Suriye Türkleri Ateşe Atılmamalı

Yazan  18 Ocak 2014

Bu yazımız, 25 Şubat 2012’de yayımlandı. Okuyalım: “Komşumuz Irak’tan sonra, sıra Suriye’ye gelmiş olmalı ki kanlı iç çatışma ve isyan bir yıldır bastırılamıyor. Dış destekli isyanın amacı ise, Esad rejimini yıkıp, yerine ABD yanlısı bir rejim kurmak ve Suriye’yi İran ittifakından koparıp birkaç parçaya ayırmaktır. Böylece ABD, Suriye’den yapacağı ilave ile Barzani kukla devletini büyütüp, İran’a karşı daha etkili operasyonlar yapma ve Türkiye’yi etnik federasyona dönüştürme fırsatını bulacaktır.
Rusya ve Çin gibi bölgede hayati çıkarları olan güçler ise, karşı tedbirleri almakta gecikmedi ve bölgemizde gerginlik hızla tırmanışa geçti. Kısacası iki gücün kapışması Suriye’de yoğunlaşarak devam edecektir. Eğer Suriye mevzii düşerse, kavga Türkiye dâhil, bütün bölgenin yeniden şekillenmesine gelecektir. Büyük güçlerin çıkar savaşı... Her şeyden önce 2003’te Irak’ta yaşananları hatırlayalım. Ülke bölündü, 1,5 milyon insan hayatından oldu. Korkunç bir vahşet, tecavüz ve felaket yaşandı. Bu süreçte Irak Türkleri, Türkiye’nin siyasetine uyarak, zalim Saddam’dan kurtulmak düşüncesiyle ABD’ye yardımcı oldu. Suriye Türklerine göre, sayıca daha fazla, daha eğitimli ve varlıklı, daha bilinçli, Türkiye ile bağları daha güçlü ve çok eskiye dayanan dernek ve vakıf gibi STK’ları vardı. Ama işgal edilen Kerkük ve Talafer’de katliamlar yaşandı. Özellikle liderlere yapılan suikastlar, sürüp giden baskın ve soygunlar devam ediyor. Can ve mal güvenliği yok edildi. Ümitsizlik içinde kaldılar.
Buna karşılık Barzani ve Talabani’nin zengin kaynakları, ABD’nin eğittiği ordusu ve kurduğu devleti var. PKK’yı besliyor, ABD eliyle Türk askerinin başına çuval geçirdi. Türkiye’ye meydan okuyor. Irak Türkleri bu devlette, demokrasi gereği kurucu unsur olması bir yana, azınlık bile olamadı. Bu acı gelişmeler karşısında Türkiye bir şey yapamadığı gibi, ABD’ye yardımcı oldu.  Ders alınması gerekmez mi? Türkler ne yapmalıdır? Suriye Türkleri ise Halep, Humus, Şam, Lazkiye ve Cezire gibi şehirlere dağılmış, doğru dürüst bir derneğe sahip değil. Dağınık durumda yaşıyorlar. Bu masum insanları Suriye’de yaşanan büyük kanlı oyunun parçası yapmak, ateşe atmaktan başka ne anlama gelebilir? 
Suriye Türkleri, çatışan iki taraftan da olamazlar. Esasen böyle bir güçleri de yok. Ancak, kendilerinden taraf olabilirler. O da; iç çatışmadan uzak durmak, bütünleşmeye çalışmak, can, mal ve iş güvenliklerini korumaktan ibaret olabilir. 

***

Bir de Suriye PKK’sı ne yapıyor ona bakalım. Bir yıl boyunca, isyancılara katılmadılar. İstanbul’da, iktidarın himayesinde konferans düzenleyip, Esad’dan Suriye’nin kuzey-doğusunda özerk Kürdistan bölgesi, ana dilde eğitim gibi taleplerde bulundular. Şimdilerde sesleri pek çıkmıyor. Bekliyorlar. 
Hâlbuki ABD’nin planında kendilerine, Irak’taki gibi bir devlet kurmak ve Barzani yönetimi ile bütünleştirmek var. Buna rağmen Suriye PKK’sı isyana katılmıyor, parsayı toplamak için gelişmeleri bekliyor. Ama adı bile anılmayan Türkler, çatışmada yem olarak kullanılmak isteniyor. Ne dehşetli bir oyun.  Suriye PKK’sının bekleyişi başka türlü de yorumlanıyor. İran, bir zamanlar Karayılan’ı yakaladığında, İran ve Suriye’de hiç bir terör eylemi yapmama karşılığında anlaşıp serbest bıraktı deniliyor. Bunun da etkisi olabilir. Suriye Türkleri için ders alınması gerekmez mi? Görünen manzara böyle, ama fitne tezgâhı durmuyor, çalışıyor. Sahipsiz durumda kalan Suriye Türklerine, siyasi ümmetçi ve bölücü olarak bilinen Mazlum-Der çengel atmış. 15 Şubat 2012’de İstanbul’da yaptıkları basın toplantısında;
 “Suriye Türkmen Kitlesi “  adını verdikleri bir grubun başkanı olarak tanıtılan Yusuf Molla diyor ki; ” Suriye direnişinin bir meyvesi olan Türkmen kitlesi ’ben de varım’diyerek ayağa kalktı. Suriye devriminde etkin rol alacağız ve Türkmenlerin sesi olacağız.” Mazlum-Der Şube Başkanı ise; ” Türkmenlerin, öncelikle temel yaşam hakkı ihlalleri giderilmeli, etnik kökenleri sebebiyle uğradıkları tutuklama, kaçırılma, cinayet, yargısız infazlara son verilmeli, bütün hak ve hürriyetleri kullanmaları sağlanmalıdır.

İyi de, Suriye Türklerini savunmak (!) Irak’ta yaşanan zulme sesini çıkarmayan, Barzani işbirlikçisi Mazlum-Der’e mi kalmış? Şu oyuna bakın. 

***

Bu yazıyı, Milli Düşünce Merkezimize gelen Suriye Türkmen liderlerden bir kardeşimize verdik, sonra da kendisini dinledik. Suriye iç savaşında uğradıkları hüsranı ve felaketi anlattı. Şu anda Suriye’de, Halep civarı ile bazı köylerde aç-susuz ve çaresiz durumda çok az Türkmen’in kaldığını söyledi. Sahipsiziz dedi. Adeta Irak Türkmenlerini anlatıyor gibiydi. Derin bir acıyla dertleştik. Koca Türkiye mi dediniz? Belli değil mi, Türk’ten gayri herkesle meşgul. El Kaide, Kerkük ve civarı ile Suriye’nin sınır bölgemizi boşaltıp, burada ‘Bağdat-Bilad-ı Şam İslam Devleti!’ kurmak için bombalı katliamlar yapıyor ya... onlarla... zehirli tasavvurlarla!

Sadi Somuncuoğlu

1940 yılında Aksaray’da doğdu. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden 1962 yılında mezun oldu. 1957-58 yıllarından itibaren Türk Ocakları’nın faaliyetlerine katıldı ve fikri yetişmesi de bu yıllarda başladı. Çeşitli devlet memuriyetlerinde bulundu. 1965 yılında Bab-ı Ali’de Sabah Gazetesi’nin yayımlanmasında görev aldı. Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde Organizasyon ve Metot ile İdarecilik kurs ve eğitimi gördü.

1967 yılında MHP (CKMP) Gençlik Kolları Genel Başkanlığı görevi ile aktif siyasete başladı. 1969 yılında MHP Genel İdare Kurulu’na, arkasından da Genel Sekreter Yardımcılığına seçildi ve 12 Mart 1971’e kadar ülkücü gençliğin eğitim ve teşkilatlanma işlerini yürüttü.

Üniversite öğretim üyelerini bir araya toplayan ve gençliğin meseleleri üzerinde bilimsel çalışmalar yapan “Kültür, Bilim ve Teknik Merkezi (KÜBİTEM)’nin kurulması ve faaliyet göstermesinde görev aldı. Devlet, Töre ve Bozkurt dergilerinin yayımında, aktif olarak çalıştı. Birçok yazı ve makalesi yayımlandı. Yurt içinde ve dışında konferanslar verdi.

1977 yılında Niğde Milletvekili seçilerek Parlamento’ya girdi. Demirel’in Başbakanlığında kurulan koalisyon hükümetinde Devlet Bakanı oldu. 12 Eylül 1980 darbesine kadar MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu.

12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte tutuklandı. 6 yıl süren “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası”nda, 1 Nolu Mamak Askeri Mahkemesi’nde idamla yargılandı.  İki yıl tutuklu kaldıktan sonra, 7 Nisan 1987’de verilen kararla beraat etti.  

1988-1995 yılları arasında siyasetten uzak kaldı ve Türk Ocakları Genel Merkez Heyeti Üyeliği ile Türk Ocakları Genel Başkanlığı görevlerinde bulundu.

1995 yılında ANAP Aksaray Milletvekili seçildi. TBMM Milli Eğitim Komisyonu üyeliği yaptı.  1,5 yıl sonra ANAP’tan ayrılıp MHP’ye katıldı. MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. 1999 yılında yeniden MHP Aksaray Milletvekili seçildi. 28 Mayıs 1999’da kurulan 57. Hükümette Devlet Bakanlığı görevine getirildi.

Cumhurbaşkanlığına aday olduğu için 8 Mayıs 2000’de Devlet Bakanlığı görevinden azledildi. 2002’den itibaren iç/parti siyasetinden ayrılarak milli siyasetle uğraştı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makaleleri yayımlandı.

Halen, Ankara’da faaliyet gösteren (Temmuz 2008) Milli Düşünce Merkezi Başkanlığı görevini yürütmektedir.

Evli ve üç çocuk sahibidir.

 

Yayımlanmış kitapları:

*   Avrupa Birliği Bitmeyen Yol (Ötüken Yayınları-Mart 2002),

* Gümrük’te Kuşatma (1.Baskı-ATO Yayınları/Temmuz 2002, 2. Baskı Yeni Avrasya Yayınları/Ağustos 2002),

*  Kıbrıs’ta Sirtaki (1.Baskı-Yeni Avrasya Yayınları/Eylül 2002, 2.Baskı-ATO Yayınları/Ekim 2002)

* Sorularla Belgelerle Kıbrıs/Çözüm mü Çözülme mi? (Türkiye Sağlık-İş Sendikası Yayınları/2003)

*  Avrupa Birliği Uyum Paketlerinden FEDERASYON’a / Etnik/Irkçı Siyasallaşma Projesi, (ATO Yayınları-2003),

Annan Planı Gerçeği ve KKTC’nin Kurtuluşu (Yeni Avrasya Yayınları-Haziran 2004)  

İstanbul’da Yeni Roma İmparatorluğu (Akçağ Yayınevi-2004),

Göre Göre KAPANA DÜŞTÜ TÜRKİYE’M (Bilgi Yayınevi-2005)

Son Haçlı Seferi-PKK Açılımı(Milli Düşünce Merkezi )

 

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Yavuz Selim Yıldız   - 08-04-2020

AB İÇİN TEHDİT VE FIRSAT ALANI OLARAK LİBYA

Ortadoğu’da dikta rejimlerine karşı 2011 senesinde başlayan Arap Baharı olarak adlandırılan süreçte, Libya önce iç savaşla, daha sonra da dış müdahalelerle karşı karşıya kalmıştır.