TİYATROCU DEĞİL, BİR RUM TARİH PROFÖSÖRÜNÜN TÜRKLERİN KATLEDİLMESİNE TANIKLIĞI

Yazan  02 Şubat 2009
Bir haftadır, ne dediğinin farkında olmayan bir tiyatrocunun sözleri, Yunan ve Rum basını ile parlamenterleri tarafından bahane edilerek dünyayı ayağa kaldırmaya çalışılmaktadır.

Tiyatrocunun foyası kısa zamanda ortaya çıkmasına, yirmi günlük Kıbrıs macerasından kendisini bir "Turkish Rambo" yaratma senaryosu olduğu anlaşılmasına rağmen yaygara kesilmedi.

Öte taraftan, 1963 yılından beri binlerce masum Türk`ün katledilmesine binlerce doküman, Türk ve Rum tanık olmasına rağmen görmemezlikten gelinerek "ölenle ölünmez" veya " olan olmuş, şimdi bunları gündeme getirerek dostluğumuz bozulmasın" mantığı idarecilerimizin ve medyamızın ortak paydası haline gelmiştir.

Tıpkı bu gün AB Haber de yayınlanan bir söyleşinin görmemezlikten gelindiği gibi.

Oxford Üniversitesi eski Tarih Profesörü Akademisyen Rolandos Katsiaunis Haravgi gazetesine verdiği mülakatta, 'Kıbrıslı Türklere karşı işlenen suçlarla ilgili çok tanıklıklar var' dedi.(AB Haber)

Rum Tarih Profesörü Katsiaunis, çocukluk yıllarında yaşadığı ve tanık olduğu Türklere karşı yapılan inanılmaz katliamları tüm içtenliği ile anlatırken, tarihin bu gizlenmeye ve üstü örtülmeye çalışılan gerçeklerini gün ışığına çıkartıyordu.

"Soru: Kıbrıslı Türklere karşı işlenen suçlarla ilgili tanıklıklar var mı?

Katsiaunis: Tanıklıklar çok fazladır. Birçoğu sözlüdür ve hafızamdadır. Ben 10 yaşındaydım ve Mağusa'daki 32 Kıbrıslı Türk'ün olayını hatırlıyorum. 3 Yunan subayının ve Lefkoşa polis müdürünün oğlunun içinde olduğu bir araba, belki de yanlışlıkla şehrin Türk bölgesine girmişti. Türkler onları durdurdular ve ateş açtılar. Sadece bir tanesi hayatta kaldı. Bunların isimleri Puliu ve Kapota askeri kamplarına verildi. Ertesi gün bir grup silahlı Kıbrıslı Rum, Rum kesiminde, bankalarda, NAAFI dükkânlarında çalışan Kıbrıslı Türkleri tutukladı. Hepsi masumdu ve bir önceki olayla bir alakaları yoktu. Toplam 32 kişiyi söz konusu köyün dışına çıkardılar ve öldürdüler. Daha sonra onları toplu mezara gömdüler. Bu, Türk toplumu ile sorunları olan bir Kıbrıslı Rum'un patlaması değildi. Belli bir sayıda silahlının işlediği önceden hazırlanmış ve örgütlü bir suçtu. Bu kişiler, 'göze göz dişe diş' taktiğini uygulayan grupların üyesiydiler. Ortam son derece gergindi. Yunanlı subayların cenaze töreninde, o zamanlar Kıbrıs'ta görev yapan ve daha sonra diktatör olan Dimitrios Yoannis öfkeden çılgına dönmüş bir şekilde bir konuşma yapmıştı.

Soru: Resmi taraf bu durumda ne yaptı?

Katsiaunis: İlk olarak Mağusa polisi, olayı ilk andan itibaren biliyordu. Çok sayıda Kıbrıslı Türk gün ortasında merkez de dahil olmak üzere çeşitli noktalardan, bankaların, dükkanların ve fabrikaların içinden toplanıp tutuklanmışlardı. Onları kapalı araçlar içinde söz konusu köyün dışına götürdüler, ateşli silahlarla onları öldürdüler ve topluca mezara gömdüler. Bazı polislerin bunu anlamamaları mümkün değildir. Ancak korktukları için mi yoksa onayladıkları için mi bilmiyorum sustular. Makarios ne yazık ki bunu çok geç öğrendi. Yukarıda da söyledim, bu durumları kontrol etmiyordu. Konuyu araştıran ben bile bugün, çeşitli bölgelerde Kıbrıslı Türklerin mezarlarının olduğunu işitiyorum, ancak belirsizdir." (AB Haber)

Bu yaşananlar "İnsanlı Suçu", "Soykırım" değil miydi?

21 Aralık 1963 gecesi başlayan bu olaylar, birkaç Rum`un işlemiş olduğu basit cinayetler değildi. Adadaki Türk varlığını yok etmeden tam bir hâkimiyet sağlanamayacağını bilen Rum ve Yunan yönetimlerinin uygulamaya koydukları bu plan, 20 Temmuz 1974`e kadar sürmüştür. Dünya kamuoyunun gözleri önünde 11 yıl süren bu kıyım, bu gün Kıbrıs meselesi kapsamı içinde bile değildir.

Oysa "Soykırım" kavramı, 1948 tarihli "BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme" ile tanımlanmıştır. Sözleşmenin 2. maddesine göre;
"Soykırım; ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek niyetiyle: Grup üyelerinin öldürülmesi, Grup üyelerinin fizik ya da akıl bütünlüğünün ağır biçimde zedelenmesi, grubun fiziksel varlığının tümü ya da bir bölümü ile yok edilmesi sonucunu verecek yaşam koşulları içinde tutulması, grup içinde doğumları engelleyecek önlemler alınması, bir grup çocukların başka bir gruba zorla geçirilmesi eylemlerinden herhangi birine başvurulmasını kapsamı içine alır. Soykırımda planlı, devlet politikası haline gelmiş eylemler söz konusudur."

Onbir yıl boyunca yüzlerce masum insanın katledilmesi, Birleşmiş Milletlerinin sözleşmesine göre açık bir soykırım olarak tarih sayfalarında yerini almıştır. Rum ve Yunan milliyetçi hükümetleri tarafından ENOSİS`i uygulamak için planlı bir şekilde kendi elleriyle kurdukları EOKA tedhiş örgütü aracılığı ile bu insanlık suçunu işletildiği açıktır.

Barış, birleşme, uzlaşma isteyenler gerçekleri görmeli, gerçekçi davranmalıdırlar. Kıbrıs'ta yaşanan bu gerçekler 35 yıldır gözardı edilmiştir ve edilecektir. Kıbrıs`ta yaşanan katliyamlar Türk ve Rum toplumlarını gelecekte ortak bir yaşam sürme amaçlarını ortadan kaldırmıştır.

Onlara göre, "Kıbrıs Elendir ve Kıbrıslı Türkler davetsiz misafirdiler." Oysa Kıbrıs ortak vatandır. Sadece Rum toplumuna ait değildir. Kıbrıs halkına aittir. Ve bu halkın içinde kabul etmeseler de Türkler de çoğunluktadır ve adanın gerçek sahipleridir.

Kıbrıs`ta yaşananlar için bir tiyatrocunun palavralarına hesap sorulacağına, Tarih Profosörü Katsiaunis, Rum yazar Antonis Angastiniyotis[1] gibi Rum aydınlarına ve akademisyenlerinin tanıklıklarına da başvurulsun. O zaman gerçekler daha açık görülecektir.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Antonis Angastiniyotis "Kıbrıslı Türkler'e Karşı Barbarlıklar... Madalyonun Öteki Yüzü" başlığıyla 1974'te katledilen Muratağa ilkokulu çocuklarına adadığı yazısı.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mehmet Zeki Bodur   - 14-11-2019

GÖÇ TANIMLARININ KULLANILMASINA YÖNELİK KAVRAMSAL ÇERÇEVE ÜZERİNE DEĞERLENDİRME

Göç ve göçmen konusu üzerinde halen, uluslararası ve ulusal anlamda sözleşmelerde yapılan tanımlar dışında, herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir kavramsal tanım bulunmamakta birlikte, bu durumun temel sebebinin, hem göçmenlerin hem de mültecilerin aynı güzergâhları kullanarak göç hareketlerini sürd...