Macar Turancıları ve Ermeni Sorunu Üzerine Bir Düşünce

Yazan  29 Nisan 2021

Osmanlı Arşivlerinde BOA, MV, 198 / 24 numarası ile kayıtlı 17 Mayıs 1331 [30 Mayıs 1915]Tarihli “ Göç Ettirilecek Ermeniler Hakkında, Bakanlar Kurulu Kararı”ında aynen şöyle deniliyordu.

“Fi’l-hakîka devletin muhâfaza-i mevcûdiyet ve emniyeti uğrunda tevâlî eden icrâ’ât ve ıslâhât-ı fedâkârîsi üzerinde icrâ-i sû-i te’sîre sebeb olan bu kabîl harekât-ı muzırranın icrâ’ât-ı mü’essire ile imhâ ve izâlesi kat‘iyen muktezî ve nezâret-i müşârün ileyhâca bu emirde ibtidâr olunan icrâ’âtdaki isâbet bedîhî olduğundan tezkere-i mezkûrede dermiyân kılındığı üzere muharrerü’l-esâmî kurâ ve kasabâtda sâkin Ermeniler’den nakli îcâb edenlerin mahâll-i mürettebe-i iskâniyelerine müreffehen sevk ve îsâlleriyle güzergâhlarında te’mîn-i istirâhat ve muhâfaza-i cân ve mâlları ve muvâsalatlarının keyfiyet-i îvâlarıyla sûret-i kat‘iyede iskânlarına kadar muhâcirîn tahsîsatından i‘âşeleri ve ahvâl-i sâbıka-i mâliye ve iktisâdiyeleri nisbetinde kendilerine emlâk ve arâzî tevzî‘i ve içlerinden muhtâc olanlara taraf-ı hükûmetden mesâkin inşâsı ve zürrâ‘ ve muhtâcîn ve erbâb-ı san‘ata tohumluk ve âlât ve edevât tevzî‘i ve terk etdikleri memleketde kalan emvâl ve eşyâlarının ve yahud kıymetlerinin kendilerine suver-i münâsibe ile i‘âdesi ve tahliye edilen köylere muhacir ve aşâ’ir iskânıyla emlâk ve arâzînin kıymeti takdîr edilerek kendilerine tevzî‘i ve tahliye edilen şuhûr ve kasabâtda kâ’in olub nakl edilen ahâlîye â’id emvâl-i gayr-i menkûlenin tahrîr ve tesbît-i cins ve kıymet ve mikdârından sonra muhâcirîne tevzî‘i ve muhâcirînin ihtisâsı ve iştigâlleri hâricinde kalacak zeytinlik, dutluk, bağ ve portakalıklarla dükkân, hâne, fabrika ve depo gibi akârâtın bi’l-müzâyede bey‘ ve yahud îcârı ile bedelât-ı bâliğasının kendilerine i‘tâ edilmek üzere ashâbı nâmına emâneten mâl sandıklarına tevdî‘i ve mu‘âmelât ve icrâ’ât-ı mesrûdenin îfâsı zımnında vukû‘ bulacak sarfiyâtın muhâcirîn tahsîsâtından tesviyesi zımnında nezâret-i müşârün ileyhâca tanzîm edilmiş olan ta‘lîmâtnâmenin bi-tamâmihâ tatbîk-i ahkâmıyla emvâl-i metrûkenin te’mîn-i muhâfaza ve idâresi ve mu‘âmelât-ı umûmiye-i iskâniyenin tesrî‘ ve tanzîmi ve tedkîk ve teftîşi ve bu husûsda ta‘lîmâtnâme ahkâmı ve nezâret-i müşârün ileyhâdan ahz ve telakkî edilecek evâmir dâ’iresinde mukarrerât ittihâz ve tatbîki ve tâlî komisyonlar teşkîliyle ma‘âşlı me’mûr istihdâmı vazîfe ve salâhiyetlerini hâ’iz olmak ve doğrudan doğruya Dâhiliye Nezâreti’ne merbût bulunmak ve bir re’îs ile biri me’mûrîn-i dâhiliyeden ve diğeri me’mûrîn-i mâliyeden intihâb ve ta‘yîn edilecek iki a’zâdan terekküb etmek üzere komisyonlar teşkîl edilerek mahallerine i‘zâmı ve komisyon gönderilmeyen mahallerde mezkûr ta‘lîmâtnâmenin vâlîler tarafından icrâ-yı ahkâmı tensîb edilmiş olduğunun cevâben nezâret-i müşârün ileyhâya teblîği ve devâ’ir-i müte‘allekaya i‘tâsı tezekkür kılındı. ”

Bu kararın alınma mucibini oluşturan İçişleri Bakanlığı 26 Mayıs 1915 tarihli ve 280 numaralı yazısının okunduğu ve yazı özetlenerek : “ Savaş bölgesine yakın olan yerlerde yaşayan Ermeniler’den bir kısmının, devlet sınırlarını düşman ordularına karşı savunmakla meşgul olan Osmanlı Ordusu’nun hareketlerini takip ettikleri, erzak ve mühimmat nakliyatı hakkındaki bilgileri düşmana ulaştırdıkları, ülke içindeki birliklerimize ve sivil halka karşı silahlı saldırılarda bulundukları, Osmanlı şehir ve kasabalarında katliam ve yağma hareketlerine giriştikleri ve düşman birliklerine erzak sağlayarak yol gösterdiklerinden bahsedilerek, bunların savaş bölgesinden uzaklaştırılması ve isyancılara destek veren köylerin boşaltılması gerektiği, bu kapsamda Van, Bitlis, Erzurum, Adana, Mersin, Kozan, Osmaniye, Kahramanmaraş, İskenderun, Belen, Cisrişugur ve Hatay bölgelerindeki köy ve şehirlerde yaşayan Ermeniler’in, daha güneydeki bölgelere sevk edilmeleri ve belirlenen yerlerde iskan edilmeleri teklif edilmekte ve bu uygulamanın usul ve kaidelerinin belirlenerek yazılı hale getirilmesi talep edilmektedir. ” denilmekteydi.

Sonuç olarak; son 50 yıldır ülkemizi en çok meşgul eden Ermeni Sorunu’nun başlangıcı bu tehcir kararına istinat ettirilir ve kararın alınmasından önce, İstanbul’da faaliyet gösteren Ermeni Derneklerinin kapatılması ve bu deneklerin yöneticilerinin tutuklanması tarihi olan 24 Nisan 1915’e atıf yapılıp Ermeni Soykırımı Günü olarak kabul edilir.

Karar ve kararın mucibini oluşturan İçişleri Bakanlığı yazısı yukarıda aynen yer aldığı için bunun açık veya kapalı gerekçelerinin varlığı üzerinde tartışmaya gerek yok. Doğurduğu sonuçlar ve çıkardığı gürültü itibarıyla Birinci Dünya Savaşı ertesinde kulağa en çok çalınan konulardan biri olan Ermeni Soykırımı iddiası Malta Sürgünlerinin yargılanması başlığı altında İttihat ve Terakki’nin tüm faaliyetlerinin soruşturulduğu uluslararası bir mahkemede yargılama konusu edilmiş ve muhakemeler sonucunda Osmanlı Devletinin bir Soykırım yapmadığına hükmedilmiş ve bu karar sonrasında suçlanan İttihat ve Terakki Partisi mensupları beraat ederek ülkeye dönmüştür. Yargılananların büyük bir kısmını Anadolu’da başlayan milli mücadeleye katılırken göreceğiz.

Uluslararası mahkemenin nasıl teşekkül ettiği ve iddianame ve savunmaları tartışmaksızın muhakemelerden beraat kararı çıkmasının belki de en büyük nedeninin Macar gençlerinin çalışmaları olduğunu söyleyebiliriz. İşgale son verilmesi ve Anadolu’da yeni bir Türk Devletinin kurulması için bir avuç idealist can-hıraş çabalarken, Avrupa’da var olan olumsuz havayı değiştirmek için de kolları sıvayan bu gençler var güçleri çalışıyor ve yayınları ile Anadolu hükümetine destek verecek her yolu deniyorlardı. Bu çabalar içinde en çok zikredilmesi gereken Macar aydınlarından biri “Eşek Sırtında Anadoluda 2300 Kilometre” adlı 1913 tarihinde yayınlanmış muhteşem antropolojik eserin yazarı Béla Horvath’dır. Horvath, yayınladığı broşürle adeta Mavi Kitap hacminde bir literatür ortaya çıkarmıştı. Bu idealist gençlerin çatısı altında bulundukları ve çalışmalarını derleyip toparlayan derneğin adı da Macar Turan Cemiyeti idi. Cemiyet, 1910 yılında kurulup Hitler tarafından Macaristan’ın işgal edildiği 30’lu yılların sonuna kadar faaliyetlerini devam ettirken, bilimsel, kültürel ve politik faaliyetleri içinde en çok ilgiyi, coğrafi bir tanım olarak kabul ettikleri Turan topraklarına göstermişlerdi. Daha imparatorluğun hayatta olduğu dönemde Türk Ocağı ve İstanbul’daki diğer Türkçülerle temasa geçmiş ve 20’lere gelmeden önce Macaristan’daki üniversitelere çok sayıda Türk öğrenci yerleştirerek, Macaristan’da çoğunluğu öğrencilerden oluşan hatırı sayılır bir Türk kolonisi oluşturmuşlardı. Özellikle tarım alanında Çukurova bölgesinden Budapeşte’ye giden öğrencilerin bu bölgenin tarımsal alanda gelişen ilk bölge olmasındaki rolü büyüktür. Aynı zamanda Halkalıdaki Ziraat Mektebi için gelen hocaları ve Macaristan’da eğitim gören öğrencilerin burada eğitime katılmalarını da zikretmeliyiz.

Macar Turancıları ile iç içe varlığını ve eğitim faaliyetlerini sürdüren bu gurup, Anadolu’da yeni kurulan devletin hırpalanmasına tahammül etmek istemiyor ve Ankara hükümeti ile Avrıupa’da yapılacak faaliyetler hakkında sürekli olarak görüş alış verişinde bulunuyordu. İttihat ve Terakki’nin yargılanması gerekçesi altında, bir bütün olarak Türk Tarihinin yargılanarak mahkum edileceğini fark eden Ankara Hükümeti de Budapeşte üzerinden Avrupa’daki faaliyetlerin daha da artırılması ve yapılan çalışmaların bir koordinasyon içinde yürütülmesi için Türk Milliyetçilerinden Enis Behiç Bey’i (KORYÜREK) Budapeşte’ye temsilci olarak tayin etmişti. Budapeşte’deki koloni tarafından Turan Cemiyetinin destekleri ile bir yayınevi kurulmuş (Abdüllatif Yayınları) baştan beri Anadolu’daki soydaşlarına büyük bir ilgi ve sempati duyan Macar aydınları yayınlara başlayarak özellikle Mavi Kitap’ın yaymış olduğu Avrupa’daki yanlış kanaati ortadan kaldırmak için var güçleri ile çalışmışlardı. 

16 Nisan 2011 tarihinde Türkiye’de yayın yapan gazeteler, geçmişin farkında olarak veya olmayarak Macaristan Parlamentosunda gündeme alınan bir tasarıyı baş sayfalarına taşıdılar.  Tasarıya göre; Ermenilerin Yukarı Karabağ Hocalıda yaptıkları bir soykırımdır ve bu soykırım uluslararası topluma böylece kabul ettirilmelidir. Tasarının gündeme alınmasını sağlayan ve 2002’de kurulmuş olmasına rağmen son seçimlerde % 17 oy alan Jobbik Partisi Başkanı Vona GABOR attıkları adımların gerekçelerini soranlara, daima “ Bizim atalarımız bir, biz Attila’nın torunlarıyız” diye cevap veriyor.

1930’ların sonunda arşivlerinin büyük bir kısmının yakılıp tarumar edilmesi ile Macar Turancılarının sesi uzun süre kesilmişti. Hatta, “...Turancılık Macaristan’da asla kalıcı siyasi akımlardan biri haline gelemedi. Büyük Savaşlar döneminin alternatif siyasi akımlarından biri olarak gelişti ve ardınan tarihin çıkmaz sokaklarından biri olarak unutuldu gitt. Turancılığın küllenen anısı bugün Macar düşünce hayatının bir zamanlar geliştirdiği ilginç, ama yaşam şansı bulamayan bir projesi olmaktan daha fazla bir öneme sahip değil..” (Dr. Tarık Demirkan, Macar Turancıları, Tarih Vakfı Yayınları Yayın No 99 sf 70) gibi çok kesin hükümler içeren kanaatler bile ifade edilmişti.

1940’lardan sonra geçirilen 60 yıldan sonra geldiğimiz noktada, Macar Turan Cemiyetinin belki Cemiyet olarak değil ama Jobbik adı ile yeniden dirildiğini ve Siyasal Parti olarak programını Turan Cemiyetinin ilke ve ideolojisine göre oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Daha da önemlisi; Turan Cemiyeti, çaba ve gayretleri ile, Anadolu’da kurulan devleti bir bakıma ipten alırken, Avrupa Topluluğu Dönem Başkanı olmuş bir Jobbik iktidarında Topluluk ile var olan hangi problemlerimizin çözümlenebileceğini varın siz hesap edin.  Bunun için, 1920’lerde gösterildiği gibi biraz feraset ve mevcut ezberlerin bir parça bozulması gerekli. Değil mi ?

Dr. Aslan Yaman

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Deniz Berktay   - 13-10-2021

Fener Patrikhanesi ve Asimilasyon

Dünyanın pek çok yerinde, dinle siyaset, iç içe geçmiş durumda. Hıristiyanlığın Ortodoksluk mezhebi de, siyasetin yoğun müdahalesine maruz kalmakta.