Suriyeli Sığınmacılar ve Türkiye’de Terör Eylemleri

Yazan  20 Mayıs 2021

ÖZET

Türkiye’de yaşayan Suriyeli sığınmacıların sayısı Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından yayınlanan son verilere göre 3 milyon 664 bin 873’tür[1]. Üstelik bu rakamların dışında kayıt yapılmamış 2 milyona yakın Suriyelinin Türkiye toprakları içerisinde yaşadığı tahmin edilmektedir. 2012 yılında başlayan göç sonucunda, Türkiye’de bulunan Suriyelilerin sayısında hiç aşağı yönlü hareketlenme olmamış; aksine sürekli artma eğiliminde olmuştur. Böylesine büyük bir nüfusun Türkiye’ye gelmiş olması çok sayıda sorun ve riski beraberinde getirmektedir. Bu risklerin büyük bir bölümü ise güvenlikle ilgilidir. Bu çalışmada, Suriyeli sığınmacıların Türkiye’nin güvenliğini etkileyen terör sorunundaki etkileri üzerine yapılan araştırmalar kullanılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Suriyeli, sığınmacı, Türkiye, Suriye, terör

GİRİŞ

Uluslararası İlişkiler tarihine bakıldığında, Soğuk Savaş sonrasında yeni güvenlik ve tehdit tanımlamalarına paralel olarak “uluslararası göçün güvenlikleştirilmesi” çalışmalarıyla uluslararası göç sorunsalının yeni alanlara taşındığını görmek mümkündür. Göç, özellikle 11 Eylül 2001 terör saldırıları sonrasında Uluslararası İlişkiler çalışmalarında öne çıkan bir konu olmaya başlamıştır. 1990’lara kadar genellikle sadece insani müdahale gerektirecek bir konu olarak yorumlanan uluslararası göç olgusunun, bu dönemle birlikte ulusal güvenlik eksenli ele alınmıştır[2]. Ana akım güvenlik araştırmalarındaki akademisyenler, göçün yarattığı ulusal güvenlik endişelerini çoğu zaman reddetmişler ve göç sorununu önemsiz ya da iç politikayla ilgili konular olarak ele almışlardır. Fakat küreselleşme ile yeniden şekillenen ve tanımlanan güvenlik algıları kitlesel göçün yarattığı ulusal güvenlik tehdidini de içine almaktadır[3]. Genel olarak terörizm, yeni tehdit algıları açısından en öne çıkan konu olmakla beraber örgütlü suçlar, uyuşturucu ticareti ve göç dalgaları dört temel yeni tehdit olarak ulus-devlet anlayışını etkileyen güvensizlik kaynaklarıdır[4]

Tarih boyunca, göç akışlarına yönelik pek araştırma/çalışma yapılmış olmasına karşın 2012 yılı Mart ayı itibariyle Suriye’den başlayan ve dünyanın çeşitli ülkelerine yönelik gerçekleştirilen göç akışı ile birlikte bu çalışmalar ivme kazanmıştır.  Suriye kaynaklı göçün en fazla etkilediği ülke ise tartışmasız Türkiye olmuştur. Türkiye, geçmişte genellikle göç veren bir ülke olarak değerlendirilirken, son yıllarda maruz kaldığı Suriyeli göçü nedeniyle kaynak, hedef ve transit ülke olarak ortaya çıkmaya başlamıştır.

Kitlesel göç hareketleri birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Ekonomi, sağlık, toplumsal ve siyasi gibi pek çok açıdan ortaya çıkan sorunların yanı sıra güvenlik riskleri en önemli alanları oluşturmaktadır. Öte yandan soruna Türkiye ve geçici koruma altındaki Suriyeliler özelinde bakarsak tüm bu sorunların karşılık bulduğunu ve güvenlik risklerinde terörün payının oldukça büyük olduğunu görürüz. Nitekim Türkiye’de cezaevlerindeki 2 binden fazla IŞİD’linin yüzde 75’inin Suriyeli olması bu konuyu açıklar niteliktedir. Bu çalışmada ise, Türkiye’de geçici koruma altındaki Suriyelilerin, Türkiye’nin -terör özelinde- güvenliğine etkisi incelenecek, yerel ve ulusal gazetelerden elde edilen veriler üzerinden bir tablo oluşturulmaya çalışılacaktır.

  1. Türkiye’deki Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin Demografik Yapısı

BMMYK tarafından mart ayı sonunda verilen son rakamlara göre Türkiye’de 3 milyon 664 bin 873 kayıtlı geçici koruma altında Suriyeli bulunmaktadır. Bu rakam Suriye iç savaşının başladığı tarihten bugüne kadar dünyanın pek çok yerine dağılan Suriyelilerin toplam sayısının yarısından fazlasına tekabül etmektedir. Dünyanın hiçbir yerinde bu denli büyük bir nüfusun başka bir ülkeye göç ettiği görülmemiştir. Bu kişilerin 1 milyon 733 bin 34’ünü (%47,4) 0-18 yaş arası çocuklar oluşturmaktadır. Ayrıca, 0-18 yaş arası çocukların ve kadınların toplam sayısı ise 2 milyon 589 bin 969 kişidir. Erkek çocuk ve yetişkinlerin sayısı ise 1.966.815’tir.

Genç nüfus olarak tanımlanan 15-24 yaş aralığında 746 bin 590 kişi iken; Suriyeli genç nüfusun toplam Suriyeli sayısındaki oranı ise  %20,4’tür. Öte yandan, hala kamplarda yaşayan Suriyeliler de bulunmaktadır. Kamplarda yaşayan Suriyelilerin, Türkiye’deki Suriyeli nüfusa oranı ise yalnızca %1,6’dır[5]. Bahsedilen bu rakamlar yalnızca kayıt altındaki Suriyelilere ait olup, kayıt altına alınmayanlar düşünüldüğünde bu sayı artmaktadır. Türkiye’nin maruz kaldığı ve dünyanın başka yerinde eşi benzeri olmayan bu kitlesel göçün Türkiye üzerindeki etkileri ise yoğun ve çok boyutludur. Suriyelilerin ağır yükü her ne kadar Avrupa Birliği (AB) ya da farklı ülkelerden yarım gelse de, Türkiye’nin omuzlarına adete yıkılmıştır. Öte yandan, Türkiye, kendi vatandaşına sağladığı ortalama olanaklardan daha fazlasını sığınmacılara sağlayan ülke olarak tarihe geçmiştir. 

Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin rakamlarından açıkça görüleceği gibi bazı illerde yaşayan Suriyelilerin Türk vatandaşlarına oranları diğerlerine göre büyüktür. Örneğin İstanbul; 496.635 Suriyeliyi barındırmakla beraber 15.067.724 Türk nüfus içerisinde bu değer oransal olarak %3,30 ile Türkiye ortalaması olan %4,37’nin altında kalmaktadır. Adana (%11.08), Gaziantep (% 22.18), Hatay (%27.08), Kahramanmaraş (% 8.06), Kilis (%77.62), Mardin (%10.64), Mersin (%11,63), Osmaniye (%09,27), Şanlıurfa (%20,78) şehirlerinin (GİGM, 2020) yüksek Suriyeli oranları ile diğer illere nazaran daha fazla etkilendiği söylenebilir.

  1. Suç, ve Göç İlişkisi

Soğuk Savaş sonrasında yeni güvenlik ve tehdit tanımlamaları paralelinde “uluslararası göçün güvenlikleştirilmesi” çalışmalarıyla yeni alanlara taşınan uluslararası göç sorunsalı, özellikle 11 Eylül 2001 terör saldırıları sonrasında Uluslararası İlişkiler çalışmalarında öne çıkan bir konu olmaya başlamıştır. 1990’lara kadar genellikle sadece insani müdahale gerektirecek bir konu olarak yorumlanan uluslararası göç olgusunun, bu dönemle birlikte ve özellikle 11 Eylül 2001 terör saldırılarının ardında ulusal güvenlik eksenli ele alınmıştır[6]. Ana akım güvenlik araştırmalarındaki akademisyenler, göçün yarattığı ulusal güvenlik endişelerini göz ardı etmişler ve göç sorununu önemsiz veya iç politikayla ilgili konular olarak ele almışlardır. Günümüz güvenlik anlayışında küreselleşmenin etkisiyle yaşanan değişimler, artık göçün ulusal güvenliğe olan etkisi gündeme alınmaya başlamış ve gerek Avrupa gerekse de ABD açısından önemli politikaların geliştirildiği bir durum olmuştur[7].

Göç ve suç üzerine ilk çalışmaları gerçekleştiren Şikago Okulu, Ekoloji Kuramını geliştirmiştir. Şikago’nun yoğun göç alan yapısının, onu karmaşık ve yaşanması zor bir suç kenti haline getirmesiyle başlayan bu çalışmalar sonucunda, göçün toplumsal denetimi zayıflattığı görülmüştür. Şikago Okulu’na göre, göçmenler hem toplumsal denetimin olmayışı hem de işsizlik, açlık ve sefalet gibi nedenlerle suça daha yatkın hale gelmektedir. Birey tanımadığı çevrede ayıplanma korkusunun olmayışı sayesinde daha fazla sapkın davranış ve suça yönelmektedir[8]. Bireyin tepkileri üzerinden göç ve suç ilişkisini açıklayan bir başka önemli teori ise ‘Anomi Kuramı’dır. Anomi, bireyin yeni geldiği toplum ile daha önce sahip olduğu toplumsal adet ve değerler arasında yaşadığı bocalamayı anlatır. Merton tarafından ortaya atılan ve Durkheim’ın geliştirdiği Anomi Kuramında suç, bireyin göçle birlikte karşılaştığı ve baş edemediği sorunlara karşı verdiği bir tepki olarak ifade edilmektedir[9].

Tüm bu teorik açıklamaların yanı sıra, olayın bir de psikolojik yanı bulunmaktadır. Göç edenlerin kimi güvenlik sorunlarına neden olduğu bir gerçektir. Çoğu zaman göç eden nüfusun yaşam şartları ve imkânsızlıklar suçla anılmalarına neden olmakla birlikte yetersiz eğitim, kamu hizmetlerinden yararlanamama, dil bilmeme, mesleki beceri azlığı vb. nedenler göç edenleri yalnızlığa ve toplumda yabancılaşmaya itmekte, bu durum davranışlarında sapma ve suça neden olmaktadır. Halk içindeki genel kanı da bir ülkede yaşayan göçmenlerin yerli doğumlulara oranla daha fazla suç işlediği yönündedir.

Her göç hareketi kendi dinamiklerini oluşturarak hem göçün başladığı hem de göçün son bulduğu yer ve toplum için sonuçlar doğurmaktadır. Kontrollü gerçekleştirilen göç hareketlerinde tedbir alındığı ve oluşabilecek sorunlar öngörüldüğü için beklenmedik olumsuzlukların yaşanma ihtimali azalırken; plansız göç hareketlerinde beklenmedik sorunlar oluşmakta ve bu sorunların çözümü uzun sürebilmektedir. Plansız göçler:

  • Gecekondulaşmanın artması ve çarpık kentleşme,
  • Alt yapı hizmetlerinin yetersiz hale gelmesi,
  • Eğitim, sağlık ve ulaşım hizmetlerinin yetersiz hale gelmesi,
  • Nüfus dağılımında orantısızlık,
  • Yerel yönetimlerin bütçelerinin göç alan yerler açısından yetersiz kalması, yatırımların düzensizleşmesi,
  • Kültürel çatışmalar ve toplumsal olayların meydana gelmesi,
  • Güvenlik ve asayiş sorunlarında artış meydana gelmesi gibi sorunlara yol açmaktadır[10].

Göçmenlerin yarattıkları veya yaratabilecekleri sorunlar yalnızca onlardan kaynaklı olmayabilir. Asayişi etkileyen yalnızca göçmenler değil göç durumu da olabilir. Kitlesel göç durumlarında, göç dolayısıyla ortaya çıkabilecek kontrolsüzlük ortamının terör örgütleri ve organize suç örgütleri için elverişli ortamlar yaratması mümkündür. Göç hareketlerinin yarattığı tehditlere bakıldığında, yabancı ajanların ve terör örgütü üyeleri göçmen maskesi altında ülkeye sızmaları ön plana çıkmaktadır. Son dönemlerde devletleri en çok uğraştıran alan, bu kişilerin sabotaj ve terör eylemi girişimleridir. Dünya üzerinde çok güçlü istihbarat teşkilatlarına sahip olduğu düşünülen ülkelerde bile insana dayalı istihbaratın teknolojik gelişmelerle yabana atılması nedeniyle acı terör olayları yaşanmaktadır. Yabancı teröristlerin işlemiş oldukları terör eylemleri neticesinde binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Sonuç olarak, Suriye krizi ile birlikte Türkiye, PKK/KCK, PYD ve IŞİD tehditlerine daha hassas hale gelmiştir. Bölgedeki otorite boşluğundan faydalanan terör örgütleri hem sınır güvenliğini tehdit etmiş hem de Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde eylemler gerçekleştirmişlerdir. Suriyelilere uygulanan “açık kapı” politikası bu terör örgütü üyelerinin Türkiye’ye giriş yapmalarının hatta silah ve mühimmat sokmalarının kolaylaşmasına neden olmuştur. Bu bağlamda Irak, Fransa, ABD, Belçika gibi ülkelerde de çeşitli eylemler yapan DEAŞ en çok zararı Türkiye’ye vermiştir[11].

  1. Türkiye Açısından Suç-Göç İlişkisi

Türkiye’nin içinde bulunduğu göç sorunu söz konusu olduğunda ise yukarıda bahsedilenlere ek olarak belirgin bir şekilde terör konusu göze çarpmaktadır. Ülkemizdeki Suriyelilerin neden olduğu asayiş sorunları çok boyutludur. Fakat en çok önem verilmesi ve önlem alınması gereken husus terör sorunudur.

Öncelikle, Türkiye’deki Suriyelilerin demografik yapısına bakıldığında bir önceki bölümde bahsedilen göç ve suç ilişkisini sağlayan kriterlerin neredeyse tamamının sağlandığını görmek mümkündür. 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2012-2020 yılları arasında Suriyelilerin karıştıkları suçlarda, ilk sırada %19,7  ile yaralama-kavga suçu yer almaktadır. Onu, %14,8 ile terör, %13,8  ile kaçakçılık, %10,8 hırsızlık-gasp, %10,3 ile narkotik, %9,1 cinayet ve yine %9,1 ile dolandırıcılık, %7,6 ile taciz-tecavüz ve %4,8 ile diğer suçlar takip etmiştir.  (Tablo 1.)

Tablo 1. Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin İşledikleri Suçların Başlıklara Göre Dağılımı

Terör örgütüne üye olmak, terör propagandası yapmak ve terör eylemlerine karışmak suçlarından yakalanan Suriyeli sayısında ise ciddi bir artış bulunmaktadır. Yine 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre 2012-2019 yılları arasında terör kapsamında yakalanan Suriyelilere ilişkin oran, diğer suçlarla karşılaştırıldığında, üçüncü sırada olup %12,1 iken; bu oran yalnızca 2020 yılı için yapılan değerlendirmede %34.3’e yükselmiştir[12].

Türkiye’de Suriyeliler için oluşan rahat ortamın da asayiş sorunları için bir tetikleyici olduğu düşünülmektedir. Türkiye’de asayişten sorumlu resmi kurumlar Suriyelilerden kaynaklı kayda değer asayiş sorununun bulunmadığı, Suriyelilerin suça karışma oranının düşük olduğu, gerçekleşen olayların ise genellikle sığınmacıların kendi aralarındaki husumetten kaynaklandığını ileri sürmüştür. Fakat Suriyelilerin suçlarının kaydedilmediği pek çok örnekle karşı karşıya kalınmıştır. Sorumlu resmi kurumların,  Suriyelilerin dahil olduğu suçları gizleyerek düşük gösterdiği düşünülmektedir[13]. Türkiye’deki suç oranlarında Suriyelilerin gelişinden sonra artış yaşandığı söylenemese de, uyum sorunu ve toplumda oluşmaya başlayan huzursuzluk kayıt dışılık problemi de dikkate alındığında risk yaratmaktadır. Bu konuda güvenilir istatistiklerin yapılmaması ise ayrı bir sorundur[14]. Suriyelilerin ne kadar suç işlediğinin yanı sıra Suriyeli sığınmacıların suç işlemek için oluşturdukları potansiyel de oldukça önemlidir. Çoğu Türkçe bilmeyen, eğitimsiz, mali gücü olmayan ve işsiz Suriyeliler suç örgütleri için ideal pozisyondadır. Zaten şiddet içinde büyüyen bu insanların şiddet eğilimi göstermesi ya da suça karışması şaşırtıcı olmayacaktır[15]. Suriyeliler Türkiye’de topyekûn suç işleyen bir topluluk olmamakla beraber, giderek daha fazla suça iştirak ettikleri de yadsınamaz bir gerçektir. Artan işsizlik ve mali sıkıntılar, Türkiye’deki yaşam biçiminin cazibesi, tüketim toplumunun getirdiği harcama güdüsü, kolay para kazanma isteği ile birleşince Suriyelilerde suç eğilimi giderek artmaktadır. Ancak suç konusunda asıl endişe edilmesi gerekenler genç sığınmacılardır.

  1. Türkiye’deki Suriyeliler ve Terör Eylemleri

Geçici koruma altındaki Suriyelilerin neden olduğu güvenlik riskleri asayiş suçlarından canlı bomba saldırılarına, bulaşıcı hastalıklardan sınır güvenliğine kadar onlarca farklı risk alanını içermektedir. Üstelik bu güvenlik riskleri birbiriyle girift özellikler göstermektedir. Örneğin yeterli eğitim imkânlarına sahip olmayan Suriyeli çocukların suç örgütlerince kullanılması ya da kendi içinde çeteleşmesi kaçınılmaz bir durumdur. Sorunlar birbiri ile bağlantılı olup, çözümün aciliyeti ise önemini her geçen gün artırmaktadır.

Suriye’nin, 2011’de iç savaşın başlamasının ardından, adeta bir terör yuvası haline gelmesinin etkisi yadsınamaz. Bu durumun bir sonucu olarak özellikle 2014 yılından itibaren Suriye’deki otorite boşluğu nedeniyle çeşitlenen radikal terör örgütleri yalnızca Suriye sınırları içinde kalmamış, Türkiye’nin uyguladığı yanlış politikalar nedeniyle sınırlarımız içerisine de sızmıştır.

El Nusra ve devamı niteliğinde olan Heyet Tahrir el Şam (HTŞ), Hurras Ed-Din gibi El Kaide bağlantılı ya da onun çizgisinde yer alan irili ufaklı pek çok terör örgütü ile DEAŞ/IŞİD, YPG/PKK gibi terör örgütlerinin konuşlandığı ülke durumundaki Suriye’den Türkiye’ye göç eden Suriyeliler içerisinde bahsedilen terör örgütleri ile bağlantısı olabilecek kişilerin olması aşikar bir sonuçtur.

2011 yılında Suriye’deki çatışmalar nedeniyle özellikle Türkiye’ye doğru başlayan göç için Davutoğlu hükümetinin başlattığı ve uzun yıllar devam eden açık kapı politikası, sığınmacıların Türkiye’yi tercihlerinde önemli bir rol oynamış ve terör grupları açısından da bir fırsat oluşturmuştur. Bu kayıt uygulamalarının niteliği ülkemizi, önce kayıt dışı girişlere/insan kaçakçılığına ve zincirleme olarak terör sorununa gebe bırakmıştır. Suriyeliler, Türkiye’ye gelmeye başlamalarından kısa süre sonra ülkemizde palazlanmak isteyen cihatçı gruplar için insan kaynağı durumuna gelmişlerdir. Örneğin; 5 Ocak 2016’da İstanbul Sultanahmet’te 10 kişinin yaşamını yitirdiği saldırının faili canlı bomba Nabil Fadlı’nın yasadışı yollardan Türkiye’ye girdiği, 5 Ocak’ta İstanbul’da Göç İdaresi’nde mülakata alındığı belirlenmişti. “IŞİD saldırılarında ailemden birçok kişiyi kaybettim. Saldırı ortamından kaçtım, Türkiye’ye geldim. Avrupa’ya geçmek istiyorum” diyen Fadlı’ya biyometrik kimlik dahi verildiği tespit edilmişti.[16]  Yine bu politika sayesinde Türkiye’ye giriş yapan pek çok terör örgütü üyesi burada altyapılarını kurmuş ve 2015-2016 arasında yalnızca 11 ay içerisinde, Suruç’ta 34, Ankara’da 102, İstanbul Sultanahmet'te 10, İstanbul Beyoğlu’nda 5, Gaziantep’te 57 ve İstanbul Atatürk Havalimanı'nda 36 kişiyi katletmiştir[17]. 2017 yılı ocak ayında ise yine IŞİD tarafından İstanbul'da bir gece kulübüne gerçekleştirilen silahlı saldırıda 39 kişi hayatını kaybetti.

Açık kapı politikasının yaratmış olduğu en önemli güvenlik tehdidi özellikle 2013 yılında Cilvegözü’nde ve Reyhanlı’da yaşanan patlamalar sonrasında daha fazla dillendirilmeye başlanmıştır. 2011-2017 arası dönemde Türkiye’de gerçekleşen terör saldırılarının sayısı da bu bağlamda ciddi bir güvenlik tehdidini işaret etmektedir[18]

Türkiye’de var olan, PKK ve onun uzantısı konumundaki grupların neden olduğu terör sorunu, IŞİD ve türevleri nedeniyle daha da derinleşmiştir. Haziran 2015’te başlayan Türkiye'deki silahlı veya bombalı saldırılar bu tarihten sonra hemen hemen her aya yayılarak gittikçe artmıştır. BBC Türkçe[19]'ye göre bu ayı takip eden 18 ayın 13'ünde IŞİD, PKK veya TAK tarafından üstlenen ve can kaybının yaşandığı en az bir bombalı saldırı meydana gelmiş ve sonuç olarak resmî rakamlara göre 497 kişi hayatını kaybetmiş, iki binden fazla kişi de yaralanmıştır. Bunlardan 300’ü IŞİD saldırıları nedeniyle hayatını kaybetmiştir[20].

2017 yılından sonra ise bu saldırıların önlenmesi konusunda bir başarı gözlemlenmiştir. Yapılan operasyonlarla pekçok terör örgütü üyesi yakalanmıştır. Buna karşın tehdidin tam anlamıyla bertaraf edildiğini söylemek güçtür. Zira pek çok Suriyeli terörist de eylem hazırlığındayken yakalanmış ve yakalanmaya devam etmektedir. Örneğin; 20 Mart 2021 tarihinde İstanbul İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, PKK’nın Suriye yapılanması “YPG/PYD” içerisinde faaliyette bulunan ve kaçak yollarla yurda giriş yapan 6 kişinin nevruz öncesi İstanbul’da eylem arayışı içerisinde oldukları istihbaratı üzerine çalışma başlatmış ve söz konusu soruşturma kapsamında Bağcılar ve Başakşehir‘de 4 adrese eş zamanlı operasyon düzenleyen ekipler, Suriye uyruklu 6 şüpheliyi yakalamıştır. Bununla birlikte, adreslerde yapılan aramalarda, çeşitli örgütsel doküman ve dijital malzemeler de ele geçirilmiştir[21].

Türkiye’de Suriye ve Suriyelilerden kaynaklı terör sorununda tek faktör, yasadışı yollarla Türkiye’ye giriş yapan Suriyeliler değildir. IŞİD’in Türkiye’yi bir vilayet olarak görerek, burada örgütlenmesi ve binlerce Türk vatandaşını örgüte dahil etmesi de göz ardı edilemeyecek bir sorundur. Uluslararası Kriz Grubu tarafından Haziran 2020’de yayınlanan “IŞİD’e Katılıp Dönen Türkiye Vatandaşları: Mevcut Yaklaşımları Geliştirmek” adlı rapora göre IŞİD’ katılan Türk vatandaşlarının sayısı 5-9 bin arasındadır[22]. Bu rakam Türkiye’yi, IŞİD’in en fazla üye devşirdiği ülkelerden biri konumuna getirmiştir. Başlangıçta sınır güvenliğinin yeterli düzeyde olmamasının sonucu olarak görülen bu durum ilerleyen yıllarda sınır güvenliğinin güçlendirilmesine karşın devam etmiştir. Rapora göre, 2017 yılından bu yana herhangi bir IŞİD saldırısı olmasa da IŞİD’e katılmış Türk vatandaşlarından Türkiye’ye geri dönen ve yakında cezaevinden çıkacak olanların oluşturduğu tehdit devam etmektedir. Ayrıca daha büyük bir tehdit daha bulunuyor ki bu da; IŞİD’e katılıp ardından Türkiye’ye dönenlerin sadece %10’u tutuklu veya cezaevinde, geri kalanı ise hala dışarıda olmasıdır.  Nitekim, bu kişiler hakkında herhangi bir bilgi mevcut değil[23].

Öte yandan, Emniyet İstihbarat Dairesi’nin 2016 yılı tarihli ‘gizli’ Türk Selefiler raporunda Selefilerin Türkiye’deki tabanlarının 10-20 bini bulduğu ve Tunus, Suudi Arabistan ve Ürdün’deki seviyeye çıktığı belirtilirken; Irak ve Suriye’deki selefi dağılımında Adana’nın 286 ile üçüncü sırada ve Gaziantep’in 143 ile beşinci sırada olduğu gözlemlenmektedir. Daha sonrasında terör örgütleri içerisinde yer alan bu insanların bu illerde sayıca fazla olmasının yarattığı asıl tehlikenin sığınmacı yoğunluğu nedeniyle kendilerini bu kimlik altında gizleyebilmesi olduğu aşikardır[24].

Zamanla terör yuvasına dönüşmüş olan Suriye topraklarından Türkiye’ye göç eden Suriyelilerin yüzlercesinin Suriye’de bulunan terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ortaya çıkmıştır. Türkiye’de kolluk güçleri tarafından gerçekleştirilen IŞİD operasyonlarının büyük bir çoğunluğunda yakalanan terör örgütü mensubu kişinin Suriye uyruklu olduğu ortaya çıkmaktadır[25]. Ayrıca,  Türkiye’de cezaevlerindeki 2 binden fazla IŞİD üyesinin yüzde 75’inin Suriyeli olduğu bilinmektedir[26]. Sonuç olarak, Türkiye’de var olan, PKK ve onun uzantısı konumundaki grupların neden olduğu terör sorunu, Suriye kaynaklı bir terör örgütü olan IŞİD ve türevleri nedeniyle daha da derinleşmiştir.

5. Haber Kaynaklarından Elde Edilen Veriler

Kitlesel göçün neden olduğu sorunlar arasında üst sıralarda yerini alan ‘güvenlik’ sorunu, Türkiye’de de yoğun Suriyeli göçünün sonuçlarından biri olarak incelenmesi gereken bir konu olmuştur.  Suriye’deki mevcut durum göz önüne alındığında konunun önemi ve hassasiyeti artmaktadır.  Suriye’deki iç savaşın, uzun kara sınırının bulunduğu ve milyonlarca Suriye vatandaşının göçtüğü,  Türkiye’nin güvenliğini tehdit ettiği açıktır. Güvenlik tehditlerini ise üç başlıkta toplamak mümkündür. Bunlar, ulusal güvenlik bakımından ortaya çıkan riskler, terör eylemlerinde artış ve Suriye’deki otorite boşluğunun terör örgütlerince kullanılması olarak sıralanabilir.

2015-2016 yıllarında Suriye’de terör örgütlerinin güçlenmesi ve aynı zamanda Türkiye’ye yönelik gerçekleşen göçün yoğunluğunun en üst seviyeye çıkması ile birlikte ülkemizde, Suriye’de konuşlanmış terör örgütleri tarafından gerçekleştirilen pek çok terör saldırısı olmuştur. 2017 yılı itibariyle merkezi Suriye ve Irak olan terör örgütleri tarafından herhangi bir terör saldırısı gerçeklememiştir. Fakat bu ülkemizin bahsedilen terör örgütlerine mensup olan kişilerden tamamen arındığı ve yine bu terör örgütlerinden kaynaklanan tehdidin son bulduğu anlamına gelmemektedir. Hala terörle mücadele kapsamında emniyet güçlerimiz tarafından gerçekleştirilen pek çok operasyonda yüzlerce DEAŞ/IŞİD, YPG/PKK ve HTŞ terör örgütlerine mensup olan kişiler yakalanmakta ve bu kişilerin bir kısmı sınır dışı edilirken bir kısmı da ceza almaktadır.

2020-2021 (Nisan) aralığında ülkemizde 118 terör operasyonu haberi ile karşılaşılmış; yerel ve ulusal gazetelerden edindiğimiz bu bilgilerde yüzlerce Suriyelinin terör örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilmiştir. Bu operasyonlarda yakalanan 807 Suriye uyruklu teröristten, büyük bir kısmı ceza almış fakat çok küçük bir kısmı sınır dışı edilmiştir. Öte yandan pek çoğunun adli kontrol şartı ile serbest bırakıldığı görülmüştür.

Güvenlik güçlerimizin gerçekleştirdiği bu operasyonlarda terör örgütü üyeliği bulunan Suriyelilerin yoğunlukla olduğu iller sıralamasında ise ilk sırada Adana yer almıştır. Geçen yıl temmuz ayında yapılan çalışmadan farklılık gözlendiği görülmüştür. Bu süreçte, daha fazla operasyon yapıldığı ve daha fazla ceza verildiği gözlenmiştir.

  • İllere Göre Dağılım

Çalışmamızın bu bölümünde yerel ve ulusal kaynaklar üzerinde yapılan taramalar sonucunda elde ettiğimiz bilgiler ışığında, ülkemizde terör örgütleriyle bağlantısı bulunan Suriyeliler konusunda bir tablo oluşturmaya çalışacağız.  Ülkemizin dört bir yanına dağılmış ve her biri tehdit unsuru olan terör örgütü üyesi Suriyeli bulunmaktadır. Yaptığımız kaynak taraması sonucunda bu kişilerin illere göre dağılımları, yakalanmaları ve ardından yapılan işlemler üzerinden bir çalışma yapılacaktır. Fakat şunu özellikle belirtmek gerekir ki; yalnızca medyaya yansıyan, yerel ve ulusal haber kaynaklarından elde ettiğimiz bu sayısal veriler gerçek sayıların oldukça altındadır. Gerek medya kısıtlamaları gerekse verilen haberlerde yakalanan terör mensuplarının uyruklarının belirtilmemesi, ayrıca İçişleri Bakanlığı tarafından resmi sayısal verilerin paylaşılmaması gerçek sayıları elde etmemizi engellemiştir.

 Operasyonlar üzerinden yapılan derlemeden elde ettiğimiz bilgilere göre dağılım şöyledir:

Tablo 2. Operasyonlarda Yakalanan Terör Örgütü Üyelerinin İllere göre Dağılımı

Yukarıdaki tabloya bakıldığında, terör bağlantısı bulunan Suriyelilerin yakalandığı iller arasında yer alan ilk 10 il ve yoğunlukları bulunmaktadır. Tabloda ( Tablo 2.) bulunan illerden bazıları, Uluslararası Kriz Grubu tarafından Haziran 2020’de yayınlanan “IŞİD’e Katılıp Dönen Türkiye Vatandaşları: Mevcut Yaklaşımları Geliştirmek” adlı raporda IŞİD bağlantılı kişilerin yoğunlukta nu belirttiği iller arasında yer almaktadı. Önceki çalışmadan farklı olarak, operasyonlarda yakalanan terör örgütü üyelerinin i̇llere göre dağılımında ilk 10 ilin içerisine Samsun, Mardin ve Mersin illerimizin artık yer aldığını görmekteyiz. Ayrıca, sıralamada Ankara son sırada yer alırken 5. sıraya yükselmiştir. Kriz Grubu’nun raporunda da yer aldığı gibi İstanbul ve Adana, bu sorunu en derinden hisseden illerimizdendir.

  • Örgütlere Göre Dağılım 

2011’de Suriye’de başlayan iç savaş ve karmaşa, özellikle selefi cihatçı nitelikteki terör örgütünün yuvası haline gelmeye başlamıştır. Suriye’de parçalanmışlığı, karmaşayı daha da derin hale getiren örgütlerin, yalnızca kayıtlı 3 milyon 664 bin 873 Suriyelinin yaşadığı ülkemiz için oluşturduğu tehdit ise aşikardır. Kayıtsız 1.5 milyonun üzerinde Suriyelinin bulunduğu göz önüne alınırsa tehdidin daha da ciddi boyutlarda olduğunu söylemek mümkündür.

Tablo 3. Operasyonlarda Yakalanan Terör Örgütü Üyelerinin Örgütlere göre Dağılımı

Tablo 3.’de yer alan verilerden de daha net anlaşılacağı üzere ülkemizde en fazla IŞİD terör örgütü üyesi terörist Suriyeli yakalanmıştır. Son zamanlarda güç kaybeden IŞİD’in tamamen yok olmadığı bu verilerle net olarak görmek mümkündür. IŞİD gibi selefi cihatçı terör örgütlerinin, coğrafi hakimiyetlerini yitirdikten sonra yeni bir safhaya geçerek daha otonom ve hücre tipi örgütlenmeye geçtiği düşünülmektedir[27]. Bununla birlikte, geçtiğimiz Eylül ayında yayınlanan çalışma ile karşılaştırıldığında ise IŞİD’in pastadaki payının büyüdüğünü görmekteyiz.

2014 yılında Ortadoğu'da bir iki istisna dışında tüm devletlerin ordularına rahatlıkla kafa tutabilecek nitelik ve niceliğe ulaşan IŞİD, ABD'nin Bağdat'a, Erbil'e ve PYD'ye, İran'ın Bağdat'a, Türkiye'nin ÖSO'ya, Rusya'nın Şam'a verdiği askeri destek IŞİD'in eş zamanlı olarak birçok cephede baskı altına alınmış oldu. Buna ek olarak ABD taktik ve stratejik hava harekatlarıyla, Rusya Palmira'daki operasyonlarıyla, Türkiye Fırat Kalkanı'yla IŞİD’i tam anlamıyla askeri bir yenilgi yaşatmış oldu[28]. Fakat IŞİD Irak ve Suriye'de kritik topraklarını ve gelir kaynaklarını adım adım kaybetmesine rağmen örgütsel bir çöküş ile kolay bir yenilgiye uğramadı. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz ki Türkiye’yi de bir vilayeti olarak gören IŞİD sinsice sınırlarımız içinde yapılanmaya çalışmıştır. Kolluk kuvvetlerimiz tarafından terörle mücadele kapsamında gerçekleştirilen operasyonlarda yakalanan teröristlerin  %96,3’ünü IŞİD terör örgütüne bağlı teröristler oluşturmaktadır.

IŞİD’in sinsice ülkemiz sınırları içerisinde yerleşebilmesindeki en büyük neden; açık kapı politikası çerçevesinde Suriyeli sığınmacıların niteliksiz kontrollerle ülkeye alınmasıdır. Böylesine yanlış bir uygulama sonucunda IŞİD ve benzeri terör örgütleri, ülkemize sızmakla kalmadı aynı zamanda burada bir yapılanma çabasına da girişti. Uluslararası Kriz Grubu'nun, 'IŞİD’e Katılıp Dönen Türkiye Vatandaşları' başlığıyla yayınladığı raporda, söz konusu Türk vatandaşlarının sayısının 5 ile 9 bin arasında olduğu ve bazılarının cihatçı militan oluşumlara halen sıcak baktığı ifade edildi.

Türkiye’deki Suriyelilerin en çok bağlantılarının bulunduğu terör örgütlerinden ikincisi ise YPG/PKK’dır. Uzun yıllardır ülkemiz içinde haince faaliyetler yürüten PKK terör örgütünün Suriye kolu olarak bilinen YPG, başlangıçta PKK ile bağlantısını reddetmiş olsa da özellikle çözüm sürecinin sona ermesiyle bu bağlantısızlık iddiası boşa çıkmış ve YPG, PKK’nın Suriye uzantısı olarak tanımlanmıştır[29]. Suriye’nin kuzeyinde örgütlenen bu terör örgütünün 1984 yılından bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren PKK terör örgütüyle bağlantısı düşünüldüğünde; YPG/PKK’nın ülkemize sızması ve yapılanması, yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi Suriyelilerin en çok bağlantılı olduğu terör örgütleri içerisinde %2,5 oranı ile ikinci sırada yer alması anlaşılabilir bir sonuçtur. Eylül ayında yayınlanan çalışma ile karşılaştırıldığında ise oranın gözle görülür oranda azaldığı görülmüştür.

SONUÇ

Güvenlik kavramı insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır ve tarih boyunca devletler güvenliklerini sağlamak adına büyük çaba sarf etmişlerdir. Bu bağlamda ulusal güvenlik öncelik sıralamasının en üstünde yerini almıştır. Gerek geleneksel güvenlik anlayışında gerekse küreselleşme ile çeşitlenen yeni güvenlik anlayışında, ulusal güvenliğin önemi, konumunu korumuştur. Küreselleşen dünyada ulusal güvenlik için artık iç ve dış güvenlik sınırı ortadan kalkmaya yüz tutmuştur. Bu bakımdan, bir devletin sınırları içerisinde yaşadığı güvenlik sorunları dış politikada da karşılık bulmaya başlamıştır. Özellikle devletin içinde yaşadığı güvenlik sorunu ayrılıkçı hareketler kapsamında ele alınabilecek bir sorun olduğunda, devleti dış müdahaleye açık konuma getirebilmektedir.

En genel anlamda bir insan veya insan grubun bir yerden başka bir yere yaptıkları yer değiştirme olarak tanımlanan göç ise çağımızın önemli sorunları arasında yerini almıştır. Göç, eylemi gerçekleştiren taraf için olduğu kadar eylemin gerçekleştiği yer için de ekonomik ve sosyal sorunları içinde barındıran bir olgudur. Modern dünyada savaş veya ekonomik nedenlerle milyonlarca insan yerinden edilmiş durumdadır. Yerinden edilmiş insanların kitle halinde gerçekleştirdikleri göç, ulaştıkları ülke açısından oldukça kritik sonuçlar meydana getirebilirler. Her şeyden önce devlet fikrini zedeleme potansiyeline sahiptirler ve bununla birlikte hem geleneksel açıdan hem küreselleşme ile şekillenen yeni güvenlik alanları açısından istenmeyen sonuçlar doğurabilirler.

Türkiye’ye yönelik büyük bir göç dalgası vardır.2011 yılından bu yana Türkiye’nin maruz kaldığı  bu kitlesel göç, tarihe baktığımızda kavimler göçünü andırmaktadır. Eğer bu büyüklükteki göçler, kontrol edilmez ve geriye döndürülemezse, ulusal güvenlik bağlamında ekonomik, sosyal alanların yanı sıra politik ve jeopolitik de sonuçları olacaktır. Türkiye’nin içinde barındırdığı Suriyeli sığınmacı sayısı kayıt dışı olanlar da dahil edildiğinde 5 milyonu aşmaktadır. Bu nüfusun illerin kendi nüfusuna oranlarına bakıldığında bazı bölgelerde Suriyeli sığınmacıların artık azınlık olmaktan çıkıp çoğunluk durumuna geldiklerini görüyoruz. Örneğin, Kilis ilinin % 76.4’ü Suriyeliler oluşturmakta. Kilis’in bu durumu çok da uzun olmayan bir süre içerisinde siyasi sorunlar doğurmaya açıktır.

Buradan hareketle, geleneksel anlayışlara baktığımızda ulusal güvenliğin odağının ‘dış güvenlik’ olduğunu görmek mümkündür. Fakat uluslararası sistemin içerisinde bulunduğu bu anarşik yapı nedeniyle güvenlik sorunları yalnızca devletlerin birbiriyle ilişkileri ile bağlantılı değil, aynı zamanda devletlerin iç özellikleri ile de bağlantılıdır[30]. Bir devlet kendi sınırları içerisinde güvenliği tesis edemediği durumlarda devletler dış müdahaleye açık duruma gelebilir ve dış müdahale devleti yok olmakla tehdit etmese de toprak bütünlüğü ve egemenliği tehdit eder[31].  Bu bağlamda Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunların çözümünün gecikmesi müdahaleye yol açabilir.

Özellikle 2016 yılından itibaren Türkiye içinde terör ve diğer asayiş sorunlarının daha sık görülmeye ve artmaya başlaması, ekonomik göstergelerin daha düşük seviyelerde görülmesi, devlet mekanizmasında yer alan kurumlardaki sistem işleyişinin yavaşlaması veya kapasite yetersizliği gibi problemler yaşanması (eğitimde; öğretmen azlığı, kalabalık sınıflar, okul ve malzeme eksikliği, sağlıkta; doktor hemşire azlığı, kalabalık acil servis ve klinikler, yetersiz tıbbi malzemeler), iki toplumun kültür ve yaşayış tarzlarındaki farklılıklar Türk toplumunda Suriyeliler kaynaklı endişelere neden olmuştur. Türkiye’yi pek çok alanda olumsuz etkileyen bu kitlesel göçün yarattığı kriz, toplumda öfke ve endişenin de temelini oluşturan ana unsurlardan biri olmaktadır.

Bir devletin karşı karşıya kaldığı göç sorununun en iyi çözümü, gerek tek başına gerekse uluslararası alanda etkin rol sahibi diğer devletler ve devlet dışı örgütlerle birlikte göç eden kitlenin ülkesinde güven ve huzur ortamının oluşması amacıyla belli politikalar düzenleyerek bu kitlenin ülkesine dönüşün sağlanmasıdır.

 

KAYNAKÇA

Bayır, Dicle, Aksu, Fırat, Açık Kapı Politikasından Güvenlik Tehdidine: Türkiye’de Suriyeli Sığınmacılar Olgusu, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi, Cilt 8, Sayı 2, Eylül 2020, s. 324-356

Buzan, Barry, İnsanlar, Devletler ve Korku, İstanbul, Eylül 2015, Röle Akademik Yayıncılık, 2. Basımdan Çeviri, Çev. Emre Çıtak

Coştan, Ufuk ; Yaylı, Hasan,  (2020), Suriyeli Mülteciler Özelinde Türkiye’nin Güvenlik Politikaları, International Social Mentality and Researcher Thinkers Journal, (Issn:2630-631X) 6(37): 2081-209

Çirkin, Yasemin, Sınırımızdaki Peşaver, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Mart 2021, 1. Baskı

Fiona B. Adamson, International Security, Vol. 31, No. 1, Yaz, 2006

İçişleri Bakanlığı, Türkiye’nin DEAŞ ile Mücadelesi, Temmuz 2017

Karasu, Mithat Arman, Türki̇ye’deki̇ Suri̇yeli̇ Sığınmacıların Kentlerde Neden Olduklari Güvenli̇k Ri̇skleri̇, Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 36, Sayı 2, 2018, s. 51-73

Özdağ, Ümit, Stratejik Göç Mühendisliği, Ankara, Kripto Yayınevi

Tunca, Hakan Ömer; Karadağ, Ahmet, Türki̇ye’deki̇ Suri̇yeli̇ Sığınmacılara Yöneli̇k Toplumun Güvenli̇k Algısı Ölçeği̇: Geçerli̇li̇k ve Güveni̇rli̇k Çalışması, Güvenlik Bilimleri Dergisi, Kasım 2020,Cilt:9 Sayı:2, 525-554

Uluslararası Kriz Grubu, IŞİD’e Katılıp Dönen Türkiye Vatandaşları: Mevcut Yaklaşımları Geliştirmek, Avrupa Raporu No: 258, Haziran 2020

 

İNTERNET ERİŞİM

 

Türkiyedeki Suriyeli Sayısı Şubat 2021, https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi/, Erişim Tarihi: 25.03.2021

Geçici Koruma Altindaki Suriyelilerin Suç İstatistikleri, https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/gecici-koruma-altindaki-suriyelilerin-suc-i-statistikleri, Erişim Tarihi: 25.03.2021

Syria Regional Refugee Response, https://data2.unhcr.org/en/situations/syria, Erişim Tarihi: 24.03.2021

 

Sultanahmet bombacısı Türkiye'ye girmek için bu yalanı söylemiş: IŞİD'den kaçtım, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/sultanahmet-bombacisi-turkiyeye-girmek-icin-bu-yalani-soylemis-isidden-kactim-40040199, Erişim Tarihi: 01.04.2021

Türkiye'deki saldırılar: 18 ayda yaklaşık 500 kişi yaşamını yitirdi, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-38365351, Erişim Tarihi: 01.04.2021

 

Ünlü, K., Suriyeliler ve Terör, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, www.21yyte.org, Erişim Tarihi: 05.04.2021

Faraç, M., Sığınmacı, yayılma, tehlike!.., https://www.yenicaggazetesi.com.tr/siginmaci-yayilma-tehlike-58696yy.htm, Erişim Tarihi: 03.04.2021

'Türkiye'ye kaç terörist girdiğini bilmiyoruz!', https://21yyte.org/tr/fikir-tanki/turkiye-ye-kac-terorist-girdigini-bilmiyoruz, Erişim Tarihi: 05.04.2021

IŞİD'in 3 yılı: Örgüt şu an hangi noktada?, https://www.dw.com/tr/i%C5%9Fidin-3-y%C4%B1l%C4%B1-%C3%B6rg%C3%BCt-%C5%9Fu-an-hangi-noktada/a-39480706, Erişim Tarihi: 05.04.2021

 

 

 

[1] Syria Regional Refugee Response, https://data2.unhcr.org/en/situations/syria, Erişim Tarihi: 24.03.2021

[2] Fiona B. Adamson, , International Security, Vol. 31, No. 1, Yaz, 2006, s.166

[3] Adamson, a.g.e., s.167

[4] Tunca, H, Karadağ, A, Türki̇ye’deki̇ Suri̇yeli̇ Sığınmacılara Yöneli̇k Toplumun Güvenli̇k Algısı Ölçeği̇: Geçerli̇li̇k ve Güveni̇rli̇k Çalışması, Güvenlik Bilimleri Dergisi, Kasım 2020,Cilt:9 Sayı:2, 526

[5] Türkiyedeki Suriyeli Sayısı Şubat 2021, https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi/, Erişim Tarihi: 25.03.2021

[6] Adamson, age,  s.166

[7] Adamson, age, s.167

[8] Karasu, M. A, Türki̇ye’deki̇ Suri̇yeli̇ Sığınmacıların Kentlerde Neden Olduklari Güvenli̇k Ri̇skleri̇, Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 36, Sayı 2, 2018, s. 54

[9] Karasu, age, s. 54

[10]Çoştan, U. ; Yaylı, H. (2020), Suriyeli Mülteciler Özelinde Türkiye’nin Güvenlik Politikaları, International Social Mentality and Researcher Thinkers Journal, (Issn:2630-631X) 6(37): s. 2084

[11] İçişleri Bakanlığı, Türkiye’nin DEAŞ ile Mücadelesi, Temmuz 2017, s. 32

[12] Geçici Koruma Altindaki Suriyelilerin Suç İstatistikleri, https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/gecici-koruma-altindaki-suriyelilerin-suc-i-statistikleri, Erişim Tarihi: 25.03.2021

[13] Çirkin,age, s.33

[14] Bayır, D. Aksu, F, Açık Kapı Politikasından Güvenlik Tehdidine: Türkiye’de Suriyeli Sığınmacılar Olgusu, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi, Cilt 8, Sayı 2, Eylül 2020, s. 343

[15] Karasu, age, s. 64

[16] Sultanahmet bombacısı Türkiye'ye girmek için bu yalanı söylemiş: IŞİD'den kaçtım, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/sultanahmet-bombacisi-turkiyeye-girmek-icin-bu-yalani-soylemis-isidden-kactim-40040199, Erişim Tarihi: 21.06.2020

[17] Özdağ, Ü., Stratejik Göç Mühendisliği, Ankara, Kripto Yayınevi, s. 67

[18]Bayır, Aksu, age, s. 342

[19] Türkiye'deki saldırılar: 18 ayda yaklaşık 500 kişi yaşamını yitirdi, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-38365351, Erişim Tarihi: 01.07.2020

[20]  Uluslararası Kriz Grubu, IŞİD’e Katılıp Dönen Türkiye Vatandaşları: Mevcut Yaklaşımları Geliştirmek, Avrupa Raporu No: 258, Haziran 2020, s. 4

[21] Eylem hazırlığındaki 6 şüpheli yakalandı, https://www.ulusal.com.tr/gundem/eylem-hazirligindaki-6-supheli-yakalandi-h279298.html, Erişim Tarihi: 20.03.2021

[22] Uluslararası Kriz Grubu, Avrupa Raporu No: 258,s. 2

[23] Rapor No. 258, age, s. 3

[24]Çirkin, Y., Sınırımızdaki Peşaver, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Mart 2021, 1. Baskı, s.75

[25]Ünlü, K., Suriyeliler ve Terör, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, www.21yyte.org, Erişim Tarihi: 05.01.2021

[26] Faraç, M., Sığınmacı, yayılma, tehlike!.., https://www.yenicaggazetesi.com.tr/siginmaci-yayilma-tehlike-58696yy.htm, Erişim Tarihi: 03.04.2021

[27] 'Türkiye'ye kaç terörist girdiğini bilmiyoruz!', https://21yyte.org/tr/fikir-tanki/turkiye-ye-kac-terorist-girdigini-bilmiyoruz, Erişim Tarihi: 19.07.2020

[28] IŞİD'in 3 yılı: Örgüt şu an hangi noktada?, https://www.dw.com/tr/i%C5%9Fidin-3-y%C4%B1l%C4%B1-%C3%B6rg%C3%BCt-%C5%9Fu-an-hangi-noktada/a-39480706, Erişim Tarihi: 19.07.2020

[29] Acun, C., Keskin, B., PKK’nın Kuzey Suriye Örgütlenmesi PYD/YPG, SETAV, İstanbul, 2017, s. 8-9

[30]   Buzan, B., İnsanlar, Devletler ve Korku, İstanbul, Eylül 2015, Röle Akademik Yayıncılık, 2. Basımdan Çeviri, Çev. Emre Çıtak, s. 67

[31] Buzan, a.g.e. s. 90

Kübra Ünlü

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü 
Suriye ve Göç Araştırmaları Uzmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 17-09-2021

Faiz ve Enflasyon

Yılın ikinci çeyreğinde, ABD yüzde 12.2, Çin yüzde 7.6, Avro alanı 14.3, Fransa yüzde 18.7, Yunanistan yüzde 16.4, Türkiye ise yüzde 21.7 büyümüş.