Irak'ta Direnen Bir Türkmen Kenti: Telafer

Yazan  16 Haziran 2014

 

*Prof. Dr. Ümit Özdağ ve **Dr. Nevin Yazıcı'nın birlikte hazırladıkları bildiridir.

 

I-Telafer’in Coğrafi Konumu ve Stratejik Önemi

Telafer, Sincar ile Musul arasında dağ üzerinde kurulu, ağaçlarla kaplı bir kale şehridir. Şehrin adı iki kelimeden oluşmaktadır; Tel (Tepe) ve Ağber (toprak-boz).[2]  

36. paralelin kuzeyinde, Musul’un 60 km kuzey batısında yer alan Telafer,  Irak-Suriye-Türkiye üçgeninde önemli bir kavşak konumundadır. Telafer,  Irak Kürtleri ile Suriye Kürtleri arasında bir tampon bölge oluşturması, Suriye üzerinden Irak’a gelen milliyetçi ya da radikal İslamcı militanların yolu üzerinde bulunması, Irak’a ülkenin kuzeyindeki bölgesel yönetimin kontrolünde olmadan geçişin sağlanabileceği, Araplar ve Türkmenler ile Türkiye arasında doğrudan ilişkinin kurulabileceği tek alan olması, Türk kimliği nedeniyle diğer unsurlar tarafından bir tehdit olarak algılanması ve bu nedenle sistematik ve yoğun bir biçimde baskıya maruz kalması, Telafer'in kuzeyinde yer alan Ayn-zalah bölgesinin yüksek kapasiteli petrol alanlarını/tarlalarını içeriyor olması ve Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı'nın yine Telafer'den geçiyor olması, bu kente olan ilgiyi doruk noktasına çıkarmaktadır.

II-Telafer’in Nüfusu ve İdari Yapısı

Günümüzde Musul Vilayet Meclisi’nin idari yetki sınırlarında bulunan Telafer, merkeze bağlı üç nahiye (İyaziye, Rabia ve Zammar) ve 120 köyden oluşmaktadır.

Telafer, Irak’ın nüfus ve coğrafi büyüklük açısından en önemli yerleşim birimlerinden birisidir.  1997’de yapılan nüfus sayımında askerden kaçış oranı % 50’lere ulaştığı için Telafer merkezin nüfusu 280 bin çıkmıştır. Muhtemelen 1997 senesinde gerçek nüfus kent merkezinde 300 bindir.[3]

2007 itibarı ile Telafer merkez ( 350 bin) ve çevresinin (100 bin) nüfusu, toplam 450 bin civarındadır.[4]

Telafer merkezin tamamı Müslüman olan ve Türkçe konuşan Türkmenlerden oluşmaktadır. İyaziye nahiyesinin merkezinin tamamı ve köylerinin büyük bir çoğunluğu Türkmen’dir. Bu nahiye merkezinin çok büyük bir kısmını tek bir aşiret (Kassap) oluşturmaktadır. Rabia nahiyesinin merkezinde çoğunluğu Araplar (Şammar Aşireti) oluşturmaktayken, Zammar’da ise Türkmen ve Arapların yanı sıra Gergeriler de bulunmaktadır.[5]

Özetle, Telafer merkezinin nüfusu tamamen Türkmen olmasına rağmen, Telafer ilçesinin nüfusunun % 70 kadarı Türkmen, geri kalanı ise Arap ve diğer küçük topluluklardır.

Telafer’deki mevcut nüfusa ek olarak, Telaferli olmalarına rağmen, Irak’ın işgalinden sonra meydana gelen olaylar ve ilçedeki iç çatışma nedeniyle göçmen durumuna düşenlerin de dikkate alınması gerekmektedir. 2003’ten sonra meydana gelen göçler sonucunda 4385 ailenin göçmen kategorisine girmektedir. Telafer’deki toplumsal yapı göz önüne alındığında bu sayının en az 7 ile çarpılarak göçmen sayısının bulunması gerekmektedir.[6]

III. Toplumsal Yapı: Aşiretler, Mezhepler ve Tarikatlar

Telafer, dışa kapalı, tarım toplumu özelliği göstermektedir. İlçe nüfusu aşiretlerden oluşmaktadır. Her birey bir aşirete mensuptur. Aşiretler ise, ailelere bölünmüştür. Bazı aileler farklı isimler almakta ve aşiret gibi görünmekteyse de, aslında büyük aşiretlerin birer kolunu oluşturmaktadır.

Aşiretler arasında mezhep birliği yoktur. Aynı aşiretten, hatta aynı aileden insanlar, Şii, Sünni veya Alevi olabilmektedir. Mezhepsel mensubiyet, aşiret kimliğinde tek belirleyici değildir.

İlçenin kimliğinin yapıtaşı Telaferliliktir. Telaferlilik kimliğinin en önemli unsuru dildir. İlçedeki herkes Türkçe konuşmaktadır. 1970’lerden itibaren yürütülen Araplaştırma politikası çerçevesinde kendilerinin Arap olduğunu iddia eden kişiler veya aşiretler dahi, Türkçe konuşmakta ve çoğu Arapça bilmemektedir.

Telafer aşiretlerini, Sünni aşiretler, Şii aşiretler ve Alevi-Bektaşi aşiretler olarak üç başlık altında tasnif etmek mümkündür.

Telafer Türkmen aşiretlerinin hemen hepsi çok güçlü bir Türkmen milli kimliğine sahiptir. Özellikle, 50 sene öncesine kadar tamamen Alevi-Bektaşi olan Şii Türkmen aşiretleri Türk milli kimliğini, dil, gelenek, görenek, müzik, folklor anlamında çok canlı bir şekilde yaşatmışlardır. Ancak, Türkmenliği/Türklüğü bir bilinç olarak yaşatmak, aynı ölçüde güçlü olmamıştır.

2003 yılı verilerine göre Telafer kent merkezinde Türkmenlerin % 15’i Şii ve Bektaşi,  % 85’i Sünni’dir. Çevre kasaba ve köylerle birlikte Telafer’in % 10’unu Şii ve Bektaşi Türkmen, % 90’ını Sünni Türkmenler oluşturmaktadır.[7]

Farklı mezheplere mensup aileler veya aşiretler arasında kız alıp verme yoluyla akrabalık yaygın olmasına rağmen, son yıllarda Şii-Sünni farklılaşması ön plana çıkarılmaya çalışılmaktadır. Telafer’de 2004’te başlayan ve giderek bir tür mezhepsel çatışmaya dönüşen kaotik durum, yoğun bir güvensizlik ortamı yaratmış; tüm kimlikler ve sosyal ilişkiler sarsılmış, mezhepsel mensubiyet bazı kesimlerde önem kazanmıştır. Çatışmalar nedeniyle belirginleşen kimliklerin siyasi boyutunun, kısa süre içinde tam olarak yok olması zor görünmektedir.

Telafer’de Türkmen kimliğine dayanan ve 19 Ağustos 2003’te yayınlanmaya başlanan “Telafer Bugün” ve “Sada Telafer” gibi gazeteler de, uyanan kimliğin bir ifadesidir. Öte yandan Şii Türkmenler de 2004’te “El Hüda” gazetesi adlı bir gazete çıkarmaya başlamışlardır.

“Türkmeneli Telafer TV”, Nisan 2004’te yerel yayına başlamış, ancak Amerikan saldırısı sırasında televizyon binası vurulunca yayına ara verilmiştir. 4 Mart 2010’da “Türkmeneli Telafer TV”,  yeniden yayına başlamıştır.   Türkmeneli Telafer Radyosu” ise, Nisan 2006’da yayına başlamış, ancak saldırılar nedeniyle 2006-2007 arasında yayına ara vermiştir.

IV.Ekonomik Yapı ve Kaynakların Durumu

Telafer ekonomisi büyük ölçüde tarıma ve ticarete dayanmaktadır. Kentte sanayi gelişmemiştir. Küçük birkaç işletme dışında fabrika yoktur. Sadece bir tüp dolum ve briket fabrikasının bulunduğu Telafer kenti  % 90 arpa, buğday başta olmak üzere tarım, % 10 ticaret ile geçinen bir kenttir.[8] Ayrıca, bağcılık ve bahçecilik de yapılmaktadır. Halen Telafer’de yaklaşık 175.000 incir ve 50.000 nar ağacı bulunmaktadır.[9]

Osmanlı Devleti devrinde önemli tahıl üretim merkezlerinden birisi olan Telafer, sulamanın yetersiz olması, iklim değişikliğinden kaynaklanan kuraklık, şiddet olayları ve göç gibi nedenlerle bu vasfını yitirmiştir.

Hayvancılık diğer tüm sektörler gibi büyük bir kriz yaşamaktadır. 2004’ten önce 1.5 milyon olan küçükbaş hayvanın sayısı 150.000’e, 15.000 olan büyükbaş hayvan sayısı ise 1000’e düşmüştür. Bu durum süt ürünlerini de etkilemiştir. 2004’ten önce Telafer’de üretilen süt ürünleri çevre ilçeler ve vilayetlerde satılırken, şu anda üretim ilçenin ihtiyacını karşılamamaktadır.

İlçenin en önemli geçim kaynaklarından biri olan ticaret,  şiddet olaylarından çok büyük darbe yemiştir. Çatışmalardan önce, Musul’un batısındaki temel alışverişi merkezi olan Telafer’deki büyük pazarın kapanmasıyla, alışveriş semtlere yayılan dükkânlara dağılmış, tüccarlar ise başka yerlere yönelmiştir. 2004’ten önce şehirde yaklaşık 7500 dükkân bulunurken, şimdilerde bu rakam 2500’e düşmüştür. 2004 öncesinde şehirdeki günlük ticaret hacmi, şehrin dışında bulunan büyük hayvan pazarıyla birlikte, günde 300 milyon Dinara ulaşırken, son dönemde 20 milyon Dinara düşmüştür.[10]

Ekonominin en önemli boyutlarından birisi olan ulaşım ve taşımacılık sektörü de son derece kötü bir durumdadır. 2004’ten önce Telafer’de 3000 uzun araç bulunurken, bu sayı 300’e düşmüştür. Telafer, işgalden önce Irak’taki tüm uzun araçların 6/1’ine sahipken, şimdilerde bu rakamların çok gerisinde kalmıştır. Bunun en önemli nedeni, güvenlik sorunları nedeniyle taşımacılık yapılamamasıdır. Ayrıca işsizlik nedeniyle çok sayıda kişi sahip oldukları araçları satıp, bunların parasıyla geçinmek zorunda kalmıştır. [11]

Kente yaşanan işsizlik nedeniyle, 2003 senesi itibarı ile 20 bin Telaferliyi, Telafer ve Irak dışına göçe zorlamıştır.

V.Günlük Yaşantıda Karşılaşılan Sorunlar

2009 yılında ulaşılan verilere göre Telafer’de temel altyapı hizmetleri nerdeyse yok denecek kadar azdır. Sağlık ve eğitim hizmetleri ise yetersizdir. Telafer halkı öncelikle yaşam standartlarının iyileştirilmesini istemektedir.

Telafer’de hala ciddi bir su şebekesi yoktur.  Üstelik, Telafer’in yakınında Dicle nehrinden Musul’a su taşıyan boru hattı geçmesine rağmen, Telafer içine su dağıtımı yapılmamış, iki günde bir kez iki saat su Telafer içindeki ana hatlara verilmiştir. Şehrin kanalizasyon şebekesi de yoktur. Şehrin sokaklarında kazılan küçük arklardan akan lağım, zaman zaman göller oluşturmakta, evleri basmakta ve Telaferli çocuklar bu birikintilerin içinde oynamaktadır.[12]  Ayrıca Telafer’in günlük elektrik ihtiyacı 100 megawatt olmasına rağmen, alabildiği elektrik miktarı 40 megawatt’dır. Bu nedenle, elektrik sık sık kesilmekte bu durum elektrikli araçların bozulmasına neden olmaktadır. Sanki her şey Telaferlilere hayatı daha da zorlaştırmak için yapılmaktadır.

Telafer merkezde 75 ilkokul, 17 ortaokul-lise bulunmaktadır. İlçe ve köylerde ise; İyaziye’de 35 ilkokul, 4 ortaokul-lise; Zammar’da 35 ilkokul, 3 ortaokul-lise; Rabia’da 43 ilkokul, 5 ortaokul-lise bulunmaktadır. Bu durumda Telafer ilçesinde toplam 228 ilkokul, 29 ortaokul-lise ve 2 anaokulu bulunmaktadır. İlçedeki liselerden birisi teknik lise, birisi imam hatip lisesidir. Telafer merkezde bulunan öğrenci sayısı ise 11760’ı ortaokul-lise, 38425’i ise ilkokul olmak üzere 50185’dir. Telafer’deki okullara ilişkin en önemli sorunlardan birisi bir okul binası içinde birden çok okulun faaliyet göstermesidir. Okullarda kitap ve araç-gereç sıkıntısı yaşanmakta; özellikle Türkçe kitaplara ihtiyaç duyulmaktadır.[13]

Telafer’de 215 yataklı 1 hastane ve 7 adet sağlık ocağı bulunmaktadır. 2009 yılı itibarıyla inşaatı devam eden hastanede; acil servis, çocuk hastalıkları, doğum, cerrahi, iç hastalıkları, kalp hastalıkları servisleri bulunmaktadır. 33 uzman ve 18 pratisyen doktorun görev yaptığı hastanenin, 8 adet ambulansı vardır. Sağlık ocaklarında ise doktor durumu değişkenlik göstermektedir. İmkanları açısından son derece sınırlı bir kapasiteye sahip olan Telafer Hastanesi’nde tedavi olamayan kişiler, Musul, Duhok ve Erbil gibi başka şehirlere gitmektedir. Hatta bazı hastalar tedavi için Türkiye’ye gelmektedir. Ayrıca Türkiye’de, Telaferli doktorlara kurslar verilmektedir.[14]

2004-2008 yılları arasında birbiriyle iç içe geçmiş bir çatışma platformu haline gelen Telafer’de, güvenlik durumu şimdilerde büyük ölçüde iyileşme göstermişse de istikrara ulaşmamıştır.

VI.Siyasi Durum

2009 yılında, Telafer’de en güçlü siyasi partiler Irak Türkmen Cephesi, Irak İslami Yüksek Konseyi, Sadr Hareketi, Irak İslami Partisi ve Hadba Listesi’dir. 31 Ocak 2009 tarihinde yapılan yerel seçimlerde( Vilayet Meclisi seçimleri), 92.000 seçmene sahip olan Telafer’de, yaklaşık 40.000 kişi oy kullanabilmiştir.

Telafer’deki Şii Türkmenlerin büyük bir kısmı, Irak’ın genelinde faaliyet gösteren Irak İslami Yüksek Konseyi, İslami Dava Partisi, Sadr Hareketi gibi Şii siyasi oluşumlara oy vermiştir. İlçede Kürt nüfus yaşamamasına rağmen, KDP büroları açılmıştır. Ancak KDP’nin ilçede faaliyet gösteren 5 bürosu olmasına rağmen, seçimde aldığı oy sayısı 117 olmuştur. Bununla birlikte, KDP’nin zaten Telafer’de seçim kazanmayı beklemediği, ilçedeki faaliyetlerini bu ilçeyi Musul’dan ayırarak Sincar ile birlikte kuzeydeki bölgesel yönetime katmak niyetinde olduğunu söylenebilir.[15]

Sünni Türkmenler de farklı partilere oy vermiştir. Bu partilerden  ön plana çıkan Irak İslami Partisi’dir. Sünni Arap ve İslamcı olan bu parti, kendisini Arap sayan Telaferli Türkmenler tarafından desteklenmektedir.

İşgalden sonra ulaşılmakta güçlük çekilen Telafer’deki ITC temsilciliği kendisine özgü bir yapı geliştirmiştir. Başlangıçta Şii-Sünni tüm Türkmenlerin katılımı mevcutken, bir süre sonra, ITC sadece Sünni Türkmenlerin katıldığı bir örgüte dönüşmüştür. İşgalin hemen ardından, Telafer’in her bölgesinde ITC bürolarının açılması, aşiretler ve önde gelen kişiler için bir çekim merkezi yaratmışsa da, 2004 yılı son bulurken, bu bürolar kapatılmış ve sadece kuzey bölgesinde bir büro kalmıştır.

2007 yılının Temmuz ayından itibaren ITC faaliyetleri, ilçede yeniden canlanmıştır. İlçenin güney kesiminde yeni bir temsilcilik açan ITC, yerel seçimlere ilçenin güney ve kuzey kesimini kapsayan bir liste ile girmiştir. Bu liste bazı eleştirilere maruz kalsa da, Telafer’den birinci çıkmayı başarmıştır.  Ancak, ITC, Telafer’de en yüksek oyu almasına rağmen, elde ettiği oylar, toplam oy sayısının ancak 6/1’ine ulaşmıştır. Türkmen oylarının bölünmesi nedeniyle Telafer, Musul Vilayet Konseyi’ne Hadba Listesi dışında temsilci gönderememiştir.

Diğer taraftan, Telafer’de ITC’nın birinci parti olarak çıkması, Kürt grupların ise iddia ettiklerinin aksine çok düşük bir oy oranında kalması, Telafer’i tartışmalı bölge olmaktan çıkartmıştır.  Bu sonuç, Irak’ta tartışmalı bölgeleri ele alan BM’nin “tartışmalı iç sınırlar” raporuna da yansımıştır. Elde edilen bilgiler ışığında, bu raporda Telafer’in kuzeydeki bölgesel yönetime bağlanması hakkındaki iddialar reddedilmiştir.[16]

VII. Telafer’de İşgal ve Direniş(2004-2007)

Bu coğrafyada gerçeklenen önemli direnişlerden biri, 3/4 Haziran 1920’de, Telafer’de başlayıp, Irak’ın tamamına yayılan, “Telafer Devrimi” veya “Kaçakaç İsyanı”dır.[17]  Bu isyan, Telafer Halkası öncülüğünde, Telaferli aşiretlerin katılımıyla, İngilizlere karşı gerçekleştirilmiştir. İsyanı, İstiklal Harbî’ni yürüten TBMM Hükümeti ve Mustafa Kemal Paşa, Suriye’deki Faysal Rejimi ve Şam’da kurulan “Irak El Ahd (Çağ) Cemiyeti” teşvik etmiştir.

Telafer’de en büyük direniş hareketi, ABD’nin Irak’ı işgali sonrasında başlamıştır. 2004-2008 yılları arasında  büyük bir çatışma dönemi geçiren Telafer’de önce ABD Ordusu ve peşmerge güçleri karşı, daha sonra da Şii-Sünni çatışmalarına karşı büyük bir direniş gerçekleşmiştir.

1)Telafer Operasyonları Kime Karşı Yapılmıştır?

Amerikan kaynaklarından operasyonlarının kime/kimlere karşı yapıldığı ile ilgili ve operasyonların gerekçeleri hakkında farklı açıklamalar yapılmış, değişik iddialar öne sürülmüştür. Bu iddia ve açıklamalara göre gerekçeleri şöyle sıralamak mümkündür;

·         El Kaide’ye karşı yapılmıştır[18],

·         Ensar El İslam’a karşı düzenlenmiştir[19],

·         Sadr’ın Şii Mehdi Ordusu’na karşı yapılmıştır[20],

·         Felluce’den ve Suriye’den gelen Sünni Arap militanlara karşı düzenlenmiştir[21],

·         İşgal sırasında gelişen direnişe ve Şii-Sünni Türkmen çatışmasına karşı yapılmıştır.

Ayrıca, Amerikan yetkilileri yaptıkları açıklamalarda operasyonların hedefininin Türkmenler olmadığını belirtmişler; yerel güçlerin çatışmaları engellemede başarısız olması üzerine kendilerine yapılan talebe bağlı olarak operasyonların gerçekleştirildiğini ifade etmişlerdir.

Bu iddia ve gerekçeler ne kadar doğruyu yansıtmaktadır?

Michigan Üniversitesi Modern Ortadoğu ve Güney Asya Tarihi bölümü öğretim üyesi Profesör Juan Cole Telafer operasyonlarını şöyle değerlendirmektedir; “Gerçekte Irak Ordusu olarak tanımlanan askerler Kürt peşmergelerden oluşuyor, üstelik Şii Türkmenler de gerilla harekatına katılan Sünni Türkmenlerin tespiti için sorgulamalara katılıyordu. Durum aslında, Şii Türkmenlerin ve Kürtlerin Amerikan desteğinde Sünni Türkmenlere karşı yürüttüğü bir operasyondan ibaret. Etnik bir çatışma hatta gizli bir iç savaşı andıran bu duruma Amerika'nın yaptığı müdahale/operasyon, Irak'ın siyasi geleceğini çok hassas ve hatta tehlikeli bir hale getiriyor.” [22]

Amerikan Deniz Harp Okulu öğretim üyesi Profesör Ahmed S. Hashim, Telafer’de El Kaide ile mücadele edildiğini ileri süren Amerikan propagandasını yalanlayan değerlendirmesinde şöyle demektedir; “Kentteki durum daha çok bazı yerel hoşnutsuzluklarla ve Sunni Türkmenlerle Şii Türkmenler arasında kimlik çatışması ile ilgilidir. Ve gerçekte kente bu kadar sızan El Kaide değildir. 2003’te gerçekte olan eskiden burada % 70 ile çoğunluğu oluşturan ve polise, belediyeye, güvenlik güçlerine hakim olan Sünni Türkmenlerle ilgilidir.(...)Telafer’de Irak Ordusu’ndan 20 bin emekli Sünni Türkmen vardır. Bunlar aniden kendilerini iktidardan uzaklaştırılmış hissettiler. Olanlar aslında Sünni Türkmenlerin Bağdat’ta merkezi gücü elinde tutan Şiilerin desteği ile Telafer’deki Şii Türkmen azınlığından intikam alınmasıdır.[23]

Her iki akademisyenin tespitleri, Telafer’de Felluce gibi Arap Sunni direniş merkezlerinden Telafer’e kayan El Kaide ve diğer Arap Sunni direniş örgütleri ile savaşıldığı tezini yalanlamaktadır.[24]

Ancak Amerikan Ordusu’nun Telafer’de kiminle savaştığı ile ilgili arayışlarına henüz son nokta konulmuş değildir.

Operasyonların esas nedenlerini; Telafer’in Türkmen kimliği, coğrafi konumu ve jeopolitik önemi oluşturmaktadır.

2)Telafer’de Direnişinin Nedenleri

Amerikan Ordusu’nun Irak’ın çeşitli bölgelerine(Telafer, Felluce, Kaim, Necef ve Ramadi)düzenlediği operasyonlardaki ruh hali, bu operasyonların niteliğini göz önüne sermektedir. Yarbay Nathan Sassaman bu ruh halini şöyle ifade etmektedir; “Çok ağır dozda korku ve şiddet ve projeler için çok fazla para ile sanıyorum bu insanları onlara yardıma geldiğimize ikna edebiliriz.[25]

Telafer’i işgal eden Amerikalılar vaat ettikleri sözleri yerine getirmedikleri gibi arama operasyonları ile halkı bezdirmişlerdir. Amerikan birlikleri arama operasyonlarında aşırı şiddet kullanmıştır. Evlerin kapıları kırılmakta, kilitlere ateş edilmekte, odalar taranmakta veya el bombası atılmakta, arabaların altına ve kapılara el bombası konulmaktadır.[26]

Tutuklamalar da aşağılayıcı şekilde yapılmaktadır. Kızıl Haç raporunda tutuklamalar şöyle anlatılmaktadır; “Tutuklamayı yapan yetkililer genellikle evlere gece girmekte, evin kapısını kırmakta, ev halkını bağırarak uyandırmaktadırlar. Ailenin bütün fertleri bir odada gözetim altında tutulurken devam eden aramalarda, kapılar, dolaplar ve mobilyalar kırılmaktadır. Bazen evdeki yaşlı ve hasta dahil olmak üzere bütün erkekler tutuklanmaktadır. Tutuklananlar itilip-kakılarak, hakaretler eşliğinde götürülmekte, hatta silah kabzası ile şiddet görmektedirler. Giyinmelerine müsaade edilmeyerek çoğu zaman gecelikleri ile götürülmekte, ilaçlarını almalarına dahi izin verilmemektedir.”[27]

Profesör Ahmed S. Hashim, Telafer’deki 3. Zırhlı Suvari Tugayı’nda görevli olduğu 2005’te, bölgeyi yakından gözlemleme imkanına sahip olmuştur. Amerikan Ordusu’nun resmi gözlemlerinden farklı değerlendirmelerde bulunan Hashim’e göre Türkmen direnişinin temel nedeni, Amerikan Ordusu’nun  gerçekleştirdiği  sert operasyonlardır. Keza direnişçiler Ahmet Haşim’in yaptığı/katıldığı sorgulamalarda milli kimliklerini, aşiretlerinin şerefini korumak için savaştıklarını söylemişlerdir.[28]

Türkmenleri güçlü bir direnişe yönelten temel neden, Amerikan Ordusu’nun tutumundan ziyade peşmergelere karşı duyulan kızgınlıktır. Çünkü, Türkmenler arasında, KDP ve KYB ile işbirliği yapan sayıları çok az olan Şii Türkmen dışında, saldırgan Kürt milliyetçiliğine karşı gittikçe artan büyük bir direniş kökleşmiştir.

Benjamin C. Works, 2004’te Telafer’de Türkmen direnişini değerlendirirken şöyle demektedir; “Türkmenler arasında Kürtlerin kendilerine soykırım yapacağı tehdidi algılaması vardır.[29]

Amerikan Özel Kuvvetlerinde görevli Yüzbaşı Travis Patriquin ise, Telafer’deki direnişin kökeninde Şiilere duyulan kızgınlık ile Baasçılık olduğunu ileri sürmektedir. Saddam Hüseyin’in de Telafer’in kuzeyine emekli ve rejime sadık Sunni Türkmen askerleri için modern bir mahalle kurduğunu belirten Yüzbaşı  Patriquin, Telafer’e dışarından gelen Sünni imamların,  Sünni Türkmenleri, Şii Türkmenlere karşı kışkırttığını ifade etmektedir.[30]

3)Telafer’de Direnişin Örgütlenmesi

Yaklaşık 450 bin Türkmen'in yaşadığı, nüfusun %75'ini Sünni Türkmenlerin, %20'sini Şii ve %5'ini ise Alevi-Bektaşi Türkmenlerin oluşturduğu Telafer'de Türkmenler, 2004'ten itibaren kenti Barzani'ye teslim etmek isteyen Amerikan Ordusu ve peşmergelere karşı amansız bir savaş sürdürmüşlerdir.

Telafer’deki direniş örgütleri, adlarını ve kimliklerini gizlemek amacı ile yoğun bir bilgi karartması yapmaktadırlar. Ayrıca bu örgütler sık sık içe geçmekte, ad değiştirmekte, bölünmekte ve bazen de birleşmektedir. Bu durum ise, direniş örgütlerini belirlemeyi güçleştirmektedir.

Telafer, değişik örgütlerin ve ülkelerin üzerinde yoğunlaştığı bir merkez olmuştur. Vahabiler, Ensar El İslam, El Kaide bağlantılı gruplar, El Ceyş’ül İslam El Vataniye (Milli İslam Ordusu),  Cemaat Cündissahabe (Sahabelerin Askeri Örgütü), Ceyş’ül Mücahidin (Mücahid Ordusu) gibi örgütler/gruplar, Telafer’de olmasalar dahi isimleri geçen, sempatizanları olan örgütlerdir.[31]

Hem isimleri hem kendisi olan iki küçük örgüt ise; Ceyş Muhammed (Muhammed’in Ordusu) ve Feylak Ömer (Ömer Tümeni)’dir.

Ketaib Tavra’t-ül el İshrin (Telafer 1920 Devrimi Tugayı) örgütünün lideri Telafer Türkmeni’dir. Arapların da üye olduğu bu örgüt, Telafer, Bağdat, Diyala, Musul ve Kerkük’te direniş eylemleri gerçekleştirmektedir.

Ketaib Telafer(Telafer Tugayları)’in lider ve kadrosu Türkmenlerden oluşmaktadır.  Musul’daki Kürt etkisini kıran örgüt olduğu ileri sürülmektedir.

Telafer, Musul, Kerkük, Tikrit, Dohuk, Erbil ve Süleymaniye örgütlü olan Ceyş Ansar-ı Sünne (Yerli Sünniler Ordusu) Arap, Türkmen ve Kürt unsurlardan oluşmaktadır.  Bir diğer yapılanma Ceyş-ül Fatihin’dir. Örgütünün kurucusu Telaferli Gassan Ferhat, 2007’de öldürülmüşse de örgüt varlığını sürdürmektedir.

Telafer’de kurulan Ketaip Muhammed El Fatih(Fatih Sultan Mehmet Kıtaları), bir süre sonra eylemlerini Musul’a taşımış ve bağımsız olarak varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Telafer’de toplumsal derinliği olan örgütlerden birisi, liderliğini Abdurrahman Efendi’nin yaptığı Tevhit Cemiyeti  hareketidir. Mayıs 2003’te, Abdurrahman Efendi, Telafer’de  Ensar El Sunne’yi kurmuş; Tevhit’in tabanı büyük ölçüde bu yeni yapılanmaya geçmiştir.

Ketaip Sultan Abdülhamit(Sultan Abdülhamit Kıtaları), Rufai tarikatı mensupları arasında Amerikan işgaline karşı direniş gösterilmesi hakkında çıkan görüş ayrılığı üzerine, direniş yanlısı Muhammed Şuca ve kardeşi Taha Şuca etrafında örgütlenen Rufai dervişleri tarafından oluşturulmuştur.

Telafer'in Türkmen kimliğini korumak ve bölgenin Kürt Federe Devleti’ne bağlanmasını önlemek için yaklaşık 10 bin Türkmen gerilla mücadelesi vermiştir. Bu mücadele sırasında ön plana çıkan başlıca örgütler ise; Sultan Abdülhamit Kıtaları, Fatih Sultan Mehmet Kıtaları ve Cemaat Grubu’dur. Cemaat Grubu, Irak İslam Devleti adlı bağlı olarak, peşmergelere ve Amerikan güçlerine karşı direnişi sürdürmeye devam etmektedir.

Çok az sayıda yabancı savaşçının katıldığı Telafer’deki çatışmaların esas aktörleri Türkmenler’dir. Bazı Sünni Türkmenler, milliyetçi-Baasçı Araplar ve radikal İslamcı gruplarla işbirliği yaparak ABD güçleri, Irak Ordusu, peşmergeler ve Şii Türkmenlerle savaşmış; Bedr Tugayları, Mukteda Sadr’a bağlı milisler ve Irak hükümetinden doğrudan veya dolaylı destek alan bazı Şii Türkmenler ise Sünni Türkmenlerle savaşmıştır.

4)Telafer Direnişinin Niteliği

Direnişin ortak söylemi İslam’dır. Ancak bu İslamî ortak söylem, direnişin Türkmen kimliğini ötelemeyen/dışlamayan, Arap direniş ile  dayanışmayı kolaylaştıran anti-emperyalist bir ideoloji yapısına sahiptir. Direniş aynı zamanda milliyetçi bir karakter taşımaktadır. Ancak belirtmek gerekir ki direnişin temel ruhunu Telaferlilik oluşturmaktadır.

Amerikan-peşmerge saldırılarının Şii Arap Bedir Güçleri tarafından desteklenmesi, Telafer’de Sünni Türkmen direnişini artırmıştır.[32]

Michigan Üniversitesi Modern Ortadoğu ve Güney Asya Tarihi bölümü öğretim üyesi Profesör Juan Cole, Telafer'deki Türkmenlerin %70'inin Sünni, % 30'nun Şii olduğunu belirtmekte ve operasyonların niteliği hakkında şu tespiti yapmaktadır; “Telafer'deki operasyonlarınun yapılış tarzı bir tür iç savaş zaten, Kürtler, Sünni Türkmenlere karşı savaşıyor, Şii Türkmenler Sünni Türkmenler aleyhinde ihbarcılık yapıyor, üstelik bu Amerikalıların desteğinde yapılıyor.”[33]

Telafer’deki kışkırtılan Türkmen direnişi hiç bir zaman Amerikan-peşmerge operasyonlarının kapsamını ve uygulanan şiddeti, hedeflenen etnik temizliği haklı çıkaracak ölçüde bir silahlı etkinliğe sahip olmamıştır.  Sahip oldukları hafif silahlarla direniş gösteren Telaferlilerin/Telafer’in, savaş uçaklarının eşliğinde ağır bir bombardımana maruz kalması, stratejik hedefleri olan bir politikanın uygulandığına işaret etmektedir.

5)Direnişe Eleştirisel Bir Yaklaşım

Telafer, askeri açıdan gerilla savaşına müsait bir coğrafyada bulunmamaktadır. Şehir, nerede ise bir ovanın ortasındadır, şehre sızmayı kolaylaştıracak dağ silsileleri yoktur ve civarda geniş orman arazileri bulunmamaktadır. Bir şehir gerilla savaşı olarak gerçekleştirilen Telafer direnişinin yükünü halk omuzlamak durumunda kalmıştır.

Türkmen direnişinin en büyük eksikliği, güçlü siyasi bir yönetim olmamasıdır. Yapılan ikazlara rağmen, savaş siyasileştirilememiştir. Oysa gerilla savaşları, askeri değil siyasi olarak kazanılan savaşlardır. Telafer’de gerilla savaşı aşiretlerin omurgası üzerinden yürütülmüş, belki de bunun için siyasileşme gereği duyulmamıştır.

Türkmen direnişinin en önemli eksiklerinden bir diğeri, gerilla savaşının vazgeçilmez unsuru olan propagandaya önem verilmemesi olmuştur. Irak genelinde örgütler, başarılı başarısız bütün eylemlerini her türlü propaganda aracı ile özellikle Arap ve dünya kamuoyuna taşımaya çalışırken, Telafer’de direniş, eylemlerinin propagandasını yapmak konusunda isteksiz davranmış ve başarısız olmuştur.

Bir başka hata ise, direnişin kendisini Türk kamuoyuna anlatmak için ciddi bir girişimde bulunmamış olmasıdır.

Türkmen direnişinin en büyük hatası, Amerikan ve peşmerge güçlerinin ustalıkla yönettiği “böl ve yönet” oyununa karşı etkili bir siyasi önlem geliştirememesi ve zaman zaman Telafer’de yaratılmak istenen “mezhep cehennemi” ateşinin üzerine benzin dökmekten geri durmamış olmasıdır. Direnişin Şii Türkmenlerle, Amerikan/peşmerge yanlılarını birbirinden ayırmak için hiç çaba sarf etmediğini söylemek ne kadar haksızlıksa, hiç tuzağa düşmediğini söylemek de o kadar yanlıştır.

Direnişin bir noktadan sonra, yaygın olmasa da sadece Şii olduğu için bazı Türkmenleri öldürdüğü düşünülebilir. Ayrıca Şii Türkmenlerin Şii akidesine göre ibadetlerinin yasaklanmaya çalışılması çok hatalı bir davranış olmuştur. Ayrıca direniş hareketinin, yeterince Şii-Sünni Türkmen diyalogunu desteklediği söylenemez. Aksine bu diyalogu baltalayıcı girişimleri olmuştur.

6)Telafer Operasyonları ve Sonuçları

Amerikan Ordusu peşmergelerle birlikte, 2004-2006 yılları arasında Telafer kentine yönelik altı büyük saldırı düzenlemiştir.

Birinci Amerikan-Peşmerge Operasyonu Kara Tayfun Eylül 2004'te gerçekleşmiştir. İkinci operasyon Mayıs 2005'te, üçüncü saldırı Haziran 2005'te, dördüncü ve beşinci saldırı "Hakları İade Operasyonu" çerçevesinde iki aşamalı olarak Eylül-Ekim 2005'te gerçekleşmiştir. Altıncı Saldırı "Dük Operasyonu" Nisan 2006'da gerçekleşmiştir. Bu ağır saldırılara rağmen Telafer'deki Türkmen direnişi durdurulamamıştır.

Diğer taraftan, Amerikan-Barzani ittifakı, Telafer Türkmenleri arasında Sünni-Şii Türkmen çatışmasının çıkması için çok yönlü komplolar düzenlemiş ve başarılı da olmuşlardır. Sünni Türkmenler ile Şii Türkmen gruplar arasında çatışmalar yaşanmıştır. Ancak bu tahrikler de Telafer'de Türkmen direnişini durdurmaya yetmemiştir.

Çatışmaların durulmasında etkili olan faktörler şöyle sıralanabilir;

·         Genel olarak Bağdat merkezli çatışmada tansiyonun düşmesi.

·         ABD ile Sünni Araplar arasındaki çatışmanın yerini uyuma bırakması ve Uyanış Konseyi adı altında Sünni Arapların sisteme dâhil olmaya başlamaları.

·         Kürtlerin bölgede tutunamayacağını anlaması yoluyla geri adım atmaları ve çekilmeleri.

·         Irak’ta El Kaidecilerin güç kaybı.

·         Türkmenlerin içinde çatışmanın bitmesini isteyen grupların artması.[34]

 

2007 başında Telafer bir hayalet şehir gibidir. 2003 senesinde 300 bin olan  kent merkezindeki nüfusun  takriben % 21-22’si, yani yaklaşık 70 bini  Telafer’i terk etmiştir. Şehir üç seneden bu yana hava bombardımanı, tank ve top ateşi altında yıkılmıştır.

Telaferliler bu çatışmalarda 5000 şehit vermişlerdir. 2009 yılı hastane kayıtlarına göre; Telafer’de meydana gelen olaylarda 2800 kişi ölmüş, 6000 kişi ağır ve orta derecede yaralanmıştır.[35]Irak’ın herhangi bir yerinde “Telaferliyim” demek, Amerikan güçleri tarafından tutuklanmak için yeterli bir sebep olabilmektedir. Irak’taki hapishanelerde tutuklu Telaferli Türkmen sayısının 7500 olduğu belirtilmektedir.[36]

Telafer Mart 2007’de Amerikan-peşmerge saldırılarının yavaşlamasından sonra insani bir trajedi yaşamaktadır. Kuzey Batı Telafer tamamen boşalmıştır. Buraya yerleşen peşmerge birliği, uyguladığı baskılarla Türkmenlerin evlerine geri dönüşlerini engellemiştir.[37]

Barzani’nin Telafer kırsalına yönelik gerçekleştirdiği “Kürtleştirme operasyonu“ çerçevesinde, Kürtler, kent çevresine göçebe çoban, kent merkezine ise peşmerge ailesi görüntüsü ile yerleşmeye başlamışlardır.

Direnişin birçok kadrosu, Telafer kırsalına ve Musul’a kaymıştır. Öyle ki, 2006-2007 yıllarında Telaferli direnişçilerin Musul direnişinin bel kemiğini oluşturduğu rahatlıkla söylenebilir.

2008 başında Telafer, büyük bir etnik temizliğe uğramış askeri bir garnizon görünümündedir. Telafer kent merkezinde gerçekleştirilen etnik temizliğin  neticesinde nüfus dengeleri değişmektedir. Nisan 2007 itibarı ile tüm Irak nüfusunun % 14’ü, yani 4 milyon Iraklı ya Irak içinde ya da Irak dışına giderek iç veya dış mülteci durumuna düşmüştür.[38]Telafer’de ise bu oran kent merkezi esas alında 300 binde 70 bin olarak % 21-22 arasındadır.[39]Özetle tespit edilebilen toplam 5011 Aile (her aile ortalama 7 kişi olmak üzere) Telafer dışında yaşamaktadır.  

7)Operasyonlar Sonrasında Telafer’de Sünni- Şii Türkmen İlişkilerinde Gelinen Nokta

Yıllarca süren çatışmalar, taraflar arasındaki güveni erozyona uğramıştır. Bu güvensizliğin kısa bir sürede silinmesi mümkün görünmemektedir. Taraflar arasında dışarıdan bir barıştırıcı  bir müdahale olmadan uzlaşmanın sağlanması  da zor görünmektedir.

Şii Türkmenler, mezheplere ve aşiretlere göre ayırım yapmakta, kendilerinden olmayanlara  haksız suçlamalarda bulunmaktadır. Şii Türkmenlerin sahip olduğu cephane/ silah miktarı fazlayken, Sünni Türkmenlerin ise neredeyse silahı yoktur.

Telafer’de mezhep sorununu yaratan ve yaşatan temel faktör Şiileştirilmiş polis müessesidir. Polis müessesi, Türkmenler arasında fitne yaratmakta, mezhep çatışmasına sebep olmaktadır. Üstelik Şii polislerin tahminen %70’nin Mehdi Ordusu ve Bedir Güçleri gibi Güney Irak’taki Şii Arap partilerine ve Tahran’a bağlı militan Şii milis güçlerinin uzantısı olması, durumu daha da vahim hale getirmektedir. Bu nedenle Polislere karşı hukuki bir yaptırım uygulamak zorlaşmaktadır. Aynı zamanda polisler, milis güçlerin yaptığı kanunsuzlukları ört bas etmektedirler.  Polislerin mezhebe bağlılıkları, kanunlara bağlılıktan daha güçlüdür.

Daha önce Telafer’in Şii Türkmen mahallelerinde yaşayan Sünni Türkmenlerin geri dönmesi engellenmekte ve terör bahanesiyle haksız tutuklamalar yapılmaktadır. Diğer taraftan, daha önce Sünni Türkmen mahallerinde yaşayan Şii Türkmenler evlerine geri dönebilmiştir.

Sünni Türkmenlere yönelik kaçırma olayları halen devam etmektedir. Diğer taraftan, Sünni Türkmen avukatların Kale Mahkemesine müracaatları engellenmektedir.

Telafer’de devlet dairelerinde çalışanların çoğunluğunu Şii Türkmenler oluşturmaktadır. Siyasi partiler yetkilerini Şii Türkmenler lehine kullanmaktadırlar. Telafer’deki bütün imar ihaleleri Şii Türkmen işadamlarına verilmektedir. Hükümetin Telafer’e bakışını mezhepler etkilemekte; Şii Türkmenlerin istekleri yerine getirilirken, Sünni Türkmenler göz ardı edilmektedir. Bu uygulamalar nedeniyle Sünni Türkmenler arasında işsizlik yükselmiş ve ekonomik durumları kötüleşmiştir.

Telafer’de son sözü, Tahran ve Irak’taki Şii Arap yetkililer söylemektedir. Bağdat’taki Şii Hükümet, Telafer’deki Şii Türkmenleri desteklemekte, güçlendirmekte ve Sünni Türkmenlere karşı kışkırtmaktadır.

Çatışmalarda zarar gören halka yardım faaliyetlerinde mezhep  ayrımı gözetilmekte, Şii Türkmenlere, Sünni Türkmenlere oranla daha fazla yardım yapılmaktadır.

Şii Türkmenlerde mezhep bilinci, Türkmen kimliğinden daha önce gelmektedir. Çatışmalar bu durumu daha da güçlendirmiştir.

Telaferli Şii Türkmen önde gelenleri, Telafer’deki kargaşadan maddi menfaat elde etmekte ve bu nedenle çözüm konusunda çok da istekli görünmemektedirler.

8)Telafer Operasyonlarının Stratejik Hedefleri ve Atılması Gereken Adımlar

Telafer’deki Amerikan-peşmerge operasyonları, jeopolitik yapının çok boyutlu stratejik bir dizi operasyon ile nasıl yeniden tanzim edilebileceğinin en ilginç örneklerinden biridir.

2004-2008 yılları arasında Telafer’de yaşananlar, bir anti-terör veya isyan bastırma değil, jeopolitik ve demografik yeniden yapılandırma operasyonlarıdır.

Operasyonun gerçek niteliğini bilen veya çok iyi tahmin eden Washington Enstitüsü uzmanı ve ABD Ordusunda Ortadoğu-Afrika bölgesinde askeri istihbaratçı olarak çalışmış Jeffrey White şöyle değerlendirme yapmıştır: “Telafer operasyonunun sadece birkaç yüz Şii militanın takibi ve yakalanması için yapıldığını düşünmek yanlış. Telafer, çok stratejik bir yer. Suriye sınırına da çok yakın. Burası zaten ABD’nin en öncelikli askeri hedeflerinden birisiydi. Dolayısıyla Irak’taki gelişmelere sadece direnişçileri etkisiz kılma operasyonu olarak bakmamak lazım. Gelişmeleri, Irak’ta kontrolu elinden kaçıran, geçici yönetimi etkili kılamayan ABD’nin, gümbür gümbür gelen bir iç savaşa karşı kendini korumaya alma gayretleri ve hazırlıkları olarak değerlendirmek gerekiyor.”[40]White, açıkça ABD’nin Telafer operasyonunu Irak sonrasında Irak coğrafyasında ABD lehine yapılacak jeopolitik değişikliklerle ilişkilendirmiştir.

Uluslararası Kriz Grubu’nun Ortadoğu uzmanı Joost Hiltermann ise, Kürtlerin Telafer’i ele geçirerek Suriye sınırındaki Kürt bölgesi Sincar’a ulaşabileceklerini ve böylece Suriye Kürdistan’ı (Suriye’nin Kuzey kesimi) ile bağlantı kuracaklarını söylemektedir. Bir başka deyişle; “büyük Kürdistan hayalinin sürmesi, Kürtlerin Telafer’i ele geçirmesine bağlı.”[41]

 Seymeur Hersch de, Irak’ta Bush’un 20 bin ek asker ile Telafer’de geliştirilen stratejinin Orgeneral David Petraeus tarafından Bağdat’ta uygulamaya konulması ile birlikte Irak’ta etnik temizlik politikasının uygulamaya başlandığını ifade etmektedir.  Hersch’e göre sonuç, Kürdistan, Şiiistan ve Sünnistan olacaktır.[42]Irak genelindeki stratejinin ilk denemesi Telafer’de yapılmıştır.

Bu yaklaşımı biraz açar ve Suriye’nin Kamışlı bölgesindeki gelişmeler ile ilişkilendirirsek, Telafer Operasyonu’nun sadece Kuzey Irak Kürtleri ile Suriye Kürtlerini birleştirmeyi hedefleyen değil, onun ötesinde Akdeniz’e bir “Kürt koridoru” açmayı hedefleyen bir planın ilk adımı olarak görülebilir.[43]

Telafer operasyonunu başka hedefleri de vardır. Telafer, peşmergeler karşısında açık ara tek psikolojik üstünlüğü olan bir Türkmen kentidir. Telafer’de Türkmenlerin boyun eğmesi, Kerkük’te KDP ve KYB’nin hedefe ulaşmasını kolaylaştıracaktır. Kürtler karşısında Türkiye’nin açılmasını istediği Ovaköy sınır kapısı seçeneği  Telafer üzerinde Barzani hakimiyeti kurulunca sona erecektir. Telafer, Irak’ın buğday ve arpa ambarı olan bir bölgesidir. Bu bölgede Cezire su kanalının birinci aşaması olan Rabiah projesi sona ermiştir. İkinci aşama da gerçekleşince bölgede bir ürün patlaması gerçekleşecektir. Keza Telafer’in Ayn Zalah bölgesi verimli petrol yataklarına sahiptir. Bütün bunlar, Telafer’i KDP ve KYB için yaşamsal hale getirmiştir.

Telafer’de sivil insan başına düşen Amerikan askeri sayısı, Bağdat ile karşılaştırıldığında 10 kat daha fazladır. Oysa direnişin merkezi Telafer değil, Bağdat’tır. Amerikan Ordusu Bağdat’ta kullanmadığı imkan, yetenek ve askeri gücü neden Telafer’de kullanmıştır? Amerikan silahlı kuvvetlerinin bir mensubu operasyonu şöyle değerlendirmektedir; “Telafer’de Amerikan Ordusu Kürt ve Şii birliklerini Sünni Türkmenlere saldırıda kullanmıştır. Ankara bir yana Sunni Türkmenler bizi asla affetmeyecek. Fakat birbiri ardına Sunni kentleri boşaltıp, komşu illerde oturan diğer etnik grupları şehri yerle bir etmek için  getirip, halkı çöllerdeki çadırdan yapılmış şehirlere veya akrabalarını evlerine gitmeye zorlayıp, sonra buna isyan-bastırma stratejisi diyemezsiniz.”[44]

Ankara’nın atması gereken adımları şöyle sıralamak mümkündür;

·         Telafer’den göç edenlerin Telafer’e geri dönmesini sağlayacak önlemleri gerçekleştirmek,

·         Sünni Türkmenlerle Şii Türkmenler arasındaki uzlaşmayı sağlamak ve sosyal barışın tesis edilmesine katkı vermek,

·         Telafer’e ekonomik ve sosyal yardım yapmak,

·         Telafer’in ekonomik olarak güçlenmesi için Ovaköy Sınır Kapısını açmak,

·         Gazetelerde, radyo ve TV programlarında Telafer ile ilgili haberlere yer verilerek, Telafer’in Kerkük gibi toplumsal bilincin bir parçası haline getirmek,

·         Kuzey Bölgesel Yönetimi’nin Telafer’i işgal ve ilhak etmesinin mümkün olmayacağı, bu girişimin, Kerkük’te olduğu  Türkiye’nin direnişle karşılanacağını ortaya koymak,

·         Telafer’i Türk-Amerikan ilişkileri gündeminin parçası haline getirmek ve ABD’nin Telafer’de barış için yapması gerekenleri ısrarlı ve etkili biçimde gündemde tutmak.

VII.Sonuç Yerine: Telafer’deki Son Durum ve Türkmen Talepleri

2008-2012(Mart) yılları arasında Telafer’de düzenlenen saldırılarda yaklaşık 140 kişi hayatını kaybetmiş, 380 kişi de yaralanmıştır. Bu saldırılar intihar saldırları veya bombalı eylemler olarak gerçekleşmiştir. Saldırılar, ABD Ordusu ile peşmergelerin Musul bölgesinde El Kaide’ya karşı gerçekleştirdiği oerasyonlar sırasında artış göstermiştir.

Bu süreçte en kayda değer gelişme, Birleşmiş Milletler'in Irak temsilcisi Staffan de Mistura  tarafından hazırlanan ve 5 Haziran 2008’de yayınlanan, Irak'ta İhtilaflı Bölgelerle ilgili Çözüm Planı olmuştur. Bu plana göre; Barzani Yönetimi, Irak Anayasası'nın Kerkük'te referandum yapılmasını öngören 140. maddesinin uygulanmaması karşılığında, İhtilaflı Bölgelerle ilgili Çözüm Planı çerçevesinde Kerkük ve Musul vilayetlerine bağlı birçok ilçeyi ele geçirecektir. Musul Vilayeti'ne bağlı Suriye sınırındaki Arap, Kürt ve Türkmenlerden oluşan Sincar bölgesi, sadece Türkmenlerin yaşadığı Telafer kenti, Musul-Erbil arasındaki Mahmur bölgesi, halen Barzani'nin yasa dışı olarak yönettiği Altunköprü, Kürt Federe Devleti’nin yönetimine bağlanacaktır.[45]

Böylece, Telafer'in Kürt Federe Devleti’ne bağlanması ile, Türkiye'nin Kerkük ile bağlantısı kesilecektir.[46]

30 Ekim 2009’da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, kalabalık bir işadamı heyeti ile, Kuzey Irak’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında; Telafer konusunu da ele almıştır.[47]Irak ziyaretinin son durağı Musul'da çeşitli grupların temsilcileriyle bir araya gelen Davutoğlu, 2004 yılından bu yana Telafer'de Sünni ile Şiiler arasındaki mezhep kavgalarının yol açtığı toplu yıkım ve kan davasına son vermek için bu kişilerden oluşan bir grubu kabul ederek, barış inisiyatifi başlatmıştır.[48]

13 Aralık 2010’da, Irak İçişleri Bakanı Cevad Bolani, düzenlediği basın toplantısında, ellerine geçen istihbarat bilgilerini değerlendirdikten sonra İçişleri ve Savunma Bakanlıklarına bağlı güvenlik güçlerinin El Kaide'ye karşı yeni operasyonlara başladıklarını söylemiştir. Terör örgütü El Kaide'nin "Irak İslam Devletinin Musul Vilayeti" diye nitelendirdiği bölgede örgütün birinci ve ikinci saflarında lider olan 34 kişinin yakalandığını bildiren Bolani, yakalanan örgüt elemanlarının Musul'un kuzeybatısında kalan Telafer ilçesinde ve Musul'un etrafında Hristiyanlar ve Yezidilerin yaşadığı bölgeleri hedef aldığını belirtmiştir.[49]

25 Şubat 2011’de, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,  Irak’ın Telafer Kenti’nden gelen Şii ve Sünni temsilcilerden oluşan Milli Barış Komisyonu’nu kabul etmiştir. Şii ve Sünniler’den oluşan heyette milletvekilleri Taki Mevla ve Nebil Harbo da yer almıştır.  Zirvede, Şii ve Sünniler arasındaki olayların sona erdirilmesi konusunda mutabakata varılmıştır.[50] Telafer’de barışın sağlanmasından mutluluk duyduğunu belirten Davutoğlu, “Telafer’e dokunan, Türkiye’ye dokunur” mesajını vermiştir.[51]

Dışileri Bakanı Davutoğlu, Türkiye’nin Telafer’e yönelik atacağı adımları şöyle sıralamıştır;

·         Telafer'in yeniden en güçlü şekilde inşa edilmesine katkı sağlanacak,

·         Telafer'de üniversite kurulması için tüm imkanlar seferber edilecek,

·         Telafer'e geri dönenlerin evlerinin yeniden yapılması konusunda Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) ile birlikte bütün kurumlar seferber edilecek.[52]

Telafer'de asırlardır olduğu gibi kimin Sünni, kimin Şii olduğunu bilinmeden yaşanması gerektiğinin altını çizen Davutoğlu; Siz bu birliği korudukça emin olunuz ki bütün Türkiye, bütün imkanlarıyla seferber olacak” demiştir. [53]

22 Nisan 2012’de ise, Irak Parlamentosu özel bir gündemle Türkmen meselesini görüşmek üzere toplanmış ve Türkmen Milletvekillerinin hazırlamış oldukları raporu ele almışlardır. Bu gelişme Türkmen mücadelesi açısından bir dönüm noktası olmuştur.

Sekiz sayfalık raporun ilk kısmında; Saddam döneminde Türkmenlere yapılan mezalimler dile getirilerek, Telafer’den Mendeli’ye kadar Türkmen bölgelerinin nasıl Araplaştırılmak istendiğine, bu bölgelerde yaşayan Türkmenlerin nasıl tehcir edildiklerine, çocuklarına Türkçe isim koyma gibi en basit milli haklardan nasıl mahrum bırakıldıklarına çarpıcı bir üslupla ve belgeler gösterilerek temas edilmiştir.
Raporun ikinci kısmında ise Türkmen halkının istekleri sıralanmıştır. Bu istekleri şöyle sıralamak mümkündür;

·         Türkmenlerin üçüncü millet olarak kabul edilmesi,

·         Türkmenlere anayasal ve hukuki haklarının verilmesi,

·         Türkmen bölgeleri için özel bir bütçenin tahsis edilmesi,

·         Türkmenlerin yoğunlukta yaşadıkları bölgelerde hak ettikleri gerçek temsil haklarının kabul edilmesi,

·         Ordu, emniyet teşkilatı ve bakanlıklarda diğer etnik gruplara tanınan hakların, Türkmenlere de tanınması,

·         İhtilaflı bölgeler sorununun çözümü için Arap, Kürt ve Türkmenlerin de içinde bulunduğu bir heyetin kurulması,

·         Türkmen bölgelerinin etnik yapısını değiştirmeye yönelik her türlü eylemin durdurulmasıve gerekli önlemlerin alınması,

·         Türkmence radyo ve televizyon kurumunun kurulması,

·         Türkmen diline en uygun alfabeyi seçme hakkının tanınması,

·         2003 öncesi Türkmen direnişçilerin de Irak emniyet teşkilatına kabul edilmelerinin sağlanması,

·         Harp ve Polis okullarında Türkmenlere de kontenjan ayrılması,

·         Türkmen öğrencilerine de yurtdışında tahsil görme imkânının sağlanması

·         Türkmenleri hedef alan terör hareketlerinden Türkmen bölgelerinin korunması vd.[54]

Mahir Nakip, bu gelişmeyi şöyle değerlendirmektedir; “Görüldüğü gibi son dokuz yıl zarfında Türkmenleri dışlayan Iraklı siyasi grupları bugün bütün hakikatiyle Türkmen varlığını kabul etmektedirler. Bu, sihirli bir değneğin dokunuşu ile bir gün ve bir gecede olmadı. Bunun iki temel sebebi vardır. İlki, son birkaç yıl içerisinde Türkmen siyasetçilerin yoğun faaliyetleri, olumlu ve yapıcı tutumlarıdır. İkincisi de Şii’si, Sünni’si ve Kürt’ü ile bütün Iraklı siyasetçiler Türkmenleri dışlamakla bir yere varamayacaklarını artık anladılar. Bu çok önemli bir gelişmedir… Bugün dayanışma, kenetlenme ve ileriye ümitle bakma günüdür. Bugün aramızdaki ihtilafların ve incir çekirdeğini doldurmayan basit meselelerin bittiği gündür. Bugün Irak’ın diğer etnik grupları ile barış içerisinde yaşayabilmeye başlamanın günüdür.[55]


Türkmenler Telafer ve Tuzhurmatu’nun statülerini değiştirilmesini ve bu iki önemli Türkmen bölgesinin il statüsüne kavuşturulmasını istemektedirler.[56]

ITC temsilcisi Sündüs Abbas, Türkiye’nin Irak ticaretini sürdürmek için Kuzey Irak’ta Türkmen nüfusun en yoğun olarak yaşadığı Telafer yakınlarına açacağı yeni bir sınır kapısının Kuzey Irak’ta dengeleri Türkmenler lehine değiştirecek bir adım olacağını belirterek, ’bu adımın defalarca gündeme gelmesine karşın hayata geçirilemediğini’ kaydetti. Habur dışında Türkmen bölgesinden geçerek Irak içlerine ulaşacak olan bir ticaret yolunun aynı zamanda Türkiye ve Türkmenler lehine siyasi avantajlar sağlayacağını ve Irak’ın bütünlüğü yolunda atılan bir adım olacağını söyleyen Abbas, ‘Türkiye’de Irak Türkmenlerinin sesini Türk halkına daha iyi duyuracak bir bir çalışma yapılmasının gerekli olduğunu’ vurguladı.[57]

Genelde Irak, özelde Irak’n kuzeyinde kurulmakta olan yeni yapılanmada, hem ulusal çıkarlarımızı tehdit eden oluşumlara izin verilmemeli hem de Türkmenlerin Irak’ta hak ettikleri yeri almaları konusunda gereken hassasiyet gösterilmelidir. Bu konunun sadece Hükümetin meselesi olmadığı, ülkede yaşayan vatandaşların, tüm kurum ve kuruluşların, muhalefetin, sivil toplum kuruluşlarının sorunu olduğu bilinmeli ve kısır çekişmelerle geleceğimize yönelik hedeflerimiz heba edilmemelidir.

 

Kaynakça

Kitap ve Makaleler

 

1.       “Tall 'Afar”, http://www.globalsecurity.org/military/world/iraq/tall-afar.htm

2.       Bayatlı Nilüfer, XVI. Yüzyılda Musul Eyaleti, Ankara:Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1999.

3.       Cogan James, “Iraq:US military lays waste to Tal Afar”, www.wsws.org, September 13, 2005.

                4.       Cole Juan,“Tal Afar As Ethnic Civil War Much Of”, September 13, 2005:                     

                http://www.juancole.com/2005/09/tal-afar-as-ethnic-civil-war-much-of.html

                5.       Country Reports on Terrorism 2005, “Al-Qaeda in Iraq (AQI), US Department of State,                 April 30, 2006.

6.       Dinç Ahmet,Babil’de Amerikan Tangosu-Saddam’ı Deviren Güdümlü Tarikat: Kesnizani, İstanbul: Selis Yayınları,2004,s. 170.

7.       Dinç Ahmet,“Türkiye’nin Irak Başarısı Telafer’den Geçer”,Global Strateji, Sonbahar 2005, Yıl 1 Sayı 2, s. 105-106.

8.       Erkmen Serhat, Irak’ın Kilit Noktası: TELAFER, ORSAM, No:3, Mayıs 2009.

                9.       Hashim Ahmed S., “Police and Militants Gun Down Sunnis in Revenge Attacks”,                           interview and analysis, www.pbs.org, March 28, 2007

               10.    Hashim Ahmed S., Insurgency and Counter-Insurgency in Iraq, Ithaca: Cornell                            University Press, 2006.

                11.    http://stevegilliard.blgspot.com/2007/01/about-tal-afar-html

12.    Interview with investigative journalist Seymour Hersch: “The President has accepted Ethnic Cleasing”, Der Spiegel, September 28, 2007.

13.    Jacobsen Mark, “Only by the Sword: British Counterinsurgency in Iraq, 1920,”,  Small WarsandInsurgencies, Vol.2, No.2, August 1991, pp. 323-363

14.    Karagül İbrahim, Hesaplaşma Yüzyılı, İstanbul: Timaş Yayınları, 2007, s. 44.

15.    Kâtip Çelebi, Cihannuma-351-400,  s.353:http://www.kitabicihannuma.com/dosyalar.asp

16.    Longgrig Stephen Hemsley, Four Centuries of Modern Iraq, Bağdad: 1971.

                17.    Mistura Staffan de ( Special Representative for Iraq),  Iraq: UNAMI presents first                           analysis to GOI to help resolve on disputed internal boundaries, Report-UN Assistance

                Mission for Iraq, June 5, 2008.

18.    Nakip Mahir, “Türkmeneli’nden,Türk’ün Dilinden: Mutluyuz ve Umutluyuz…”, www.bizturkmeniz.com, 22 Nisan 2012.

                19.    Özdağ Ümit , “AKP, 1000 Yıllık Telafer'i Barzani'ye Teslim Ediyor”, www.21yyte.org, 9                     Mayıs 2008.

                20.    Özdağ Ümit,Telafer: Bir Türkmen Kentinin ABD Ordusu ve Peşmergelere Karşı                          Direnişi, Ankara:Fark Yayınları, 2008.

21.    Patriquin Captain Travis,“Using Occam’s Razor to Connect to Dots: The Ba’ath Party and the Insurgency in Tal Afar”, Military Review, No.1, January-February 2007, pp.16-25.

22.    Telaferli Ahmet, “Türkmen Kenti Telafer”, Kardaşlık, Nisan-Haziran 2009, Sayı. 42, s.35-36.

                23.    Tilghman Andrew, “The Myth of AQI: Fighting al-Qaeda in Iraq is the last big argument                   for keeping U.S. troops in the country. But the military's estimation of the threat is alarmingly                 wrong”, Washington Monthly, October 2007

                24.    Tomdispatch Interview: Juan Cole on Withdrawal from Iraq, October 18, 2005:

                http://www.tomdispatch.com/post/29333/

25.    Townshend Charles, Britain's Civil Wars: Counterinsurgency in the Twentieth Century, Boston: Faber and Faber, 1986

26.    TrippCharles, A History of Iraq, New York: Cambridge University Press, 2000

27.    Vinogradov Amal, "The 1920 Revolt in Iraq Reconsidered: The Role of Tribes in National Politics", International Journal of Middle East Studies, No. 2, April 1972, pp.123-139.

                28.    War and Occupation in Iraq, Global Policy ForumReport, June 2007

29.    Works Benjamin C.,The War on Terror:Hysterias, Crowds and Messages, The Strategic Issues Research Institute of the United States, October 18,2004.

 

Gazeteler

Christian Science Monitor

Hürriyet

 Milliyet

New York Times

Sunday Times

Tercüman

 Türkiye

Washington Post


*21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi

**Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampüsü Öğretim Görevlisi

[1]Bu çalışma önemli ölçüde Prof.Dr.Ümit Özdağ’ın“Telafer: Bir Türkmen Kentinin ABD Ordusu ve Peşmergelere Karşı Direnişi, Ankara: Fark Yayınları, 2008” adlı eseri temel alınarak ve Prof.Dr.Ümit Özdağ’ın Türkmenler ile yaptığı görüşmeler çerçevesinde hazırlanmıştır. Ayrıca, 18-19 Mayıs 2012 tarihinde  Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi’nde düzenelenen Irak Coğrafyasında Türk Varlığı ve Kültürü Sempozyumu’nda bildiri olarak sunulmuştur.

[2]Kâtip Çelebi, Cihannuma-351-400, s.353: http://www.kitabicihannuma.com/dosyalar.asp; Nilüfer Bayatlı, XVI. Yüzyılda Musul Eyaleti, Ankara:Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1999, s. 70.

[3]Ümit Özdağ,Telafer: Bir Türkmen Kentinin ABD Ordusu ve Peşmergelere Karşı Direnişi, Ankara:Fark Yayınları, 2008,s.22.

[4]Telafer kent merkezi nüfusu 250 bin olarak verilmektedir bkz.“Tall 'Afar”, http://www.globalsecurity.org/military/world/iraq/tall-afar.htm; Ahmet Telaferli, “Türkmen Kenti Telafer”, Kardaşlık, Nisan-Haziran 2009, Sayı. 42, s.35-36;Bölgede saha çalışması yapan Serhat Erkmen, Telafer’in nüfusunu 2008 Kasım’ı itibarıyla nüfus müdürlüğü ve kaymakamlıktan alınan verilere göre toplam 395.150 olduğunu ifade etmektedir bkz.Serhat Erkmen, Irak’ın Kilit Noktası: TELAFER, ORSAM, No:3, Mayıs 2009, s.8.

[5]S.Erkmen, Irak’ın Kilit Noktası…, s.7; Longgrig Türkmen yerleşim alanlarının, Telâfer’den başlayarak uzun bir çizgi şeklinde Musul yolu, Dicle, Deli Abbas, Küçük Zap’a kadar olan bölgede yer aldığından bahsetmektedir bkz. Stephen Hemsley Longgrig, Four Centuries of Modern Iraq, Bağdad: 1971, p. 10.

[6]S.Erkmen, Irak’ın Kilit Noktası…, s.7.

[7]Türkiye’de bazı yayın organlarında Telafer tamamen Şii Türkmen veya ezici olarak Şii Türkmen diye nitelendirilmiştir. Ancak Amerikan Ordusu dahi yaptığı resmi açıklamalarda Telafer’de Sunni Türkmenlerin % 75 oranında olduğunu ifade etmiştir. Bu iyi veya kötü değil, nesnel durumu tespit etmek açısından önemlidir. Kentin tamamen veya % 80 oranında Şii Türkmen niteleyen bilgi için bkz. Cengiz Çandar, “Gül’ün Türkiyesi Kime Karşı”, Tercüman, 15 Eylül 2004; Bazı Alevi yurttaşlarımız Telafer’deki Bektaşilerden haberdarlardır ki, internet sitelerinde “Telafer Alevilerinden” bahsetmektedirler. Amerikan operasyonunun başladığı günlerde Amerikan kaynakları ve bazı Türk gazetecilerden Cengiz Çandar ve İlnur Çevik, Telafer Türkmenlerinin tamamına yakınının Şii olduğunu ileri sürmüşlerdir. Daha sonraki aylarda Amerikan kaynakları, Telafer’in % 70 Sünni Türkmen, % 30 Şii Türkmen olduğunu belirtmeye başlamışlardır bkz. Captain Travis Patriquin,“Using Occam’s Razor to Connect to Dots: The Ba’ath Party and the Insurgency in Tal Afar”, Military Review, No.1, January-February 2007, pp.16-25; Dr Ahmet Telaferli  2009 tarihli bir yazısında, Telafer’de Sünni nüfusun %50, Şii nüfusun%40, Bektaşi nüfusun %10 olduğunu ifade etmektedir bkz. Ahmet Telaferli, “Türkmen Kenti Telafer”, Kardaşlık,Nisan-Haziran 2009, Sayı: 42, s.35-36.

[8]Ü.Özdağ, Telafer…,s.24.

[9]S.Erkmen, Irak’ın Kilit Noktası…, s.9.

[10]S.Erkmen, Irak’ın Kilit Noktası…, s.9.

[11]S.Erkmen, Irak’ın Kilit Noktası…, s.9.

[12]Ahmet Dinç,Babil’de Amerikan Tangosu-Saddam’ı Deviren Güdümlü Tarikat: Kesnizani, İstanbul: Selis Yayınları,2004,s. 170.

[13]S.Erkmen, Irak’ın Kilit Noktası…, s.11.

[14]S.Erkmen, Irak’ın Kilit Noktası…, s.11.

[15]S.Erkmen, Irak’ın Kilit Noktası…, s.13.

[16]S.Erkmen, Irak’ın Kilit Noktası…, s.14.

[17]Kaça Kaç İsyanı hakkında en iyi yabancı kaynak için bkz. Mark Jacobsen, “Only by the Sword: British Counterinsurgency in Iraq, 1920,”,  Small WarsandInsurgencies, Vol.2, No.2, August 1991, pp. 323-363;  Charles Tripp, A History of Iraq, New York: Cambridge University Press, 2000; Charles Townshend, Britain's Civil Wars: Counterinsurgency in the Twentieth Century, Boston: Faber and Faber, 1986; Amal Vinogradov, "The 1920 Revolt in Iraq Reconsidered: The Role of Tribes in National Politics", International Journal of Middle East Studies, No. 2, April 1972, pp.123-139.

[18]“Leaving now not the way onut of Iraq”, Sunday Times, 29 July 29, 2007.

[19]Yasemin Çongar, “Telafer’de neler oluyor?”, Milliyet, 13 Eylül 2004.

[20]“El Sadr Çatışmaları Türkmen Bölgesine Yayıyor”, Hürriyet, 9 Eylül 2004; “ Amerika: Hedefimiz Türkmenler Değil”, Hürriyet, 10 Eylül 2004.

[21]“ABD: Askerler Telafer’de olanları söylemiyor mu?”,Hürriyet, 15 Eylül 2004.

[22]Tomdispatch Interview: Juan Cole on Withdrawal from Iraq, October 18, 2005: http://www.tomdispatch.com/post/29333/; Juan Cole,“Tal Afar As Ethnic Civil War Much Of”, September 13, 2005: http://www.juancole.com/2005/09/tal-afar-as-ethnic-civil-war-much-of.html

[23]Ahmed S. Hashim,“Police and Militants Gun Down Sunnis in Revenge Attacks”, interview andanalysis, www.pbs.org, March 28, 2007; Ahmed S.Hashim, Insurgency and Counter-Insurgency in Iraq, “Epilogue:The Insurgency and Counter- Insurgency in Tal Afar“, Ithaca: Cornell University Press, 2006, pp.368-380.

[24]Andrew Tilghman, “The Myth of AQI: Fighting al-Qaeda in Iraq is the last big argument for keeping U.S. troops in the country. But the military's estimation of the threat is alarmingly wrong”, Washington Monthly, October 2007; Country Reports on Terrorism 2005, “Al-Qaeda in Iraq (AQI)”, Chapter 8: “Foreign Terrorist Organizations," US Department of State, April 30, 2006.

[25]War and Occupation in Iraq, Global Policy ForumReport,June 2007, Chapter 6:Attacks on Cities”, pp.53-63.

[26]War and Occupation in Iraq,  Chapter 7:Killing Civilians, Murder and Atrocities, p.65-76

[27]War and Occupation in Iraq, Chapter  4: Unlawful Detention, p.31-43.

[28]Ahmed S. Hashim,“Police and Militants Gun Down Sunnis in Revenge Attacks”, interview andanalysis, www.pbs.org, March 28, 2007; Ahmed S.Hashim, Insurgency and Counter-Insurgency in Iraq, “Epilogue:The Insurgency and Counter- Insurgency in Tal Afar“, Ithaca: Cornell University Press, 2006, pp.368-380.

[29]Benjamin C. Works,The War on Terror:Hysterias, Crowds and Messages, The Strategic Issues Research Institute of the United States, October 18,2004.

[30]T.Patriquin, “The Ba’ath Party and Insurgency in Tal’Afar”, pp.16-25.

[31]Ahmet Dinç,“Türkiye’nin Irak Başarısı Telafer’den Geçer”,Global Strateji, Sonbahar 2005, Yıl 1 Sayı 2, s. 105-106.

[32]Türkmenlerin bu yaklaşımını yakından tanık olan, James Cogan da aynı hususun altını çizmektedir bkz. James Cogan, “Iraq:US military lays waste to Tal Afar”, www.wsws.org, September 13, 2005.

[33]Tomdispatch Interview: Juan Cole on Withdrawal from Iraq, October 18, 2005: http://www.tomdispatch.com/post/29333/; Juan Cole,“Tal Afar As Ethnic Civil War Much Of”, September 13, 2005: http://www.juancole.com/2005/09/tal-afar-as-ethnic-civil-war-much-of.html

[34]S. Erkmen, Irak’ın Kilit Noktası..,s.13.

[35]S. Erkmen, Irak’ın Kilit Noktası..,s.12.

[36]Ferai Tınç, “Türkmenlerden Mesaj:Türkiye Bu Ateşe Girmesin”, Hürriyet, 15 Nisan 2007.

[37]John White, “Tall Afar’s Long Road Back”, Washington Post, November 11, 2006.

[38]War and Occupation in Iraq, Chapter : 8, “Displacement and Mortality”,pp.74-84.

[39]War and Occupation in Iraq, Chapter : 8, “Displacement and Mortality”,pp.74-84.

[40]New York Times, September 23, 2004.

[41]Joost Hiltermann, “External Forces on Iraq's New Government",  Christian Science Monitor, April 19, 2006.

[42]Interview with investigative journalist Seymour Hersch: “The President has accepted Ethnic Cleasing”, Der Spiegel, September 28, 2007.

[43]Bu konuda bkz. İbrahim Karagül, Hesaplaşma Yüzyılı, İstanbul: Timaş Yayınları, 2007, s. 44.

[44]http://stevegilliard.blgspot.com/2007/01/about-tal-afar-html

[45]Staffan de Mistura( Special Representative for Iraq),  Iraq: UNAMI presents first analysis to GOI to help resolve on disputed internal boundaries, Report-UN Assistance Mission for Iraq, June 5, 2008.

[46]Ümit Özdağ, “AKP, 1000 Yıllık Telafer'i Barzani'ye Teslim Ediyor”, www.21yyte.org, 9 Mayıs 2008.

[47]“Davutoğlu’nun Tarihi Ziyareti”, Hürriyet, 30 Ekim 2009.

[48]“Davutoğlu Türkiye’ye Döndü”,Hürriyet, 31 Ekim 2009.

[49]“Irak'ta El Kaide'nin lider kadrosundan 34 kişi yakalandı”, Hürriyet, 13 Aralık 2010.

[50]“Şii ve Sünniler İstanbul’da barıştı”, Türkiye, 27 Şubat 2011.

[51]“Telafer’e dokunan Türkiye’ye dokunur”, Hürriyet, 26 Şubat 2011.

[52]“Telafer’e dokunan Türkiye’ye dokunur”, Hürriyet, 26 Şubat 2011.

[53]“Telafer’e dokunan Türkiye’ye dokunur”, Hürriyet, 26 Şubat 2011.

[54]Mahir Nakip, “Türkmeneli’nden,Türk’ün Dilinden: Mutluyuz ve Umutluyuz…”, www.bizturkmeniz.com, 22 Nisan 2012.

[55]Mahir Nakip, “Türkmeneli’nden,Türk’ün Dilinden: Mutluyuz ve Umutluyuz…”, www.bizturkmeniz.com, 22 Nisan 2012.

[56]“Telafer ve Tuzhurmatu il Statüsüne kavuşmalı”, Türkmeneli TV,        26 Şubat 2012.

[57]“Irak Türkmen Cephesi; ‘Türkiye’den yeni sınır kapısı istiyoruz”, www.bizturkmeniz.com, 7 Mart 2010.

Prof. Dr. Ümit Özdağ

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Bircihan D. Dilek   - 20-08-2019

F35 Stealth Uçakları Coğrafyamızdaki Dengeleri Nasıl Etkileyecek?

Haziran ayında yabancı basında, İsrail ve Güney Kıbrıs Akrotiri meydanında konuşlu İngiliz F-35 Stealth (düşük görünürlüklü) uçaklarının birlikte Irak ve Suriye üzerinde tatbikat uçuşları gerçekleştirecekleri haberini okuduğumda, aklımı ülkelerin gelecekte “Egemen Hava Sahası Kontrollerini”  nasıl y...