“Hatt-ı Müdafaa Yoktur, Sath-ı Müdafaa Vardır” 13 Eylül 1921 Sakarya Meydan Muharebesi

Yazan  13 Eylül 2020

Bugün, 13 Eylül 2020 “Sakarya Zaferi’nin” 99. Yıl dönümü Türk Milletine kutlu olsun. Yunan ordusu, Milli Mücadele’nin merkezi olan Ankara’yı ele geçirmeyi ve Türk ordusunun direnme gücünü yok etmeyi hedeflemiştir.

Yunan ordusu, bu amacını gerçekleştirmek için 23 Ağustos 1921 sabahı Türk ileri mevzilerine taarruza ile başlattığı “Sakarya Meydan Muharebesi”; 22 gün 22 gece süren çok şiddetli çarpışmalardan sonra 13 Eylül 1921’de Türk Ordusunun taarruzu ile Sakarya Nehri’nin doğusundan tamamen atılması ile tamamlanmıştır. 13 Eylül’de Türk Milleti’nin ölüm kalım savaşı ile büyük zaferin kazanılması,Milli Mücadele'nin dönüm noktası olmuştur. Sakarya Meydan Muharebesi,Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Büyük ve Kanlı Savaş” anlamına gelen“Sakarya Melhame-i Kübra” olarak adlandırılmıştır. Sakarya Meydan Muharebesi, Türk ordusu için bir “Savunma Savaşı”olmuş, ancak Sakarya Zaferi sonrası Yunan ordusu için “Savunma Savaşı” olmuştur.

 

Mustafa Kemal Atatürk, Sakarya Meydan Muharebesi başlamadan önce 18 Temmuz 1921’de, İsmet İnönü’nün Eskişehir’in güneybatısında, Karacahisar’da bulunan karargâhına giderek, durumu yakından incelemiş ve verdiği direktifte;“Orduyu, Eskişehir’in kuzey ve güneyinde topladıktan sonra, düşman ordusuyla aramızda büyük bir açıklık bırakmak gerekir ki, orduyu derleyip toparlamak ve güçlendirmek mümkün olabilsin. Bunun için Sakarya’nın doğusuna kadar çekilmek yerindedir. Düşman hiç durmadan takip ederse, hareket üssünden uzaklaşacak ve yeniden menzil hatları kurmaya mecbur olacaktır. Buna karşılık bizim ordumuz toplu bulunacak ve daha elverişli şartlara sahip olacaktır. Bu şekildeki çekilişimizin en büyük sakıncası, Eskişehir gibi önemli yerlerimizi ve birçok topraklarımızı düşmana bırakmaktan dolayı kamuoyunda doğabilecek manevî sarsıntıdır. Fakat kısa zamanda elde edebileceğimiz başarılı sonuçlarla, bu sakıncalar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Askerliğin gereğini kararsızlığa düşmeden uygulayalım. Başka türden sakıncalara karşı koyabiliriz.” Türk ordusunun geri çekilme stratejik taktiğini gerekçesi ile belirlemiştir.Türk Ordusu, 25 Temmuz 1921 akşamı büyük kısmıyla Sakarya’nın doğusuna çekilmiş, bu çekilme II. İnönü Muharebesi’nden sonra Yunan ordusunun, insan, tüfek, makineli tüfek ve top sayısı bakımından önemli derecede üstün olmasından kaynaklanmıştır.Yunan taarruz karşısında, Türk ordusunun asıl görevi, bu taarruzu direnerek ve uygun hareketler yaparak durdurup etkisiz bırakmak ve yeni orduyu kurmak için zaman kazanmak olmuştur. Askeri hareket tarzı olarak düşman taarruzu karşısında, bu aslî görevi gözden uzak tutmamak esas prensip kabul etmiştir.

Sakarya Meydan Muharebesi’ni tek elden sevk ve idare etmesi amacıyla,Mustafa Kemal Atatürk’ün ordunun başkomutanı olması yönünde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’nde görüş ayrılıkları oluşmuştur. Özellikle bir grup; ordunun büsbütün yenildiğini, durumun kontrolüne olanak kalmadığını, bundan dolayı da güttüğü milli davanın kaybedildiği yargısına varmıştır. Bu nedenle duydukları öfke ve hıncın acısını almak için Başkomutan olmasını istemişlerdir. Çoğunlukta olan diğer grup ise duydukları güven duygusuyla, samimi olarak ordunun başına geçmesini istemiştir. Atatürk; 4 Ağustos’ta yapılan gizli oturumda TBMM Başkanlığına,Meclis Başkanı olarak verdiği önergede; “Meclisin pek sayın üyelerinin genel olarak beliren istek ve talepleri üzerine, Başkomutanlığı kabul ediyorum. Bu görev şahsen üzerime almaktan doğacak yararları azami çabuklukla elde edebilmek, ordunun maddi ve manevi gücünü en kısa zamanda artırıp en yüksek seviyeye çıkarmak, sevk ve idaresini bir kat daha kuvvetlendirmek için, TBMM’nin sahip olduğu yetkileri, fiilen kullanmak şartıyla üzerime alıyorum. Ömrüm boyunca, milli hâkimiyetin en sadık bir kulu olduğumu millete bir defa daha gösterebilmek için, bu yetkinin 3 ay gibi kısa bir süreyle sınırlandırılmasını ayrıca rica ederim.”uzun süren savaşların etkisi ile güçsüz kalmış yorgun ve yoksul olan Türk Milletinin, ağır koşullar altında hürriyet ve istiklal için bütün varlığını ortaya koymaktan çekinmeyeceğini belirtmiştir. Sadece silahlı güçlerin değil, maddi ve manevi tüm “Milli Gücün” yönetilmesinden sorumlu olmuştur. Bu amaçla, 5 Ağustos 1921’de kanun ile TBMM, Başkomutan olarak tüm yetki,görev ve sorumluluğu Atatürk’e devretmiştir. Yaptığı konuşmada; “Zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları mutlaka yeneceğimize olan güven ve inancım bir dakika olsun sarsılmamıştır. Şu dakikada, bu kesin inancımı yüksek heyetinize ve bütün millete karşı, dünyaya karşı ilan ederim. Meclis’in bana karşı gösterdiği güvene layık olduğumu az zamanda ispatlamayı başaracağım”zafere olan kararlılığını belirtmiş ve Türk Milleti’nin ölüm kalım, varlık yokluk savaşını başaracağına inanmıştır. Bu başarıyı gerçekleştirmek amacıyla, TBMM’ne yaptığı Genelkurmay Başkanlığı’na Fevzi Çakmak’ın ve Milli Savunma Bakanlığı’na Refet Bele’nin getirilmesi teklifioy birliği ile kabul edilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk,6 Ağustos 1921’de halka ve orduya yayınladığı bildiride; “Yunan ordusunu Anadolu’nun harim-i ismetinde boğarak kurtuluşa ve bağımsızlığa kavuşacağız.” Zaferin kazanılması için lojistik desteğin önemlidir. Halkın ve ordunun tüm olanakları seferber etmek amacıyla,7-8 Ağustos’ta Türk milletinin hamiyet ve yurtseverliğine dayanarak “Ulusal Vergi Buyruğu” (Tekalif-i Milliye)yayınlanmıştır. Emperyalist devletlerin desteği ile Yunan işgaline karşı Anadolu’nun tüm kaynaklarını harekete geçirerek “Milli Cephe” oluşturulmuştur. “Ulusal Vergi Buyruğu”; halkın, ordunun buğdaydan bulgura, etten zeytin tanesine, çarıktan çoraba, naldan mıha kadar ihtiyaçlarının karşılanarak insan ve taşıt araçları bakımından gücünün artırılması, yiyecek ve giyeceğinin sağlanıp düzene konması ile ilgili tedbirleri almak ve hazırlıkları yapmak amacını gütmüştür. Halktan, elinde ordunun işine yarayacak ne varsa, varını yoğunu vergi olarak teslim edilmesi istenmiştir. Atatürk, Orduya ve Millete yayınladığı bildiride; “Savaş ve muharebe demek; iki milletin, yalnız iki ordunun değil, iki milletin bütün varlıkları ile karşı karşıya gelmesi ve biri biriyle vuruşması demektir. Türk milletini cephede bulunan ordu kadar duygu, düşünce ve hareket bakımından savaşla ilgilendirmeliyim. Yalnız düşman karşısında bulunanlar değil, milletin her ferdi silahla vuruşan savaşçı gibi kendini görevli sayarak bütün varlığını yalnız mücadeleye verecekti. Bütün maddi ve manevi varlığını vatan savunmasına vermekte ağır davranan ve titizlik göstermeyen milletler, savaş ve muharebeyi gerçekten göze almış ve başarabileceklerine inanmış sayılmazlar”. Bu ölüm kalım savaşı, ancak “Topyekun Savaş” ile kazanabileceğini, bunun için cephedeki ordu kadar cephe gerisindeki tüm halk, yaşlı, genç kadın, erkek herkesin seferber edilmesi gerektiğini ve gelecekteki harplerin tek başarı şartının bu olduğunu belirtmiştir.

 

 

12 Ağustos 1921 tarihi, Sakarya Meydan Muharebesi ve Türk tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur.Başkomutan Atatürk, Fevzi Çakmak ile birlikte Polatlı’daki cephe karargâhına gitmiş ve o gece düşmanın izleyeceği muhtemel hücum yönünü görmek için çevreye hâkim tepe olan Karadağ’a çıkmıştır. Cephe denetlemeleri sırasında, 16 Ağustos’ta İnlerkatrancı yakınında atından düşerek yaralanmış vesol kaburga kemiklerden üçü kırılmış, bu nedenle sadece bir gece Ankara’da kalabilmiştir. 17 Ağustos’ta Malıköy yakınlarındaki Alagöz’deki karargâha gitmiş, 20 Ağustos’tan itibaren rahatsızlığına rağmen bizzat muharebeye katılmış ve savaşı buradan yönetmiştir. 23 Ağustos 1921’de Yunan ordusunun Sakarya nehrinin doğusunda bulunan Türk mevzilerine saldırmasıyla taarruz başlamış ve sabah erken saatlerde Mangal Dağı’nı ele geçirmişlerdir.Ne yazık ki harekâtın başladığı 23 Ağustos’ta Yunan Bakan Theotakis, kendisinden randevu isteyen İngiliz Ataşesi Albay Narin’e 5 Eylül’de Ankara’da randevu vermiştir. Ancak o tarihte Yunan ordusu büyük kayıplar vermiş, planı gerçekleşmemiştir.Yunan ordusu, 26 Ağustos’ta Türbetepe’yi ele geçirmiş ve Ankara’ya 80 km yakınlarına kadar gelmiştir. Kesin sonuçlu bir meydan muharebesi için Türk ordusu sol kanadı, Ankara yakınlarına 50 kilometreye güneyine, Polatlı-Haymanave Mangal Dağı’na sırtını dayayınca kadar Sakarya Nehri’nin doğusuna geri çekilmiştir. Çekilme, Atatürk’ün“Sath-ı Müdafaa” stratejisi, düşmanı anayurdumuzun harimi ismetinde boğma planını oluşturmuştur.Böylece, geri çekiliş ile düşmanı büyük fiziksel ve zihinsel olarak yıpratmış ve düşman ordusunun ikmalini zorlaştırmıştır.

Türk ordusu savaşın ilk aşamasında bazı mevziler kaybetse de Atatürk’ün askeri dehasının yarattığı ve savaş tarihlerinde henüz bilinmeyen vatan savunmasını direnerek şiddet göstermenin etkili ve yararlı olacağı düşüncesi ile 26 Ağustos’ta verdiği emir, Sakarya Meydan Muharebesi’nin seyrini değiştirmiştir.“Hatt-ı müdafaa yoktur, Sath-ı Müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik, ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe teşkil edilip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.”düşmanın bulunduğu bütün cepheyi savaş alanı olarak ilan etmiştir.Bu strateji Harp tarihinde eşsiz bir yere sahip olan ve klasik cephe savaşının tersine, çarpışmaları tüm sahaya yayan bu strateji sayesinde Yunan ordusu ciddi şekilde yıpratılmıştır.Ordunun her ferdi, bu sistem dâhilinde her adımda azami fedakârlığını göstermek suretiyle, düşmanın üstün kuvvetlerini imha ederek, yıpratarak, nihayet onu, taarruzuna devam kabiliyet ve kudretinden mahrum bir hale getirmiştir. Yunan ordusu,100 km’lik genişliğinde ve 25 km derinliğinde savaşmak zorunda bırakılmış ve bu savaşın dönüm noktasını oluşturmuştur.

Yunan ordusu bir hafta boyunca hücum etmiş, 29-31 Ağustos günleri hücumları devam etmiş ve Türk ordusunu biraz gerilemiştir. Ancak cephenin hiçbir kesiminde Türk ordusu direnişten vazgeçmemiştir. 2 Eylül’de Çal Dağı Yunan ordularının eline geçmiş ve 3-5 Eylül arasındaki Yunan taarruzları sonuçsuz kalmıştır. 5 Eylül’e kadar süren direniş sonrasında Yunan ordusuna mevzilerinde durup yeniden kuvvetlenme emri verilmiştir. Çünkü yürü densene yürümeyecek duruma gelmiştir.  Yunan ordusuna ilk defa dur emri verilmiştir. 6 Eylül 1921’de Türk orduları üstün duruma geçmiş, 9 Eylül’de Mustafa Kemal Atatürk, Mustafa Fevzi Çakmak ve Mustafa İsmet İnönü, sabahın erkek saatlerinde karargâh subayları ile Sakarya Meydan Muharebesi’nin dönüm noktası olan Zafertepe’ye gelmiştir. Atatürk, batarya dürbünün başına geçmiş ve yanındaki Albay Kazım Özalp’a günlerdir savunmada olan Türk ordularına “Taarruz” emrini vermiştir. Başkomutan, kırık kaburgasının acısını unutmuş, ayakta, omzunda bir pelerin, dürbünüyle taarruzu izlemiştir.Topçu atışını daha etkili hale getirmek için 15.Tümen Komutanı Albay Şükrü Naili Gökberk’in ileri hatlardaki karargâhına gitmiştir. Türk Ordusu'nun 10 Eylül'de başlattığı, bizzat Atatürk’ün komuta ettiği genel karşı taarruzla Yunan ordusu büyük bir zayiat vererek geri çekilmeye zorlanmış,Ankara batısında Polatlı’da durdurulmuş ve Duatepe geri alınmıştır. 12 Eylül’de Türk birlikleri stratejik bir nokta olan Çal Dağı'nı geri almış ve Mangal Dağı kurtarılmıştır. Savunmanın başarısı ve Ankara’nın korunması, Çal Dağı’nın elde tutulmasına bağlıdır. Çünkü Atatürk; “Çal Dağı almadıkları sürece korkulacak bir şey yok. Ancak alacak olurlarsa çok dikkatli davranmak gerekecek. Haymana’yı işgal edebilir ve bizi kapana kıstırabilirler” sözleri ile önemini anlatmıştır. 13 Eylül 1921’de çok değil 3 gün sonra savaş sona ermiş ve Sakarya ırmağının doğusunda Yunan ordusundan eser kalmamıştır. Albay Kazım Özalp, Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü’ye, “Düşman tümüyle Sakarya Nehri’nin batısına geçmiştir” savaşın kesin sonucunu bildirmiştir. Yunan ordusu, büyük kayıplar vererek ve geçtiği yerleri yakıp yıkarak çekilmiştir. TBMM Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, 14 Eylül 1921’de yayınladığı “Millete Beyanname”ile “Mukaddes topraklarımızı çiğneyerek Ankara’ya girmek ve istiklâl-i memleketin fedakâr muhafızı olan ordumuzu imha etmek isteyen Yunan ordusu, yirmi bir gün devam eden pek kanlı muharebelerden sonra avn-i Hakk’la mağlup edilmiştir.” Sözleri ile zaferi ve İngiltere Genelkurmay Başkanlığı hazırladığı raporda; “Türkler Sakarya’da savaşı kabul ettiler ve parlak bir zafer kazandılar”. Yunan ordusunun yenilgisini ilan etmiştir.

Sakarya Meydan Muharebesine Yunan ordusu; 120.000 er ve 3.780 subay, 57.000 tüfek, 2.768 makineli tüfek, 1.350 kılıç ve 386 top ile katılmıştır. Türk ordusu; 96.326 er ve 5.401 subay, 54.572 tüfek, 825 makineli tüfek, 1.309 kılıç ve 196 top ile katılmıştır.Yunan hava gücü 18 uçaktan teşkil etmiştir. Türk hava gücü“İsmet” ve “Nafiz” isimli 2 uçaktan oluşmuş, 3 pilot ve 3 rasıt ile harekâta katılmıştır. Polatlı-Ankara yolu üzerindeki Malıköy’de Türk Hava Üs’sü teşkil edilmiştir. Uçuş görevlerini yapacak sayısal yetersizliğine rağmen zor şartlarda yaptığı etkin ve başarılı keşif, taarruz ve av önleme görevleri ile düşman unsurlarını etkisiz hale getirmiş ve elde ettikleri istihbarat bilgileri ile harekâtta büyük başarı göstermiştir. Yüzbaşı Fazıl, Teğmen Basri, Hamdi ve Bahattin, Svl. Plt. Vecihi ve Hayrettin zor şartlarda 68 sorti uçuş görevi icra etmiştir.  Fransız Dışişleri temsilcisi Franklin Bouillon, Cephe İstihbarat Müdürü Baki Vandemir ile dünya tarihinde görülmeyen gövdeleri yama içinde, motorları kırık-dökük ve kaportası patates suyundan yapılmış emayit ile kaplı harekâta katılan Albatros uçağını görünce; “Ne delice kahramanlık, elbette muharebeyi kazanırsınız azizim” diyerek şaşkınlığı ve takdirini belirtmiştir. Bu dönemde uçaklar için gerekli yedek parça temin edilmediği için bakımları çok ilkel yöntemler ile yapılmaya çalışılmıştır.Türk havacıları, düşmanın her türlü kuvvet ve teknik üstünlüğüne karşı kazanılan başarı, ancak büyük hedefleri olan ve irade sahibi insanların elde edebileceği, köklü bir geçmişe ve onurlu bir duruşa sahip milletlerin çok zor şartlarda bile esaret zincirine alınamayacağını dünyaya göstermiştir.

 

 

Sakarya Meydan Muharebesi, yeni Türk devletinin tarihine, dünya tarihinde eşine çok az rastlanan büyük bir meydan muharebesi örneği olarak kaydedilmiş ve 22 günün sonunda Türk ordusunun kesin zaferiyle sonuçlanmıştır.TBMM, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün siyasi ve askeri iradesiyle kazanılan zafer karşısında, 19 Eylül 1921’de kabul ettiği yasa ile kendisine “Gazilik” unvanı ve “Mareşal” rütbesini vermiştir.Bu unvan ile milletin kendisine, orduya ve Milli Mücadele’ye olan güveni artmıştır. Osmanlı Devleti’nin verdiği rütbe, yine o devlet tarafından alınmış ve Sakarya Meydan Muharebesinin sonucuna kadar askeri rütbesi olmamıştır. 8 Temmuz 1919’da Erzurum’da askerlik görevinden ayrılarak “Sine-i Millete” dönmüş, rütbesi ve unvanı olmaksızın Milli Mücadele’ye atılan Ebedi Başkomutan, en üst unvana ve rütbeye ulaşmıştır. Başkomutanlık görevi üzerine aldığı zaman Meclis’te ve millete mutlaka başaracağı yönündeki belirttiği inancını ve verdiği sözünü yerine getirmiştir. Sakarya Savaşına çok fazla subay kaybı olduğu için "Subay Muharebesi"olarak tanımlamış ve 19 Eylül 1921’de Meclis’te yaptığı konuşmada;“Sizin gibi komutanları, subayları, erleri olan bir millete yabancı egemenliği altında köle olmak mümkün değildir. TBMM’nin hakkımda yeni bir rütbe ve unvan ile beliren ilgi ve sevgisi doğrudan doğruya size aittir. Milletin verdiği bu rütbe ile yükselen ordu en şerefli, en ulu bir savaş ile seçkinleşen yine ordudur. Zafer nedeniyle sizin kahramanlıklarınızla, sizin gösterdiğiniz sonsuz özveriler karşılığında kazanılan bu büyük galibiyetin millet tarafından takdirine aracılık eden bu rütbe ve unvanı ancak size mal ederek bütün askerlik yaşamımın en büyük övünme konusu olarak taşıyacağım. TBMM ordusunun Sakarya’da kazanmış olduğu meydan savaşı, savaş tarihinde benzeri belki olmayan bir meydan savaşıdır. Şanlı Türk ordusunun Türk komutanları, komuta etmesini, kahraman Türk askeri şahadeti bildi. Zaferleri kazanmamızın sırrı bundan ibarettir. Subaylarımızın kahramanlıkları hakkında söyleyecek söz bulamam, yalnız ifadede isabet edebilmek için diyebilirim ki, bu savaş subay savaşı olmuştur. Bu sebeple subay arkadaşlarımın en ufak rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar değer ve özverilerini bütün kalp ve vicdanımla ve takdirlerle anarım. Bu milletin evlâtlarının özverileri, kahramanlıkları için ölçü bulunamaz. Kahraman Türk askeri, Anadolu savaşlarının anlamını anlamış, yeni bir ülkü ile savaşmıştır. Böyle evlâtlara ve böyle evlâtlardan oluşmuş ordulara sahip bir millet, elbette hakkını ve bağımsızlığını bütün anlamıyla korumayı başaracaktır. Böyle bir milleti bağımsızlığından yoksun bırakmaya kalkışmak hayal ile zaman geçirmektir. Ordumuz vatanımız dâhilinde bir tek düşman askeri kalmayıncaya kadar takip ve taarruza devam edecektir.” Türk ordusunun ve subaylarının kahramanlıklarını övgü ile anlatmış ve taarruza devam edileceğini belirtmiştir.İngiliz tarihçi Arnold J. Toynbee,Sakarya Muharebesini; “Tarihin yönünü değiştiren en büyük savaşlardan biri” olarak nitelendirmiştir.

Sakarya Zaferi, ülkemizde ve dünyada önemli siyasi sonuçlar ortaya çıkartmıştır. Bu zafer ile 13 Eylül 1683’teki II. Viyana yenilgisinden beri devam eden Batı karşısında Türk geri çekilmesi sona ermiş ve Ankara önlerinde Polatlı-Haymana da durdurulmuştur. İtalyanlar Anadolu’da işgal ettikleri yerleri boşaltmış ve ABD, Türkiye’deki Ermeni iddialarını desteklemekten vazgeçerek Misak-ı Milli’yi tanımıştır. 13 Ekim 1921’de Sovyetler Birliği ile Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan adına Kars Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Doğu sınırlarımız kesinlik kazanmış ve sınırlar güven altına alınmış, bölgedeki birlikler Büyük Taarruz için Batı Cephesi’ne kaydırılmıştır.Savaşın en önemli sonucu Fransa ile 20 Ekim 1921’de TBMM ile imzaladığı Ankara Antlaşması olmuştur. Bu antlaşma ile I. Dünya savaşı öncesinde kurulmuş bulunan İtilaf Bloğu parçalanmıştır. Fransa, Ankara hükümetini ve Misak-ı Milli’yi resmen tanımış, güney cephesini güvence altına aldığı için buradaki askerlerini Batı cephesine yönlendirebilme olanağına kavuşmuştur.İngiliz yazar Lord Kinross; “Mustafa Kemal, Ankara Antlaşması’nı yapmakla, Sakarya Zaferini Batılı büyük bir devlete onaylatmış ve itibarını bütün dünyanın gözünde sağlamış oluyordu. Milliyetçi Türkiye, azimle ve sabırlı politikası sayesinde, ilk kez Batılı bir büyük devlet tarafından tanınmış ve üstelik bunu milli çıkarlarına en uygun koşulları elde ederek başarmıştı.”antlaşmanın önemini ve gelecekte yaratacağı etkiyi belirtmiştir.İngilizlerin tutumunu değişmek zorunda kalmış, Türkiye ile görüşmeler yapmanın gerekliliğini kabul etmiştir.23 Ekim 1921’de İngiltere ile “Tutsak Değişimi” ve 2 Ocak 1922’de Ukrayna ile “Dostluk ve Kardeşlik” Anlaşması imzalanmıştır. Bu bağlamda, ellerinde bulunan Türk esirleri bırakmaya başlamış ve Yunanlıların, Doğu Akdeniz politikasını yani Türkiye üzerindeki emellerini desteklemekten vazgeçmiştir.İngilizler, Türkiye’nin Irak’ı, özellikle Musul’u tehdit edebileceği korkusu oluşmuştur. Ermenilere olan desteğini geri çekmiş ve onları Kilikya üzerindeki emelleri konusunda yalnız bırakmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türk Milleti’nin emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı verdiği kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi, özellikle Pakistan, Hindistan, Afganistan ve Orta Asya devletlerinin İngiltere’ye karşı bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi için örnek olmuş, öncülük ve rehberlik etmiştir. Sakarya Zaferi’nden sonra önemli bir gelişme de Ocak 1922’de Orta Asya-Buhara Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti ile diplomatik ilişki kurmak ve zaferi kutlamak amacıyla heyet göndermiş ve çok değerli Timur’un 3 kılıcını hediye getirmişlerdir. Başkomutan bu kılıçlardan bir tanesini kendisi kuşanmış, diğerini Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya vermiştir. 3’ncü kılıç ise Kurtuluş Savaşında İzmir’e ilk giren ve Hükümet Konağına Türk Bayrağını çeken kahramanlığı takdirle karşılanan Yüzbaşı Şerafettin’e verilmiştir.

23 Ağustos 1921’de başlayan ve 13 Eylül 1921’de 22 gün 22 gece aralıksız devam eden Sakarya Meydan Muharebesi, yeni Türk Devletinin tarihine ve dünya tarihinde pek az rastlanan büyük bir meydan muharebesi örneği olmuştur.Türk halkı yokluk ve yoksulluklara karşın varını yoğunu harcayarak yarattığı ordusu ile kendisinden çok güçlü olan Yunan ordusunu bozguna uğratarak Türk tarihinin akışını değiştirmiştir. Türk ordusunu Sakarya’nın doğusunda yok edip, Ankara’yı ele geçirerek Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Hükûmetini dağıtma planları Türk ordusunun Sakarya’nın gerisinde yaptığı savunma ile önlenmiştir. Bu muharebede kazanılan zafer, hem Türk tarihi hem de Türk Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olmuştur. Türk Milleti için “Zafer Güneşi” 13 Eylül 1921’de doğmuştur. Sakarya Meydan Muharebesi’nde Yunan saldırısı “Elenizm Tarihi’nin” en büyük saldırısı olmuş ve yüzyıllardır emelleri olan“Megoli İdea’sına” Sakarya’da “Dur” denmiştir.Milli Mücadele açısından bir ölüm kalım savaşı olan Sakarya Meydan Muharebesi, Türk ulusunun, dişini tırnağına takarak kendi öz gücüyle kazandığı bir zafer olmuştur.Bu zafer, büyük kayıplar ve zorluklar ile kazanılmıştır. Sakarya Meydan Muharebesi’nde Türk ordusunun zayiatı; 7’si Tümen Komutanı, 277’si subay 5713 şehit,1058’i subay 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp toplam 39.289 olmuştur.Yunan ordusunun zayiatı; 3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp toplam 23.067 olmuştur.Sakarya Meydan Muharebesi Destanı’nı yazan başta Ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere silah arkadaşları kahramanları saygı, rahmet ve minnet ile anıyoruz. Ruhları şad olsun.

KAYNAKÇA:

ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal, NUTUK  (1919-1927), 2006.

AYDOĞAN, Metin, Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı, İnkılap Kitapevi, İstanbul, 2017.

KINROSS, Lord,ATATÜRK, Bir Milletin Doğuşu, Altın Kitaplar Yayınevi, 2007.

MEYDAN, Sinan, ATATÜRK Etkisi, İnkılâp Kitapevi, İstanbul, 2008.

MÜTERİMCİMLER, Erol, Fikrimizin Rehberi Gazi Mustafa Kemal, Alfa Yayınları, 2008.

ŞİMŞİR, Bilal, İngiliz Belgeleriyle Sakarya’dan İzmir’e 1921-1923,  Bilgi Yayınevi, 2006.

TATAR, Cengiz. Türk Havacılık Tarihi (1909-1954), Milli Mücadele Dönemi Öncesi ve Sonrası Türk Havacılığı, Doktora Tezi, 2018.

Dr. Cengiz Tatar

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Gözde Kılıç Yaşın   - 03-12-2020

Kıbrıs Meselesinde Kritik Dönem

Kıbrıs meselesi önemli bir dönüm noktasında; adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm üretilebilir.