Türkiye’de ikinci Vatikan’a hayır!

Yazan  11 Şubat 2019

Çipras kendisi ve ülkesi açısından başarılı bir Türkiye ziyareti yaptı. Kendisi açısından da çok kolay bir ziyaret oldu. Hiçbir engelle, protestoyla, soruyla karşılaşmadı. Hiçbir söz vermedi, vaatte bulunmadı ama çok söz aldı. Barış meleği gibi muamele gördü.

Haberlerde verilenlere göre ziyarette Meriç nehri boyunca uzanan koruma duvarının durumu, Yunan adalarına (!) yakın yerlerde gerçekleşen insan kaçakçılığı konuları da görüşülmüş. Yani hep Yunan tarafını korumaya, onların şikayetçi olduğu konuları halletmeye yönelik bir ziyaret olmuş.

Can alıcı sorunlar için topu istikşafi görüşmelere attı. Aslında top tribünleri de aştı sahanın dışına attı.

Daha önce de yazdık istikşafi görüşmeler oyalama taktiğidir, fiile durum yaratıp işgaller yapan kendisine ait olmayan toprakta denizde devlet uygulamaları yapan, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak burnumuzun dibindeki adaları silahlandıran Yunanistan’ın lehinedir. Geçen her dakika Yunanistan’ın çıkarınadır.

Yunanistan Türkiye’yi bu tuzağa çekerken Türkiye’nin başına yeni çoraplar örecek konu Çipras’ın ziyaretinin en somut sonucu oldu. Görünen o ki Heybeliada’daki Ruhban Okulu yeniden açılacak.

Peki bu ne anlama geliyor? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ben kendilerine sadece Batı Trakya'daki müftüler meselesini önlerine koydum. Siz de şu işi çözün, biz bu işi çözeriz, sıkıntı yok dedim.”  dediği kadar basit mi?

Müftülüğün karşısına Patrikliği koymak doğru mu? Hukuki bir dayanağı var mı? Ruhban Okulunun Patriğin dediği şekilde açılmasının sonuçlarıyla müftünün seçilmesi aynı sonuçları mı doğurur?

Bunları konuyu en iyi takip eden, araştıran ve değerlendiren kişiyle, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsünün Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı Gözde Kılıç YAŞIN  ile konuştum. İşte özeti.

Ruhban Okulu konusu Lozan'da yok. Lozan'da olan azınlıkların çoğunlukla eşit haklara sahip olması ve bunda Türkiye’deki Rumlarla Yunanistan’daki Türkler arasında mütekabiliyet olması var. Lozan’da Patrik ve müftü seçi de yok. Patrikhane’nin Ruhban Okulu için talep ettiği statü Türk vatandaşlarının sahip olmadığı bir ayrıcalıktır.

Anayasamızın 24. maddesi din eğitimi ve öğretiminin devlet gözetimi ve denetimi altında olacağını belirtmektedir.Bu haliyle  Patrikhane tümüyle kendisine bağlı, yurtdışından kendi belirlediği öğrencilere eğitim veren uluslararası bir teoloji okulu talep etmektedir. YÖK’e bağlı olmayacak, azınlık kabul edilemeyecek yabancıların bulunacağı üniversite anayasamıza ve Lozan’ın hükümlerine ve ruhuna aykırıdır.

Aslında Ruhban Okulu Türk devletince kapatılmamıştır.Halihazırda kapalı olmasının nedeni Patrikhane’nin talep ettiği statünün Türk hukukuna aykırı olması vekendi dediklerinin olmaması nedeniyle kendilerinin kapatmasıdır. Açılmasının yegane şartı da Türk anayasasına uygun olmasıdır.

Tabi burada sıkıntı olan konu Ruhban Okuluyla ilgili olarak Menderes döneminde yapılanlardır.  Sayın Sadi SOMUNCUOĞLU’nun Milli Düşünce Merkezi nin İnternet sitesinde 22 Aralık 2018 tarihli yazısında çok detaylı açıkladığı gibi aslında “tümüyle siyasi sebepler ve ABD’nin baskısı sonucu verilen bu tavizin, bugün sanki Cumhuriyetten beri böyle bir hak varmış da gasp edilmiş gibi sunulduğu ortadadır.”. Çünkü 1950 seçimleri öncesi, Demokrat Parti yetkilileri ile görüşen Patrikhane yöneticileri, Ruhban Okulu’nun yüksekokul haline getirilmesi sözünü almış, iktidarın ilk yılında da bu gerçekleşmiştir. Ve bunlar Lozan’a aykırıdır.

İşte şimdi Patrikhane bunları sanki Lozan’dan da önce kazanılmış varmış gibi sunarak Türkiye’ye dayatmaya çalışmaktadır.

Diğer taraftan aslında müftülük seçiminin karşılığı Patrik seçimi olması lazım, Ruhban okulu değil.Peki tam karşılığı nedir derseniz olsa olsa Ruhban okulunun karşılığı Batı Trakya’da Müslümanlar için benzer bir dini makam ve okul açmak olur. Ki bunun uygulama alanı da yoktur.

Lozan’da Patrikhanenin hüküm altına alınmamış olması, Patrikhanenin işleyişinin Türkiye’ye bırakıldığı anlamına gelir. Patrikhane bir Türk kurumudur, başındakiler Türk vatandaşıdır. Osmanlı döneminde dahi Patrik seçilme şartı, babasından itibaren Osmanlı tebaası olmak idi.

Lozan görüşmelerinde sadece TC vatandaşı Rumların dini ibadetle ilgili hizmetini görmek üzere Türkiye’de kalmasına izin verilmiş bir kurumdur. Türk kanunlarına göre statüsü herhangi bir kilise havradan farklı değildir.

Patrikhane’nin Rus kilisesiyle yaşandığı ayrılıklar, son Ukrayna kilisesine bağımsızlık verme olayı, şimdilerde Makedonya kilisesini kendine bağlama girişimi hep Lozan’ı aşan, Ekümenlik oluşumunu kuvvetlendiren adımlardır. Ruhban okulu bunu tamamlayacaktır.

Bütün bu gelişmelerden sonra işin özü şudur: Patrikhane ve Yunan tarafının dayattığı şartlarla Ruban Okulunun açılması Türkiye’nin sınırları içinde yarı devlet görünümünde, özerk haklara sahip olan İkinci Vatikan yaratmaktan başka sonuç doğurmayacaktır. Bunu kabul etmek mümkün değildir.

Heybeliada’da yeniden açılacak tek bir okul var o da Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Deniz Kuvvetlerine yeniden Barbaroslar yetiştirecek Deniz Lisesi’dir. Açılacak Deniz Lisesi Türkiye’ye güç katacak, Ruhban Okulu ise Türkiye’ye fitne fesat (Atatürk’ün dediği gibi) yaratacaktır.

 

Son Düzenlenme Pazartesi, 11 Şubat 2019 12:18

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Cengiz Tatar   - 24-04-2019

24 NİSAN 1915; “ERMENİ SORUNU, TEHCİR VE GERÇEKLER”

1878’e kadar Türkler ile Ermenilerin arasında dostluk hüküm sürmüştür. Osmanlıların sınırları içerisindeki Ermenilere adil bir yönetim sunması, sınırları dışındaki Ermenilerinde devlete sığınmalarına neden olmuştur.