Birleşmiş Milletler’ in YPG ile İmzası “Çocuk Savaşçılar”

Yazan  06 Temmuz 2019

YPG,“İnsani Suç” İşlediğini Kabul Etmiş

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin, “Silahlı Çatışmalarda Çocuklar Konusundaki Özel Temsilcisi” olan Virgina Gamba, terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’nin güdümündeki sözde SDG(Suriye Demokratik Güçleri) üyesi terörist ile 29 Haziran 2019 tarihinde BM Cenevre Ofisi’nde,örgütün sözde “Çocuk Savaşçıları”serbest bırakması eylem planına resmi törenle imza attığı ortaya çıktı.[[i]]

Çocukların silah altına alınmaları, Cenevre Sözleşmeleri’nde yasaklanmıştır. Bu çerçevede, Cenevre Sözleşmeleri Ek Protokol’de;“15 yaşına ulaşmamış çocukların düşmanca davranışların tarafı olmamaları ve özellikle silahlı kuvvetlerde yer almamaları” gerektiği belirtilmektedir.[[ii]]Tabii ki bu sözleşme hükümleri, BM’in terörist örgütleri muhatap almaları anlamına gelmemektedir. BM’nin muhatabı, şüphesiz ilgili devletlerin kendisidir.

Her ne kadar, Cenevre Sözleşmesi’nde çocuklara ilişkin 15 yaş altından bahsedilmekte ise de, bu durum müteakip yıllardaki; uluslararası prensipler, görüşler ve nihai olarak BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen “Çocuk Hakları Sözleşmesi”ne göre yaş sınırı 18 olarak kabul edilmiştir.[[iii]]

PKK/PYD terör örgütünün BM nezdinde Cenevre’de imzalamış olduğu söz konusu belge, örgütün kurulduğu günden bugüne kadar, sözde “Çocuk Savaşçıları”, bünyesinde bulundurduğunun adeta ispatı ve kabulü anlamındadır. Bu çerçeveden bakıldığında, örgütün uluslararası hukuk karşısında insani suç işlediğinin tescili manasına gelmektedir.

Öte yandan, PKK’nın bünyesinde “Çocuk Savaşçıları” barındırdığına dair uyarılar ile bunların serbest bırakılmalarını içeren çağrılar, birçok uluslararası örgütlerce defalarca gündeme getirilmiş ve bu konu Zeytin Dalı Harekâtı esnasında ele geçirilen materyallerden de,çocukların sözde savaşçı olarak kullanıldığına dair elde edilen bilgilerle tescillenmişti.

Terör örgütü, uluslararası hukukun benimsediği insani değerleri de ayaklar altına alarak insanlık suçu işlemek suretiyle, 1994 yılından beri sistematik olarak çocukları ailelerinden kaçırarak veya ikna ederek koparmış ve küçük yaştan itibaren çocukların örgüt ideolojisi ile devşirilmesini kendisine bir ilke olarak benimsemiş ve uygulamıştır.

PKK ve Uzantılarının Tescilli “Çocuk Teröristleri”

2012 yılında yapılan bir çalışmada; 2001-2011 yılları arasında hayatını kaybeden 1362 teröristin %33.4’nün 16-18 yaş arası, %9.25’nin ise 15 yaş altında olduklarını ortaya koymuştur.[[iv]]

Yine yapılan başka bir çalışmada; 1990-2018 yılları arasında 15 yaş altındaki 1446 çocuğun ailelerinden çeşitli şekillerde koparılarak zorla PKK terör örgütü tarafından örgüte katılmaya zorlandıkları belirtilmiştir.[[v]]

PKK tarafından çocukların kaçırıldığına ilişkin; 2015 yılında Şanlıurfa Valisi İzzetin Küçük “Son altı ayda bölgede 3 bin çocuğun kaçırıldığını, sadece Suruç ilçesinden 400 çocuğun kayıp olduğunu” açıklamıştır.[[vi]] Görüldüğü gibi, örgütün çocukları kaçırma ve silah altına alma alışkanlığı, öteden beri var olan bir yöntem ve aynı yöntemi örgütün Suriye uzantısında da uyguladığını ve gelinen noktada bu insani suçtan/savaş suçundan sıyrılmak adına hareket ettiğini görmekteyiz.

Örgüte katılmak için kaçırılan çocuklar, zaten zor koşullar altında kaba kuvvetle hareket ettiği için iradesi bulunmamaktadır. Kaldı ki örgütün herhangi bir sebeple örgüte katılmayı talep eden çocuğu, kabul etmeleri de bu durumun insani/savaş suçu olma vasfını değiştirmemektedir. Yine aynı şekilde ikna edilen çocuklar bakımından da, çocukların iradesi hukuken rıza olarak nitelenemeyeceği için insani olmayan tutum burada da geçerlidir.

Esasen örgüt, çocuk teröristlere verilen ideolojik eğitime yetişkinler gibi direnemeyecekleri nedeniyle, onları rahatlıkla devşirerek kendi kadrolarına yetiştirmektedirler. Çocuk teröristleri ön saflarda kullandıkları gibi, sözde cephe gerisinde köle gibi cinsel saldırılar altında destek ve lojistik hizmetler de kullandıkları birçok vaka bulunmaktadır.[[vii]]Nitekim, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) birçok raporunda PYD/YPG’nin kurulduğu günden itibaren 18 yaşından küçük çocukları kontrol noktalarında ve çatışma bölgelerinde kullandıkları kaydedilmiştir.[[viii]]

Örgüt, çocukları kandırırken; “Kahraman olabileceklerine, ailelerini fakirlikten kurtarabileceklerine, Kürt halkına büyük bir yardımda bulunabileceklerine veya kendilerinden önce dağa çıkan yakınlarını görebileceklerine” ikna etmek suretiyle, kendi ideolojisi için tüm insani değerleri ayaklar altına alarak uygulamaktadır.

“Savaşçı Çocuklar” Yanlış Tabir

Çocuk savaşçılarının önlenmesine dair imza altına alınan sözde bu eylem planı çerçevesindeki “savaşçı” tabirinin de yanlış bir terminoloji olduğunu burada belirtelim. Şöyle ki, uluslararası hukukta kabul edilmiş ortak bir tanım bulunmamakla birlikte, savaş; “Bir toplumun, bir ulusun veya devletler topluluğunun isteklerini diğer bir ulus ve devletler topluluğuna zorla kabul ettirmek amacıyla giriştikleri bir mücadele.” veya “Uluslararası hukuk kurallarına uygun şekilde devletler arasında yürütülen silahlı bir çatışma, bir çekişme” şeklinde tanımlanmaktadır.

Söz konusu tanımlar üzerinden hareketle, bir terör örgütünün faaliyetlerini ve dolayısıyla sözde “Savaşçı Çocukları” bünyesinde barındırması veya bunları barındırmayacağına dair bir taahhütte bulunması, onların “savaşçı” niteliğine sahip olmasını gerektirmez. Bu sözde “Çocuk Savaşçıları”, terminoloji olarak, “silahlı çocuk gücü” olarak nitelemek belki daha yerinde olacaktır.

PYD’nin BM Nezdindeki İmzası “Siyasi Statü” Sağlamaz

Öte yandan, yukarıda belirtilen “savaşçı” kavramlarını kullanmak veya bu kavramlara sahip olmak, örgüte yine hukuken siyasi bir statü sağlamayacaktır. Çünkü Cenevre Sözleşmeleri, savaşta insani duyguları yönetmeyi düzenleyen hususları içermektedir.

Öncelikle sözleşmede geçen şu ifadenin bilinmesi önemlidir. “...Bu sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi, tarafların hukuki halleri üzerinde bir tesiri yoktur...”[[ix]Cenevre Sözleşmesi’nin bu maddesinden anlaşılacağı üzere, PKK’nın sözleşme kurallarına uyması demek,onun sadece ve sadece uluslararası harp hukukunu yerine getiriyor olması ile sınırlı kalacaktır. İşte bu noktada, terör örgütünün siyasi anlam kazanmak adına imza atmış olması,ona asla bir statü kazandırmamalıdır.

Her şeyden önce, BM nezdinde resmi işlemlerde bulunabilmek, imza sahibi olabilmek veya diğer bir ifadeyle resmi anlamda muhatap alınabilmek için, uluslararası alanda kabul edilmiş bir devlet veya kuruluş olunmasını gerektirmektedir.

Her ne kadar bu görüşe bazı çevreler karşı çıksalar da, ya da kendilerince geçerli olduğuna inandıkları bir gerekçe uydurmaya kalkışsalar da, BM nezdinde tanınmış bir ülkenin içerisindeki silahlı grupları, siyasi anlamda muhatap almanın veya uluslararası hiç bir hukukta karşılığı olmadığı halde meşrulaştırma çabasında bulunmanın hiç bir hukuki dayanağı yoktur.

Kaldı ki PKK/PYD (Suriye),bir terör örgütüdür. PKK/HPG (Türkiye) ve PKK/PJAK (İran) terör örgütleri gibi terör listesinde bulunmamakla birlikte, ABD tarafından bu örgüt, PKK’nın uzantısı olarak tescillenmiş ve kabul edilmiştir.[[x]] O halde PYD, şüphesiz ABD nezdinde de ve uluslararası alanda da terör örgütü olarak kabul edilmiş anlamındadır.

PYD’den Önce, PKK/HPG’de “Cenevre Çağrısı”’na İmza Atmış

PKK/PYD terör örgütünün BM nezdinde sözde çocuk savaşçılara ilişkin attığı bu son imzadan yıllar önce, PKK/HPG terör örgütü, “Cenevre Çağrısı” adı altında görev yapan uluslararası bir sivil toplum örgütüyle; 2006 yılında “Anti Personel Mayın Kullanmaktan Vazgeçeceğine” ve 2013 yılında “Çocukların Silahlı Çatışmalardan Korunmasına” dair taahhütnameleri imza altına almış olduğunu da burada hatırlatalım.

Esasen ülkelerin, bu tür gayri kanuni hamlelere karşı tepkileri ve uluslararası girişimleri her zaman devamlılık arz etmesi, takipçilikle ve sürekli gündeme getirilmesi ile önem kazanmaktadır. Örgütün geçmişte yaptığı bu tür girişimlerine karşı, gerekli tepkilerin bu olayda olduğu kadar zamanında gösterilmediğini ve yapılmadığını burada belirtelim. İşte böyle olduğu takdirde de, bu son olayda olduğu gibi, geçmişte yapılan hataların kaçınılmaz olarak bir müddet sonra yeni bir cesaretle önümüze çıktığını görmekteyiz.

Türkiye, bu son olayda terör örgütünün BM nezdinde muhatap alınması şeklinde gerçekleşen bir imza törenini haklı olarak kabul edilemez olduğunu ifade etmiş ve BM Genel Sekreterliğine yazılı protesto ile birlikte imzası bulunan teröristin kırmızı bültenle de arandığını iletmiştir.Ayrıca, BM Cenevre Ofisi ve İsviçre makamları nezdinde de protestoda bulunmuştur.[[xi]]

Terör örgütünün takındığı tavır bu kadar açık iken, gerek Türkiye’de gerek Irak ve İran’da, gerekse Suriye’de uyguladıkları insanlık dışı eylemleri bilinmesine rağmen, BM yetkilisinin sözde çocuk savaşçılara ilişkin girişiminin insani duygularla hiç bir ilgisi olamaz. İşin esası, harp hukuku önünde statü kazanma girişimleri ve arayışlarıdır. Örgütün, gelecekte bu tür belgeleri, uluslararası hukuk nezdinde gündeme getirmek için arşiv oluşturma gayretinden başka bir şey değildir.Ancak bu tür girişimlerinde hukuki anlamda karşılığının olmadığı ve olamayacağı yukarıda daifade edilmiştir.

Sonuç olarak;

Uluslararası sistemde ve uluslararası hukukta, halklar, devletleriyle birlikte mütalaa edilmektedirler. Uluslararası hukuk kişiliğine sahip olan bir devletin halkları, kendisini ayrı bir hukuk kişiliğine sahip olduğunu söyleyemez. O halde, PKK ve uzantılarının BM gibi uluslararası kuruluşlar nezdindeki girişimlerinin bir meşruiyeti olmaması gerekmektedir.

Bununla birlikte, BM’nin hiçbir şekilde terör örgütü ve terörist gruplarla resmi veya gayri resmi anlamda bir teması veya meşruiyet kazandıracak davranışlarda bulunmaması gerektiğine inanılmaktadır.

Son olaydaki imzayı sadece protesto etmek yetmez, aynı zamanda BM’nin imzayı geri çekmesi için, Türkiye BM nezdinde girişimde bulunmalıdır.

 

 

                                                                                             

 

 

 

[[i]]BM’de PKK/YPG Skandalı, https://www.aa.com.tr., 01 Temmuz 2019.

[[ii]]1949 Tarihli Cenevre Sözleşmelerine Ek; 1977 tarihli, “Uluslararası Silahlı Çatışmaların Kurbanlarının Korunmasına İlişkin 1 Numaralı Protokol”.

[[iii]]BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne Ek “Çocukların Silahlı Çatışmalarda Kullanılmasına Dair Seçmeli Protokol” mad:1,2, 25 Mayıs 2000.

[[iv]]Nihat Ali Özcan, “Kim Bu Dağdakiler”,Tepav, Şubat 2012.

[[v]]PKK/YPG’nin Çocuk Savaşçıları”, SDE, https://www..sde.org.tr., 11 Mart 2019.

[[vi]]“Kayıp Veren PKK, Açığını Çocuk Kaçırarak Telafi ediyor”, Akşam Gzt., 23Haziran 2015.

[[vii]]“Kim Bu Dağdakiler”,Tepav, Şubat 2012.

[[viii]]“Under KurdishRule-Abuses İn PYD-Run Enclaves of Syria”, 2014, s.38.

[[ix]]Harp Halindeki Silahlı Kuvvetlerin Hasta ve Yaralılarının Vaziyetlerinin Islahı Hakkında Cenevre Sözleşmesi, Mad: 3, Ankara, 30 Ocak 1953 tarihli ve 8322 sayılı Resmi Gazete’de ve Düstur’da (3. tertip, cilt 34).

[[x]]ABD’nin İstihbarat Raporu: “YPG, PKK’nın Suriye’deki Milis Gücü”, aa.14 Şubat 2018.

[[xi]]Türkiye İsviçre’ye Nota Verdi,https://www.akşam.com.tr., 04 Temmuz 2019.

Ünal Atabay

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Terörizm ve Terörizmle Mücadele Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Bircihan D. Dilek   - 20-08-2019

F-35 Stealth Uçakları Coğrafyamızdaki Dengeleri Nasıl Etkileyecek?

Haziran ayında yabancı basında, İsrail ve Güney Kıbrıs Akrotiri meydanında konuşlu İngiliz F-35 Stealth (düşük görünürlüklü) uçaklarının birlikte Irak ve Suriye üzerinde tatbikat uçuşları gerçekleştirecekleri haberini okuduğumda, aklımı ülkelerin gelecekte “Egemen Hava Sahası Kontrollerini”  nasıl y...