AB-Rusya İlişkilerinde Üçüncü Devre

Yazan  12 Haziran 2012
Yeni devrede AB-Rusya ilişkilerinde ‘karşılıklı bağlılık’ esasına uygun bir yol izlenecektir. Bu bağlılıkta enerji, küresel ekonomi, ticari ilişkiler ve uluslararası güvenlik temel unsurlar olacaktır.

Hatırlanacağı üzere, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 1 Haziran'da Almanya ve Fransa ziyaretlerine başladı. Bu ziyaretlerin Suriye'deki Hula olayıyla çakışması, görüşmeleri, alınacak karşı önlemlere odakladı. Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Putin'i Suriye'ye karşı daha sert önlemler alınması için ikna etmeye çalıştı. Hatta Hollande, BM'nin desteğiyle Suriye'ye karşı askeri bir operasyonun gerçekleştirilebileceğinden dahi söz etti. Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, Rusya ile Esad rejimi arasındaki ilişkinin Suriye meselesinde önemli rol oynadığının altını çizdi. AB Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ise AB ile Rusya arasındaki sıkı işbirliğine dikkat çekerek Annan Planı'nın hayata geçirilmesinde Rusya'nın öncülüğüne vurgu yaptı.[1] Putin'in yeni dönem devlet başkanlığında AB ile ilişkiler açısından öne çıkan ilk konu Suriye'dir. İkincisi ise Avrasya Birliği'dir.

Yeni Dönemin Öncelikleri

Avrasya Birliği, Rusya-Kazakistan-Belarus'un 2010'da 'ortak ekonomi alanı'nı kuran belgeyi imzalamalarıyla oluşturulan ve Avrasya'da yer alıp birliğe katılmak isteyen tüm ülkelere yönelik olan bir ekonomik bütünleşmedir. AB ise bu bütünleşme için önemli bir modeldir. Bunun yanında, Avrasya Birliği'nin geliştirilmesi, Rusya ile AB'nin çıkar ortaklığıyla ilişkilendirilmiştir. Putin, ortak ekonomi alanını ve gümrük birliğini Rusya ile AB arasındaki işbirliğini güçlendirmeyi destekleyecek unsurlar olarak görmektedir. Putin'in Rusya dış politikasında AB'yi önemli bir konuma yerleştirdiği açıktır. Bunun bir nedeni de Rusya, Belarus ve Kazakistan'ın DTÖ ile yürüttüğü üyelik müzakereleridir. Putin, AB liderlerine, bu ülkelerin DTÖ üyeliklerinin desteklenmesi çağrısında bulunmuştur. DTÖ kurallarıyla şekillendirilmiş bir Avrasya Birliği'nin ticaret ve kalkınma bağlamında işbirliğine daha yatkın olacağını ifade etmiştir.[2]

Tüm bu hususlardan anlaşılacağı üzere, yeni başkanlık döneminde Putin, işe Avrupalı liderlerle yürüttüğü diplomasiyle başlamıştır. Bu başlangıcı, Suriye meselesi ve Avrasya Birliği açısından bakıldığında, Putin'in liderlik ve tarafları ortak çıkarlar etrafında bir araya getirme hareketi olarak görmek mümkündür. Avrupa basınında Almanya ve Fransa ziyaretinde, özellikle Suriye konusunda, ikna edilmeye çalışılan tarafın Putin olduğu öne sürülse de, aslında Putin'in Avrupalı liderlerin diplomatik girişimlerden uzaklaşmalarını önlediği belirtilebilir. Batının Esad yönetimine ciddi düzeyde karşı olup örneğine az rastlanır şekilde bu kadar uzun süre tahammül etmesinde Rusya'nın payını küçümsemek yanlış olacaktır. Bu noktada altı çizilmesi gereken husus, Rusya'nın uluslararası alanda 'özgün' olma iddiasıdır. Bu iddiası onu Avrupa medeniyetinden uzaklaştırıyor değildir, fakat uluslararası krizler karşısında Batı ülkelerinin fevri müdahale yöntemlerini ve araçlarını sorgulatmaktadır. Örneğin, AB'nin uluslararası alanda kendisini 'normatif bir güç' olarak öne sürmesini olumlu karşılamamaktadır.[3]

AB'nin Rusya Görüşü

AB ise dış politikasında Rusya'yı, meydan okuma potansiyeli olan bir dış politika aktörü olmasının dışında, nasıl konumlandıracağını hala tam olarak belirleyebilmiş değildir. Bunun iki nedeni vardır. İlki, Rusya'nın geleneksel olarak Batı'ya nüfuz etme isteği ve bunun AB ortak politikalarıyla aşılamamasıdır. İkincisi de, Rusya'nın AB içerisinde bölünmeler yarattığıdır. Bu bölünme daha çok enerji sektörü bağlamında ortaya çıkmaktadır. Enerji alanında alternatifler yaratarak Rusya'ya bağımlılığı azaltmak isteyen AB, üye ülkelerin farklı tutumları nedeniyle ortak politika geliştirmekte zorlanmaktadır. Bu farklılığı oluşturan üyelerin başında, Baltık Denizi üzerinden ulaşan Kuzey Akım doğalgaz hattının geçtiği Almanya'dır. Almanya'ya şirket bağları nedeniyle Fransa, İtalya ve Avusturya'yı da eklemek mümkündür.

AB geleneksel olarak Rusya'nın demokratik yönden zayıf olduğunu vurgulama eğilimine sahip olmuştur. Fransa'nın bir önceki Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy bu geleneği değiştirircesine demokrasi eksikliğine hiç vurgu yapmamış ve bunun adeta Almanya, İtalya gibi önde gelen diğer AB ülkelerine yayılmasına zemin hazırlamıştı. Hatta daha öncesinde, 2003'teki Irak Savaşı esnasında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ABD'ye karşı Fransa-Almanya-Rusya eksenini devreye sokmaya çalışmıştı. İngiltere ise bu gibi gelişmelerin dışında kalarak geleneksel tutumu sürdürmüştü. Bunda Putin muhalifi işadamı Boris Berezovsky'i ve Çeçen lider Akhmed Zakayev'i himaye etmesinin de rolü olmuştu. Aynı zamanda, eski bir Rus ajanı olan Alexander Litvinenko'nun 2006'da Londra'da zehirlenmesi, Rus makamların olayla ilgileri olmadığını belirtmesi, ancak buna rağmen dört Rus diplomatın 2007'de İngiltere'den sınırdışı edilmesi ilişkileri germişti. Bunun paralelinde Rusya da dört İngiliz diplomatı sınırdışı etmiş ve İngiltere ile olan güvenlik işbirliğini askıya almıştı.[4]

Uzlaşmazlık Noktaları

Rusya'nın Batı'ya nüfuz etme isteği, Putin'in ikinci dönem başkanlığında gücünün ve Batı'ya yönelik eleştirilerinin artmasıyla daha da görünür bir hal almıştı. AB ile Rusya arasında her ne kadar 'stratejik ortaklık' ilişkisi geliştirilmeye çalışılsa da, hiçbir zaman içeriğiyle ilgili uzlaşmaya varamamışlardı. AB'nin, Rusya ile işbirliğini onu Avrupa standartlarına yaklaştıracak ve bağlayacak bir araç olarak görmesi, Rusya'nın da AB'nin 'yakın çevre' politikası dahilinde bir değerlendirmeye razı olmaması uzlaşmazlığın algısal temelini oluşturmuştu. Rusya, işbirliğinin güvenlik ayağına vurgu yaparak kriz yönetiminde ortak bir karar alma mekanizması oluşturmayı ve barışı koruma-insani müdahalede bulunma ilkelerini ortak bir zeminde belirlemeyi hedeflemişti. Bu sayede de Batı'nın güç kullanımını belirli kurallarla sınırlandırmaya vesile olmak için uğraşmıştı, fakat gerçekleştirememişti. Tabi bunda 2000'lerin ortasında yaşanan Ukrayna ve Gürcistan'daki Batı destekli rejim değişikliklerinin payı da büyük olmuştu.[5] Rusya, bu ülkelerde ve yakın çevresinde kendi karşıtı olan bir cephenin güçlenmemesi için çaba harcamıştı.[6]

AB ile Rusya arasındaki uzlaşmazlığı dört maddede özetlemek mümkündür. İlki, benimsenen değerler arasındaki boşluk ve bunun siyasi söylemlere yansımasıdır. İkincisi, Rusya'nın, ekonomik sistemini Batı'yla bütünleştirme sınavında başarısız olmasıdır. Bunun en somut örneği, Rusya'nın DTÖ ile yürüttüğü katılım müzakerelerinin 1993 yılından 2011 yılına kadar sürmesidir. Üçüncüsü, enerji alanındaki işbirliğinin ilişkileri dengeleyen faktör olma niteliğini kaybedip çatışma yaratır hale gelmesidir. Dördüncüsü de, kendilerini Rusya'nın etki alanından uzaklaştırmak ve kendi egemenlik alanlarını kurmak isteyen Sovyet sonrası ülkelerin AB'ye ve onun ekonomik ve hukuki sistemine yaklaşmalarıdır.[7] Bu yakınlaşmanın derecesi ve niteliği AB-Rusya ilişkilerini de belirlemektedir.

Son maddeye verilebilecek en iyi örnek, AB'nin Ukrayna, Belarus, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Moldova ile yürüttüğü 'Doğu Ortaklığı' politikasının Rusya'yı rahatsız etmekte olduğudur. 2009'daki AB-Rusya Zirvesi'nin ardından dönemin Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, yaptğı basın açıklamasında herhangi bir ortaklığın çatışmadan daha iyi olduğunu belirtmiş, fakat ortaklığın bazı ülkelerce Rusya'ya karşı kullanılmasının kendi açılarından şaşırtıcı olduğunu vurgulamıştır.[8]

İlişkilerin Seyri ve Sonuç

Ukrayna ve Gürcistan'da rejim değişikliklerinin yaşandığı dönemde Rusya, ABD'ye karşı Almanya ve Fransa'yı yanına alarak bir cephe oluşturmaya çalışmış ve Batı'ya bu yolla nüfuz etmek istemişti. Rejim değişiklikleri her ne kadar Batı ile işbirliği zeminini sarssa da, Rusya'nın, Batı'nın tümüne erişemediği zamanlarda 'odak ülkeler' belirleyerek bağlantı noktaları oluşturduğu görülmüştür. Şimdi de Almanya ve Fransa Rusya için adeta odak ülkeler konumundadır. Örneğin, Suriye meselesi karşısında ABD'ye Almanya ve Fransa ile mesaj göndermek istemektedir. Bu açıdan bakıldığında Rusya'nın ve Almanya ile Fransa'nın iki olaydaki pozisyonlarının benzer olduğu ileri sürülebilir. Putin'in, devlet başkanı şeçildikten sonra ilk yurt dışı ziyaretini gerçekleştirdiği Belarus'un ardından hemen Almanya ve Fransa'ya gitmesi, uluslararası meselelerin çözümünde yönlendirici olmak adına Almanya-Fransa ekseninin Rusya tarafından devreye sokulmak istenebileceğinin göstergesidir. Aynı zamanda, bu eksen Rusya için, bütünleşmek istediği küresel ekonomi ve ticaret ağı ile bunun için gerekli mali programlara ulaşmanın dayanağıdır. Dolayısıyla, Rusya AB'ye yönelik tutumunu Batı karşıtlığından uzak tutmaktadır.

Yeni dönemde AB-Rusya ilişkilerinde 'karşılıklı bağlılık' esasına uygun bir yol izleneceği beklenebilir. Bu bağlılıkta enerji, küresel ekonomi, ticari ilişkiler ve uluslararası güvenlik temel unsurlar olacaktır. 2009'da Rusya Federasyonu Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde belirtildiği üzere, 2020'ye kadar Rusya ile AB arasında uluslararası güvenlik alanında işbirliği devam edecektir. Fakat, Rusya AB'yi uluslararası güvenlik meseleleri açısından zayıf bir aktör olarak gördüğünden NATO ve AGİT ile işbirliği Rusya için önümüzdeki dönemde daha tercih edilir bir hal alacaktır.[9]Bu dönemde, AB-Rusyailişkilerindeki uzlaşmazlık noktalarınınalacağı şekli ve uluslararası krizlerin bu noktalarda yaratacağı etkileri izlemek öncelikli olacaktır.



[1] William Boston, "Pressed on Syria, Putin Pushes Back", 02.06.2012, http://online.wsj.com/article/SB10001424052702303552104577439550518970484.html?KEYWORDS=WILLIAM+BOSTON+Putin (Erişim: 04.06.2012).

[2] Georgi Gotev, "Putin AB Zirvesi'nde 'Avrasya Birliği' için bastırdı", 05.06.2012, http://www.euractiv.com.tr/yazici-sayfasi/article/putin-ab-zirvesinde-avrasya-birligi-icin-bastirdi-025459 (Erişim: 06.06.2012).

[3] Neziha Musaoğlu, Uğur Özgöker, "Rusya-AB İlişkilerinde Stratejik Ortaklıktan Stratejik Depresyona", Güvenlik Stratejileri Dergisi, Yıl 4, Sayı 8, 2008, ss.78-80.

[4] Katinka Barysch, "Russia, Realism and EU Unity", Policy Brief, CER, 2007, ss.2,3.

[5] Dmitry Danilov, "Russia and European Security", Dov Lynch (ed.), "What Russia Sees", Chaillot Paper, No. 74, 2005, ss.89,90.

[6] Licinia Simao, "Discursive Differences and Policy Outcomes: EU-Russia Relations and Security in Europe", Eastern Journal of European Studies, Vol. 2, No. 1, 2011, s.88.

[7] Arkady Moshes, "Russia's European Policy Under Medvedev: How Sustainable is a New Compromise?" International Affairs, Vol. 88, No. 1, 2012, ss.21,22.

[8] Sergey Tumanov, Alexander Gasparishvili, Ekaterina Romanova, "Russia-EU Relations or How the Russians Really View the EU", Journal of Communist Studies and Transition Politics, Vol. 27, No. 1, 2011, ss.129-131.

[9] Jakub Kulhanek, "The Fundamentals of Russia's EU Policy", Problems of Post-Communism, Vol. 57, No. 5, 2010, ss.55,60.

Dr. Sezgin Mercan

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Avrupa Birliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 04-12-2019

Doğu Akdeniz, Libya, Suriye, Fransa ve NATO

Recep Tayyip Erdoğan Başbakan iken, 28 Şubat 2011'de ''NATO Libya'ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu?