< < Türkiye’nin Uluslararası Terörizmle Mücadelesi ve Sığınmacı Sorunu: İzahtan Vareste


Türkiye’nin Uluslararası Terörizmle Mücadelesi ve Sığınmacı Sorunu: İzahtan Vareste

Yazan  06 Temmuz 2023

Dr. Mehmet Alkanalka

Giriş

21’inci yüzyıldaki önemli gelişmelerin arasında; 9/11 terör saldırısı, ABD’nin NATO 5’inci Maddesi kapsamında Afganistan harekâtı, ABD’nin Irak’ı işgali, Arap Baharı ve Irak ile Suriye’deki iç savaşlar, Irak ve Suriye’de DEAŞ ile ABD’nin mücadelesi, DEAŞ ile mücadelede PKK/PYD ile ABD birlikteliği ve ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi bulunmaktadır. ABD’nin küresel terörle mücadelesi Afganistan ve Irak’ta başarısız devletlerin oluşmasını hızlandırmış ve bunu Suriye’deki iç savaş izlemiştir. Marksist ideoloji ve etnik odaklı PKK terör örgütü soğuk savaşın sona ermesi ile oluşan ABD hegemonyasındaki tek kutuplu uluslararası yapıda ABD’nin 9/11 terör olayına maruz kalması sonucu Irak ve Suriye’de askeri harekâtı ve varlığı ile birlikte değişim geçirmiştir.

Türkiye’deki terör faaliyetlerini ve PKK/PYD terör örgütünü dünyadaki gelişmeler ile birlikte analiz etmek ve 2000li yıllardaki dönüşümü de anlatarak Suriye’deki iç savaşın olduğu 2011’den günümüze Suriye’deki gelişmeler ve olası senaryolar ve gerekli stratejiler bu yazıda ele alınmıştır. ABD strateji belgelerindeki teröre yönelik tehdit değerlendirmeleri ile birlikte PKK’nın strateji değişiklikleri ve Suriye’deki iç savaşı nasıl istismar ederek uluslararası desteği de arkasına alarak güçlendiği ve daha tehlikeli hâle geldiği konusuna da bu çalışmada değinilecektir. Terörizm zayıfın güçlü ile mücadelesinde asimetrik ve şiddetli bir yöntem gibi gözükse de terörizmi bir araç gibi kullanan büyük devletler olduğu düşünüldüğünde bu iddia oldukça tartışmaya açıktır.

Türklerin tarihleri boyunca birçok isyana maruz kaldıkları da düşünüldüğünde milli birlik ve beraberliğin Türk Milletinin vazgeçilmez kültürel mirası olduğu ifade edilebilir. Siyasetname’de Nizamülmülk geçmişten günümüze şöyle seslenmektedir; “Allah’ın gazap ve öfkesi isyanın uğursuzluğundan her tarafta insanlara ulaşır…Bu günahkârların uğursuzluğu sebebi ile birçok günahsızlar da helak olur. Buna şöyle bir misal verilebilir: Ateş sazlığa düşünce kuruyu da yaşı da tamamıyla yakar. Bu komşuluktan dolayı pek çok yaş da yanmış olur.

Terörizm, Soğuk Savaş sonrası değişen iki kutuplu dünyadan sonra uluslararası ilişkiler literatüründe etkin olarak yer alan bir alan olmuştur. 9/11 terör saldırısı sonucu bu konu daha da önem kazanmış hem milli güvenlik belgelerinde hem de uluslararası organizasyonlar tehdit tanımlamalarında terörizme de ağırlıklı olarak yer vermişlerdir.[1] NATO’nun 5. Maddesi ilk defa ABD için hayata geçirilmiş, NATO üyesi olan Türkiye ABD’ye terörizmle mücadele konusunda destek sağlamıştır. Türkiye’nin terörle mücadelesinde ise gerçeklerden ziyade farklı algılar söz konusu olmuş ve Türkiye yeterli desteği almak bir yana, müttefikleri tarafından terörist olarak gördüğü PKK/PYD’ye silah ve eğitim yardımı dâhil her türlü desteğin verildiğini tecrübe ederken, masum sivil vatandaşları dâhil asker can kayıplarını yaşamaya devam etmektedir.

Türkiye NATO üyesi bir devlettir. Son gelinen aşamada ise PKK/PYD, Suriye’de ABD ile işbirliği içinde Suriye’nin su ve enerji kaynakları bakımından değerli bir bölgesinde konuşlanarak güç kazanmaya devam etmektedir. Türkiye; şiddetli, uzun süredir teröre muhatap ve maruz kalmakta olmasına rağmen, NATO ve ABD tarafından desteklenmemektedir. ABD, bir taraftan terörizmi hızla tehdit gündeminden çıkararak Çin ve Rusya ile geleneksel büyük güçler mücadelesine odaklanırken, diğer taraftan “küçük savaş”lara devam ederek ve devletler ile muhatap olmak yerine devlet dışı terörist organizasyonlar ile işbirliği yaptığı bir döneme tanıklık ediyoruz. Sınıraşan terörizm sadece Irak ve Suriye’deki PKK/PYD varlığından değil, aynı zamanda Avrupa’da da etkin olduğunu göstermektedir. Öyle ki Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından konu gündeme getirilmiştir. İsveç’in NATO üyesi olmasının önündeki tek engel olarak uluslararası ilişkiler gündeminde konu tartışılmaya devam etmektedir.

1991 ve 1995 genel seçimlerinde terörizmin Türk seçmeninin seçim tercihleri ​​üzerindeki etkilerini analiz eden bir makalenin sonuçlarına göre; Türk seçmeninin teröre karşı oldukça duyarlı olduğu ve kayıplarından dolayı dönemin hükümetini sorumlu tuttuğu tespit edilmiştir.[2] Türkiye’de 2024 Yerel Seçimleri yaklaşmaktadır. Terörle mücadelenin ve güvenlik hassasiyetleri, ekonomik kriz ile birlikte Türkiye’nin önemli gündem maddeleri arasında olmaya devam edecektir.

Başarısız devlet veya düşkün devlet kavramları da uluslararası ilişkiler literatüründe yer almaktadırlar. Terörizmin uluslararası boyut kazandığı durumlarda başarısız devletlere komşu olma sorunun boyutunu daha da artırmaktadır. Ulus devletler, iç şiddetle sarsıldıkları zaman başarısız devlet konumuna düşmektedirler.[3] Başarısız devletlerin terörle mücadele konusunda dikkate alınmasını gerektiren bir göstergesi de sınırlarında kontrol otoritesi ve yetisinin bulunmamasıdır. Güçlü devletlerin aksine, başarısız devletler sınırlarını kontrol edemezler.[4] Başarısız devletlerin diğer bir boyutu da devletin zaafiyeti nedeniyle büyük devletlerin kendi menfaatleri doğrultusunda başarısız devletlere müdahelesi ve askeri desteğidir. Bu durum uluslararası terörizmle mücadeleyi daha da zor ve karmaşık hâle getirmektedir. 9/11 terör saldırısı sonucunda ABD tarafından kendi strateji dokümanlarında da asıl tehdit olarak gördüğü Global War on Terror (GWOT) yani terörle küresel mücadele kapsamında yapmış olduğu Afganistan ve Irak askerî harekâtları sonucunda 2004 yılında yazılmış bir makalede, ABD’nin söz konusu operasyonları sonucu başarısız devletlerin oluştuğu ve teröristlerin buralarda barınma imkânı bulduklarından bahsedilmektedir.[5]

Türkiye’nin komşusu Suriye ile 877 km sınırı bulunmaktadır. Suriye, iç savaştan kaynaklanan zaafiyetini İran ve Rusya ile dış dengeleme yaparak gidermiş ve zor da olsa hayatta kalmayı başarmıştır. Suriye’deki ABD, Rusya Federasyonu ve İran’ın askeri mevcudiyetleri ile Suriye’nin iç savaş sonrası bölünmüş politik ve sosyal yapısı, Türkiye’nin PKK/PYD ile mücadelede aynı anda hem sığınmacı sorununun çözümü hem Suriye’nin toprak bütünlüğünün yeniden tesis edilmesi hem de terörün sönümlenmesi açısında stratejik bir ağırlık merkezi oluşturmaktadır.

ABD’nin Suriye’deki terör örgütü ile iş birliği büyük bir çelişki oluşturmaktadır. ABD’nin Afganistan ve Irak’tan çekilerek büyük güçler ile mücadele kapsamına Çin’e odaklanması Suriye’den de bir süre sonra çekileceğinin göstergesidir.

Teori ve Metodoloji

Amerikalılar tarafından 21’inci yüzyılın başlarındaki Afganistan ve Irak askeri harekâtları sonucunda konvansiyonel askeri birliklerin yaşadığı bocalamanın nedenleri ve çözüm stratejileri üzerinde çalışırlarken uluslararası literatüre kazandırdıkları bir kavram da dördüncü nesil savaş kavramı olmuştur. Konuyla ilgili literatür taramalarında İngiliz casusu Lawrence’in Osmanlı İmparatorluğunu 1’inci Dünya Savaşının sonlarına doğru ortaya koymuş olduğu strateji de konunun konvansiyonel harp ile birlikte yürütüldüğünde bir devletin yıkılmasına da nasıl yol açtığını göstermesi açısından oldukça önemli ve incelenmeye değer bir konu olarak değerlendirilmektedir. Küçük ve tamamlayıcı savaşçıklar kapsamındaki başta gerilla harbi olmak üzere tanımlanan kavramlar muhasım silahlı kuvvetlerini ve hedef ülkeyi zayıflatmak maksatlarıyla yapılan faaliyetlerdi. Örneğin 1916-1918 Arap Ayaklanması Osmanlı Ordusu’nu zayıflatarak işgale hazır bir hâle getirmişti. Lawrence bu mücadeleyi bıçakla çorba içmeye benzetmişti.

Amerikan Deniz Piyadelerinin 1940 yılındaki bir talimnamesinde yer alan küçük savaşlar (small wars) tanımı Suriye’deki durumu anlama adına oldukça anlamlıdır. Küçük savaşlar, yaşamın ve ABD’nin dış politikası kapsamında belirlenmiş menfaatlerinin korunmasında hükümeti istikrarsız, yetersiz veya tatmin edici olmayan bir devletin iç veya dış işlerine askeri ve diplomatik baskı kapsamında yapılan operasyonlardır.[6] Tanımdaki hükümetlerin özelliği günümüzdeki başarısız devletlerin karakteristiğine oldukça benzemektedir.

Small war” teriminin Fransızca karşılığı “la petite guerre” olarak karşımıza çıkmaktadır. 1800’lü yıllardaki İspanya Savaşları’nda “guerilla” olarak karşımıza çıkan kavram ile “la petite guerre” tam olarak aynı manaya gelmemektedir. Gerilla zayıfın güçlüyle mücadelesi ve sivil halk tarafından yürütülen bir harekât iken; küçük savaş, büyük orduların harekâtlarına yardımcı olmak maksadıyla düşman derinliklerinde yürütülen ve günümüzdeki komando ve özel kuvvetler harekâtının bütün özelliklerini taşıyan bir hüviyete sahiptir.[7]

Terörizm belirli bir siyasi hedefi elde etmeye yönelik şiddet içeren bir mücadeledir.[8] Siyasi hedeflere ulaşmak ve bu doğrultuda yandaşlarını motive ve mobilize etmek için de de bir ideoloji gereklidir. Bu kapsamda PKK’nın köklerinin dayandığı Soğuk Savaş güvenlik ortamı düşünüldüğünde; “Kürdistan İşçi Partisi”nin adından da anlaşılacağı üzere Marxist ve sol devrimci ideoloji ve söylemleri kullandığı açıktır. PKK/PYD her ne kadar devlet dışı bir terörist organizasyon olsa da Suriye’de ve Irak’ta Soğuk Savaş zamanı ‘düşman’ taraf olan ABD ile işbirliği uluslararası ilişkiler teorilerinden realizmin fırsatçı peşine takılma kavramına yakın durmaktadır.[9]

ABD’nin konuyla ilgili dokümanları analiz edildiğinde ise sorunun çözümü açık olarak yazılı olmasına rağmen sahadaki uygulamanın tam tersi olması oldukça ilginç ve açıklanması güç bir husustur. Öyle ki; Field Manual 3-24’deki; “İdeal olarak, ev sahibi ülke bir isyanı yenmede birincil aktördür. İşlevsiz bir merkezi hükümete sahip bir ülkede veya büyük bir çatışmadan sonra ortaya çıkan bir isyanda bile, ev sahibi ülke sonunda kendi toplumu için kültürel olarak kabul edilebilir ve ABD politika hedeflerini karşılayan bir çözüm sağlamalıdır. Herhangi bu tarz bir sorunun çözümü öncelikle ev sahibi ülkeye ve o ülkede yaşayan insanlara bağlıdır. Nihayetinde her toplum kendi sorunlarına çözüm üretmek zorundadır.”[10] ifadelerine rağmen ABD’nin Suriye’yi ve Türkiye’yi ihmal eden uygulamaları büyük bir çelişkidir.

Mao tarafından geliştirilen, zayıfın daha güçlü olan devlete karşı stratejik savunma, denge ve stratejik taarruz aşamalarından oluşan stratejideki sözde denge safhasını test etme gayretleri PKK tarafından uygulanmaya çalışılsa da, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından 1992’de Irak kuzeyine yapılan sınır ötesi harekâtı ve PKK’nın sabit mevzilerde savunma karşısında vermiş olduğu zayiat ile 2015 yılındaki hendek operasyonları bu kapsamdaki örneklerden anlaşıldığı gibi başarısızlıkla sonuçlanmıştır.[11] Türkiye Cumhuriyeti tarafından Kıbrıs Barış Harekâtından daha fazla sayıda şehit verilerek ağır bedeller ödenen çözüm süreci başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen telafisi imkânsız zararlara neden olmuştur. Suriye’deki iç savaştan faydalanmasını bilen PKK/PYD’nin Suriye’de önemli bir alanı kontrol etmeleri birçok sözde barış süreçlerine rağmen hayallerinden vazgeçmediğini göstermektedir. Terör örgütü 2014’den beri DEAŞ ile mücadele fiiliyatı üzerinden pragmatik bir geçişle ABD ile ortaklık yoluna gitmiş, Suriye’de özerk/federe bir Kürt devleti kurmak adına organizasyonel kabiliyetini, silah kapasitesini, askeri eğitimini artırmıştır. [12] NATO’nun en güçlü aktörü olan ABD’nin desteğini arkasına terör örgütü 17 Mart 2016’da federasyon ilan ederek Suriye topraklarının üçte birini kontrol eder hale gelmiştir. [13] 

Sonuç

Uluslararası ilişkilerde asıl aktörler devletler olmasına rağmen, özellikle Soğuk Savaş sonrası devlet dışı ve özellikle transnasyonel unsurlar dolaylı stratejiler kapsamında devletler için kullanışlı aparatlar haline gelmiştir. PKK/PYD, Irak ve Suriye’de yaşananları ve iç savaşları politik fırsatçılığa dönüştüren bir strateji izlemiştir. Terör örgütü, hem sözde “kahraman ve özgürlük savaşçısı” olarak uluslararası destek kazanmış, hem de Suriye’de ekonomik getirisi de olan kaynaklara sahip olmuştur.[14] PKK/PYD, Türkiye’yi önemli ölçüde ilgilendiren sığınmacı sorunu kapsamında bölge halkını da göçe zorlayarak bölgenin ve Türkiye’nin sosyal, ekonomik, kültürel ve demografik yapısını da bozmuştur.

Irak ve Suriye’de yaşananlar ve iç savaşlar sonucu Irak ve Suriye’nin zayıf devletler konumuna gelmesi Türkiye’nin terörle mücadelesinde devlet dışı aktörlerle tek başına yükünü hem ekonomik hem sosyal hem güvenlik bakımından oldukça ağırlaştırmıştır. Bu nedenle yakın bir gelecekte Suriye Devleti ile işbirliği gerekmektedir ve bunun için de Adana Mutabakatı önemli bir rol üstlenebilir.

2023 yılındaki Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır Dışişleri Bakanları tarafından imzalanan Suriyelilerin ülkelerine dönüşü kapsamında Türkiye ve Suriye Dışişleri Bakanlarının da Suriyelilerin ülkelerine dönüşleri konusunda ivedi bir anlaşma yapılması elzemdir. Türkiye’nin diğer ülkelerden farklı olarak bir de PKK/PYD sorunu olduğu gibi aynı zamanda en çok Suriyelinin bulunduğu ülke olması itibarı ile bu konuda diğer ülkelerden daha fazla taraf ve hak sahibi olduğu izahtan varestedir.

Zafer Partisi Başkanı Prof. Ümit ÖZDAĞ’ın Suriye ziyareti bu manada oldukça yerinde, zamanında ve stratejiktir. Bu ziyaretin somut sonuçlara ve Türk Milleti ile mazlum Suriyelilere fayda getirmesi temennisiyle.

 

 

[1] Alkanalka, M. (2023). Türkiye’nin Uluslararası Terörizmle Mücadelesinde Bir Strateji Olarak Diplomatik Yumuşak Dengeleme. Terörizm ve Radikalleşme Araştırmaları Dergisi, 2(2), ss.216-237

[2] Kibris, A. (2011). Funerals and elections: The effects of terrorism on voting behavior in Turkey. Journal of Conflict Resolution, 55(2). https://doi.org/10.1177/0022002710383664

[3] Rotberg, R. I. (2003). State Failure and State Weakness in a Time of Terror. In Africa. S.1

[4] A.g.e. S.5

[5] Dunlap, B. N. (2004). State Failure and the Use of Force in the Age of Global Terror. Boston College International and Comparative Law Review27(2), 453–475.

[6] FM FRP 12-15 Small Wars Manual.(1940)  Department of Navy. S.1                                                             Görüntüleme tarihi 30 Eylül 2022

https://www.marines.mil/Portals/1/Publications/FMFRP%2012-15%20%20Small%20Wars%20Manual.pdf

[7] Görüntüleme Tarihi 28 Nisan 2023, www.journal.forces.gc.va.

[8] Çağlar, Ali (1997). “Terör ve Örgütlenme”. Amme İdaresi Dergisi 30 ( 3): 119-133.

[9] Alkanalka, M. (2023). Türkiye’nin Uluslararası Terörizmle Mücadelesinde Bir Strateji Olarak Diplomatik Yumuşak Dengeleme. Terörizm ve Radikalleşme Araştırmaları Dergisi, 2(2), ss.216-237

[10] Department of the Army Washington, DC, 2 June 2014. FM 3-24/MCWP 3-33.5. Insurgencies and Countering Insurgencies. P.1-2

[11]Alkanalka, M. (2023). Türkiye’nin Uluslararası Terörizmle Mücadelesinde Bir Strateji Olarak Diplomatik Yumuşak Dengeleme. Terörizm ve Radikalleşme Araştırmaları Dergisi, 2(2), ss.216-237, s.229.

[12] Bulanık, Gönül. (2022). Ankara. Suriye İç Savaşında PKK/PYD Terör Örgütünün Değişen Vekâlet İlişkileri Altında Yatan Nedenler. Polis Akademisi Yüksek Lisans Tezi. S.86

[13]A.g.e. S.87

[14] Alkanalka, M. (2023). Türkiye’nin Uluslararası Terörizmle Mücadelesinde Bir Strateji Olarak Diplomatik Yumuşak Dengeleme. Terörizm ve Radikalleşme Araştırmaları Dergisi, 2(2), ss.216-237, s.230.

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Ergun Mengi   - 07-04-2024

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı Başlangıcında, Osmanlı İmparatorluğunun Siyasi ve Askeri Anatomisi

2. Mahmut, Balkan isyanları, Rus baskısı ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yla uğraşırken yeniçeriler, her fırsatta ayaklanmaktaydı. 15-18 Kasım 1808’de Babıali’yi basan yeniçerilerle mücadele eden Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa mahzendeki barutları ateşleyerek içeri giren 600 yeniçeriyle beraber kendini h...

Error: No articles to display