Türkiye, Rusya ve Çin’in Orta Asya Politikaları

Yazan  27 Ekim 2021

Yazan: Vusal Hasanzadeh

Giriş

Soğuk Savaş’ta yaşadığı mağlubiyet ile çöküşe uğrayan SSCB’den 15 devlet doğmuştur. SSCB çöküşü sonrası ortaya çıkan yeni jeopolitik dengelerden biri Orta Asya bölgesinde yaşandı. Avrasya jeopolitiğinde hem yerleştiği coğrafi konumu, hemde zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklar ile önemli bir yerde duran Orta Asya’da, yeni devletlerin kurulması bölgede yeni çıkar oyunlarına sahne oldu. Türkiye dil, din ve kültürel beraberliği olan bu devletlerle beraber hareket etmeye ve Orta Asya bölgesinde söz sahibi olmaya çalışırken, Rusya Federasyonu 19. Yüzyılın ortalarından itibaren söz sahibi olduğu Orta Asya’da gücünü devam ettirmeye çalışıyor, Çin ise enerji alanında kendisi için mühim bir pazar olan ve en önemlisi BKBY projesinde mühim rol oynayacak olan, istikrarın mühim olduğu Orta Asya’yı elinde tutmak istiyor.  Bu konuda irdeleyeceğimiz meseleler; Türkiye Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Soğuk Savaştan sonraki dönemde Orta Asya politikaları ve Orta Asya devletlerin nasıl bir role sahip olduğudur.

  1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Orta Asya Politikası

SSCB sonrası  kurulan 15 devletten beşi (Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan) Orta Asya’da bağımsızlığını kazanmıştır. SSCB’den ayrılan diğer bir Türk devleti ise Güney Kafkasya bölgesinde yeniden bağımsızlığını kazanan Azerbaycan’dı. Özellikle, Azerbaycan’ın bölgedeki varlığı Türkiye’nin Türk dünyasına bağlanmasında önemli bir rol oynadı. Yetmiş küsür yıllık SSCB iktidarının çöküşü ve Türk devletlerinin tekrardan bağımsızlığını ilan etmesi Türkiye’de büyük yankı uyandırdı ve bununla da Türk dış politikasında yeni bir devir başladı. Dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Süleyman Demirel’in ifade etdiği “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk Birliği” ifadesi Türkiye ve Türk devletlerinin siyasi ve ekonomik yakınlaşmasını ifade ediyordu. Amerikalı stratejist Samuel Huntington SSCB sonrası Türkiye’nin dış politikasını şöyle ifade ediyordu: “Mekke’yi reddeden ve Brüksel tarafından reddedilen Türkiye, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte doğan Taşkent’e yönelme fırsatı yakaladı.” (Huntington, 2020: 209). Türkiye Cumhuriyeti Azerbaycan ve Orta Asya Devletlerini diplomatik alanda tanıyan ilk devlet oldu ve bununla yetinmeyerek onların milletlerarası kuruluşlarda üye olmasına yardımcı oldu (Saray, 2019: 455). Lakin, bu yeni devletlerde bazı sıkıntılar mevcuttu. Özellikle, Sovet dönemi asimilasyonu, iç çatışmalar, ekonomik ve siyasi alanda istikrarsızlık birlik olma ihtimalini azaltıyordu. Azerbaycan’ın topraklarının %20’sinin (Dağlık Karabağ ve etrafındaki 7 rayon) Rusya Federasyonu destekli Ermenistan Devleti ordusu tarafından işgali, Özbekistan’da “Andican olayları”, özellikle o dönemde Orta Asya devletlerinde fazla olan Rus etkisi arzu olunmayan hadiselerdi. Ancak bununla da olumlu yönde hadiseler kendini gösteriyordu. Ekim 1992 senesinde Türkiye’nin Başbakanı Süleyman Demirel, o dönem Azerbaycan Cumhurbaşkanı  olan Ebülfez Aliyev’in öne sürdüğü Türk Dünyası Zirve Toplantıları projesini destekledi. 30.10.1992 senesindeki toplantı 6 Türk Devletinin (Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan) birarada olduğu ilk toplantıydı (Musa, 2011: 584).  Bu toplantılardan en önemlisi 3 Ekim 2009 tarihinde Nahçıvan’da yapılan zirvede gerçekleşti. Bu toplantıda, 2006 senesinde Nursultan Nazarbayev’in teklifi ile ortaya çıkan Türk Konseyi düşüncesi tekrar ortaya atıldı ve Türk Dilli Ülkeler İşbirliği Konseyinin kurulması kararlaştırıldı(Zorlu, 2019: 186). Ayrıca, bu toplantının diğer önemli tarafı,toplantıda ilk kez Rusçanın kullanılmaması ve yalnız Türk dilinde konuşulmasıdır. Türkiye’nin Orta Asya ülkeleri ile ilişkilerinde önemli rol oynayan kurumTürk Konseyi’dir. 1992 yılında “Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri” olarak kurulan bu teşkilat sonrasında Türk Konseyi’ne çevrilmiştir. 3 Ekim 2009 tarihinde ortaya çıkan bu kurumsal yapı, 16 Eylül 2010 tarihinde İstanbul ’da kurulmuştur. Ekim 2019'da Bakü'de gerçekleştirilen 7. Zirve sırasında Özbekistan, Konsey'e tam üye sıfatıyla katılmıştır. Macaristan’ın da Türk Konseyi’ne gözlemci olarak katılması,statüsünü belirlerken Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2020 Aralık ayındaki konferansta Türkiye Cumhuriyeti olarak temmenilerinin Türkmenistan’ın da Türk Konseyi’ne katılması olduğunu vurgulamıştır (Bozdoğan, 2020). 2018’de Kırgızistan’da düzenlenen 6. Türk Konseyi’nde kazanmıştır. Ayrıca, Türkmenistan'da gözlemci olarak gelmeyi değerlendirdiği düşünülüyor. Son dönemde Ukrayna ve Güney Kore de bu konu hakkında düşündüklerini belirtiyor. Ayrıca, diğer bir siyasal kurum olan Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamentar Asamblesi (TÜRKPA) 21 Kasım 2008 tarihinde kurulmuştur.

Türkiye’nin Orta Asya ülkeleriyle ticaret hacmi 2019 senesi verilerine göre 8.5 milyar dolar olmuş ve Orta Asya bölgesinde 4 bin’e yakın Türk firması çalışmaktadır.(T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2019). Türkiye her ne kadar RF ve ÇHC gibi bölgede siyasi ve ekonomik açıdan faal olamasa da bölge ülkeleri ile kültürel ve eğitim işbirliği faaliyetleri yürütüyor. 1992 yılında kurulan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), 1993 yılında kurulan Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) gibi teşkilatlar bu konuda yakın planda rol almışlardır. Ayrıca, Türkiye Orta Asya ülkelerindeki gençlere eğitim bursları veriyor. Buna ilave, Kazakistan’ın Türkistan şehrinde Türk-Kazak Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te  ise Türk-Kırgız Manas Üniversitesi faaliyet gösteriyor.

15-16 Ekim 2019 tarihinde Bakü’de düzenlenen Türk Konseyi’nin 7. Zirve Toplantısı’nda, konseyin Türkiye’yi Barış Pınar Harekatı zamanı destekleyen bildiri vermesi olumlu bir hadiseydi. Ayrıca, 10 Nisan 2020 tarihinde ise Türk Konseyi üye ve gözlemci ülkeleri ve Türkmenistan’ın katıldığı Türk Konseyi Olağanüstü Video Konferans Zirvesi düzenlenmiş ve pandemi sürecinde yardımlaşma başlamıştır. COVİD-19 Pandemisi döneminde Türkiye, Orta Asya Türk Devletleri’ne sağlık yardımları göndermiştir.Bu durum bölgede Türkiye’nin prestijinin artmasına sebep olan hadiselerden biridir.

Türkiye’nin SSCB sonrası en iyi ilişkilere sahip olduğu Türk Cumhuriyeti Transkafkasya bölgesine yerleşen Azerbaycan olmuştur (Konu ile ilgili geniş bilgi için bkz: Veliyev, 2020). Türkiye’nin Orta Asya ülkeleri ile ilişkilerinde önemli bir coğrafi mevkiye sahip olan Azerbaycan ise Ermenistan tarafından işgal edilen topraklarını 27 Eylül-9 Kasım 2020 tarihlerindeki 44 günlük savaş sonrası, kurtarmıştır. 10 Kasım tarihinde yapılan ateşkes antlaşmasının şartlarından biri olan Azerbaycan’ın tecrid edilmiş olan Nahçıvan’a Zengezur yolu ile bağlanması, Türkiye için çok önemli bir gelişme olmuştur. Türkiye artık Azerbaycan’la direkt kara bağlantısı kurarak Orta Asya’ya bağlanabilecektir. Bu, jeopolitik açıdan muazzam bir zafer olarak hesap ediliyor. Türkiye’nin Azerbaycan’dan sonra iyi ilişkiler devam ettirdiği ülkeler, Kazakistan ve Kırgızistan olmuştur. Özbekistan ve Türkmenistan ise uzun bir dönem Türkiye’ye karşı mesafeli kalmıştır (Kamalov, 2016). Orta Asya bölgesinde Kazakistan’la Türkiye iyi ilişkiler yaşadı. Özellikle, Nazarbayev’in Türkiye ile iyi politikaları, Türkiye’yi Avrasya Birliği’ne dahil etmek için tavsiyesi gibi olaylar önemliydi (Düğen, 2013).  Ancak en önemlisi Türkiye ve Rusya arasında 24 Kasım 2015 tarihinde olan uçak krizi zamanı Nursultan Nazarbayev’in  bizzat arabulucu rolü üstlenmesi, Türkiye ve Rusya arasında ilişkilerin düzelmesinde büyük rol oynadı (Konu ile ilgili bkz: Onjanov, 2018). Ayrıca, Türkiye’nin 2016 senesi sonrası Özbekistan ile bozulan arasının iyileşmesi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Özbekistan ziyareti, ardından Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirzoyev’in de 2017 ve 2019 yıllarında yaptığı Türkiye ziyareti iki devlet arasında ilişkileri güçlendirmiş, Türkiye’nin Orta Asya’da nüfuzu açısından önemli bir rol oynamıştır (Kamalov, 2020a).Son dönemde Kırgızistan ile oluşan iyi diyaloglar, Özbekistan ve Kırgızistan Savunma Bakanları ile Türkiye Savunma Bakanlarını işbirliği konuşmaları Türkiye’yi Orta Asya’da güçlendiren konuma getiriyor.

Sonuç olarak, Türkiye son dönemde Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyet’i ile ilişkilerini geliştiriyor. Türkiye  Cumhuriyeti Orta Asya’da konum elde etmek için RF ve ÇHÇ iyi geçinmenin doğru olduğunu kabul etmiştir. Ama en önemlisi Türkiye’nin, Avrasya’da söz sahibi olmak istiyorsa, Türk devletleri ile işbirlik etmesi mutlak zaruridir (Adıbelli, 2008: 175).

  1. Rusya Federasyonu’nun Orta Asya Politikası

SSCB’nin çöküşü, Vladimir Putin’in ifadesiyle 20. yüzyılın en büyük jeopolitik çöküşü, Rusya ve Rus halkı için çok büyük bir dram olmuştur(Arıboğan, 2018: 136 ve Kamalov, 2008: 3). SSCB’nin çöküşü Batı dünyasında özellikle ABD’de rehavet yarattı. Artık ABD için dünyada onlara karşı koya bilecek bir güç yoktu. ABD için Soğuk Savaş’ın en büyük jeopolitik ödülü Avrasya’ydı. (Brzezinski, 2018: 61).  Ancak herkesin düşündüğü gibi Rusya ölmemiş, aksine daha da saldırgan tavır almıştı (Arıboğan, 2018: 162-163).SSCB sonrası Rusya’da Devlet Başkanı olarak Boris Yeltsin görevi devralmıştı. SSCB’nin çöküşü ile Rusya; Balkanlar, Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya gibi bölgelerde caydırıcılığını kaybetme tehlikesi ile karşılaştı. Yeltsin başkanlığı döneminde Rusya, Batı ile iyi ilişkileri hedefleyen ve ABD’nin önderliğinde tek kutuplu dünyaya razı olan bir görüntü çizdi. Bu politika doktrini, dönemin Dış İşleri Başkanı Kozirev’in ismine atıfta bulunarak “Kozirev Doktrini” diye ifade edilmiştir (Kozirev Doktrini hakkında bkz: Dugin, 2019: 104-106).Ayrıca, Rusya ekonomik sıkıntılarla beraber kendi içerisinde bağımsızlık isteyen topluluklar ile karşılaşmış ve bölünme tehlikesi ile karşıkarşıya kalmıştır. Bunların tamamı Rusya Federasyonu’nun da sonunu getirebilecek sorunlardı. Özellikle, komünistler ve milliyetçilerin Yeltsin’i hedef alan açıklamaları ve halkın tepkisi Yeltsin’i Rusya’nın gücünü artıracak hamlelere  zorluyordu. Rusya Dış Politikasında Avrasyacı güçlerin yükselişi karşısında “Yakın Çevre Doktrini” kabul edildi (Sapmaz, 2008: 119; Rus jeopolitiğinde Avrasyacı yaklaşım için bkz: Dugin, 2018).Bu doktrinde esasen Rusya, başta Transkafkasya ve Orta Asya olmak üzere eski Sovyet bölgelerinde istikrarın garantisi olduğunu ve bu ülkelerde yaşayan Rus azınlıklarını koruyucacağını belli etti. Yakın Çevre, Rusya’nın tekrardan emperyal vizyona yönelişiydi. Rus ulusal kimliği bu doktrin ile emperyal boyutta inşa edilecekti ve bu doktrin Rusya’nın uluslararası arenada prestiji açısından önemli bir alandı (Dağı, 2002: 179). Rusya’nın bu bağlamda hareket etmesinde Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) teşkilatı önemli rol oynadı. Orta Asya Cumhuriyetleri SSCB sonrası zor durumlarla karşılaştılar ve bu durumları gidermek için Rusya Federasyonu ile ilişkiler başlatıldı.  Aralık 1991 senesinde kurulan BDT kuruluşuna, Orta Asya Cumhuriyetleri 12 Aralık 1991 tarihinde toplandıkları Aşkabat bildirgesinde destek olmuş ve 21 Aralık tarihinde Almatı’da BDT’nin kuruluş bildirgesini imzalamışlardır. Zaman geçtikçe Baltık ülkeleri hariç eski Sovet Cumhuriyetleri burada toplandı. Lakin, BDT tam da başarılı olamadı. Çünkü, Bağımsız Devletler Topluluğu kuruluşunun somut hedeflerinin olmaması,ikili sorunların çözümlenmesindeki sorunlar, etkili bir karar alma mekanizmamasının faaliyet gösterememesi, siyasi irade zayıflığı v.b gibi temel problemlerin olması, ayrıca Güney Osetya sorunun 2008’de patlak vermesi ile Rusya ve Gürcistan arası sorunlar ve Gürcistan’ın 2008’de kuruluştan ayrılması, Rusya’nın Kırım’ı işgal ile Ukrayna’nın BDT’den ayrılması, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarında işgalini sürdürmesi, Türkmenistan ve Rusya arasında Rus azınlığı sorunu gibi meseleler örgütün sağlam yapıda ilerlemediğinin göstergesiydi (Oğan, 2017: 33-34).Rusya’nın Boris Yeltsin döneminde Batı karşısında zayıf duruşu ise Vladimir Putin’in devlet başkanı olması ile değişmiştir. Putin iktidarından başlayarak Rus dış politikası, Milli Güvenlik Doktrini ve Askeri Doktirinlerde çok kutuplu dünya düzenine taraf politikalar ortaya konulmuştur (Perinçek, 2016: 38).Yeltsin dönemi Rusya’nın emperyal vizyonu açısından olumsuz geçti. Rus stratejist Dugin Rusya’nın 1990’lı yıllarını “Rusya için korkunç jeopolitik felaketti” diyerek ifade etmiştir (Dugin, 2019: 120). Putin iktidara geldiğinde Batı ile dikkatli ilişkiler kurmuş ve BDT ülkeleri ile ilişkileri sıkılaştırmıştır. ABD 11 Eylül saldırısına maruz kaldıktan sonra RF ve ABD arasında terörle mücadele alanında bir yakınlaşma oldu. Putin Afganistan bölgesinde radikal teröristlerin Orta Asya’ya sızmasından ve bölgenin karışmasından endişelendiyordu. Orta Asya ile fikrini bu bağlamda şöyle ifade etmiştir: “Orta Asya’da ikinci bir Afganistan istemiyoruz. Bundan dolayı çok dikkatli bir politika izleyeceğiz.” (Kamalov, 2008: 119). Orta Asya’nın güvenliği ve bölge ülkelerin atacağı adımlar RF’nin geleceği açısından önemliydi. Bu fikri ünlü Amerikalı strajetist Brzezisnki de vurgulamıştır. (Brzezinski, 2018: 72).Ayrıca, Avrasyacı stratejist Alexander Dugin de Orta Asya’nın Avrasya Birliği çerçevesinde Rusya ile stratejik ve ekonomik anlamda işbirliği etmesinin Rusya için önemli olduğunu ifade ediyor (Dugin, 2017: 59).Tim Marshall ise SSCB coğrafyasında bağımsızlık kazanan devletlerin durumunu ele alırken, Özbekistan ve Türkmenistan’ı Tarafsızlar blokunda, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan’ı ise Rusya yanlısı blokta olduğunu vurgulamıştır (Marshall, 2020: 27). Putin,Mayıs 2000 tarihindeki yemininden sonra Türkmenistan ve Özbekistan ziyaretleri yaptı ve bu onun bölgeye verdiği önemin göstergesiydi (Kamalov, 2011: 30-31). 23 Ekim 2003 tarihinde Kırgızistan’da Rus askeri üssü açılışına katıldı. Ayrıca, Kırgızistan’a eğitim için 100.000 kitap gönderildi. 2004 yılını ise Rusya’da Kazakistan yılı ilan etti ve Kazakistan’da yerleşen Baykonur üssü 50 yıllığına Rusya’ya kiralandı (Kamalov, 2004: 156). Bu çok büyük bir başarıydı. Çünkü, Yeltsin döneminde RF ile Kazakistan arasında RF’nin ödemeyi geciktirmesi yüzünden sorunlar yaşandı ve Rusya üssü kaybetmek korkusu yaşadı (Kamalov, 2011: 24).Ayrıca, Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov ilk öncelerde Rusya’ya karşı soğuk tavırlar sergilese de, ABD’nin bölgede renkli devrimler denemesi, radikal İslamcı grupların Özbekistan’da yaptığı faaliyetler karşısında Putin ile ilişkileri güçlendirmeye ve Rusya desteğini almaya başladı. Özbekistan ve Türkmenistan 12 Aralık 1995 tarihinde “Tarafsızlık Politikası” benimsediğini vurgulasa da, Rusya ve Çin meyilli politikalar sürdürmüştür.  Bölgede zengin kaynaklara sahip olmayan Kırgızistan’da da ABD destekli renkli devrimler yapılmaya çalışılmış, ama yine de başarılamamıştır. Tacikistan’da zaman zaman yaşanan  istikrarsızlıklar Rusya’yı rahatsız eden durumlardır.Kırgızistan ve Tacikistan’da Rus askeri üsleri faaliyet göstermektedir. Ayrıca, ABD’nin 2005 senesinde Özbekistan’daki askeri üssünü, 2014 senesinde ise Kırgızistan’da ise hava üssünü kaybetmesi, ABD için büyük bir darbeydi (CNN Türk, 2005;TRT Haber, 2014).

Putin döneminde RF, IMF’ye olan borçlarını enerji fiyatlarının yükselmesi sebebiyle rahatça ödemiş ve ABD ile olan ilişkilerde rahatlık elde etmiştir. Orta Asya ülkeleri bu durum karşısında ABD’ye karşı Rusya ile ittifak şansını elinde tutmuştur. Özellikle, Kazakistan ve Özbekistan’ın Orta Asya bölgesindeki liderlik savaşı da Rusya için bir kozdur. Rusya’nın Orta Asya ülkeler ile ticaretine gelince ise 2016 verilerine göre, 18,551,002 milyar dolar civarında olmuştur (Alperen, 2018: 26). Bu ticaret hacmi Çin’in bölge ülkeleri ile yaptığı ticaret hacminden 11-12 milyar dolar azdır. Bu Rusya için endişelendirici bir durumdur. Bundan ilave, Rusya bölgede kültürel faaliyetlerine devam ediyor ve bölgede Rusça ile beraber Rus nüfusunun da korunmasını istiyor. Unutulmamalı ki, RF için anadili Rusça olanlar gerektiği zaman “etnik Rus” sayılıyor ve RF bunu kendi lehine zamanı geldiğinde kullanıyor (Marshall, 2020: 32).

Rusya, Orta Asya ülkeleri ile farklı kuruluşlarda beraber boy gösteriyor. Orta Asya’da gördüğümüz ekonomi temelli Orta Asya İşbirliği örgütüne 2004 yılında RFde dahil olmuş ve örgüt onun kontrolüne geçmiştir. İlaveten, Ekim 2000 tarihinde kurulan Gümrük Birliği esaslı Avrasya Ekonomik Topluluğu kurulmaya çalışılmıştır. Ancak, iki kurum da istenilen neticeye ulaşamamıştır. Rusya’nın bölgede kurabildiği en önemli teşklilatlardan biri Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü  olmuştur. 15 Mayıs 1992 senesinde Taşkent’de imzalanan antlaşma ile RF, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, ve Özbekistan antlaşmada rol almıştır. Gürcistan 9 Aralık 1993, Beyaz Rusya 31 Aralık 1993, Azerbaycan da 24 Eylül 1994 senesinde imzalamıştır. 1999 yılında Azerbaycan, Gürcistan ve Özbekistan anlaşmadan çekilmiştir. 2002 senesinde bu antlaşma örgüte dönüşmüştür. Örgütün temel prensipleri arasında bir üyeye saldırı olursa toplu cevap verileceği, hiçbir üyenin diğer üyeye askeri baskı yapmayacağı ve hiçbir üyenin başka bir askeri teşkilata dahil olmayacağı bulunmaktadır (Oğan, 2017: 36). Rusya, ABD’nin tek kutuplu dünya düzenine karşı durmak için Asya bölgesinde ittifak arayışındaydı ve bu kapsamda Çin ile görüşmeler başlattı.Bu doğrultuda Nisan 1996 senesinde RF, ÇHC, Tacikistan, Kazakistan, Kırgızistan tarafından Şanghay Beşlisi diye anılan örgüt kurulmuş; 2001 senesinde ise Özbekistan’ın da katılımıyla Şanghay İşbirliği Örgütü adını almıştır. 2001 senesinde ise başka bir önemli adım atılmıştır; Vladmir Putin ve Jiang Zemin’in birkaç defa gerçekleşen görüşmeleri sonrasında 16 Temmuz 2001 tarihinde “Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu Arasında İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Antlaşması” imzalandı. Antlaşmanın genelinde ABD’ya karşı ortak hareket, iki devlet arasında silah, enerji ve ticaret işbirliği yapmak ve Orta Asya bölgesindeki dinci akımlara karşı mücadele etmek duruyordu (Sapmaz, 2020: 130). Rusya ve Çin Orta Asya’da Şanghay çerçevesinde 2005 yılından itibaren tatbikatlar yapmaya başladı. Bu ABD’ye karşı bir meydan okumaydı. Şanghay örgütü her ne kadar Batı karşıtı bir ittifak olmadığını belirtse de, burada Rusya ve Çin’in en önemli maksadı ABD ve Batı’nın yayılmasına karşı bir set çekmektir. RF ve ÇHC Orta Asya ülkelerine ABD ile mücadele de destek oldu. Bunun göstergelerinden biri, Çin ve Rusya desteğini arkasına alan Özbekistan ve Kırgızistan bölgedeki ABD üslerini kapatmıştır. (Kamalov,2017). Şanghay teşkilatına 2015’te ise bu örgüte Pakistan ile Hindistan üye kabul edilmiştir. Lakin, örgütün içinde bariz sıkıntılar mevcuttur. En önemli iki üyesi Rusya ile Çin arasındaki devam eden rekabet mevcuttur. Özellikle Rusya, Çin’in ŞİÖ’nü ekonomik temelli görmesine karşıydı. Rusya, askeri anlamda ABD’yi, ekonomik anlamda ise Çin’i zayıflatmak düşüncesindeydi (Kamalov, 2011: 40).Bundan ilave, Kazakistan ve Özbekistan arasında liderlik savaşı, Özbekistan ve Kırgızistan arasında olumsuz münasebetler de sorunlara eklenebilir. Hindistan ve Pakistan arasında anlaşmazlıklar da eski bir tarihe dayanır.

Sonuç olarak, Rusya için bölgede  3 tehdit vardır: Çin, ABD ve Türkiye. Çin, ABD karşıtı politikada Rusya ile beraber mücadele ediyor ve iki ülke arasında 2000’lerin başlarında sıkı askeri işbirlikler başlamıştır. Hatta, enerji güvenliği meselesinde RF Batı’nın ambargo tehdidine karşı Çin’i enerji ile temin etme politikası güdüyor. Lakin, uzun vadede bu birliğin devam etmeyeceği bellidir. Özellikle, Çin’in oldukça sessiz bir şekilde ekonomik bir yol ile bölgede yayılması Rusya’yı endişelendiriyor. Rusya bu sebepten bölgede çoğu zaman Şanghay ile değil, Kolektif Güvenlik Örgütü Anlaşması, Gümrük Birliği ve Avrasya Ekonomik Kalkınma Örgütü gibi kendi kurduğu örgütlerle devam etmek istiyor (Kamalov, 2011: 9).ABD her ne kadar bölgede faaliyet göstermeye çalışsa da, hem coğrafi olarak uzaklık hem de Irak ve Afganistan savaşlarındaki yarattığı kötü imaj bölge halkının ABD’ye karşı bakışını olumsuz yapmıştır. Ayrıca, bölge devletlerinin idarecileri de ABD karşıtı olup Rusya ve Çin ile sıkı işbirliğindedir. Türkiye’ye geldiğimizde ise, şuan bu devletlerin dış politikasında öncelik olmadığı için sıkıntı değildir. Türkiye’nin bölgeye gelmesi hem NATO devleti olmasından, hem de bir Türk devleti olması açısından RF için tehdittir. Avrasyacı düşünürler böyle bir olayın kabullenemez olduğunu ve Turancılık düşüncesine karşı çıkılması gerektiğini vurguluyorlar. Son dönemde Karabağ savaşında Azerbaycan’ın zaferi ve Orta Asya ülkelerinin Türkiye ile antlaşmalar imzalanması Rus basınında “Tek Devlet 5 Millet” gibi değerlendiriliyor (Akşam, 2020). Görünen o ki, Rusya Federasyonu tarihten bu yana buradaki varlığıyla Çin, ABD ve Türkiye’ye nazaran daha üstün durumdadır. Özellikle, siyasive askeri açıdan bölgede üstünlüğü, geçmişten gelen kültürel yakınlıklar ile bölgedeki çıkarlarını korumaya çalışıyor.

  1. Çin Halk Cumhuriyet’inin Orta Asya Politikası

SSCB’nin çöküşüyle yeni kurulan Orta Asya cumhuriyetleri Çin için hem büyük tehdit,hem de büyük fırsattı. Tehdit olması Çin’in batısında Sincan Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan) topraklarında yaşadığı sorunlardan ilave, yeni kurulmuş Türk devletleri ve Türkiye’nin dış politikada Türk devletlerine doğru politika izlemeye çalışmasından kaynaklanıyordu. Ayrıca, Soğuk Savaş sonrası ABD bölgeye gelebilirdi ve burada yerleşmesi Çin için istenmeyen bir durum olurdu. Fırsat ise; bu yeni devletlerinin askeri, ekonomik ve siyasi sorunları vardı. Çin bu durumda onlara yardım eli uzatabilir ve bölgede nüfusunu güçlendirebilirdi. Ayrıca, Orta Asya bölgesinin doğu  ve batı arasında köprü olması Çin için önemi artırıyordu. Bölgede ekonomik kalkınma hedefleyen Orta Asya Cumhuriyetleri için de Çin zamanında gelmiş bir müşteri idi. Ayrıca, Çin’in bölgede güçlü konuma sahip olması Orta Asya Cumhuriyetleri için ABD ve RF’ye karşı bir denge siyaseti yürütmesinde bir koz oluyordu. Çin 27 Aralık 1991 tarihinde Rusya Federasyonu’nu ve Kazakistan, Kırgızsitan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan’ı yeni devlet gibi resmen tanımıştır. (Ekrem, 2011: 20). Bundan sonra Çin ilk hamleyi 1994 yılında Başbakan Li Peng’in Özbekistan ziyareti zamanı siyasi ve ekonomi işbirliği ifade etmesiyle başlattı (Alperen, 2018: 21). Bundan sonraki dönemde Nisan 1996 yılında Çin’in Şanghay şehrinde Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın biraraya gelerek Şanghay Beşlisi kurması yeni bir düzen başlamıştır. 1999 yılında yapılan Bişkek Zirvesi’nde yayınlanan ortak deklarasyonla üye devletlerin terörizm ve dini aşırıcılıkla mücadele edeceğini açıklamasıyla Çin artık Doğu Türkistan meselesinde Orta Asya Türk devletlerinden Uygurlara destek gelmeyeceğini garantilemiş oldu (Ogan, 2017: 50). 2001 Haziran’ında Özbekistan’ın katılımıyla kurum Şanghay İşbirliği Örgütü’ne dönüşmüştür. ŞİÖ çerçevesinde Çin, Orta Asya’nın önemli devleti Kazakistan’la 2006 yılında terörizmle mücadele kapsamında tatbikat gerçekleştirdi (Adıbelli, 2007: 251). Bu da bölgede Çin’in Orta Asya üzerinde baskısını artıran hadiselerden idi. 2008 ekonomik krizi Rusya’yı zor duruma düşürürken Çin bölgede yatırımlarına devam etmiş ve ilişkileri güçlendirmiştir. Bununla da, RF’nin bölgedeki askeri ve kültürel gücünü kendi ekonomi gücü ile dengelemeye hatta yenmeye çalışmıştır. Enerji ihtiyacının büyük bir bölümünü Orta Doğu’dan karşılayan Çin için Orta Asya daha güvenli ve cazip halde idi. Uluslararası raporlarda gördüğümüz odur ki, Orta Asya ülkelerinin enerji politikasında en büyük alıcısı Çin’dir. Uluslararası Enerji Raporuna göre, 2009 yılında Çin ABD’yi geçerek enerji tüketiminde dünyada birinci sıraya geçti (Ekrem, 2011:67). Bununla da, Orta Asya’nın önemi Çin için daha da arttı. Çin, artan petrol ve doğalgaz tüketimini karşılamak için; Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ile  petrol ve doğalgaz anlaşmaları yaptı.Ayrıca, Çin bu bölgelerde 2010 sonrası yatırımlarını artırdı. Yatırımlar bölge ülkelerinin refahının artışına, gelirinin yükselmesine sebep olmuştur.

Orta Asya’nın Çin için büyük önem oynayacağı en büyük proje Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesidir. 3 kıta ve 70 ülkeyi kapsayan bu proje hem karadan, hem denizden hareket edecektir. Xi Jinping’in bu projeyi 7 Eylül 2013’de Astana’da Nazarbayev Üniversite kürsüsünde konuşma yaparken açıklaması da Orta Asya’nın Çin için ne kadar önemli olduğu ile ilgili verilmiş bir mesajdır (Xi Jinping’in konuşma metni için bkz: Jinping, 2017: 337-341).Bu projeyi gerçekleştirmek için gerekli olan sermayenin toplanması adına 57 ülkenin katıldığı 29 Haziran 2015 tarihinde Pekin’de olan toplantıda Asya Altyapı Yatırım Bankası kuruldu (Kavala, 2019: 245). Türkiye de 2.5’lik bir pay ile hissedarlardan biri oldu. Çin 2013 yılında bu projeyi açıklamasıyla birlikte Orta Asya ülkeleri ile işbirliğini artırmış ve bu kendisini dış ticarette de göstermiştir. Şöyle ki, 2016 senesinde Çin ile Orta Asya ülkeleri arasında ticaret hacmi 30,346,686 milyar dolar olmuştur (Alperen, 2018: 26). Çin ve Kazakistan arasında 2016 yılında yapılan antlaşma ile Kazakistan-Çin İpek Yolu Fonu kuruldu. BölgedeÇin’in Orta Asya’da en önemli yatırımlarından biri olan Kaşgar-Oş-Andican demiryolu da bölgede kritik hamlelerden biridir. Çin bununla da Avrupa ve Orta Doğu’ya kısa yük taşıma yolu kurmak,  enerji ithalatını kolaylaştırmak ve güvenli hale almak istemiştir. Ama burada bazı sorunlarla karşılaşmıştır. Özellikle, Kırgızistan’ın bu projede Çin’den borç almak isteyi sonra geri ödeye bilmemek tehlikesi ile muhalefetin sert tepkisine maruz kalmıştır.Çin’in bu borçlar karşılığında toprak talep etme siyasetine de Kırgızistan muhalefeti karşı çıkmıştır. Ayrıca, Kırgızistan’da Oş olayları, sık-sık olan devrimler, Özbekistan’da Andican olayları ve bölgede Afganistan üzerinden gelen cihatçı örgütlerin silahlı eylemleri Çin için arzuolunmaz durumlardandır. Demiryolu ölçülerinde ise ray hatları farkları vardır. Kırgızistan demiryollarının eski Sovyet zamanından kalması ve yeni demiryollarına uymaması sorunlardan biridir (konu hakkında geniş bilgi için bkz: Tanrıdağlı, 2020: 59-71).Çin’in bölgede kültürel faaliyetleri de devam ettiriyor. Doğu Türkistan bölgesinde 2010 yılında kurulan Hanban ajansı Çin Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak kurulmuştur. Görevi Doğu Türkistan ve Orta Asya bölgesinde Çin kültürünü yaymaktır. Ayrıca, Çin tarafından kurulan Konfüçyus enstütüleri de bölgede Çin kültürel değerlerinin yayılması  faaliyetlerini devam ettiriyor (Kerimoğlu, 2019).

Küresel güç olma yolunda adımlar atan Çin Orta Asya’da sıkıntılarla karşılaşıyor. Orta Asya ülkeler ile yaşadığı sıkıntılı konuların başında Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’nde Uygurlara karşı uyguladığı siyaset geliyor.(Doğu Türkistan hakkında bkz: Adıbelli, 2008 veSaray, 2015). Bu Çin ile sınır olan Orta Asya ülkelerinde kamuoyunun tepkisiyle karşılaşmıştır. Ayrıca, Çin’in küresel güç olma arzusundan çekinen Kazakistan gençleri olası işgal durumu ile karşılaşmamak için ülkelerini terkediyorlar (Çeçen, 2015: 300). Ayrıca, Çin yatırımları kapsamında bölgeye gelen Çinli işçilerin bölgede gayri-ahlaki davranışları, para ile toprak satınalması gibi durumlar karşısında Çin karşıtı protestolar olmuştur(Batur, 2019; Batur, 2020). Tacikistan da Çin ile sıkıntılı ilişkiler içerisindedir. Çin’e karşı en çok borcu olan ülkelerden biri olan Tacikistan borçlarının bir kısmının silinmesine karşısında Pamir bölgesinde Magrab’da 1158 km’lik alanı Çin’e devretmiştir (Yıldırım, 2020). Çin’in Orta Asya’da artan bu gücü ve dünya genelinde askeri ihracatta ikinci durumda olması bölgedeki diğer aktör Rusya için endişelendirici bir durum olmuştur. ABD’nin bölgede bir sivil devrim yaratma çabaları Çin’i çevrelenmek tehlikesi ile karşılaştırıyor. Ayrıca, ABD’nin Çin’in Sincan-Uygur Özerk Bölgesinde insan haklarının ihlal edildiğini dünya kamuoyunda sık-sık vurgu yapması Çin’i endişelendiriyor.Çin’in bölgede çekindiği diğer devlet ise Türkiye’dir. Türkiye’nin Orta Asya Devletleri ile yakınlık kurma isteğinin Çin için sorun ola bileceği Çin uzmanları tarafından belirtiliyor. Özellikle, Çin Milli Savunma Rektör’ü Li Yazhou’nin “Batı Bölge Teorisi” isimli makalesinde RF ve ABD’den daha çok Türkiye’nin bölgede olması ÇHC için aşırı tehdit olduğunu ifade ediyor (Makale için bkz: Tanrıdağlı, 2019: 63-93).Çin’in Orta Asya’da karşılaştığı en önemli sorunlardan biri bölge halklarının Çin’e karşı olumsuz bakışı,Çin’in Doğu Türkistan bölgesinde uyguladığı siyaset, Orta Asya’da istikrarsızlığın olması, bazen çatışmalara sahip olduğu, özellikle Afganistan üzerinden Özbekistan’a geçen terörist grupların bölgenin güvenliğine tehdit oluşturmasıdır.Son olarak diye biliriz ki, Çin “Bir Kuşak Bir Yol” projesinde iddialı gitmeye çalışıyorsa, özellikle Orta Asya’da istikrarı korumalı ve Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Uygur Türklerine olan tavrını yumşatmalıdır.

Sonuç

Sonuç olarak, Avrasya jeopolitiğinde önemi bir yerde duran Orta Asya günü günden önemini artırıyor. Bölge XIX. Yüzyıl’ın sonlarında başlanan Çarlık Rusya ve Büyük Britanya arasındaki “Büyük Oyun” senaryosu yine günümüzde devam ediyor. ABD’nin bölgeden uzaklığı ve Soğuk Savaş sonrası yaratdığı imaj artık dünyada kurtarıcı rolünü göstermiyor ve bu sebepten Orta Asya’da istediği planları gerçekleştirmek konusunda başarısız kaldı. Artık pastanın sahibi olmak isteyen ve görünürde daha çok avantajlı olan 3 devlet var: Türkiye, Rusya, Çin. Rusya Federasyonu bölgedeki halklarla kültürel yakınlığı, siyasi meselelerde Orta Asya ülkelerine baskısı Rusya’nın elinde istifade etdiği kozdur. Çin Halk Cumhuriyeti ise, Soğuk Savaş sonrası Orta Asya devletleri ile ilişkileri güçlendirmeyi hedefledi. Çin Orta Asya’ya  kendi güvenliğini ve istikrarını koruması açısından vacib bölge olarak bakıyor. BKBY projesi çerçevesinde ise Çin Kuşak yolunun Orta Asya ülkelerinden keçeçeği için bölgede istikrar taraftarıdır. Türkiye ise Orta Asya ülkeleri ile Soğuk Savaş sonrası ilişkileri güçlendirmeye çalışsa da, siyasi açıdan Rusya ve Çin gibi bölgede baskın güç ola bilmedi. Ama Türkiye özellikle kültür alanında yürütdüğü faaliyetleri son zamanlarda siyasi alanda da göstermeye başladı. Orta Asya ülkeleri ile yürütülen askeri antlaşmalar artık ön plana çıkmaya başladı. Artık bölgede kimlerin söz sahip olacağını yalnız Rusya, Çin ve Türkiye değil, Orta Asya Cumhuriyetleri de kendileri karar verecektir.

 

Kaynaklar.

Adıbelli, B. (2007).Çin’in Avrasya Stratejisi. İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık.

Adıbelli, B. (2008).Doğu Türkistan. İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık.

Akşam, “Rus basını yazdı: “Türkiye, ‘tek millet beş devlet' politikasına geçiyor”, 28 Aralık 2020, https://www.aksam.com.tr/dunya/rus-basini-yazdi-turkiye-tek-millet-bes-devlet-politikasina-geciyor/haber-1136752 (erişim  tarihi: 19.01.2021)

Alperen, Ü. (2018). “Bir Kuşak Bir Yol” Girişimi ve Çin’in Orta Asya Politikası.Bilge Strateji,10(19),  17-38.

Arıboğan, D.Ü. (2018).Duvar.İstanbul: İnkilap Yayınevi.

Brzezinski, Z.(2018).Büyük Satranç Tahtası.(Çev: Yelda Türeli.). İstanbul: İnkilap Yayınevi.

Batur, O. (2019, 30 Eylül). “Kazakistan'da Çin karşıtı gösteriler devam ediyor”.https://qha.com.tr/haberler/kazakistan-da-cin-karsiti-gosteriler-devam-ediyor/91645/(erişim tarihi: 18.01.2021).

Batur, O. (2020, 17 Şubat). “Kırgızistan'da Çinli şirkete karşı yüzlerce kişi protesto düzenledi: Çin'e yer vermeyeceğiz!”.https://qha.com.tr/haberler/kirgizistan-da-cinli-sirkete-karsi-yuzlerce-kisi-protesto-duzenledi-cin-e-yer-vermeyecegiz/160312/(erişim tarihi: 18.01.2021).

Bozdoğan, K. (2020, 12 Aralık). “Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkmenistan'ın, Türk Konseyi'ne dahil olmasını temenni ettiğimizi vurgulamak isterim”. https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/cumhurbaskani-erdogan-turkmenistanin-turk-konseyine-dahil-olmasini-temenni-ettigimizi-vurgulamak-isterim/2074397 (erişim tarihi: 19.01.2021).

CNN Türk, “ABD Özbekistan'daki üssünü kaybetti”, 27.08.2005, https://www.cnnturk.com/2005/dunya/08/27/abd.ozbekistandaki.ussunu.kaybetti/120970.0/index.html (erişim tarihi: 19.01.2021).

Dağı, Z.(2002).Kimlik, Milliyetçilik ve Dış Politika/Rusya’nın Dönüşümü. İstanbul: Boyut Kitapları.

Dugin, A. (2017).İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya. (Çev. Ergen, E.).İstanbul:Kaynak Yayınları.

Dugin, A. (2018).Rus jeopolitiği Yaklaşım.(Çev. İmanov, V.). İstanbul: Küre Yayınları.

Dugin, A. (2019).Dünya Adasında Son Savaş.(Çev. Yazıcıoğlu, A.). İstanbul: Pınar Yayınları.

Düğen, T. (2013, 12 Kasım). “Avrasya Birliği'nde Türkiye Olsun Mu Olmasın Mı?”. https://www.21yyte.org/tr/merkezler/bolgesel-arastirma-merkezleri/orta-asya-arastirmalari-merkezi/avrasya-birliginde-turkiye-olsun-mu-olmasin-mi (erişim tarihi: 19.01.2021)

Erkin, E. (2011).Türk Cumhuriyetleri'nin bağımsızlıklarının 20. Yılında Çin’in Orta Asya Politikaları -Rapor. Ankara: Ahmet Yesevi ÜniversitesiYayınları.

Jinping, X. (2017).Çin Yönetimi., İstanbul: Kaynak Yayınları.

Kamalov,İ. (2004).Putin’in Rusya’sı. KGB’den Devlet Başkanlığına. İstanbul: Kaknüs Yayınları.

Kamalov,İ. (2008).Moskova’nın Rövanşı: Putin Dönemi Rus Dış Politikası. İstanbul: Yeditepe Yayınları.

Kamalov, İ. (2011).Türk Cumhuriyetleri'nin bağımsızlıklarının 20. Yılında Rusya’nın Orta Asya Politikaları -Rapor. Ankara: Ahmet Yesevi ÜniversitesiYayınları.

Kamalov, İ.(2016, 4 Ekim). “TürkCumhuriyetlerininBağımsızlığının25. Yılı: Başarılar ve Başarısızlıklar”, http://www.ilyaskemaloglu.com/guncel-detay.aspx?d=144(erişim tarihi: 19.01.2021).

Kamalov, İ.(2017, 16 Şubat). “Şangay, Gerçekten deAlternatifOlabilirmi?”, http://www.ilyaskemaloglu.com/guncel-detay.aspx?d=149(erişim tarihi: 19.01.2021).

Kamalov, İ. (2020a, 22 Şubat). “Mirziyoyev’inZiyaretiÇerçevesinde Türkiye-Özbekistanİlişkileri”, http://www.ilyaskemaloglu.com/guncel-detay.aspx?d=205(erişim tarihi: 19.01.2021)

Kamalov, İ.(2020b, 10 Ekim). “Rusya’nınDağlıkKarabağileİlgili Tutumunu Nasıl Okumalıyız?”, http://www.ilyaskemaloglu.com/guncel-detay.aspx?d=212(erişim tarihi: 19.01.2021).

Kerimoğlu,Y.(2019, 22 Ocak). “Çin’in Orta Asya Politikaları”.https://insamer.com/tr/cinin-orta-asya-politikalari_1942.html(erişim tarihi: 19.01.2021).

Kavala, C.F. (2019).Doğu Uyanıyor/ Çin Devrim Tarihi. İstanbul: Doğu Kitabevi.          

Marshall, T.(2020).Coğrafya Mahkumları.(Çev: Mert Doğruer.). İstanbul: Epsilon Yayınevi.

Musa, İ. (2011). Çağdaş beynəlxalq münasibətlər və Azərbaycanın xarici siyasəti. Bakı: “Bakı Universiteti” Nəşriyatı.

Oğan, G. (2017). Şanghay İşbirliği Örgütü Türkiye için bir seçenek mi zorunluluk mu?. İstanbul: Aygan Yayıncılık.

Onjanov, N. B. (2018).Arabulucu Suriye Düğümü. (Çev: Özdemir, A.). Ankara: Panama Yayıncılık.

Perinçek, M. (2016).Avrasyacılık Türkiye’deki Teori ve Pratiği. İstanbul: Kaynak Yayınları.

Sapmaz, A. (2008).Rusya’nın Transkafkasya Politikası ve Türkiye Etkileri. İstanbul: Ötüken Yayınları.

Sapmaz, A. (2020).Rusya Federasyon’nunAskeri Güvenlik Refleksindeki Dönüşüm. Ankara: Nobel Yayıncılık.

Tanrıdağlı, F.K. (2019). Küresel Güç Olma Sevdası Çin Rüyası. İstanbul: Çınaraltı Yayınları.

Tanrıdağlı, F.K. (2020). Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” Gerçeği ve Türk Dünyası. İstanbul: Doğu Kütüphanesi.

T.C. Dışişleri Bakanlığı, “Orta Asya Ülkeleri İle İlişkiler”, Dış Politika Orta Asya, 2020,http://www.mfa.gov.tr/turkiye-orta-asya-ulkeleri-iliskileri.tr.mfa (erişim tarihi: 21.01.2021).

TRT Haber, “Kırgızistan'daki ABD askeri hava üssü kapandı”, 11 Temmuz 2014, https://www.trthaber.com/haber/dunya/kirgizistandaki-abd-askeri-hava-ussu-kapandi-135685.html (erişim tarihi: 19.01.2021).

Veliyev, C. (2020).Azerbaycan-Türkiye Stratejik Ortaklığı. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Yıldırım, E. (2020, 2 Ekim). “Tacikistan’da Çin Nüfuzu”. https://insamer.com/tr/tacikistanda-cin-nufuzu_3355.html(erişim tarihi: 19.01.2021).

Zorlu,K.(2019). Büyük Bozkırın Yükselişi/Nazarbayev Liderliği.Ankara: Kripto Basım Yayın.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR