (ETKB). Türkiye’nin ’’Enerji Merkezi’’ haline gelmesi iyi bir diplomasi, ticari anlaşmalardaki yüksek çıkarların gözetilmesi ile gerçekleştirilebilirse Türkiye bölgede de daha güçlü bir ülke haline gelebilir. Açıkçası petrol ve doğalgaz su gibi akıp bir yerlere ulaştırılmamalıdır. Unutmayalım ki, vana Türkiye’nin elindedir. Yoksa…35 trilyon m3 doğalgaz rezervi ile dünyanın en fazla rezervine sahip AB’nin kendisine mahkum olduğunu bilen Rusya Türk Akımı Projesi ile ABD ve AB’ne adeta siyasi ve ekonomik bir cevap vermiştir. Açık bir şekilde Kırım ve Ukrayna politikalarıma karışmayın demiştir. İşte bu noktada Türkiye Türk Akım Projesine sahiplenerek proje hayata geçirilmiştir. Türkiye’nin bu projeye sahiplenmesi batının hiç de hoşuna gitmemiştir. Türkiye’nin yaptığı doğru mudur? İş bittiğine göre tartışmanın bir manası kalmamıştır.

Netice itibariyle dünya petrol rezervlerinin %56,1’inin, doğalgaz rezervlerinin %71,5’inin Ortadoğu, Rusya ve BDT ülkelerinde bulunduğu bir coğrafyanın bu kaynakları batıya aktaracak koridoru durumunda bulunan Türkiye siyasi, iktisadi ve askeri kavgaların içine girmeden ülkesinin çıkarlarını koruyacak politikaları hakim kılarak enerji kaynaklarının yönetiminde söz sahibi olabilmelidir. Uluslararası  ticarette her ülkenin kendi çıkarlarını koruduğu bu dünyada, enerji kaynakları konusunda Rusya, Arap ülkeleri ve İran’a bağımlı olmaktan kurtulmanın yollarından ilki, ülke kaynaklarının tamamının devreye alınması diğeri de, boru hatları ticaretinden azami ölçüde yararlanarak enerji kaynaklarına ödenen faturanın aşağıya çekilmesidir. 2017 yılında Türkiye’nin ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı 42.653.451 ton, doğalgaz 55.249.950.000 m3 ve LNG 10.765.280.000 m3’tür. Bu ithalatın değeri ise 37.2 milyar dolardır(2018 yılı enerji ithalatının değeri 42,9 milyar dolardır). Dünya enerji fiyatlarına bağlı olarak Türkiye’nin enerji faturası inişli çıkışlı bir durum arz etmektedir. İşte bu sebepledir ki, Türkiye Irak, Kerkük, İran ve gelecekte Türkiye üzerinden geçecek bütün boru hatlarından pay almak mecburiyetindedir.2013-2017 arasında Türkiye’nin cari açık toplamı 220 milyar dolardır. Cari açığın % 96,8’ini enerji ithalatının oluşturduğu asla göz ardı edilmemelidir. 2000’li yıllardan itibaren gerekli tedbirler alınıp ülkenin kaynakları devreye alınsaydı ve boru hatları taşımacılığında çıkar savaşları yapılsaydı Türkiye bugün bu sıkıntıyla asla ve asla karşı karşıya kalmazdı. Bunlar açık bir şekilde bilindiğine göre çözüm için adımlar atılmış mıdır? Türkiye’nin ayda yaklaşık 4,5 milyar m3 doğalgaz, 2 milyon ton ham petrol ve 1,2 milyon ton da akaryakıt ithal ettiği ve bunun her geçen sene artığına dikkate alınırsa ve bu politikalar da aynen devam edersebu açığın da hızla artacağı unutulmamalıdır. Öyle ise yapılması gereken enerji ithalatını en alt seviyelere çekmektir.

 

 

 

Son Düzenlenme Cuma, 22 Şubat 2019 07:28
Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Erol Başaran Bural   - 22-03-2019

Radikalleşmeden Terörizme: Bir Teröristin Anatomisi

15 Mart 2019’da, Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde iki ayrı camiye, cuma namazı esnasında düzenlenen terör eyleminde 50 insan hayatını kaybetti, onlarca kişi ise yaralandı.[1] Tüm dünyanın dehşet içerisinde izlediği bu terör eyleminin, Avustralya kökenli bir psikopat taraf...