Osmanlı Milletler Topluluğu Projesinin Ardındaki Gerçekler

Yazan  26 Aralık 2010
"Osmanlı Milletler Topluluğu" projesi ABD'nin Türk milli devlet yapısını ortadan kaldırma planlarına uygundur

Prof.Dr. Özcan Yeniçeri'nin 2023 Dergisi'ne verdiği röportaj

2023- Ahmet Davutoğlu'nun Osmanlı Milletler Topluluğu ile ilgili açıklamaları hakkındaki düşünceleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ö. Yeniçeri- Sorunuza cevap vermeden önce elimde bulunan kitabın bir paragrafını okumak istiyorum. "Büyük hayaller peşinde koşan yapamayacağı şeyleri yapar gibi görünen sahtekâr insanlardan değiliz. Efendiler büyük ve hayali şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın düşmanlığını hıncını kinini bu ülkenin üstüne çektik. Biz Panislamizm yapmadık, belki yapıyoruz yapacağız dedik yine öldürelim dediler. Bütün dava bundan ibarettir. Efendiler dünyaya korku ve telaş veren dava bundan ibarettir. Biz böyle, yapmadığımız ve yapamadığımız kavramlar üzerinde konuşarak düşmanlarımızın sayısını ve üzerimize olan baskısını artırmaktan ise doğal yasal duruma dönelim". Atatürk, 1 Aralık 1921 tarihinde bu sözleri söylemiş.

Bu sözlere, sekiz yıldır Türkiye'yi yöneten hükümetin, iktidara geldiğinden bu yana dilinden düşürmediği birlik, platform ya da entegrasyon söylemleri yüzünden hatırlattım. Başbakan Erdoğan, kâh Büyük Ortadoğu Projesinin kâh kültürler arası diyalogun eş başkanlığından söz ediyor. Şimdilerde buna bir de "Osmanlı Milletler Topluluğu" ilave edilmiş oldu. Bu da yetmiyor Türkiye'yi yönetenler önüne her gelen ülkeyle "stratejik müttefik" olduğunu ilan ediyor. Ayaküstü, rast gele, içi boş ve reel karşılığı olmayan bu tür söylemler sonuçta bir takım ülkelerde gereksiz yere Türkiye'nin "eksenin kaydığı" ya da "Türkiye doğuya döndü" türünden tartışmaları alevlendiriyor.

Somut ve gerçekleştirilebilir türden karşılığı olmayan birlikler ortaya atılarak, bölge üzerinde hesabı olanların gereksiz bir biçimde düşmanlıkları kazanılıyor. Bu güçler de bu tür söylemleri bahane ederek Türkiye'yi hırpalıyor. Halbuki böyle projeler uzun süre bu ülkelerdeki halk psikolojisi ile diğer konularda yeterli hazırlık, inceleme ve araştırma yapılarak sessizce belli bir hedef esas alınıp kurgulanması gerekir. Çocuk doğduktan sonra adını koymak gelenektir. Çocuk doğmadan adını koymak, kabul edilmeyecek duaya amin demek gibi bir şeydir. Lübnan'da Başbakan'ı karşılayan insanlara bakarak ya da falanca Arap kamuoyunda Türkiye'ye yönelik olumlu havaya kapılarak bir takım birliklerden söz etmek hayal görmektir. Kaldı ki bölgenin problemleri başından aşkın. Bu sorunlarla ABD gibi kaynaklar ve imkânları son derece geniş ülkeler bile baş etme imkânına sahip olamamışlardır. Türkiye bunu nasıl başaracağını iki defa düşünmesi gerekir.

Sürekli içi boş ve gerçekte münhal olan iddialar ortaya atmak ve bunun üstünden içeride kamuoyu oluştururken dışarıda kaygı ya da düşman elde etmek reel politik değildir. Atatürk 1921 yılında, "yapamayacağınız şeyi söylemeyin, söylediğiniz şeyi ise mutlaka yapın!" talimatını bu yüzden vermiştir.

Bölgede İsrail'e karşı beslenen duygular ve onuru kırılan Arap kamuoyunun Başbakan Erdoğan'a gösterdiği ilgi Türkiye'deki iktidarı aşırı beklenti içine sokmuş görünmektedir. Sanki eski Osmanlı topraklarında yaşayan milletler, Türkiye'nin önderliğinde Osmanlı Milletler Sistemine dahil olmak istiyor da Türkiye'den irade göstermesi gerekiyor. Türkiye'nin dış işleri bakanı bu tür bir ihtiyaç için derhal bir "Osmanlı Milletler Sistemi"ni öneriyor. Hâlbuki daha bundan bir ay önce Türkiye'nin dış işleri bakanı Birleşik Arap Emirliklerinde iki saat kapıda bekletilmişti. Bu nedenle de bazı gazeteler "Kapıda kalan dış işleri bakanı" diye konuyu manşete taşımışlardı.

"Osmanlı Milletler Topluluğu" türünden bir birlik, duygular ve nostalji üzerine kurulamaz. Böyle bir yaklaşım için bu tür bir birliğin bölge ülkelerine sağlayacağı ortak çıkarlar olmalıdır. Bölge ülkelerinin bu anlamda tehdit ve fırsatlarının ortak olması gerekiyor. Sözü edilen milletler arasında birlik için belirgin bir iradenin oluşması gerekir. Böyle bir belirtiyi Türkiye ile Suriye, Lübnan ve Ürdün arasında son zamanlarda görülen iyi ilişkilerden çıkarmak son derece yanıltıcıdır. Bugün Arap Dünyası ile İsrail; İran ile Suudi Arabistan ve Mısır; Bosna Hersek ile Sırbistan: Türkiye ile Yunanistan savaş yapmıyorlar ama birbirlerine karşı hiç de hayır duası okumuyorlar. Türkiye'nin Ermenistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve Irak ile ilişkileri de ortadadır.

2023-Osmanlı Milletler Topluluğu'na yeni bir imkân olarak mı, yoksa sorun yaratma ihtimali olan bir söylem biçimi olarak mı, görmek gerekir?

Ö. Yeniçeri: Osmanlı Milletler Topluluğu bugünün sorunlarına dünkü çözümler önermek demektir. Bu da bir tür gericiliktir. Bu tür yaklaşımlar yalnızca nostalji yaratmakta işe yarar. Hayata geçirilme kabiliyeti yoktur. Bu arada geçmişi unutmanın da bir sonucu vardır o da geçmişi yeniden yaşamaktır. Demek ki akılcı strateji hem geçmişi kutsamamak hem de onu yok saymamak üzerine kurulmalıdır. Burada esas olan geleceği inşa etmek için geçmişin verilerinden yararlanmak olmalıdır.

Birilerini kışkırtmamak lazım. Thomas Barnett'in bölge üstüne söyledikleri var. ( Hocam söylediklerini burada kısa bir özet geçerseniz iyi olur) Bölgede Türkiye'nin inisiyatifine terk edilmiş değil dolayısıyla. Bölgedeki ülkelere ABD mi Türkiye mi diye sorduğunuzda hiç tereddüt etmeden ABD'yi seçecekleri de herkes tarafından biliniyor.

Yeni Osmanlıcılık, Osmanlı Milletler Topluluğu, Büyük Ortadoğu Projesi, Ilımlı İslam bunlar Sovyet sonrasında dünyanın ABD tarafından yeniden istimlak ya da dizayn politikasına hizmet edecek tasarımlardır. Bu tasarımların ABD'nin çıkarlarına hizmet etmesi için ne yalnızca asker kullanarak ne de ABD'nin eliyle yapılmasına ihtiyaç vardır.

Bugün İslam dini, etnik yapılar, mezhep farklılıkları ve bölgesel yapılar ABD/İngiliz küresel stratejilerinin en önemli araçlarıdır. Geleneksel İslam dininin yerine ılımlı İslam anlayışı adı altında ABD'nin bölge üzerindeki hakimiyetini normal karşılayan bir anlayış yerleştirilmeye çalışıyor. Şii-Sünni bloklaşmasının üretilmesi, Kürt-Türk-Arap çelişkisi yaratılmaya çalışmasının amacı da aynıdır. Bölge üzerine İngiliz, İsrail ve ABD'nin tam anlamıyla abanmasından söz edebiliriz. Bunun nedenini Thomas P. M. Barnett'in, Pentagon Yeni Haritası adlı eserinde ki şu satırlar arasında görmek mümkündür. Barnett açıkça yazmış: "Soğuk Savaş sona erdiğinde dünyanın değiştiğini düşünmüştük. Dünya değişmişti ama bizim istediğimiz şekilde değil". Demek ki değişen dünyayı ABD'nin ihtiyaçlarına uygun biçimde yeniden değiştirmek gibi bir amaç var. Brzezinski, bölgenin daha da geniş anlamda Avrasya kıtasının "ABD'nin yönetimine girmesi gerektiğini ve ABD'nin küresel üstünlüğünün, Avrasya kıtasındaki hâkimiyetini ne kadar süreyle ve nasıl bir etkiyle sürdürebileceğine bağlıdır" dediğini de hatırlamak gerekir.

ABD için bugün "Osmanlı Milletler Topluluğu" denilen coğrafyaya hakim olmak küresel hakimiyetin zorunlu şartı olarak görülmektedir. Bu nedenle bölgenin ABD çıkarlarına uygun hale getirmesi için ABD, Büyük Ortadoğu Projesini devreye sokmuştu. Bu projeyle kast edilenler bölge ülkelerinin demokratikleşmesi, modernleşmesi ve liberalleştirilmesidir. Bu bağlamda 23 ülkenin coğrafi sınırlarından yönetim biçimlerine kadar değişmesi gerektiğinden söz edilmiştir. Türkiye'deki iktidarın söylemleri ile Büyük Ortadoğu Projesinde ifade edilen söylemler arasında büyük bir benzerlik vardır. Bu durumda Başbakan Erdoğan, "BOP'un Eş başkanıyım" derken bunu gereksiz yere söylemiş olmuyor.

Bu nedenle Osmanlı Milletler Topluluğu, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesiyle öngördüğü amaçlara hizmet etmek amacıyla teşekkül edilmesi düşünülürse sorun olmaz. Aksi bir durum Türkiye için ciddi sorunlar yaratma ihtimali vardır.

2023- Türkiye'nin son zamanlarda komşularıyla yürüttüğü sıfır sorunlu dış politika "Osmanlı Milletler Topluluğu" için uygun bir zemin oluşturmuş, olabilir mi?

Ö. Yeniçeri: Sanırım önce şu saptamayı yapmamız gerekir; Bir defa Türkiye'nin dış politikası sürekli, tutarlı, gerçekçi ve stratejik değildir. Aksine değişken, tutarsız, çoğu kez de ütopik ve konjonktürel günübirliktir. İktidar yetkililerinin sekiz yıldır ağzından düşürmediği "çözümsüzlük çözüm değildir", "bir adım önde olmak", "komşularla sıfır sorunlu dış politika" söylemi bu konuda her şeyi özetlemeye yeterdir. Kıbrıs'ta "bir adım önde olmak" politikasının Türkiye'yi getirdiği yer ortadadır. Ermenistan ile imzalanan protokoller ise "tek millet iki devlet" olarak nitelendirilen Azerbaycan ile Türkiye'yi adeta düşman kardeşler haline getirmiştir. Komşularla "sıfır sorun politikasının" reel karşılığı ise aslında sıfır çözüm stratejisidir. Çünkü böyle bir şey mümkün değildir. Tarihin, kültürün, jeopolitiğin zorunlu kıldığı sorunlar görmezlikten gelinemez. Sorunlar halının altına süpürülerek ya da Türkiye'nin tezlerinden tek yanlı olarak vazgeçmesiyle çözülmeyecek kadar derindir.

Hele hele Kerkük, Kıbrıs ve Ege'de "Kırmızı çizgimiz yoktur" mesajı vermek, her şeye müsait bir ülkeyiz intibaını yaratmak ve karşı çıkar guruplarını bu anlamda teşvik etmek demektir. Bu yaklaşım Türkiye aleyhine bir çok beklenti, oldu bitti ve teklifin oluşmasına neden olmuştur.

Her şeyin her an değişme yeteneği olduğu bir dış politikada değişim de önemini kaybeder. Sözgelimi, "Ermenilerin işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarından çekilmeden, sınırlar açılamaz, ilişkiler normalleşemez" der ardından bu konuda Ermenistan ile protokol imzalarsanız. Sonra da Azerbaycan'ın itirazı ve feveranı ile geri adım atarsanız bu siyasete her çeşit anlam yüklenir. Rasmusen'in NATO'ya genel sekreter olmasına açıktan "karşıyız" der, sonra da Rasmusen'in NATO genel sekreteri olmasın onaylarsınız ya da İran'a karşı füze kalkanının kurulmasına karşıyız der ardından da füze kalkanını desteklerseniz tutarlılık ve ciddiyet kaybına neden olursunuz. Bu durumda her an geri adım atabilen bir politika yürütmüş olursunuz. Bu politikaya herhalde dense dense "mehter" politikası denir.

2023- Bugün tartışılan Osmanlı Milletler Topluluğu söyleminin esin kaynağı İngiltere'nin Commonwealth denilen uygulaması. İngiltere ve Osmanlı'nın oynadığı tarihsel roller dikkate alındığında böyle bir ilişki kurmak mümkün mü?

Ö. Yeniçeri- Bu konuda Türkiye'nin bugünkü gücü ve şartlarıyla İngiltere'nin Commonwealth'ı oluşturduğu zamanki gücü ve şartlarını mukayese etmek gerekir. Bu mukayeseyi yaptığınız zaman asimetrik bir durumla karşılaşırsınız. Unutmamak gerekir ki, İngiltere Commonwealth'ı oluşturduğu zaman dünyanın en büyük gücü idi. İngiltere o dönemde de hala üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak nitelendiriliyordu. İngiltere, Commonwealth ülkeleri için tarihin her döneminde cazibe merkezi olmuştur. Aynı şeyi günümüz Türkiye'si için söylemek çok zordur.

Konuya tarihsel olarak bakıldığında da Osmanlı'nın hâkimiyeti altındaki milletler karşı yürüttüğü politika ile İngiltere'nin yürüttüğü stratejinin birbiriyle mukayese edilecek durumda değildir. Osmanlı'nın hâkim olduğu topraklardaki yönetimi bir yana kendi devlet cihazını bile çoğu zaman oralardan devşirdiği insanlara teslim etmekte bir sakınca görmemişti. Bu nedenle Osmanlı'dan ayrılan ülkeler çok kısa sürede kendi ayakları üzerinde duracak milli, sosyal, ekonomik ve kültürel alt yapılarını kurabildiler. İngiltere ise kolonileştirdiği ve iliğine kadar sömürdüğü ülkeleri tam birer sömürge haline getirmiştir. Dilini kendi diline, inançlarını kendi inançlarına, aydınların kendi aydınına çevirdiği ülkelerden söz ediyor. Sözün özü şu İngiltere, askerlerini çektiği ülkelerden kültürünü çekmemiştir. Bu ülkelerde bugün de kendi başlarına ekonomik ve zihinsel anlamda İngilteresiz yaşayamaz olduğuna inanan aydın, siyasetçi ve devlet adamı vardır.

2023- Osmanlı Devletinin yönettiği ülkelerde bugün de Osmanlıya bağlı aydın, siyasetçi ya da yönetici eliti yok mudur?

Ö. Yeniçeri: Osmanlı'nın yüzlerce yıl yönettiği ülkelerde Osmanlıya sempatiyle bakan insan yok denecek kadar azdır. Aksine Türkiye'deki siyasetçilerin bugün Osmanlı milletler topluluğu bağlamında bir araya gelmesi mümkün gördüğü ülkelerden bazılarında hala büyük bir Osmanlı ve dolaysıyla Türk düşmanlığı var. Bunlara örnek olarak Sırplar, Bulgarlar, Ermeniler ve Rumlar verilebilir. Bu ülkelerde zaman zaman "Pontus" için, "Kıbrıs" için, "Kosova Savaşı"nın intikamı almak için ya da "soykırım" iddiaları için Türkiye'ye karşı nefret söylemlerini yükselten örgütler var. Yani tarih, Türkiye'ye olumlu şartlar sunacak kadar cömert değil. Bunu görmek gerekir.

Her güç kendi yapılabilir ve makul stratejileri imkanlarıyla ancak istikametini belirleyebilir. Yoksa büyük laflar edersiniz, büyük hedefler koyabilirsiniz ve o hedefler bir dönem sonra bumerang etkisi yaratır ters tepki yapar. Birlik kurmayı düşündüğünüz coğrafyalardaki insanlara ekonomik bir gelecek vaad edip onları böyle bir birliğin kendi çıkarlarına olduğuna ikna edebilecek misiniz? Bu tarihte denememiş de değil. Biliyorsunuz Mustafa Kemal bunu denedi. Doğuyla yani Selçuklu coğrafyasıyla bütünleşmek için Bağdat Paktı'nı, Osmanlı'nın Balkanlar'daki coğrafyasıyla bütünleşmek için de Balkan Antantı'nı yapmaya çalıştı. Fakat bölgede tarihten gelen bir takım tepkiler var ve bu tepkiler dolayısıyla da ancak belirli oranda bir birlik sağlanabileceği düşünüyordu. Ancak bu bile sağlanamadı. Belki de Irak'taki darbenin sebeplerinden biri de Irak'ın bu Bağdat paktı girişimidir. Bunun neticesinde de Irak tümüyle bizim karşımızda bir konumda şekillendi.

Türkiye'nin bölgeyle ekonomik işbirliği içinde olması, İsrail'e karşı Türkiye'nin gösterdiği tavırlar dolayısıyla Türkiye'nin alkışlanmış olmasına aşırı anlamlar yüklememek gerekir.

AKP hükümetİ bölgede İslamcı olarak tanımlanıyor ve OMT gibi bir projeyi de İslam kardeşliği üstünden kurmayı planladığı düşünülüyor. Fakat bahsi geçen coğrafya da sadece Müslümanlar yok, Yahudi var, Ortodoks var, Sırplar var. Dahası var..

2023- O zaman İslam Ülkeleri arasında bir birlikten bahsetmek icap eder.

Ö.Yeniçeri- Evet ama onun için de İslam Konferansı Örgütü var. Eğere böyle bir amaç güdülüyorsa İKÖ nasıl aktif hale getirilir? Bunun üstünde kafa yormak gerekir. Sorun şuradadır. Bugün Suudi Arabistan ile İran'ı nasıl yan yana getirirsiniz. Son Wikileaks belgelerinde gördük ki, Mısır ve Suudi Arabistan, ABD'ye bir an önce şu İran'ı vur diye rica ediyor. Hamas'tan Mısır'ın tiksindiği kadar İsrail tiksinmiyor. Hizbullah için dua etmeyi bile yanlış gören Suudlular var. FKÖ ile Hamas'ın bir araya gelmesi İsrail ile FKÖ'nün bir araya gelmesinden daha zor. Tablo bu. Bu nedenle bir takım ütopyalar ya da nostaljiler üzerine siyaset bina edilemez. Onun için bugünlerde çokça eleştirilen Mustafa Kemal'e dönüp bakmalarında yarar var. Mustafa Kemal konuşmanın başında okuduğum metinde yapamayacağınız şeyleri söylemeyin diyor. Hatırlatalım Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Türkiye'nin inisiyatifi ile kuruldu. YineD-8'ler Türkiye'nin de etkin müdahalesiyle kuruldu daha bu tür bir çok organizasyondan bahsetmek mümkündür. Bunlar bugünlerde zaman zaman bir takım konuşmaların yapıldığı ölü platformlardır.

Türkiye ilk önce kendi, tarihi, kültürel ve sosyolojik zemini üzerinden stratejilerini üretmesi gerekir. Bana sorarsanız öncelikle çıkarları benzeyenler arasında işbirliğinin kurulması lazım. Türkiye gibi bir ülke KKTC ve Azerbaycan'la önce bir birlik kurması şarttır. Bu Ön Asya Devletler birliği olarak kurulabilir. Ondan sonra da gelişmelere göre çevredekilerle bu birlik genişletilebilir. Bunu çok şaşalı bir şekilde pazarlamaya da lüzum yok. Kurumlar olarak bütünleşirsiniz, örgütler olarak bütünleşirsiniz, çıkar olarak bütünleşirsiniz.Sonuç kendiliğinden gelir.

2023- Yani nasıl ki Fransa-almaya birlikteliği bugün AB gibi çok büyük bir birliği meydana getirmişse Ön Asya Devletler Birliği de muhtemel bir çok geniş kapsamlı bir birliği nüvesi olsun diyorsunuz.

Ö. Yeniçeri- Burada da öncelikle çıkarlarınızı ortaklaştıracaksınız. Yoksa benim dilim bir, dinim bir, coğrafyam yakın diye birileriyle birlik kuramazsınız. Herhangi bir satıcı akrabanız diye daha ucuza satılan bir malı ondan daha pahalıya almazsınız.

2023- Son yıllarda birileri tarafından Türkiye'ye şöyle bir vizyon çizildiğini düşünüyor musunuz: İçerde Kürt sorunu dışarıda da Irak'ın kuzeyindeki devlet yapılanmasını sizin varlığınızı tehdit ediyor. Bu tehditlerden kurtulmak için üniter devlet modelinden vazgeçin ve coğrafyanızı genişletin.Fuller diyor ki, "Türkiye Osmanlı gibi çok dinli çok ırklı bir yapıyı benimsemeli. Bu da ılımlı İslam'dan geçer". Yine Friedman "Türkiye istese de istemese de çok geniş bir coğrafyaya hükmedecek" diyor.

Ö. Yeniçeri- Can damarı işte bu. Küçük Türk milliyetçiliğine karşı büyük Türkiye milliyetçiliği, küçük Türkiye'ye karşı Büyük Türkiye söylemleri bu nedenle Türkiye'de ortaya atıldı. Bunun asıl amacı Kuzey Irak'ta kurulmuş olan yapının Türkiye ile entegrasyonunu sağlamak ve Türkiye'nin koruması altına almak. Bu bütünleşmeyi sağladığınız zaman içerdeki yapı ile dışarıdaki yapının ortaklıklarını artırmalarının önünü açıyorsunuz demektir. Yani bugün birileri için "Güney Kürdistan" söz konusu iken yarın bir de "Kuzey Kürdistan" sorunu bütünleşik bir biçimde ortaya çıkması söz konusu olacaktır. Bu anlamda günümüz Türkiye'sinde yaşananlarla Fuller'in, Friedman'ın ya da Barnett'in çizdiği stratejiler arasındaki paralelliği görmemek mümkün değildir. Birileri Türkiye'ye yıldızlara bakmasını söyleyerek ayağının altından kayan toprağı görmemesi ya da önemsememesini istiyor.

Açıkça söyleyelim bugün ABD için İran-Türkiye-Suriye ve Irak'ı kontrol etmenin tek yolu vardır. O da bu ülkelerin zayıflatılmasına karşın bölgede güçlü ve bütünsel bir Kürt devletinin kurulmasıdır.CIA ajanları Graham Fuller ve Paul Henze, 1980'li yıllardan itibaren, "Atatürkçülük ölmüştür. Ulus devletler dönemi bitmiştir. Türkiye, Osmanlı gibi çok kültürlü, çok dinli ve çok ırklı bir yapıyı benimsemelidir. Bunun için en iyi yol Ilımlı İslam'dır. Bu anlamda da etnik kimlikler kendilerini ifade edebilmelidir" türünden açıklamalar yapmıştı. 2003 yılı Eylül ayında ABD derin devletinin en önemli adamlarından biri olan Richard Hollbroke, "Osmanlı, Irak coğrafyasını etnik ve dini unsurlara özerk statü vererek yönetmişti" anlamına gelecek sözlerini söyledikten sonra, Başbakan Erdoğan'ın"Türkiyelilik" tartışmasını yeniden başlatmıştı. Herhalde bu söylemlerden birisinin çıkarması gereken dersler olacaktır.

2023- Kissinger'den Fuller'e, Barnett'ten Friedman'a kadar birçok isim Türkiye'ye Osmanlı'yı ihya et tavsiyesinde bulunuyor. Zihinlerindeki yeni Türkiye size göre nasıl?

Ö. Yeniçeri: Aslında zihinlerdeki yeni Türkiye'nin nasıl olacağını Graham Fuller yazmış. İlginçtir Graham Fuller'in yazdığı kitabın adı "Yükselen Bölgesel Aktör Yeni Türkiye Cumhuriyeti"dir. Bu öyle büyük (!) bir Türkiye ki İmralı'ya tıktığı bir mahkûmu kontrolden acizdir. Kandildeki beş ya da on bin teröristle baş edemeyen bunun için önünde gelen ülkeden yardım dileyen bir Türkiye'dir. Fuller, kendi evinde kontrolü olmayan ama bölgeye nizam veren bu Türkiye'nin önüne bir de Yeni ibaresi koyuyor. Anlaşılan o ki ABD'li stratejistler Türkiye'nin milli devlet olarak kalmasından şikayetçiler. Bütün sorunun kaynağını milli devletin oluşturduğunu söylüyorlar. Bu nedenle Türkiye'nin ABD çıkarları için etkin bir biçimde kullanılamadığını düşünüyorlar. Türkiye'nin bölgesel gücünü, ABD çıkarları için kayıtsız şartsız kullanılabilmesi için Türkiye'nin milli devlet yapısının dönüştürülmesi gerektiğini düşünüyorlar. ABD, Türkiye'nin gevşek bir federal yapıya dönüşmesini arzuladığı açıktır. Onlar için küçük hem güzel hem de kontrolü kolaydır. Örneğin "demokratik özerkliğini" kazanmış bir Kürt federe devleti, kağıt üzerinde Türkiye'ye fiili olarak da Erbil'e bağlı olarak kurulursa sorun şimdilik çözülmüş olacaktır.

2023- Türkiye'nin bölgesinde etkinliğini artırması için tercih edeceği yol ne olmalı?

Ö. Yeniçeri: Jeopolitik gerçekleri, tarihi mirası, kültürel envanteri ve dini ortaklığı esas alan bir eksen üzerine Türkiye stratejisini bina etmelidir. Bunun yolu da Türkiye'nin kökleriyle yeniden buluşmasından geçmektedir. Türkiye'nin kökleri Osmanlı coğrafyasıyla birlikte onun da ötesine Selçuklu ve Göktürk havzasına kadar uzanmaktadır. Bu nedenle Türkiye işe mütevazı, makul ve mümkün olabilirlerden yola çıkarak başlaması gerekir. Bize göre ilk yapılacak entegrasyon Türkiye, Azerbaycan ve KKTC arasında kurulmalıdır. Hayali Osmanlı Milletler Topluluğu için boşuna enerji sarfedileceğine daha somuttan yakından başlanarak uzağa doğru gitmenin yolu aranmalıdır. Türkiye, Azerbaycan ve KKTC'yi içine alan Ön Asya Devletler Birliği öncelikle kurulmalıdır.

Çok özel ilişkiler içeren Türkiye, Kıbrıs ve Azerbaycan entegrasyonun ikinci etapta İran ve Suriye'yi içine alacak şekilde düşünülebilir. Daha sonra da konjonktüre bağlı olarak Irak sisteme dahil edilmelidir. Bilindiği gibi Türkiye kendilerini "bir millet iki devlet" olarak tarif eden Azerbaycan'la komşudur. Her anlamda benzerlik içinde bulunan bu iki devlet kendi arasında birincil ilişkilerin geçerli olduğu bir bütünleşmeye doğru süratle gitmelidir. Bir araya gelmek için tarihi, coğrafi, kültürel, sosyal ve ekonomik her türlü imkâna sahip olan bu iki ülkenin arasında oluşturulacak bir bütünleşme bölgedeki bütün dengeleri değiştirecek potansiyeli bünyesinde taşımaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu her Türk evladı için bir şeref, onur ve gurur vesilesidir. Ancak bugünkü şartlarda Osmanlı milleti denilen gerçeklik tarihte kalmış bir hikâyedir. Bu noktada günün sorularına dünün cevaplarını veremeyiz. Bu geçmişin potansiyel imkanlarının dikkate alınmaması demek değildir. Aksine akılcılık anlamına gelmektedir. Türkiye önce kendi etrafından yani somuttan yola çıkarak uzağa doğru gitmelidir. İçerde ve yakında böyle bir oluşum meydana getirildikten sonra uzağa yönelmek daha mantıklı olur. Öncelikle bu tür bir birlik benzerler arasında daha doğrusu azami müşterekleri olanlar arasında düşünülmelidir. Daha sonra da asgari müştereklere sahipler arasında düşünülebilir. Osmanlı Milletler topluluğu asgari müştereklerden işe başlamayı öngördüğü için pragmatik ve mantıklı görünmüyor.

Özcan Yeniçeri

1954 yılında Gümüşhane'nin Şiran ilçesinde doğdu. İlk ve orta tahsilini Gümüşhane'de, yüksek tahsilini Ankara'da tamamladı. 1987 yılında Uludağ üniversitesi Sosyal Bilimler Ensti-tüsü'nde Yüksek Lisansını tamamladı. 1991 yılında ise Erciyes üni-versitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Yönetim Organizasyon dalında “örgütlerde çatışma ve Yabancılaşmanın önlenmesinde Yönetime Katılmanın Rolü” adlı tezinin kabul edilmesiyle de doktor unvanını aldı.

1998 yılında doçent, 2004 yılında da profesör oldu.

Prof.Dr. özcan Yeniçeri, Niğde üniversitesi'nde çeşitli aralıklarla Kamu Yönetimi Bölüm Başkanlığı, Meslek Yüksek Okulu Mü-dürlüğü, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü yaptı.

1999 yılında Kazakistan'daki Ahmet Yesevi üniversitesi'nde görev aldı. Bu üniversitede “Uluslararası İlişkiler Bölümü”nü kurdu ve bir yıl süreyle de başkanlığını yaptı. 2004 yılında AYSAM (Ahmet Yesevi Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanlığına getirildi. İki yıl bu görevi yapmış olup halen Niğde üniversitesi'ndeki görevine de-vam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri'nin yazdığı eserlerden bazıları şunlardır: Yeniden Türkleşmek, örgütsel Değişmenin Yönetimi, Küre-selleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, Küresel Kıskaç ve Türkçülük, Bilgi Yönetim Stratejileri ve Girişimcilik, Dokunanlar, İtirazlar, Bugünden Yarına Türk Dünyasına Stratejik Bakış, Yönetimde Yeni Yaklaşımlar. ölüler Nefes Almaz (Roman), örgütlerde çatışma ve Yabancılaşma Yönetimi

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 2003 yılı “Prof. Dr. Osman Turan Kültür Araştırmaları” ödülünü almıştır.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, Ortadoğu, Ayyıldız, Millet, Hergün ve Siyaset Ekseni gazetelerinde çeşitli aralıklarla köşe yazarlığı yapmıştır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri ile Milliyetçi Hareket Partisi Ankara milletvekili olmuştur. Ankara Milletvekili Yeniçeri aynı zamanda TBMM Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesidir.
21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

İsmail Hakkı Yücel   - 04-07-2020

Bilgi Çağında Rekabet Mücadeleye mi Evriliyor?

Kalkınma ve gelişme çabaları insanlığın var olduğundan beri devam etmektedir. Bu sürecin devam etmesi beklenir. Kalkınma ve gelişme süreçleri beraberinde rekabeti de getirmiştir.