Göç ve Çocuk; Türkiye Özelinde Suriye Örneği

Yazan  19 Kasım 2020

Kübra Şahin*[1]

Murat KOÇ**[2]

ÖZET

Göç ile tarih boyunca toplumları etkileyen bir kavram olarak karşılaşılmakta ve bu kavram temelde toplumun en önemli parçası bireyleri etkileme özelliği ile ön plana çıkmaktadır. Göç sürecinde yetişkinler ve özellikle çocuklar ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik yönden etkilenmektedir.

UNHCR, Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü 2019 yılının sonuyla beraber dünya genelinde 79.5 milyon zorla yerinden edilen ve 45.7 milyon kendi ülkeleri içinde yerinden edilen kişinin, bununla beraber 26 milyon mültecinin ve 4.2 milyon sığınmacının bulunduğunu açıklanmıştır. BM Küresel Eğilim Raporu’na göre yerinden edilmelerin en büyük sebebi olarak savaş görülmektedir. Rapora göre savaştan etkilenerek mülteci konumuna gelenlerin oranı %55 olarak açıklanmıştır. 0-18 yaş arası çocukların ise mülteciler içinde %46 oranında olduğu belirtilmektedir.

Göç, travmatik bir sebebe dayanarak ülkesinden ayrılmak durumunda kalmış bireyler içerisinde özellikle çocukları derinden etkileyen bir kavram olma özelliği taşımaktadır. BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF)  dünya genelinde 30 milyon çocuk ve gencin çatışmalardan kaçtığını belirterek ve bu sayının İkinci Dünya Savaşı sonrası kaydedilen en yüksek sayı olduğunu vurgulamıştır.

Anahtar Kelimeler: Göç, Çocuk, Mülteci, Sığınmacı.

 

1.GİRİŞ

Göç (migration)  kavram olarak, uluslararası bir sınırın geçilmesi veya bir devlet içinde yer değiştirilmesi koşuluyla süresi, yapısı ve nedeni farketmeksizin bir kişi veya bir grup insanı ifade eden nüfus hareketi olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım içine mülteciler, yerinden edilmiş kişiler, ekonomik göçmenler ve aile birleşimi amaçlı hareket eden kişiler de dahil edilmektedir.(Uluslararası Göç Terimleri Sözlüğü) Aslında göç, temelde bireylerin daha sağlıklı daha güvenli dolayısıyla yaşam standartlarını üst seviyeye taşıyabilmeleri adına, insan  onur  ve  haysiyetine  yakışır  bir  yaşam sürdürmenin  umuduyla gerçekleştirdikleri bir eylem olma özelliğiyle karşımıza çıkmaktadır. Fakat her zaman insanlar gönüllü olarak bir yerden başka bir yere göç etmemekte bazen göç kavramı içinde zorunluluğu barındırmaktadır. Bu zorunluluk ise bireylere kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacak olan sığınma hakkını tanımaktadır. Sığınma hakkı her ne kadar uluslararası korumanın temel gerekçesini ifade etse de kalıcı değil geçici çözüm yolu olarak görülmekte ve kişilerin temel haklarının vatandaşı oldukları devlet tarafından korunmaması ya da ihlal edilmesi durumunda başka bir devletten koruma talep etmesi olarak tanımlanmaktadır.(Uluslararası Göç Terimleri Sözlüğü)

Türkiye, Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında köprü konumunda olan bir ülke olduğundan ve bu üç bölgenin birbirine en yakın olduğu yerde bulunduğundan ayrıca konum olarak ekonomik bakımdan zengin olan Avrupa ülkelerine yakın bir ülke olmasının avantaj ve dezavantajları arasında kaldığından uzun yıllar boyunca hem  göç  veren  hem  göç  alan  bir  ülke  konumunda  olmuştur  fakat  son  yıllarda yaşanan  savaşlara  bakıldığında  ve  Türkiye'nin  insani  yaklaşımı  göz  önünde bulundurulduğunda,  Türkiye  artık  geçiş  bölgesi  olmaktan  ziyade  hedef    bölge konumuna girmiştir. 2010 Arap Baharı ve Mart 2011'de başlayan Suriye kriziyle birlikte Türkiye Ortadoğu'dan gelen kitlesel insan akınıyla karşı kaşıya kalmış ve bu duruma hem ülkeler arası hem kendi mevzuatında çözüm yolu bulmaya çalışmıştır. Dolayısıyla  mültecilik ve sığınma kavramları, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ve özellikle 2000'li yılların başından itibaren çokça duyulan kavramlar arasında yer almaya başlamıştır.

Buradan yola çıkarak bu çalışmada önce Türkiye’de barınan sığınmacı çocukların yasal statülerinin ne olduğuna, bu statü çerçevesinde koruma temelli ihtiyaçlarına ve bu ihtiyaçların ne ölçüde karşılandığına, uzun vadede güvenlik tehdidi oluşturmamaları adına yapılması gerekenlerin neler olabileceğine değinilecektir.

2. GEÇİCİ KORUMA STATÜSÜ

Son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti Devleti, savaştan, yoksulluktan ve zulümden kaçan yabancıların en çok tercih ettiği ülkeler arasında yer almaktadır. Özellikle 2011 yılı itibariyle Suriyeli halk, kendi ülkelerinden komşu ülkelere yasal olan ya da yasal olmayan yollarla,  güvenli üçüncü ülke bulmak ümidiyle geçiş yapmaya başlamıştır. Yasal zemine  oturtabilmek  adına  özellikle  Suriyeliler  açısından  statü  kavramını tartışmak gerekmektedir. Statü, bireyin toplum içinde işgal ettiği  konumdur ve bu konum bireye  ait olduğu ya da bulunduğu  toplum içinde hak ve sorumluluklar yüklemektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çoğu zaman yabancılara  statü  vermek  ve  bu  statülerin  tanınması  konusunda genellikle karmaşanın yaşandığı bir ülke olarak nitelendirilmektedir.

Amerika  Birleşik  Devletleri  (ABD),  1991  yılında  Kuzey  Irak'ın  kuzeyini özerkleştirmek  amacıyla bölgeyi işgal  etmiş  ve  bu  savaştan  kaçan  bireyler  Türk Hükümetinin kapısına dayanmıştır. Konum itibariyle de göç dalgalarıyla sürekli karşı  karşıya  kalan  Türk  Hükümeti  Devleti  bu  işgalle  birlikte  toplu  sığınma talepleriyle karşılaşmış ve  bu  durumu esas  alarak  yasal  düzenlemeye  gitmiş, 1994 İltica  ve  Sığınma  Yönetmeliğini (R.G. 30/11/1994, 22127) düzenlemiş  ve  uygulamaya  geçirmiştir.  Bu Yönetmelikte mülteci ve sığınmacı kavramalarına yer verilmiştir. Fakat Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecinde ilgili Mevzuatın AB müktesebatına uygun olması gerekliliğinden  dolayı  Türkiye yeniden  yasal  düzenlemeye  giderek 6458  sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nu (YUKK) (RG 11.04.2013/ 28615) kabul etmiştir. Böylelikle 2011 yılı sonrası karşı karşıya kaldığı yoğun göç dalgasıyla oluşacak karmaşıklığı da engellemeyi hedeflemiştir. Bu kanunda uluslararası koruma kapsamına giren statülerden bahsedilmiş, bu statüler mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma şeklinde sıralanmıştır. Fakat Suriye’den gelen bireyleri bu kapsamda değerlendirmemiş, onlar için uluslararası korumaya dahil olmayan yeni bir statü tanımlaması yapmıştır. Bu statü YUKK (md.91) ile Geçici Koruma Statüsü olarak belirtilmiştir.

YUKK madde 91'e göre;bir kimseye geçici koruma statüsünün verilebilmesi için  kişinin ülkesinden  ayrılmaya  zorlanmış  olması,  zorla  ayrıldığı  ülkeye  geri dönemeyecek olması, acil olarak geçici korunma talebinin olması şartlarıyla birlikte kitlesel  olarak  sınırlarımıza  gelmesi  veya  sınırlarımızı  geçmesi  koşulu gerekmektedir. Kanunun bu maddesi yeterli olmadığı için gün geçtikçe Türkiye topraklarında artan sığınmacı sayısıyla yeni bir yasal düzenleme zorunluğu doğmuştur.

Geçici koruma uygulaması olarak bilinen bu yasal durum ilk  olarak 1990’lı yıllarda Yugoslavya’nın dağılması  sırasında  yaşanan  savaşla  birlikte  uluslararası  toplumun  gündemine girmiştir. Yaşanan savaşlardan ve etnik temizliğe yönelik uygulamalardan kaçan insanların  komşu  ülkelere  sığınması  üzerine  Avrupa  Birliği  Konseyi, 2001’de Geçici Koruma Yönergesi’ni (Temporary Protection Directive) kabul etmiştir.(Topal, 2015) Türk  Mevzuatında YUKK'nun  91.  Maddesi ile geçici  koruma açıklanmıştır. Bununla beraber Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanan 2014 yılının son aylarında Geçici Koruma Yönetmeliği yürürlüğe girmiştir. (RG 22/10/2014, 29153)

Geçici Koruma Yönetmeliği, sınırlarımıza gelen ya da sınırlarımızı yasal ya da yasal olmayan yolla geçen, temelde kitlesel hareketleri baz alan, acil ve geçici koruma arayan, kitlesel olarak geldikleri için uluslararası koruma talepleri bireysel olarak değerlendirilemeyen bireylere, 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı YUKK'nın 91 inci maddesi kapsamında usul ve esasların belirtildiği, tanınacak hakları ifade eden yönetmeliktir.(Ekşi, 2018) YUKK'dan sonra yürürlüğe giren Geçici Koruma Yönetmeliği, BMMYK ve IOM desteğiyle oluşturulan ve sığınmacıların hakları konusunda önem arz eden bir yönetmeliktir.

3. ÇOCUK KAVRAMI VE TÜRKİYE’DE GEÇİCİ KORUMA ALTINDA BULUNAN SURİYELİ ÇOCUKLAR

Ulusal düzenlemeler incelendiği zaman başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olmak üzere birçok kanunda çocuk, küçük, genç kavramlarına yer verildiği görülmektedir. Bu noktada özellikle Çocuk Koruma Kanunu(ÇKK)’ndan yola çıkarak çocuk tanımını yapmak gerekirse kanunun çocuğu ‘‘daha erken yaşta ergin olsa bile on sekiz yaşını doldurmamış kişi’’(md.3) şeklinde tanımladığı açıktır. (RG 15.07.2005/25876) Türk mevzuatında özellikle göçmen çocukları da içine alan tanım ise Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu(YUKK) ile ÇKK’ya benzer şekilde ‘‘Henüz on sekiz yaşını doldurmamış ve ergin olmamış kişi’’(md.3) olarak yapılmaktadır.

Bu tanımlardan yola çıkarak şunu söylemek mümkündür ki ulusal mevzuat hem Türk vatandaşlar için hem yabancılar için, on sekiz yaşını doldurmamış, tam ve sağ olarak doğumla başlayan aralığı çocuk olarak kabul etmektedir.

Uluslararası alanda ise çocuk kavramına en geniş şekilde yer veren sözleşme Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan Çocuk Hakları Sözleşmesi’dir(ÇHS). Bu Sözleşmeyi önemli kılan noktalardan birinin çocuklara dair tüm hak ve özgürlüklerin diğer insan hak ve özgürlüklerine kıyasla standart ve koruma alanı açısından daha geniş ve güçlü düzenlemelerden en önemlisi olmasından kaynaklandığı belirtilmektedir. Diğer önemli bir nokta ise bu Sözleşmenin çocuklara dair ‘‘yüksek yarar’’; ‘‘ayrım gözetmeme’’; ‘‘katılım hakkı’’ tanımış olmasıdır.(Odman, 2008) Ulusal ve uluslararası düzenlemeler, çocuk kavramı içine giren herkes için yüksek yararlarının gözetilmesini, aralarında ayrım yapılmamasını ve eğitim hakkı gibi birçok hak ve özgürlük kapsamında temel haklarından mahrum kalmamalarını amaçlamıştır.

T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdresi Genel Müdürlüğü verilerinden yola çıkarak Türkiye’de günümüz itibariyle 3.616.574 kayıtlı Suriyeli birey bulunmakta ve Suriyelilerin genel ülke nüfusunun %4,35 ine tekabul etmekte olduğu belirtilmektedir. Kayıtlı Suriyeli nüfusunun 1,691.929 unu 0-18 yaş aralığında Suriyeli çocuklar oluşturmaktadır. (10.09.2020) Bu verilerden yola çıkarak Türkiye’de barınan Suriyeli bireylerin toplamda %46.78’ini 0-18 yaş arası bebek, çocuk ve gençlerin oluşturduğunu söylemek doğru olacaktır. Son 10 yıldaki sayılar baz alınarak  Türkiye’de 2011-2015 yılları arasında 116 bin, 2016, 2017, 2018 ve 2019 yıllarında sırarsıyla yeni doğan Suriyeli bebek sayılarının 82.850, 111.325, 113 bin ve 107 bin olduğu açıklanmaktadır.(Erdoğan, 2019) 2016 yılı sonrası Türkiye’de doğan Suriyeli bebek sayısının arttığı belirtilmektedir. Bu artış normalleşme ve entegrasyon süreçlerine odaklı olarak açıklanmaktadır. Sonuç olarak Türkiye’de doğmuş Suriyeli bebek sayısının 2020 ile beraber toplamda yaklaşık 610 bin; bir devlet okuluna gidip Türkçe öğrenen 680 bin Suriyeli çocuğun olduğu da belirtilmektedir.(Erdoğan, 2019)

Zorunlu eğitim yaşına gelmiş olan ve yüksek çoğunluğunun geçen 10 yıl içinde Türkiye’de doğduğu tahmin edilen 5-17 yaş arasındaki çocukların ve gençlerin genel sayısı ise 1 milyon 60 bin olarak açıklanmaktadır. Bu sayının geçici koruma altındaki Suriyeliler özelinde % 26.64 üne denk geldiği ayrıca 2019-2020 yılında  684.728 çocuğun okullaştırıldığı, bu çocukların %87’sinin devlet okullarında; %23’ünün Geçici Eğitim Merkezlerinde(GEM) eğitim aldıkları belirtilmektedir. (Erdoğan, 2019)

 

Tablo 1: Türkiye’de Geçici Koruma Altında Bulunan 0-18 Yaş Arası Suriyeli Erkek ve Kadın Toplam Birey Sayısı

Yaş

Erkek

Kadın

Toplam

0-4

255.523

246.709

502.232

5-9

282.469

259.388

541.857

10-14

203.243

184.339

387.582

15-18

141.894

118.364

260.258

Toplam

883.129

808.800

1,691.929

Kaynak: https://www.goc.gov.tr/gecici-koruma5638 Erişim Tarihi: 10.09.2020

 

Tablo 2: Yıllara Göre Türkiye’de Doğan Suriyeli Bebek Sayısı

Yıl

2011-2015

2016

2017

2018

2019

Sayı

116.000

82.850

111.325

113.000

107.000

 

 

Tablo 3: Yıllara Göre Okullaştırılan 5-17 Yaş Arası Suriyeli Çocuk Sayısı

Yıl

2014-2015

2015-2016

2016-2017

2017-2018

2018-2019

2019-2020

Sayı

230.000

311.000

492.000

610.000

643.058

684.728

Kaynak: 2019 Suriyeliler Barometresi

4. SIĞINMACI ÇOCUKLARIN KORUMA TEMELLİ İHTİYAÇLARI

UNHCR, BM Mülteci Örgütü 2019 yılının sonuyla beraber dünya genelinde 79.5 milyon zorla yerinden edilen ve 45.7 milyon kendi ülkeleri içinde yerinden edilen kişinin, bununla beraber 26 milyon mültecinin ve 4.2 milyon sığınmacının olduğunu açıklanmıştır.

BM Küresel Eğilim Raporu’na göre yerinden edilmelerin en büyük sebebi olarak savaş görülmektedir. Rapora göre Afganistan, Somali, Irak, Suriye ve Sudan olmak üzere savaştan etkilenerek mülteci konumuna gelenlerin oranı %55 olarak açıklanmıştır. 0-18 yaş arası çocukların ise mülteciler içinde %46 oranında olduğu belirtilmektedir. 2017 yılına ait bu raporda refakatsiz ve ailesinden ayrı düşmüş çocuklarının sığınma talebiyle yaptığı başvuru sayısının 21.300 olarak kaydedildiği ve bu sayısının UNHCR tarafından aynı kategoride değerlendirilen en yüksek çocuk başvuru sayısı olduğu açıklanmıştır.

BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ise dünya genelinde 30 milyon çocuk ve gencin çatışmalardan kaçtığını belirterek ve bu sayının İkinci Dünya Savaşı sonrası kaydedilen en yüksek sayı olduğunu vurgulamıştır. UNICEF tarafından yapılan açıklamada sığınmacı olarak statü verilen kişilerin yarısının 18 yaş altı çocuklar olduğu vurgulanmaktadır. Bu çocukların birçoğunun sağlık hakkından mahrum kaldığı, eğitim haklarına erişimlerinin tam verimle gerçekleşmediği, refakatsiz çocukların özellikle insan ticareti, sömürü, şiddet ve istismarla karşı karşıya kaldığı UNICEF tarafından belirtilmektedir.

UNICEF raporlarında özellikle 2016 yılının mülteci çocuklar için en kötü yıl olduğu vurgulanmaktadır. Türkiye- UNICEF işbirliği kapsamında da mülteci çocuklar bağlamında özellikle üzerinde durulan durum çocuk haklarının gözeltilmesi ve geliştirilmesinin sağlanmasıdır. En güç durumda olan çocuklar arasında engelli olanlar, çocuk işçiler, kanun ile ihtilafa düşmüş olanlar sayılmaktadır. Mülteci çocukların eğitimin önemi üzerinde durulmakta ve hızlandırılmış eğitim programlarının altı çizilmektedir.

2016 UNICEF RAPORU

2016 UNICEF RAPORU

Suriyeliler 6.7 milyon yerinden edilen kişi sayısına ulaşarak yerinden edilenler listesinde ilk sırada yer almakta ve bu sayının yaklaşık yarısını yine çocuklar oluşturmaktadır. Türkiye ise Geçici Koruma Statüsü vererek kabul ettiği kayıtlı 3.6 milyon Suriyeliye barınma imkanı tanımış ve bu sayı içinde 1.7 milyon çocuğu sahiplenmiş durumdadır. Hem dünya genelinde hem Türkiye özelinde sığınmacı çocukların oranının sayısal verilerden yola çıkarak oldukça yüksek olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Sayıca oldukça önemli bir kısmı oluşturan çocuklar için BMMYK Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da çocukların korunmasına dair hazırladığı raporda;

  • Ulusal çocuk koruma sistemlerine yatırımın önemine ( Devlet ve STKlar kapsamında)
  • Mülteci çocukların korunmasına dair savunuculuk ve ortaklığın iyileştirilmesine
  • Mülteci çocukların ailelerinin ya da mülteci çocuk topluluklarının desteklenmesine
  • Kaliteli eğitime erişime
  • Erken yaşta evliliğin önlenmesine ve buna müdahale edilmesine
  • Yasalar önünde tüm mülteci çocukların eşit haklara sahip olması adına kayıtlanmanın önemine
  • Mülteci çocukları çocuk işçiliğinden korumaya dair önlemlere
  • Mülteci çocukları insan ticareti ve sömürü olarak nitelendirmenin yanlışlığına ve bundan korunmalarının önemine
  • Mülteci çocuklar arasında göz altı riski barındıranlar için gereklere

değinerek hem topluluk temelli koruma mekanizmalarının pekiştirilmesinin hem de mülteci çocuklara yönelik şiddet, istismar ve sömürünün üzerinin kapatılmasının yerine norm ve uygulamalarla bütün bu olumsuz durumların engellenmesini hedeflenmiştir.

BMMYK ve UNICEF raporlarında üzerinde durulan konular eğitimi, erken evliliğin önlenmesini, adaleti, çocuk işçiliğini ve ticaretini engellemeyi kapsamaktadır. Bu kapsamda Türkiye’nin mevcut şartlarda Suriyeli çocukların temel ihtiyaçları bağlamında özellikle eğitim hakkına verdiği önemin altını çizmek gerekmektedir. Kendi eğitim kurum ve kuruluşlarının kapasitesini zorlama noktasında hareket etmesine rağmen Suriyeli çocukların temel haklarına erişmelerinde gerekeni, şartları ölçüsünde yapmaktadır. Ötekileştirilen, kendini her daim yabancı hisseden her çocuk ciddi bir tehdit olarak algılanabilmektedir. Refakatsiz çocukların, suça meyilli çocukların, vatansız çocukların her birinin kayıp kuşakların oluşmasına zemin hazırladığı belirtilmektedir.(Erdoğan& Çorabatır, 2019) Bu noktada bir dönem sadece transit ülke olarak kabul edilen Türkiye’nin artık hedef ülke olmasıyla kendi vatandaşlarının geleceğini düşünerek kayıp kuşakların tehdit oluşturmasını engellemek adına başta Avrupa Birliği ülkeleleriyle işbirliği, paylaşım ve iletişim halinde olması zorunludur.

5. SONUÇ

Göçmen kavramının genel kabul görmüş bir tanımının olmadığı belirtilmektedir. Göçmen kavramı, göç kararının zorlayıcı dış faktör müdahalesi olmadan özgür irade kullanımıyla, kendisinin ve ailesinin maddi ve sosyal koşullarını iyileştirmek adına hareket eden bireyleri ve ailelerini kapsamaktadır. (Uluslararası Göç Terimleri Sözlüğü) Tanımdan yola çıkarak zorlayıcı bir müdahalenin olmaması göçmen bireyi, mülteci ve sığınmacı bireyden ayırmaktadır. Mülteci ve sığınmacı statüleriyle tanımlanan bireyler her zaman göçmen kavramı içinde değerlendirilebilirken, her göçmen mülteci ya da sığınmacı olarak değerlendirilememektedir. Göçmenlerin çoğunluğu hazır iş gücü ile gelen, kabul edildiği ülke tarafından sosyal hayata ve ekonomiye katkı sağlayabilecek şekilde kabul gören bireyleri temsil ederken mülteci ve sığınmacı diye tanımlanan kesim travmatik grup olma özellikleriyle çoğunlukla kabul görmeyen bir kesimi temsil etmektedir. Bu tavmatik grubun nasıl bir ortamdan geldikleri ve göç etmelerine sebep olan etmenlerin neler olduğu, göç sırasında edindikleri tecrübeler, sığınma taleplerinin olduğu ülkede kendilerini neler beklediğini kestirememeleri gibi önemli noktalar özellikle çocuklar için incelenmelidir. (Erkan&Bağlı, 2005)

Göç ve travma kavramları göç yaşayan grup içerisinde çocuklar tarafından da tecrübe edildiği için travmatik olayı ebeveyn nasıl algılayıp yansıtıyorsa çocuğun da aynı algılayışla hareket edeceği belirtilmektedir. (Özden, 2011) Literatür, göçün çocuklar üzerindeki etkileri arasında ailenin tutumunun, sosyoekonomik ve eğitim yapılarının, sosyal etkenlerin ayrıca ailesinden ayrılan çocukların durumları gibi faktörlerin etkili olduğunu belirtmektedir. (Aydın & Şahin & Akay, 2017) Dolayısıyla göç yaşayan çocuk sonrasında yaşayacağı uyum sorunuyla ayrı bozulan aile yapısıyla ayrı etkilenim içine girmektedir. (Palabıyık& Koç, 2007)

3RP olarak bilinen, açılım olarak Regional Refugee and Resilience Plan şeklinde ifade edilen Bölgesel Mülteci ve Dayanıklılık Planı 2019-2020 Türkiye raporu, Suriye krizini tüm boyutlarıyla ele almaktadır. Gıda güvenliği ve tarım, eğitim, sağlık, geçim kaynakları, temel ihtiyaçlar özellikle koruma sektör müdahalesi çerçevesinde aydınlatıcı bir metin özelliği taşımaktadır. Koruma temelli bireyleri bu kapsamda değerlendirmek gerekirse kısa sürede biter diye düşünülen Suriye krizinin yaklaşık 10 yılı geride kalmışken, Suriyeli bireyler için çözüm odaklı stratejik planlara her gün bir yenisi eklenirken gerçekten çözüm yoluna gidilip gidilmediği netleşmemektedir.

Küresel düzlemde Suriye krizi, yaşanan sosyo-ekonomik problemler, savaş, yoksulluk, hak ihlalleri, azınlık olma, istihdam politikları ile medya başta olmak üzere her noktada karşılaşılan bir sorun olma özelliği taşımaktadır. Bu olumsuz durumların getirisi olarak çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanmadığı ve çocukların birçok hak ihlali ile karşı karşıya kaldığı bilinmektedir. (Çobaner, 2015) Sayıca oldukça önemli bir kısmı oluşturan sığınmacı çocuklar için koruma temelli ihtiyaçlarının karşılanması konusundaki müdahale yetersizlikleri çocukların koruma temelli ihtiyaçlarının derinleşmesine sebep olmaktadır. İhtiyacı karşılanmayan her çocukla da uzun vadede güvenlik tehdidi olarak karşılaşmak mümkündür. Yaklaşık 1.7 milyon Suriyeli çocuktan 680 bin Suriyeli çocuğun Türk devlet okullarında eğitim görmelerinden yola çıkarak Suriyeli çocukların eğitim sorunu, dil sorunu, Suriyeli çocuklara karşı öğretmen, öğrenci ve velilerin tutumu koruma temelli ihtiyaçlar bağlamında önem teşkil etmektedir. Benzer şekilde son yıllarda artış gösteren çocuk işçiliği, refakatsiz sığınmacı çocukların insan ticareti ve sömürü amacıyla kullanılmaları, istismar edilmeleri Suriyeli çocukların yaşadıkları travmanın derinleşmesine sebep olmaktadır. Temel ihtiyaçlarına erişmede sorun yaşayan her çocuğun sığındığı ülke için uzun vadede güvenlik tehdidi olacağı bir gerçektir. Sayıları dikkate alındığı zaman ve Suriyeli bireyler içerisinde yüksek oranı oluşturan Türkiye’deki Suriyeli çocukların Türkiye için ileri  dönemlerde sorun oluşturabileceği düşünülmektedir. Suriyeli halkın yaşadığı durum BMMYK tarafından ''yakın tarihte görülen en büyük göç dalgası’’ olarak nitelenmektedir. Çağımızın en büyük insani acil durumu olarak nitelendirilen bu durumun, sadece Türkiye'nin ve komşu ülkelerin sorumluluk almasıyla çözümlenecek bir durum olmadığını kabul etmek, dünya ülkelerinin de bu insanlık dışı duruma sessiz kalmamalarının ve hatta Birleşmiş Milletleri’nde daha fazla çaba göstermesi gerektiğinin altını bir kez daha çizmek gerekmektedir.

 

KAYNAKÇA

Kitaplar ve Makaleler

Aydın, D. & Şahin, N. & Akay, B. (2017) Göç Olayının Çocuk Sağlığı Üzerindeki Etkileri, İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hast. Dergisi, 7(1), s. 8-14.

Çobaner, A. (2015) Representation of SyrianRefugeeChilden in News in the Context of ChildrenRights, Marmara Journal of Communication, p. 27-54.

Ekşi, N. (2018) Yabancılar ve Uluslararası Koruma Hukuku.

Erdoğan, M. (2018) Türkiye'deki Suriyeliler, Toplumsal Kabul ve Uyum, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Erdoğan, M. (2019) Suriyeliler Barometresi 2019: Suriyelilerle Uyum İçinde Yaşamın Çerçevesi.

Erdoğan, M. & Çorabatır M. (2019) Qudra Programme Research Panel, Suriyeli Mülteci Nüfusunun Demografik Gelişimi, Türkiye’deki Eğitim, İstihdam Ve Belediye Hizmetlerine Yakın Gelecekte Olası Etkileri, s. 4-58.

Erkan R. & Bağlı M. (2005), Göç ve Yoksulluk Alanlarında Kentle Bütünleşme Eğilimi: Diyarbakır Örneği. Edebiyat Fakültesi Dergisi, 22(1).

Odman, T. (2008) Çocuk Hakları Bağlamında Çocuk Mülteciler,        Çağ Üniversitesi Yayınları.

Özden , A. T. (2011) Türkiye’yi Bekleyen Büyük Tehlike: Bölgesel Çatışmalar ve Kitlesel Göç.

Palabıyık, A. & Koç, Y. (2007) Zorunlu Göç ve Fakirliğin Diğer Adı: Mülteciliğin Dünya’da ve Türkiye’de Gelişimi.

Topal, A. H. (2015) Geçici Koruma Yönetmeliği ve Türkiye’deki Suriyelilerin Hukuki Statüsü, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2 (1).

 

Linkler

https://www.goc.gov.tr/gecici-koruma5638

https://www.unhcr.org/tr/

https://www.unhcr.org/tr/12402-kuresel-egilimler-raporu.html

https://www.unicefturk.org/

Haber Kaynakları

https://tr.euronews.com/2019/06/20/dunya-genelinde-multeci-sayisi-70-milyonu-asti-yaridan-fazlasi-cocuklar

https://t24.com.tr/haber/dunya-uzerinde-siginmaci-cocuk-sayisinda-rekor,655454

 

 

 

 

 

[1] * Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Küreselleşme (MA)

[2] ** Doç.Dr. Çağ Üniversitesi

Doç. Dr. Murat Koç

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Göç Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Gözde Kılıç Yaşın   - 03-12-2020

Kıbrıs Meselesinde Kritik Dönem

Kıbrıs meselesi önemli bir dönüm noktasında; adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm üretilebilir.