YAPISAL REFORM PAKETİNDEN FİNANS PAKETİNE

Yazan  12 Nisan 2019

Türkiye’nin şuan içinde bulunduğu durum veya sorunları sadece ekonomik değildir.

Türkiye  ekonomi dahil yönetsel, siyasi, dış politik, sosyolojik ve demografik, vb. pek çok sorunu aynı anda yaşamaktadır. Ve bu sorunlar birdenbire ortaya çıkan sorunlar değildir. Bu sorunlar siyasal iktidarların yıllardır uyguladıkları yanlış, denge içermeyen ve gelecek kaygısı taşımayan günlük politikalarının sonuçlarıdır.

Bu yüzden yapısal reform paketleri hem şuanki kısa vadeli sorunları çözecek hemde uzun vadeli dönüşümü sağlayacak politikaları içermek zorundadır. Eğer bunlardan biri eksik olursa politika olarak ne önerilirse önerisin başarılı olma şansı bulunmamaktadır.

Yapısal reform paketi, geleceğe yönelik yapılan uzun vadeli sosyoekonomik politik matrisleri içerisinde barındırmaktadır. BU reformlar, bir dönüşüm veya yeniden yapılanma politikaları içerdiğinden kısa sürede olumlu etkileri görmek mümkün olmasa da uzun vadede ve daha kalıcı olarak (tabiki doğru şekilde uygulandığında)kendini göstermektedir. Bu yüzden siyasal iktidarlar yapısal reform paketleri açıklar ama uygulamaz veya uygulamakta zorlanırlar. Çünkü yapısal reform paketleri için bir siyasi irade, toplumsal mutabakat ve toplumu oluşturan sosyoekonomik unsurlarının tamamının karşılıklı güvenin oluşturulması gerekmektedir.

Açıklanan yapısal reform paketinin içeriği incelendiğinde (TBMM’de bu konunun tartışılmaması, toplumun farklı kesimlerinin önerilerinin dikkate alınmadığı) toplumsal mutabakat olmadan hazırlandığını göstermektedir. Bu durum yapısal reform paketinin kadük doğmasına neden olmuştur. Olması gereken yapısal reform paketi açıklanmadan TBMM’de, paket içeriğine uygun Üniversite birimlerinde, STK ve dernek ile halkın görüşüne sunularak tartışılması gerekmektedir. Bu yapılmadığı takdirde, reformu paketi anlaşılır hale getirilmediği takdirde, kabul edilebilir hale taşınmadığı takdirde ve en önemlisi güven oluşturulmadığı takdirde başarı şansı da kaybolmaktadır. Böyle bir yapısal reform paketi, uzun vadeli olmaktan çıkıp kısa vadeli geçici çözüm sunan popülist bir politik önerme haline dönüşür.

Nitekim açıklanan yapısal reform paketi analiz edildiğinde; yapısal olmaktan uzak, ancak ekonomik sorunlara kısa vadede popülist çözüm üretmeye çalışan ve sorunları öteleyen stratejiye benzemektedir. Yapısal reform paketinde olması gereken pek çok unsura değinilmiş fakat neredeyse tamamı gelecek dönemlerde açıklanacağı beyan edilmiştir. Bu durum ülkede var olan sorunlar için hazırlanıldığı söylenen reform paketlerinin daha hazır hale getirilmediğini ortaya koymaktadır. Ancak bu reform paketleri hazır hale getirilmeden neden toplumda yüksek bir beklenti oluşturulduğu veya reform paketi açıklaması adı altında bir açıklamaya gerek duyulduğu anlaşılamamıştır.

Açıklanan yapısal reform paketinin içeriğine tekrar dönersek; Finans, sigorta, tarım, sanayi sektörlerine yönelik; diğer taraftan turizm, lojistik,  ihracat ve  stratejik sektörler (7 tane) master planları ile vergi, yargı, sosyal güvenlik reformları ve hatta Türkiye Varlık Fonunun yapısal reform içerisindeki üstlendiği role kadar pek çok konuda bilgi içermektedir. Bu bağlamda yapısal reform paketi içerisinde bilgi verilmesine rağmen Vergi Dönüşüm Reformunun, Yargı Reformunun ve Sosyal Güvenlik Reformunun ileride bir tarihte açıklanacağının ifade edilmesi  ve sadece genel ifadeler ile açıklanması düşündürücüdür. Bunun yanında İhracat Master Planı(2019 Ağustos), Turizm Master Planı (2019 Eylül) ve Lojistik Master Planının (zamanı belli değil) gelecek aylarda açıklanacağının söylenmesi, yapısal reform paketini, yapısal olmaktan çıkarmıştır. Bunlara ilave olarak açıklanan yapısal reform paketinde olmazsa olmazı olan tarım ve sanayi sektörü reformlarının da 2019 yılı Mayıs ayında ilan edileceğinin ifade edilmesi, ekonomideki sosyo-ekonomik anlamda acil çözüm bekleyen sorunların çözümsüzlüğünü artırma ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Bu çözümsüzlüğü kuvvetlendiren reform paketindeki başka bir unsur ise, belirlenen stratejik sektörlere yapılacak yatırım planlamasının Türkiye Varlık Fonu tarafından yapılacağının açıklanmasıdır. Çünkü Türkiye Varlık Fonunun bu stratejik sektörlerin yatırım planlamasını nasıl ve hangi kaynakları kullanarak yapacağı önümüzdeki günlerde tartışma konusu olacağına işaret etmektedir.

Tabi ki şu soruyu sorduğunuzu zannediyorum. Peki Yapısal Reform Paketinde ne açıklandı?. Yapısal Reform Paketi olarak ifade edilen paket içerisinde, açık ve net şekilde sadece finans sektörüne yönelik alınan önlemler ve uygulamalar bulunmaktadır. Bunlar şu Şekildedir:

Kamu bankalarına toplam 28 milyar lira İkrazen Özel Tertip Devlet İç Borçlanma Senetleri verilerek sermayeleri güçlendirilecek. Ayrıca dengelenme süreci boyunca temettü dağıtımı sınırlandırılacak. Bankalar kendi öz kaynakları ile sermayelerini güçlendiremedikleri dolayısıyla kamu bankaların sermaye sorunu yaşadığını göstermektedir. Ayrıca temmettü dağıtımın sınırlandırılması da önümüzde dönemin finansal anlamda daha da zorlu olacağını işaret etmektedir. 

Banka bilançolarındaki sorunlu kredilerin, toplam krediler içerisindeki oranının Mart 2019 itibariyle kabul edilebilir bir oranda (%6’nın altında) olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca açıklanan pakette; tahsili gecikmiş alacaklar için yüksek oranda karşılık ayrıldığı, bir çoğunun teminatının bulunması, tahsilat oranlarının yüksek olması ve tahsili gecikmiş borcu bulunan işletmelerin büyük çoğunluğunun faaliyetlerine devam ettiği ifade edilmiştir. Bunlar doğrudur. Ancak tahsili gecikmiş alacaklar için bankalar bunu bilançolarının şüpheli alacak kısmına kaydetmekte, sorunlu olan kredilerin neredeyse tamamının KGF teminatı (%80 oranında) ile  devlete kefilliğinde olması, 2014 yılından bu yana neerdeyse her yıl yapılandırma yolunu açarak, sürekli olarak borçların ötelenerek tahsil edilmiş gibi gösterilmesi veya sorunsuz kredi gibi bilançolarda yer alması durumu göz ardı edilmektedir. Her ne kadar tahsili gecikmiş borcu bulunan bu işletmelerin büyük çoğunluğunun faaliyetlerine devam ediyor görünse de ülkedeki işsizlik oranlarındaki artışlar, KKO düşüşler, konkordato ve iflas süreçleri hakkındaki yeni düzenleme ihtiyacı, büyümenin 2019 yılı ilk çeyreğinde negatif çıkma ihtimalinin kuvvetliliği düşünüldüğünde işletmelerin faaliyetlerini askıya aldıkları söylenebilir. Ayrıca bankaların sorunlu kredilerinin bir bölümünden varlık yönetim şirketlerine devrederek azaltması da gözden kaçırılmamalıdır.

Yapısal reform paketinin en can alıcı noktalarından biri de, Enerji ve inşaat gibi yüksek NPL’lerin olduğu iki sektörde, bankaların sorunlu kredileri bilanço dışı fonlara devredilecek olmasının ifade edilmesidir. Bu yeni fonlar arasında Enerji Girişim Sermaye Fonu ve Gayrimenkul Fonu  bulunmaktadır. Özellikle sorunlu kredilerin veya bunu kullananların enerji ve inşaat sektöründe faaliyet gösteren veya işlem yapan ekonomik unsurlar olduğu tespiti ortaya konularak, bu sektörde bir kurtarma yapılacağının sinyallerini vermektedir. Bu kurtarma süreci ile bir taraftan bankalar sorunlu varlıklardan kurtarılıp bilançoları temizlenecek diğer taraftan da enerji ve inşaat sektörlerindeki firmaların kurtarılması düşünülmektedir. Bu kurtarma sürecinin başrol oyuncuları ise; kamu bilançolarından bağımsız hareket edebilecek(örneğin Türkiye Varlık Fonu gibi) Enerji Girişim Sermaye Fonu ve Gayrimenkul Fonu  gibi yeni iki fondur. Bankalar Birliği öncülüğünde kamunun olmadığı bir yapıda bu fonların oluşturulması esas alınmış ise de, birlik içerisindeki özel bankaların bu sorunlu kredileri kendi bilançolarından çıkararak ortak olduğu başka bir finansal şirkete aktarma yapması anlamsız bir takım soruların oluşmasına zemin hazırlamaktadır.

Ayrıca yapısal reform paketinde sorunlu kredilerin bir kısmının da ulusal ve uluslararası yatırım fonlarına transfer edileceğini ifade edilmiştir.Bundan dolayı belki bu fonların ana alıcısı olarak Türkiye Varlık Fonu düşünülmektedir. Veya Rusya Doğrudan Yatırım Fonu ve Türkiye Varlık Fonu’nun beraber kuracağı ortak fon, bu esasta teşkil edilecektir. Özellikle Enerji sektöründe.

BES ve Kıdem Tazminatı bir finansman kaynağı olacak.

Yapısal Reform paketinin en can alıcı noktalarından biriside, kıdem tazminatları ile BES'teki paralar ortak bir hesapta toplanacaktır. Bu fon, Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi (FİKKO) bünyesinde İhracat ve üretim odaklı kredi arzı kapsamında kredilerin stratejik sektörlere yönlendirilmesinin teşvikinin sağlanmasında kullanılacağı vurgusu yapılmıştır.  Diğer taraftan reform  paketinde BES ve kıdem tazminatının yapılandırılmasının tüm paydaşların katılımıyla gerçekleştirileceğine vurgu yapılırken, vatandaşların böyle bir sitemde yer almak istememesi durumunda ne olacağına açıklık getirilememiştir. Tamamlayıcı emeklilik sistemi adı altında açıklanmaya çalışılan bu durum, vatandaşın emeklilik döneminden ziyade şu anki ekonomik sorunlarına çözmeye çalıştığı gerçeğini göz ardı etmiştir. Eğer burada bahsedilen tüm paydaşların katılımı süreci, zorunluluk esasına göre olacaksa çok tartışılacak bir konu olarak karşımıza çıkacaktır. Bununla beraber vatandaşın emekli olunca rahatlığını düşünen bir sistem olarak sunulurken, vatandaşın şu anki rahatsızlıkları unutulmuştur.

Milli Reasürans Şirketi ve Ulusal kredi derecelendirme şirketi kurulması planlanmaktadır. Daha önce milli sigorta şirketleri bulunmaktaydı. Bunların tamamı özelleştirildi. Diğer taraftan Ulusal kredi derecelendirme şirketinin yapısal reforma nasıl bir katkısı olacağı da düşündürücüdür. Ayrıca bir noktayı gözden kaçırmamak gerekmektedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının lisanslarını Dünya’da sadece ABD tarafından verilmektedir. Bundan dolayı kuracağımız tek şirket tipi ulusal kredi derecelendirme şirketi olacaktır.

Yapısal Reform Paketi tümüyle incelendiğinde, açıklanan bu paket yapısal paket olmadığı ortaya çıkmaktadır. Peki yapısal reform paketi içinde neleri barındırmalıdır.

Öncelikle Türkiye’deki asıl sorunun doğru tespit edilmesi gerekmektedir. Türkiye’deki asıl sorun ekonomi değildir. Tabi ki ekonomik sorunlar bulunmaktadır. Ancak son on beş yıldır alınan pek çok önlemler paketi olmasına rağmen sorunlar çözülememiştir. Bu yüzden asıl sorun veya sorunlar, ekonomi dışında konuşulmayan veya konuşulup çözüme yönelik politikaların uygulanmadığı alanlardır.

  1. Öncelikle yüksek ahlak ve manevi inanca, Türk kimliğine, Türk tarihine ve Türk benliğine sahip liyakatli insanların bulunduğu kadroların oluşturulması gerekmektedir. Bu bağlamda yapısal reform paketinde, yönetsel yapıda liyakatın ön plana çıkarılması gerekmektedir.
  2. Yap boz tahtasına dönen Milli Eğitim sisteminin süratle dünya çapında kabiliyetli, bilgili, yetenekli bilim adamları ve teknisyenlerin yetiştirilebileceği bir sistem haline dönüştürülmesi gerekmektedir. Şu anki üniversitelerde onlarca bölümün kapanması, var olan üniversitelerin ülkenin ihtiyacı olan sorunlara çözüm üretmekten uzak olması, liselerin ara eleman yetiştirmekten uzaklaştırılması, eğitim sistemin en büyük handikabıdır.
  3. Toplumda kaybolduğu düşünülen güven, adalet ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi gerekmektedir.

Yapısal reform paketinin temel ögeleri bunlar olmak zorundadır. Bunların olmadığı bir reform paketi, yapısal değil, popülist paket kimliğine bürünür.

  1. Bununla beraber siyasal yapısal reformları da içermelidir. Seçim kanunundan

başlamak üzere, siyasal partilerin uzlaştırıcı ve birleştirici konuşma dili kullanılmalıdır.

  1. Demografik ve sosyolojik yapısal reformları içermelidir. Öncelikle Suriyelilerin bir

an önce Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak kamplarda toplanması veya ülkelerine dönmesi sağlanmalıdır. Böylece bozulmaya çalışılan demografik yapı korunmalıdır. Diğer taraftan kırsaldan şehre olan göçün durdurulması gerekmektedir. Bunlara ilave olarak, ivedilikle yükselen suç oranları, aile içi şiddet, kadın, erkek ve çocuk istismarları, boşanma gibi sorunlara yönelik toplumun sosyolojik yapısının yeniden inşasına yönelik politikalar yapısal reform içerisinde yer almalıdır.

  1. Yapısal reform içerisinde uzun zamandır dış politikada vazgeçilen devlet geleneği

yeniden tesis edilmelidir. Ege denizindeki ada sorunlarından, KKTC politikalarına, Ortadoğu politikalarından genel dünya politikalarına kadar kapsayan devlet geleneğine uygun yeniden bir dış politika uygulanmalıdır.

  1. Ekonomide yapısal dönüşüm sağlanmalıdır. Yapısal reform Paketinde kısa ve uzun

vadeli politikalar açık, net ve uygulanabilir olmalıdır.

Kısa vadede

Dış Ticaret politikası gözden geçirilip, yüksek yerli katma değerli malların üretimine imkan verilmeli(ülkede üretilmesi mümkün olan malların ithali zorlaştırılmalı) ve yurt içinde bu malların tüketimi cazip hale getirilmelidir. Yerli girdi kullananlara kullandıkları oranlar kadar teşvik ve destek artırılmalıdır. İhracat yapmanın önündeki her türlü engel( bürokratik, teşvik ve destek eksiklikleri, vb) azaltacak politikalar uygulanmalı.

Maliye politikalarında, verilen teşvik, destek ve KDV-ÖTV muafiyetleri yerli katma değer oranı yüksek sanayi ve tarımsal üretimine yönelik genişletilmelidir. Ayrıca kamu harcamalarında “beton ekonomisi” yatırımlarından vazgeçilmelidir. Reel katma değerli olan ve gelir sürekliliği ile ekonomik dinamizme devamlı katkı sağlayacak yatırımlara yönelinmelidir. Başka bir ifadeyle üretken yatırımlar yapılmalıdır. Bütçe içerisindeki doğrudan veya dolaylı yapılan haksız ödemeler durdurulmalıdır. Suriyelilere yapılan harcamalardan kesinlikle vazgeçilmelidir. Ayrıca transfer harcamaları adı altında popülist politikalardan dolayı yapılan ödemeler yeniden gözden geçirilip, gerçek ihtiyaç sahiplerine ödemeler yapılmalıdır.2014 yılından bu yana her yıl uygulanan af veya yapılandırmalardan vazgeçilmelidir. Vatandaşın borcunu zamanında ödeme kültürünün yerleştirilmesinin önü açılmalıdır.Ayrıca lüks mallara yönelik taksitlendirme uygulamalarından vazgeçilmesi gerekmektedir.

Para politikalarında,yatırımcıyı-girişimciyi destekleyen, sübvanse edilmiş faiz oranları belirlenirken, bireysel tüketim-harcamaya yönelik faiz oranlarındaki sübvansenin kaldırılması gerekmektedir. Borçlanmanın sürdürülebilirliğine yönelik stratejiler benimsenmelidir. Özellikle bunun için, gelir-borçlanma kriteri yeniden kabul oranlara çekilmelidir.

Uzun vadeye yayılarak yapılması gerekenler;

Öncelikle yüksek ahlak ve manevi inanca, Türk kimliğine, Türk tarihine ve Türk benliğine sahip liyakatli insanları öne çıkaracak düzenlemeler yapılmalı. Ayrıca Milli Eğitim sistemi ülkenin ve toplumun demografik ve sosyolojik yapısını dikkate alarak yeniden uzun vadeli olarak planlanmalı. Toplumda kaybolduğu düşünülen güven, adalet ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesine yönelik politikalar uygulanmaya konulmalı.

Kentsel Dönüşüm” strateji yerine “Kırsala Dönüş” stratejisini benimsenmelidir. Böylece göç olgusunun şehirlerdeki imkansızlıkları ve yetersizlikleri daha da artırmasının önüne geçilmeli. Ayrıca kırsala dönüş ile birlikte tarımsal üretimin artırılması sağlanmalıdır.

Tarım sektörünün kaybolan itibarinin ve cazipliğinin tekrar elde etmesine yönelik politikalar belirlenmelidir. Buna yönelik bitkisel ve hayvansal tarımsal üretim teşvik edilmelidir. Bu üretimlerin maliyetlerini azaltacak ve rekabet gücünü artıracak, politikalar belirlenmelidir. Tarımsal üretimin sadece insanların besinsel ihtiyaçlarını karşılayacak bir sektör olmaktan çıkarıp, sanayi sektörünün ihtiyaçlarına yönelik endüstriyel girdi üreten bir yapıya dönüştürecek politikalara önem verilmelidir. Kırsal kesimde yaşamayı cazip hale getirecek, yatırımların yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda, eğitim, sağlık, sosyal, vb.  ihtiyaçlarının kolayca karşılandığı yaşanabilir yerler haline getirecek politikaların uygulanması gerekmektedir.

Sanayi sektörünü öncelikle yerli (tarımın endüstriyel veya sanayinin) girdileri kullanan bir sektör haline getirilmelidir. Böylece sanayi sektörü ile tarım sektörü arasında bir bağ kurulmalıdır. Sanayi sektörünün üretim yapısı reel katma değeri artıracak şekilde düzenlenmelidir. Yani montaj veya fason imalat yapısından kurtarılmalıdır. Özellikle arz(üretim) sıkıntısı veya kapasite eksikliği yaşanan sektörlere verilen teşvik ve destekler artırılmalıdır. İhracatçının dahilde işleme rejimi, montaj veya fason imalat kapsamında ihracat yerine maliyet ve dolayısıyla fiyat avantajımızın bulunduğu ürünlerin ihracatını yapmaya teşvik edilmelidir. Ayrıca ithal girdi bağımlılığı yüksek sektörlerdeki yabancı firmaların, girdileri yurt içinde üretmesi yönünde teşvik ve destek verilmelidir.

Sonuç olarak açıklanan yapısal reform paketi sadece inşaat ve enerji sektöründeki sorunlu varlıkları kurtarma çabasından daha öteye gidememiştir. Bunun yanında yeni finans kaynağı oluşturma(kıdem tazminatı ve BES) çabalarını ortaya koymaktadır. Çözüm bekleyen pek çok sorun için ümit edilen reformlar gelecek aylardaki veya daha ileri zamanlarda açıklanacak paketlere kalmıştır. Son olarak Türkiye Varlık Fonunun önümüzde dönemde ekonomideki en aktif kuruma dönüşeceğinin sinyalleri verilmektedir.

 

Prof. Dr. Mehmet Alagöz

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Ekonomi Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 15-11-2019

Türkiye-ABD arasına S-400 girdi

Çok kritik, hayati, önemli denilen Trump-Erdoğan zirvesini dağ fare doğurdu diye tanımlamak bile mümkün. Fare bile doğurmadı.