Türkiye-Fransa-AB Ekseninde Ermeni Soykırımı İddialarını İnkar Yasası Meselesi

Yazan  23 Aralık 2011
Artık Fransa'da, soykırım iddiasını inkar edenlerin yargılanacağı, Ermeni lobisi üyelerinin ve Ermeni derneklerinin dava açabileceği, davaların da emsal olabileceği zamanlar yaklaşmaktadır.

Fransa Parlamentosu'nda Ermeni soykırımı iddialarının inkarını suç olarak tanımlayan yasa tasarısının görüşülüp onaylanması, soykırım meselesinin, uluslararası alanda Türkiye'nin karşısına her an çıkabilecek derecede güncelliğini koruduğunu ve tartışma götürmeyen bir hal aldığını göstermiştir. Artık Fransa'da, soykırım iddiasını inkar edenlerin yargılanacağı, Ermeni lobisi üyelerinin ve Ermeni derneklerinin dava açabileceği, davaların da emsal olabileceği zamanlar yaklaşmaktadır.


Fransa'da 1998 yılında çalışmalarına başlanan ve 2001 yılında kanunlaşan Ermeni soykırımını tanıma kararına ek olarak 2006 yılında, soykırımı inkar edenlere 2 yıla kadar hapis ve 45.000 € para cezası verilmesini öngören yasa tasarısı hazırlanmıştır. Tasarının uzun süre askıda bekletilip, 2010'da Senato'ya verilen yasa teklifi ile yeniden canlanması, bu teklifin 2011'de anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Senato tarafından reddedildikten sonra bugün yeniden gündeme gelmesi meseleyi adeta 'psikolojik harekat' haline getirmiştir.[1]


Türkiye'nin, meseleyi ele alan ülkelerle ilişkilerinin seyrini seri biçimde değiştirme potansiyeline sahip olduğunu gösteren bu konu, ilk defa Avrupa Parlamentosu'nun 1987 yılında aldığı kararla uluslararası düzeyde ele alınmaya başlanmış ve Avrupa Birliği (AB) üyeliğiyle ilişkilendirilmiştir. Kararda, Türkiye'nin Ermeni soykırımını tanımamasının AB'ye tam üyeliği için bir engel oluşturacağı açıkça ifade edilmiştir.[2] Bu tarihten sonra AB düzeyinde, Türkiye'nin iddiaları tanıması yönünde gelen her talep de bu kararı referans noktası olarak almıştır.


2005 yılında, Türkiye üyelik müzakelerine başlamadan kısa bir süre önce Avrupa Parlamentosu,Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin toplu halde öldürülmesinin soykırım olarak kabul edilmesi gerektiğini belirten ve bunu AB'ye tam üyelik için yerine getirilmesi gereken bir şart olarak tanımlayan kararı benimsemiştir.[3] Bu karar varlığını bir yıl koruyabilmiş ve üyelik koşulu olma vasfını yitirmiştir. Sonrasında, AB düzeyinde meseleninele alınışı, Türkiye ile Ermenistan arasında uzlaşma ve işbirliğine dayalı bir sürecin başlamasının önerilmesi, bu amaçla geçmişte yaşanılan olayların etraflıca değerlendirilmesi şeklinde olmuştur. Bu sefer de meselenin ele alınışı AB düzeyinden üye ülke düzeyine indirgenmiştir. Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Belçika, İtalya, Fransa, Slovakya, Hollanda, Polonya, Almanya, İsveç ve Litvanya gibi AB ülkeleri soykırım kararını parlamentolarında kabul etmiştir.[4] Bu şekilde iddianın kabul alanı da genişlemiştir.


Bu noktada, alanın genişlemesiyle birlikte AB düzeyi ve üye ülke düzeyleri şeklindeki ikili bir yapının öne çıktığı vurgulanabilir. AB düzeyi bağlamında kurumsal duruşu, Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı 2011İlerleme Raporu'ndan anlamanın mümkün olduğu öne sürülebilir. Rapor, Türkiye'de entelektüeller ve sivil toplum temsilcileri tarafından 1915 olaylarını anmak için düzenlenen ve aralarında 'Sözde Ermeni Soykırımı Anma Günü' de bulunan birçok etkinliğin barış içinde gerçekleştirilmesini; Eylül ayında Van Gölü'nde Akdamar Adası'ndaki Ermeni Surp Haç Kilisesi'nde 1915 yılından bu yana ikinci dini ayinin düzenlendiğini memnuniyetle anmış, Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik olarak 2009'da Ermenistan ile imzalanan protokollerin ise henüz onaylanmadığını ve ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda ilerleme kaydedilmediğini belirtmekle yetinmiştir.[5] Türkiye'yi bütünleşme sürecinde tutmaya çalışan Avrupa Komisyonu, bu şekilde, özellikle Fransa ve Almanya'nın olumsuz tutumları karşısında Türkiye-AB ilişkilerinde denge kurma çabası göstermiştir.


İkili yapının üye ülke düzeyini temsil eden Fransa'nın, soykırım iddialarının inkarı karşısındaki son girişimi, AB'nin Türkiye'ye yönelik, ilerleme raporunun işaret ettiği kurumsal tutumunun karşılığında, ilişkilerin durağan seyrinin korunması için adeta meşru bir gerekçe yaratır hale gelmiştir. Bu girişimin, Türkiye-AB ilişkilerinin seyriyle ilgili olarak Avrupa Komisyonu'nun vize işlemlerinde iyileştirmeler, gümrük birliğinin daha etkin kılınması, terörle mücadelede güçlendirilmiş işbirliğine gidilmesi gibi unsurları içeren 'pozitif gündem' geliştirme önerisi ile aynı zamana denk gelmesi, ilişkilerin tekrar alternatif bir işbirliği zeminine doğru kayma yoluna mı girdiği sorusunu akla getirmektedir. Türkiye'nin AB üyeliğini ve Avrupalılığını hemen her fırsatta sorgulayan Fransa'nın, olası böyle bir gelişmede, Türkiye-AB ilişkilerini aşındırıcı rolle etkinlik sergileyeceği tahmin edilebilir. Yasa tasarısında AB Konseyi'nin 28 Kasım 2008 tarihli ırkçılık ve yabancı düşmanlığının çeşitli tezahürlerine karşı ceza hukuku yoluyla mücadele edilmesi hakkındaki Çerçeve Karar'ı referans alarak aslında meseleyi AB düzeyine taşıması bunun somut göstergesidir.[6] İster Türkiye'yi AB üyeliğinden uzak tutma çabası olsun, ister yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle belirli kitleleri etkileme kaygısı olsun, isterse de uluslararası alanda etkinliği artırma arayışı olsun, Fransa'yı veya diğer üye ülkeleri belirli eylemlere sevkeden güdüler karşısında Türkiye'nin soğukkanlı bir tutum sergileyip, sonuçlarını düşünerek tepki geliştirmesi önemlidir. Tepkinin ikili ilişkilerle mi sınırlı kalacağı, yoksa AB ile ilişkilere de mi yansıyacak boyutta olacağı iyi hesaplanmalıdır.


Mesele sadece Ermenileri aşağılayıcı şekilde soykırımın inkar edilmesinin suç sayılıp, bu söylemin kullanılabilmesi meselesi değildir. Fransa'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Jean Leonetti meselenin Türkiye'nin 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarını tanıması meselesi olduğunu açıkça ifade etmiştir. Fransa'daki Ermeni Örgütleri Koordinasyon Kurulu Ulusal Sekreteri Pascal Chamassain, Fransa'da, 1915 olaylarının 'soykırım olduğunu inkâr etmenin' suç sayılmasını öngören yasa teklifinin gündeme alınması konusunda Fransız Sosyalistlerin Cumhurbaşkanı adayı François Hollande ile Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin daha önce verilmiş sözlü taahhütü olduğunu açıklamıştır.[7] Bu örneklerde görüldüğü gibi, Türkiye'nin karşısında, başetmesi gereken daha derin düşünceler ve ilişkiler vardır.


Yasa tasarısı Fransa Parlamentosu'nda onaylanmadan önce Türkiye'nin, mevcut tepki refleksi çerçevesinde, önünde iki seçenek bulunmaktaydı: İlki, yasa tasarısının parlamentoda kabul edilmesinin ardından ilişkilerin bozulması ve Türk hükümetinin yaptırım uygulama kararı alması. İkincisi ise, yasa tasarısının reddedilerek Türkiye'nin bu durumu memnuniyetle karşılaması ve ilişkilerin mevcut düzeyde yürütülmesi. Şimdi ise Türkiye'nin karşısında tek seçenek olarak ilki kalmıştır. Yasa tasarısının parlamentodan geçmesinin ardından, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hükümetin Fransa'ya karşı uygulanacak yaptırım kararını 8 maddede[8] açıklamıştır. Buna göre,


1- Paris'teki Türkiye büyükelçisi geri çağrılmaktadır.
2- İkili düzeyde gerçekleştirilmesi öngörülen siyasi, askeri, ekonomik mahiyette karşılıklı ziyaretlerle, seminer, eğitim, kurs, personel değişimi gibi faaliyetler iptal edilmektedir.
3- AB çerçevesindeki eşleştirme projelerinde Fransa ile işbirliğine gidilmeyecektir.
4- Fransa ile her türlü siyasi istişare durdurulmaktadır.
5- İkili askeri faaliyetler ve ortak tatbikatlar iptal edilmektedir.
6- Askeri uçuşlar için yıllık toptan verilen bütün iniş ve kalkış izinleri iptal edilmektedir. Her uçuş için ayrı izin uygulamasına geçilmektedir.
7- Askeri gemilerin liman ziyareti için izin başvuruları iptal edilmektedir.
8- 2012 yılı Ocak ayında iki ülke ekonomi bakanlarının eş başkanlığında yapılması tasarlanan Fransa-Türkiye ekonomik toplantısına Türkiye katılmayacaktır.

 


Bu maddelerden anlaşılacağı üzere Türkiye, tasarının geçmesi karşısında Fransız şirketlerinin çeşitli sektörlerdeki ihalelere girmesini engellemek, büyükelçiyi geri çekmek, askeri işbirliğini sınırlamak gibi etap etap gelişecek bir takım yaptırım kararlarını uygulamak üzeredir. Peki, Türkiye uluslararası taahhütlerini uzun vadeli biçimde göz ardı edebilecek midir? AB ve NATO ilişkileri bağlamında Türkiye'nin taahhütleri hangi boyutlarda askıya alınabilecektir? Gümrük birliği ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına rağmen Fransa'dan mal alımı ne kadar kısıtlanabilecektir? Fransız şirketlerine ne sürede ayrımcılık yapılabilecektir? Bunlar gerçekleştiği takdirde ne kadar sürdürülebilir olacaktır? Bu kararı daha önce almış AB üyesi ülkelerle ilişkilerin normal seyrinde devam ettiği düşünülürse sürdürülebilirlik konusuna şüpheyle yaklaşmak gerekmektedir. Fransa'yı kısa vadeli ekonomik zararlara uğratma sonucuyla hareket etmek bir tercihtir. Fransa'da ya da başka bir ülkede bundan sonraki benzer girişimlerde Türkiye'nin önleyici müdahalelerde bulunma potansiyelini geliştirmek ise daha akılcıdır.


Bu zamana kadar, Ermeni soykırımı iddiasının kabul edilmesine dönük kararlar karşısında, muhatap ülkeyle ilişkilerin olumsuz olarak etkileneceğini duyurup, boykot ve kınama çağrıları yapması şeklinde alışıldık tepkiler veren Türkiye, caydırıcılık kazanıp başka ülkelerde benzer kararların alınmasının önüne geçmek için uğraşmalıdır. Türkiye'nin önünde, farklı parlamentolarca alınan her kararla kendi tezinin uluslararası ve ulusal kamuoyları düzeyinde biraz daha yıpratıldığı, karşı tezin ise yasal ve meşru zeminini güçlendirdiği gerçeği durmaktadır. Bunu engellemek için işe, şimdiye kadarki tutumu gözden geçirip, ülkeleri soykırım iddiasını destekleyen kararlar almaya iten gerekçeleri ve ilişkileri analiz etmekle başlanabilir.



 


 

 

[1]Ömer Engin Lütem, "Ermeni Sorununun Uluslararası İlişkiler Boyutu, Günümüzde Ermeni Sorunu", http://www.avim.org.tr/bilgibankasi/tr/index2_1_1.htmve "Ermeni Soykırımı Tasarısı Yeniden Fransa Senatosu'nda",21 Aralık 2011,http://www.cnnturk.com/2011/dunya/11/23/ermeni.soykirimi.tasarisi.yeniden.fransa.senatosunda/637748.0/index.html

 


 

[2]Ömer Engin Lütem, "Ermeni Sorununun Uluslararası İlişkiler Boyutu, Parlamento Kararları",http://www.avim.org.tr/bilgibankasi/tr/index2_2_1_13.htm

 


 

[3]Ömer Engin Lütem, "Ermeni Sorununun Uluslararası İlişkiler Boyutu, Günümüzde Ermeni Sorunu",http://www.avim.org.tr/bilgibankasi/tr/index2_1_1.htm

 


 

[4]Mustafa Serdar Palabıyık, "Bir Fikir Özgürlüğü Sorunsalı Olarak Massachusetts Davası", Ermeni Araştırmaları Dergisi, Sayı: 19, 2005, s. 84.

 


 

[5]Avrupa Komisyonu, "Türkiye 2011 Yılı İlerleme Raporu", 12 Ekim 2011,http://www.abgs.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/2011_ilerleme_raporu_tr.pdf

 


 

[6]Framework decision on combating racism and xenophobia", 28 Kasım 2008,http://europa.eu/legislation_summaries/justice_freedom_security/combating_discrimination/l33178_en.htm

 


 

[7]Fransa'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Jean Leonetti:Türkiye Ermeni iddialarını tanımalı", 21 Aralık 2011,http://www.abhaber.com/ozelhaber.php?id=12196 , "Chamassain:Sarkozy ve Hollande'nin soykırım tasarısı konusunda sözlü taahhütü var", 21 Aralık 2011,http://www.abhaber.com/ozelhaber.php?id=12185

 


 

[8]Artık biz de onların yaptıklarını anlatırız", 23.12.2011, http://dunya.milliyet.com.tr/artik-biz-de-onlarin-yaptiklarini-anlatiriz/dunya/dunyadetay/23.12.2011/1479163/default.htm

 

 

Dr. Sezgin Mercan

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Avrupa Birliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 17-08-2019

Rusya Güvenli Bölge Planını Destekliyor mu?

Güvenli bölge aldatmacası…