Yeni Makedon kimliğinin inşası için Makedonya Kilisesi formülü

Yazan  15 Mart 2019

Makedonya isim sorunu, oldukça ayrıntılı bir sözleşmeyle Kuzey Makedonya Cumhuriyeti ismi üzerinde anlaşılıp, Yunanistan’a tanınan bir takım uzun süreli denetim yetkisi karşılığında Makedonya’nın NATO ve AB üyeliğinin kolaylaştırılması ile çözüldü.

6 Şubat 2019’da Brüksel’de Makedonya’nın NATO’ya katılım protokolü imzalandı, 8 Şubat’ta ise Makedonya ile NATO arasında imzalanan üyelik anlaşması, Yunanistan parlamentosunda onaylandı. Bu süreçte Makedonya kilise çevreleri, isim sorunu çözüldüğüne göre sıranın kendi sorunlarına geleceği beklentilerini ifade etmeye başladılar.

1959'da Sırp Ortodoks Kilisesi Kutsal Sinodu (Meclisi), tarihi Ohri Başpiskoposluğunun restorasyonu olarak Makedonya’daki Ortodoks Kilisesi'ne özerklik kazandırmış ve Sırp Kilisesi kanonik birlikteliği içinde kalacağını hükme bağlamıştı.[1] 1967'de ise Makedonya Ortodoks Kilisesi tek taraflı olarak otosefali olduğunu (dini bağımsızlığını) ilan etmiş ve Sırbistan Ortodoks Kilisesi’nden ayrıldığını açıklamıştı. Ancak Sırbistan Kilisesi ayrılma talebini kabul etmediği için Ortodoks Kiliselerinin kutsal kanunları gereği bu bağımsızlık ilanı sonuç getirmemişti. Bağımsızlık ilanı boşta kalmış, kendisini kabul edecek bir Kilise de bulamayınca “şizmatik” yani “dinden sapmış” muamelesi görmüştü. -Şizmatik kabul edilmesinin kutsal kanunların daha derinlerde kalan, pek dillendirilmeyen kurallarına göre etnik milliyetçi karakterde ısrar etmesi olduğunu iddia edenler de var. Bu hususa daha sonra döneceğiz.- Sadece Ortodoks değil Katolik kiliseleri bağlayan kutsal kanunlara göre yerel bir kilisenin kurulabilmesi için kanonik düzende yer alan bir kilisenin piskoposlarının gelip bu yeni kiliseyi kutsaması gerekir. Bu durumda kutsama ayini için elçi gönderen kilise, yeni kilisenin Ana Kilisesi olur. Bir nevi ondan doğmuş bir kilise statüsü alarak kanonik hiyerarşide kendine yer bulmuş olur.

Ohri Başpiskoposluğu Halefiyeti

Belki burada din-siyaset bağının koşulların gerektirdiği şekilde nasıl kullanıldığı konusunu pekiştirmek için Ohri Başpiskoposluğu’nun tarihine bakmak doğru olur. Zira Makedonya Ortodoks Kilisesi’nin 1959’da kurulmasıyla başladığımızda Tito’nun bir Makedonya ve Makedon ulusu yarattığı iddiaları haklı görünür. Burada kilit unsur Ohri Başpiskoposluğu’nun ihyası noktasıdır. Ohri Başpiskoposluğunun en eski Prima Justiniana Kilisesi’nin halefi olduğu 6. yüzyıldaki bir Ekümenik Konsül’de (evrensel-tüm Ortodoks Kiliselerinin katıldığı, din kurallarının görüşüldüğü toplantı)  kabul edilmiştir.[2]Bu statüsü, Bulgar Krallığı’nın başkenti olarak Ohri’yi aldığında 1018 veya 1019 yılında Bizans İmparatoru Basil Tsimesches tarafından da tanınmıştır.

Geç Antik Çağ ve Orta Çağ’daki diğer kiliselerin de olduğu gibi milli değil yerel bir kiliseydi ve piskoposları da farklı etnik gruplardandı. Zaten yüzyıllar boyunca da tüm bu kiliseler yerel kralların kutsal meşruiyeti için kullanıldı. 1920’lerde Sırp Ortodoks Kilisesi, Sırbistan’ın bağımsızlığını kazanmasından hemen sonra kuruldu ve kuruluş belgesinde de kendisini Ohri Başpiskoposluğu’nun halefi ilan etti. Keza bugünün Bulgar Kilisesi[3] de (Tırnova) 1185’ten sonra Ohri Başpiskoposluğu yetki bölgesinde kurulmuştu.

Sırbistan Kilisesi Ohri Başpiskoposluğu’nun halefi statüsünü sonraki dönemlerde de tüm Yugoslavya topraklarındaki hükümranlığı için kullandı. İşte Makedonya Ortodoks Kilisesi’ni de bu şekilde kendi içinden doğurmuş oldu.  Konunun en önemli noktası ise Makedonya Ortodoks Kilisesi’nin kuruluş belgesinde de kendisinin Ortaçağ Ohri Başpiskoposluğunun halefi olduğunu belirtmesidir. Bulgar teologların eleştiri noktası da Ohri Başpiskoposluğunun halefi eğer Makedonya Kilisesi ise bu kilisenin Antik Çağ’da da olduğu gibi etnik milliyetçi yaklaşımlardan uzak olması, her etnik kökene açık olması yani ümmetçi bir zihniyeti benimsemesi gerektiği yönünde. Hatta bu çerçevede, AB üyeliği öncesinde Makedonya’nın Anayasası’ndaki kiliseyle ilgili bölümü, Dini Gruplar Yasası’nı ve Makedon kimliğine atıf yapan/güvence sağlayan dini belgelerdeki tüm etnik ifadeleri değiştirmesi gerektiği savunuluyor. Bunun teolojik bir gereklilik olduğu öne sürülüyor. Halbuki kiliseler arasındaki mücadele bugüne dek hep kendi dilinde ayin yapabilme, kendi milli kilisesine sahip olabilmeyle ilgiliydi. Doğrusu bugün tüm Ortodoks Kiliseler de bahsettiğimiz teologların “şizmatik” yani sapkın olarak tarif ettiği bu milli/etnik karakteri taşıyor zaten. Bu hususa tekrar döneceğiz.

Ana Kilise İstanbul Patrikhanesi Olmalı!

Makedonya Ortodoks Kilisesi, 1967’den bu yana kanonik düzene –yani kutsal kilise kanunlarına uygun bir tanıma görebileceği ve kiliseler hiyerarşisinde yer alabileceği düzene-geri girebileceği bir yol arayışında. 1991-1999 arasında iki dönem Makedonya Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Kiro Gligorov da Bulgaristan’dan Makedon Kilisesi’nin tanınması talebinde bulunmuştu.[4]İlk hamle zaten Makedonların esasen Bulgar olduğunu iddia eden Bulgaristan’dan geldi. Tek sebep milli köken bağı değildi. Ohri Başpiskoposluğunun en eski Prima Justiniana Kilisesi’nin halefi olduğu kabul edildiğinde bu toprakların Bulgar Krallığında olması da önemli bir sebep olarak görüldü. Bulgaristan Ortodoks Kilisesi, kendi iç sorunlarını hallettikten sonra kendisine bağlanması hususunda Makedonya Ortodoks Kilisesi’ne yeşil ışık yaktı. Kasım 2017’de de Makedonya Ortodoks Kilisesi, Bulgar Ortodoks Kilisesi’nden kendi “Ana Kilisesi” olmasını istedi. Ne var ki Türk kanunlarına bağlı kalmak ve sadece İstanbul’da yaşayan Rumların dini ihtiyaçlarını gidermek, siyasi işlere bulaşmamak koşuluyla İstanbul’da kalmasına izin verilen Fener Rum Patrikhanesi, bu adıma büyük tepki gösterdi. Fener Rum Patriği Bartholomeos, “Tüm Balkan uluslarının Ana Kilisesi Konstantinopolis’tir (İstanbul)” açıklamasını yaptı.[5] Bulgaristan Ortodoks Kilisesi geri adım attı.

Osmanlı İmparatorluğu varlığını sürdürmekte iken, doğrudur ki Balkanlardaki Ortodoks kiliseleri Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlıydı. Ama Yunanistan Kilisesi de dâhil olmak üzere Osmanlı’dan bağımsızlığını kazanan tüm yeni devletler, tıpkı Ukrayna ve Estonya’nın daha yakın dönemde yaptığı gibi kiliselerinin de milli kilise olmasını istediler. Bulgarların ilk kimlik tartışması, Osmanlı’ya karşı değil Osmanlı hükümleri nedeniyle bağlı kabul edildikleri Fener Rum Patrikhanesi’nin kiliselerdeki ayinlerden sonra okullarda da Yunancayı zorunlu dil haline getirmek istemesiydi. İsyanları başlatan kilise papazlarıydı ve dil-kimlik mücadelesi Patrikhane’ye karşı verilmişti. –Bugün Yunanistan Kilisesi ile Fener Rum Patrikhanesi arasında hala daha hiyerarşi nedeniyle sorunlar sürmektedir.- Devletleri bağımsız olan tüm Kiliseler, Fener Rum Patrikhanesi’nden de ayrıldılar. Hatta yeni devletçiklerin ilk hamlesi bu olmuştur. Çünkü Ortodoksluk ümmetçi bir yapı değildir. Milli kimliği besleyen, destekleyen ve devleti olmazsa kilisesinin de olamayacağı, devleti varsa mutlaka milli kilisesi olması gerektiği düşünülen yapıda gelişim göstermiş bir inanç sistemidir. Kilise de zaten devletini milli kimlik yaratmada destekleyen bir kurumdur. Devletsiz kilise olmaz şiarının temelinde bu anlayış yatar.

Fener Rum Patrikhanesi açısından da bu böyledir. Fener Rum Patrikhanesi’nin yetkileri ve etkisi, içinde bulunduğu devletin sınırlarına bağlı kalmıştır. Osmanlı genişledikçe yeni alınan yerlerdeki Ortodoks kiliseler Fener’e bağlanmış; Osmanlı küçülürken de kaybedilen topraklardaki kiliseler Fener’in yetki alanından düşmüştür. Bunu Osmanlı’nın küçülmesi sırasında atağa geçen Rus ya da Avusturya-Macaristan diplomasisine de bağlayamayız. Bu gidişat Osmanlı dönemiyle sınırlı değil. Zira Bizans ya da Doğu Roma İmparatorluğu döneminde de İstanbul’daki Patrikhane’nin yetki alanı devletin sınırlarına göre genişlemiş ve daralmıştır.

Şimdi Balkan kiliseleri birer milli kilisedir ancak ayinlerde kiliseler anılırken İstanbul Patrikhanesi birinci sırada anılarak tarihsel bağ onurlandırılır. Not düşmek gerekir ki Rus Ortodoks Kilisesi’nin yetki alanında olmasına rağmen Ukrayna Başpiskoposluğu’nu kendisine bağlayarak Kutsal Kilise kanunlarını ihlal ettiğini düşünen Kiliseler artık İstanbul Patrikhanesi’ni birinci sırada anmıyorlar. Sırp Ortodoks Kilisesi de bunlardan biri. Zaten bu konu, Ortodoks aleminin tamiri imkansız bir çatışma ve bölünmeye girdiği olay olarak anılmaktadır. Makedonya Kilisesi’nin nereye bağlanacağı konusu da yeni bir tartışma konusu olmaya aday.

Yeni Makedon Kimliği’nin Yaratımında Kilisenin Rolü

Makedonya Ortodoks Kilisesi, özellikle şimdi Kuzey Makedonya Cumhuriyeti ismiyle birlikte Makedon kimliğinin yeniden tanımlanması sürecinde kaçınılmaz olarak önemli bir görev üstlenecek. Zira Prespa Anlaşması, Makedon kimlik algısının değiştirilmesini ve antik dönemlerdeki Makedonlarla ilgilerinin olmadığı konusunda bugünün Makedonlarının ikna edilmesini de içeriyor. Bugün artık dünden farklı bir Makedonya devleti var ve farklı da olmak zorunda. Yıllarca komşu devletlerden gelen aslında Bulgar, aslında Helen, aslında Sırp oldukları söylemlerine karşı antik Makedonların devamı oldukları savunusunu yapan bugünün “Makedonyalı Arnavut ve Türk olmadıkları kesin olan halkı” mecburen kim olduklarına dönük yapılacak yeni bir tanımlamaya maruz kalacaklar. Kimlik oluşturma ve milli duyguların geliştirilmesinde de tarih boyunca siyasetçilerden de çok okullar ve kiliselere/din adamlarına iş düştü. Prespa Anlaşması’na göre Makedonya okullarında okutulacak ve kimliğe işaret eden tüm kitaplar ve yayınlar Yunanistan’ın oluşturduğu komisyonun denetiminde olacak. Bunun için bir süre de belirlenmedi. Kimlik konusunda doğal olarak gözler Kilise’ye çevrilecek.

Makedonya Ortodoks Kilisesi, Prespa Anlaşması ile neticelenen görüşmeler sürerken kendi ismindeki Makedonya ifadesini atarak hükümetinin çözüm arayışına desteğini göstermişti.Bu, yeni dönemde kendinden beklenen misyona hazır olduğu mesajı olarak da görülmeli. Nitekim Makedonya Başbakanı Zoran Zaev de, isim anlaşması için görüşmeler sürerken Fener Rum Patriği Bartholomeos’a konuyla ilgili bir mektup yazmış ve Makedonya Kilisesi’nin tanınması talebini iletmişti.[6]Bu süreçte Bulgaristan’ın eğer kilisesi Üsküp’teki kiliseye dönük resmi bir onaya girişecek olursa Zaev ve Çipras arasında yürütülen anlaşmanın Bulgaristan tarafından sabote edilmiş sayılacağı uyarısının yapıldığını eklemek gerekir.

Bulgar Kilisesi, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un sert açıklamasından sonra Makedonya Kilisesi’nin kanonik statüsünü belirlemek için gerekli işlemleri yapacağını ancak kendisine bağlanamayacağını, Ana Kilise olmayacağını açıklamış; 2018'de de Makedonya'daki kilise meseleleri üzerine bir komisyon kurmuştu.[7]Tanıma anlamına geleceği için Ohri Başpiskoposluğu’nun kuruluşunun 1000. (bininci) yıldönümünü kutlamak için heyet yollamamıştı. (Gerçi bu, ironik olarak üstünlüğünü tanımak anlamına da gelirdi.) Zaev’in mektubu da bundan 15 gün sonraya denk geliyor. Mektuba cevap 30 Mayıs 2018’de İstanbul (Fener Rum) Patrikhanesi Sen Sinod (Meclis) Kararı ile verildi. Kararda Makedonya Başbakanı Zoran Zaev’in mektubuyla desteklenen Üsküp Şizmatik Kilisesi’nin Ohri Başpiskoposluğu adıyla kanonik düzene geri dönüşü talebinin kabul edilerek sürecin başlatıldığı ifade edildi. [8]Şimdi Fener Rum Patriği Bartholomeos’un Ukrayna Başpiskoposluğu gibi Makedonya Başpiskoposluğu’nu da kendine bağlaması için bir anlamda geri sayım başladı.

Jeopolitik, Teolojik ve Teostratejik Sonuçları

Gidişat, Ortodoks dünyasında iki anlamda yeni bir kriz anlamına geliyor.Birincisi yetki alanları konusundaki tartışmaların bir uzantısı olmasıyla ve jeopolitik kriz veya fırsatlarla ilgili. Zira Üsküp’teki Kilise ve özellikle bazı piskoposların Batı karşıtlığı biliniyordu; Yunanistan’a taviz verilmesini eleştiriyorlardı ve Rusya’ya yakın, hatta bağımlı bir tavır sergiliyorlardı. Bazı piskoposlar ise ilişkilerini Belgrat’la sıcak tutuyordu. Bu anlamda siyasi arenada açık olan Rusya ve ABD çekişmesinin kiliseler üzerinden yürütülen ayağında ABD, Estonya ve Ukrayna’dan sonra Balkanlarda da bir adım öne geçiyor. Siyaseten Makedonya’nın ABD adına kazanılması hususu zaten yetkililerce de yeterli açıklıkta ifade edildi. Din adamları, kiliseler bazında da bir perçinleme gözlemliyoruz. Balkanlar da Makedonya isim anlaşmasının arka planında gündeme gelenlerle güç mücadelesinin önemli alanlarından biri olduğunu bir kez daha ispatlıyor.

İkinci kriz daha ziyade Ortodoks âlemindeki teolojik tartışmalarla ilgili. Basına yansımayan Kiliselerin kendi aralarındaki yazışmalarında sıklıkla yer alan ve bu kiliselerin kendi internet sitelerinde mektupların, tartışmaların yayınlanmasıyla ilgilisinin dikkatini çeken iki husus bulunuyor. Bunlardan ilki yetki tartışmaları: Ukrayna Başpiskoposluğu’nun Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlanmasıyla iplerin koptuğu, Ortodoks birliğinin bozulduğu biliniyor; gerekçelerin ayrıntılarını da daha önceki makalelerimizde incelemiştik. İkinci husus ise Makedonya Ortodoks Kilisesi/Ohri Başpiskoposluğu’na yönlendirilen Şizmatik (sapkın) suçlamasının aslında daha fazla kiliseyi ilgilendiriyor olması.

Öncelikli olarak milli kilise ihtiyacının ana sebebinin kendi anadilinde ayin yürütebilmekle ilgili olduğunu vurgulayalım. Ortodoks Hristiyanlık, kendi anadilinde ayin yapılmasına izin verir. Sonuçta tam bir barış ortamında kiliseler arasındaki tek fark ayinin dili olabilir. (Ancak uzun barış ortamlarından bahsetmek mümkün değil ve tüm kritik, insanlık adına acı sonuçlar doğuran savaşlarda Kiliseler tecavüzü, öldürmeyi kutsamıştır. Ermenistan, Sırbistan, Kıbrıs’taki kiliselerin kışkırtıcılığı yakın tarihli örneklerdir.) Ama gerçekte Ukrayna’nın, zamanında Bulgaristan’ın, Sırbistan’ın, Yunanistan’ın, Kıbrıslı Rumların arayışı milli kimliğin “öteki”ne karşı tesisinde Kilise’nin de görev yapması yönündeydi. Gerektiğinde “öteki” diğer Ortodoks kimlikler de olabilmektedir.

Fener Rum Patrikhanesi de etnik bir kilise gibi davranmakta oluşuyla eleştirilmekte. Sonuçta bugün de dün olduğu gibi Sen Sinod’unda (Meclis) yer alanlar her zaman tek bir etnik kökenden. (Türk kanunlarınca babadan itibaren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması koşulu, son dönemde ihlal edildi ama Avustralya ya da ABD’den getirilen metropolitler hep Yunan kökenlidir.) Tarihi boyunca hiçbir zaman Bulgar, Türk, Makedon ya da Sırp kökenli bir Patriği olmadı. Ayinleri Rumca yapmasının ötesinde diğerleri üzerinde yetkisi olduğu dönemde farklı etnik kökenlere hizmet veren Kiliselere de Rumca/Yunanca ayin yapılmasını zorunlu kılıyordu. Hatta okullarda da eğitimin Yunanca olması için girişimde bulunmuştu. Türk Ortodoksların Türkçeyi Yunan alfabesiyle yazdığını hatırlayınız. Tam da bu sebeple Bulgaristan’ın asıl mücadelesinin din adamlarınca yürütüldüğünü ve Osmanlı yönetimine karşı değil ilk olarak Patrikhane’nin Bulgar kimliğini yok etme girişimine karşı mücadele verildiğini hatırlatmak gerekir. 2000lerin başlarında Patrikhane aleyhine açılan davada da Bulgar Eksarhlığı Ortodoks Kilisesi(Demir Kilise/Sveti Stefan Kilisesi), Patrikhane’nin kendilerini Yunanca ayin yapmaya zorladığı şikâyetinde bulunuyordu. Geçmişteki anlaşmazlığı bugüne ışık tutması açısından veriyoruz. Bugün de aldığı kararlar, diğer kiliselere yaklaşımı ya da genel tavrı bakımından etnik kimliği ön plana çıkarmakla eleştiriliyor. Ohri Başpiskoposluğunun şizmatikliği kaldırılırken aynı çevrelerde kendisi de benzer sebepten eleştirilecektir.

Son olarak teostrateji noktasından bakınca ümmetçi çizgiye gelmiş bir Batı Ortodoksluğu (Rus Patrikhanesi ve ona tabi olan Kiliseler ile yine eleştirel bakan İskenderiye Patrikliğini ayırdığımızda kalanlar) değerlendirmesi yapmak gerekebilir. Öncelikle bu gelişme, tüm din gruplarını kontrol edilebilir bir merkezden yönetmek konusunda ciddi girişimlerde bulunan “AB’nin birinci sınıf devletleri” açısından onları hedefe ulaştırabilecek bir yol olacaktır. Burada önceliğin istikrar olduğu açık. Avrupa’daki tüm Müslümanları bir Avrupa Müftüsüne bağlama girişimleri ve gizli-açık tüm pazarlıklar ile Fener Rum Patrikhanesi’ne verilen destek aynı amaca hizmet ediyor.(Avrupa’daki Rus kökenlilerin devam ettikleri –tabanı karışık kimliklerden oluşan- kiliselerin de Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı olması ihtimalini düşünün derim.)

Yunanistan’ın tarihi bir hamleyle Anayasası’nda Kilise ve devleti tam olarak birbirinden ayırma ve dahası 3.maddedeki İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlılık ifadesini kaldırmasını da tüm bu gelişmelerin gerekli parçası olarak değerlendirebiliriz. Fener Rum Patrikhanesi Yunan kökeninden, Yunanca ayinden vazgeçmeye; Meclisini ve Patriklik makamını Türk Ortodokslar dahil olmak üzere her etnik kökenden Ortodoksa açmayı kabul etmek istemeyecektir ama olursa da Ekümenlik iddiasının eksik kalan teolojik zeminini sağlamış olacaktır. (Bu olsa bile Ekümenik olmak için gereken tüm Ortodoksların kendisini ruhani merkez olarak kabul görme şartını sağlayamayacağını, 300 milyonluk Ortodoks nüfusun yarısının zaten doğrudan Rus Patrikhanesi’ne bağlı Ruslardan oluştuğunu; bugün Fener Rum Patrikhanesi’nin yetkilerini kabul edenlerin İstanbul’daki Rum Ortodokslar ile -Yunanistan’da yaşayanlar Yunan Kilisesine bağlıdır- dünyaya yayılmış Yunan diasporası olduğunu hatırlatalım.)

Peki, hukuki zemin ne olacak? Patrikhane Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına bağlı bir Türk kurumudur. Varlık nedeni sadece İstanbul’da bulunan Rum kökenlilerin dini ihtiyaçlarını sağlamaktan ibarettir. Türkiye’nin Batı Ortodoksluğu’nun tek merkezden yönetilmesini sağlamak gibi bir zorunluluğu, sorumluluğu ya da görevi yoktur. Türkiye’nin sorumluluğu kendi azınlıklarının dini özgürlüklerinin yerine getirilmesini sağlamaktan ibarettir. Makedonya’daki gelişmeleri Türkiye bu noktalardan da takip etmek zorundadır.

 

 

 

[1] Makedonya Kilisesi’nin kurulması, Tito’nun bir Makedonya ülkesi, Makedon halkı ve dili yarattığı iddialarını destekleyen bir hamle olarak görülmektedir. Aslında Makedon diye bir millet olmadığını savunanlarca Tito’nunEricHobsbawm’ın milletlerin yaratıldığı kuramını doğrular şekilde bir millet yarattığı; önce sınırları olan bir toprak tahsis ettiği, sonra bir kilise verdiği ve bir Makedon dili kodladığı; milliyetçilik sorunlarını da Stalin’in “kardeşlik ve birlik” formülüyle çözmeye çalıştığı savunulmaktadır.

[2]Link veren dipnotlar yazarın isteğiyle çıkarılmıştır. DiplomaticObserverMarch 2019 sayısında yer alan makalede (TheMacedonianChurchtoServeBuilding New Macedonian Identity) linkler bulunmaktadır.

 

[3] 1872-1945 arasında Bulgar Ortodoks Kilisesi de şizmatik sayılmıştı. Tırnavo Kilisesi, bugünkü Bulgaristan’ın kuzeyinde başpiskoposluk idi ve 1235’te yerel bir Pan-Ortodoks Konsey’de Patrikliğe yükseltildi ancak 1404’ten sonra veba gibi salgınlar nedeniyle bölgedeki Hristiyan nüfusun belirgin şekilde azalması nedeniyle metropolitliğe düşürüldü.

[4]AntonKojouharov , Bulgarian “Macedonian” Nationalism: A ConceptualOverview, OJPCR: The Online Journal of PeaceandConflictResolution 6.1 Fall: 282-295 (2004)

[5]Link veren dipnotlar yazarın isteğiyle çıkarılmıştır. DiplomaticObserverMarch 2019 sayısında yer alan makalede (TheMacedonianChurchtoServeBuilding New Macedonian Identity) linkler bulunmaktadır.

[6]Link veren dipnotlar yazarın isteğiyle çıkarılmıştır. DiplomaticObserverMarch 2019 sayısında yer alan makalede (TheMacedonianChurchtoServeBuilding New Macedonian Identity) linkler bulunmaktadır.

[7]Link veren dipnotlar yazarın isteğiyle çıkarılmıştır. DiplomaticObserverMarch 2019 sayısında yer alan makalede (TheMacedonianChurchtoServeBuilding New Macedonian Identity) linkler bulunmaktadır.

 

[8]Link veren dipnotlar yazarın isteğiyle çıkarılmıştır. DiplomaticObserverMarch 2019 sayısında yer alan makalede (TheMacedonianChurchtoServeBuilding New Macedonian Identity) linkler bulunmaktadır.

 

Son Düzenlenme Cuma, 15 Mart 2019 18:33
Gözde Kılıç Yaşın

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Bojidar Çipof   - 27-05-2019

Kin Kapısı Hikayesinden 200. Yıl Programı Üreten Yunanistan

“Yunanistan, 1821’in 200. yılını Türkiye aleyhine bir algı operasyonuna çevirme girişimlerini başlattı. 1821’de Mora İsyanı’yla eş güdümlü şekilde devleti yıkmayı hedefleyen hareketliliği yönlendirdiği gerekçesiyle Patrik 5. Grigorios bugün Kin Kapısı adı verilen ye...