Askerlik Yasa Tasarısı Darbe-Savar Rejim İnşa Sürecinin Parçasıdır

1927 yılında çıkarılan 1111 sayılı Askerlik Yasası Cumhuriyetimizin güvenliğinin temel kolonlarından birisidir.

1111 sayılı yasada bugüne kadar askerlik süreleri haricinde hiçbir değişiklik yapılmamıştır. Meclise sunulan yeni yasa tasarısıyla askerlik görevinin temel felsefesi ve mantığını değiştirilmektedir.

Tasarı, Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk kumpasları ile zayıflatılan, 15 Temmuz FETÖ’cü darbesi sonrasında kurumsal yapısı tahrip edilen, emir-komuta sistemi dağıtılan Türk Ordusu’na indirilen yeni bir darbedir.

Bu yasa tasarısı güvenlik bilimleri literatüründe darbe-savar veya darbe-engelleyici rejim adı verilen rejimlerin zihniyetinin ürünüdür. Darbe-savar, darbe engelleyici rejimler adı verilen otoriter rejimlerin hüküm sürdüğü ülkelerde önemli olan ülkenin milli güvenliği değil, rejimin güvenliğidir.

Rejim kendisine rakip olarak gördüğü orduyu etkisizleştirmek amacı ile ordunun kurumsal yapısını parçalar, orduya rakip silahlı güçler oluşturur, ordu içinde partizan gruplar kurar. Türkiye’de 15 Temmuz sonrasında olan budur ve bu tasarı da orduyu zayıflatan darbe-savar rejim kurma sürecinin bir parçasıdır.

Askerlik yasa tasarısı konusunda kuvvet komutanlıklarından yeterli ölçüde görüş alınmamıştır. Alınsa idi ortaya böyle bir tasarı çıkmazdı. Bu tasarı MSB’de “Biz herşeyi biliriz” anlayışı ile hareket eden bir grubun ürünüdür. Sanki yangından mal kaçırır gibi önümüze getirilmiştir.

Türkiye’ye Yönelik Tehditler

Türkiye’nin çevresindeki kuşatma Türkiye’nin geleceğini, refahını tehdit eder seviyededir.

Türkiye’nin Irak ve Suriye ile olan 1295 km. lik sınır hattı tam bir cephe hattıdır.

PKK terör örgütünün saldırıları yeniden artmaktadır.

PKK, Irak kuzeyinde kayıplar vermesine rağmen varlığını sürdürebilmektedir. Bölgesel yönetimin dağınıklığından yararlanarak etki alanını genişletmektedir. PKK, IŞİD’e karşı mücadele adı altında Kerkük’te ve Sincar’da ABD gözetiminde varlığını artırmaktadır. Sincar’da Suriye kuzeyindeki yapıyı destekleyecek bir terör kantoncuğu oluşturmuştur. Bağdat yönetimi işbirliği yapar gibi gözükse de PKK  ile terör örgütü kelimelerini yanyana kullanmaktan kaçınmaktadır.

Suriye’nin kuzeyinde bir PKK terör devletçiği oluştu. Bu yapı ABD, Avrupa, kısmen de Rusya tarafından destekleniyor. Dört parçalı büyük Kürdistan projesinin batı parçasını hayata geçiren bir ittifak ile karşı karşıyayız.

ABD ve Rusya Suriye’ye sınır ötesi operasyonlarımızı engelleyecek, geciktirecek karşı askeri konuşlanmayı yapmış durumda. Suriye hava sahasını kullanmak isteyen Türk Hava Kuvvetleri bu  iki ülke tarafından tehdit ediliyor. 

Türkiye’de büyük katliamlar yapan IŞİD ülkemizde yine sansasyonel saldırı arayışındadır. Türkiye’nin hem IŞİD hem de El Kaide’nin yapılarının bulunduğu dört ülkeden birisi olması Türkiye’nin yeni bir terör sarmalıyla karşılaşması olasılığını artırmaktadır.

İdlib’te TSK’nın gözlem noktalarının konumu ve Türkiye’nin üstlendiği görevler nedeniyle HTŞ-Nusra ile yaşanma riski gittikçe artan bir çatışma ortamı mevcuttur.  

İdlib’te muhalifler üzerinde Suriye ordusu ile fiilen savaşıyoruz. BM’nin 21. yüzyılın en büyük felaketinin yaşanacağı uyarısı yaptığı çatışma ortamının göbeğinde kaldık. Kayıtlı-kayıtsız 5 milyon Suriyelinin bulunduğu ülkemize İdlib’ten 1 milyona yakın göç dalgasının hareketlendiği bir tehditle karşı karşıyayız.

Suriyeli göçü ülkemizin demografik yapısını olumsuz etkiliyor. Türkiye içinde küçük bir Suriye oluşuyor. Suriyelilerin boşalttığı yerleri ise PKK/YPG işgal edip kendi devletçiğini kuruyor.

ABD’nin  Suriye’den çekilmeyeceği ortaya çıkmıştır. ABD bölgede Fransa ve Körfez ülkeleri gibi aktörleri sahaya sürerek Türkiye’ye karşı cepheyi genişletti. PKK’nın hamilerinden Fransa şimdi Suriye kuzeyinde sözde Kürt partilerinin garantörlüğüne soyunmuş durumda.

Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı bir siyasi-askeri-diplomatik koalisyon oluşuyor.

Rum-Yunan ikilisi Doğu Akdeniz’deki kıyıdaş devletler ile Türkiye’ye karşı üçlü ittifaklar kurmuştur. Enerji paylaşım temelli bu ittifak zinciri ABD, İtalya, Almanya, Fransa’nın katılımlarıyla askeri ittifaklara dönüşmektedir.

Fransa Kıbrıs’ta 1960 anlaşmalarının hilafına askeri üs almıştır. Paris, Rumların Doğu Akdeniz’deki menfaatlerini gerektiğinde askeri olarak korumayı üstlendi. ABD ve Almanya’nın da Kıbrıs’ta askeri üs arayışı sürüyor. İngiltere adadaki askeri yığınağını artırıyor.

Saray’ın Ege’de işgal edilen adlara yönelik sessizlik sürüyor. ABD’ye yeni üsler verilmesiyle birlikte Ege’de artan Amerikan askeri varlığı Doğu Akdeniz’deki çok ortaklı kuşatma zincirinin Ege’yi de kapsayacak şekilde uzayıp Balkanlara uzandığını gösteriyor.

Karadeniz hızla bir çatışma alanına dönüşmektedir. NATO kararlarını veto etmeyerek Karadeniz’deki NATO varlığının artmasına yönelik projelere, konuşmalara, tatbikatlara destek veriyoruz.

Buna karşılık Rusya da Karadeniz’e süper yığınaklanma yaptı. Yerleştirdiği S-400 füze sistemleri, radar sistemleri, bombardıman uçaklarıyla İstanbul Boğazından çıkışları engelleyebilecek, Türkiye’nin Karadeniz kıyılarını  vurabilecek bir konuşlanma yaptı.

S-400’ler ve F -35’ler ile ilgili yaşadığımız krizin muhtemel sonuçları üzerinde hiç  durmuyoruz.

Tehditler ve Yeni Askerlik Yasa Tasarısı

Siyasal gerilim ve düşmanlıkları ile iç cephesi çökmekte olan, ekonomik gücü Trump’ın tek twitine dayanamayacak kadar krize girmiş Türkiye, 360 derece kuşatılmış durumda. Ve işte böyle bir ortamda, Türk ordusunun geleneğini ve yapısını alt üst edecek şekilde askere alma ve yetiştirme sistemini değiştirecek bir yasa teklifi getiriyor.

Yasaya eklediği geçici maddeyle halen askerlik hizmetini yapanları da kapsamın alarak Ordumuzun yarısı terhis ediliyor.

Çevremizdeki tehditler bu merkezde iken Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ağır şekilde hırpalanmış olduğunu kabul etmek zorundayız. Modern tarihte TSK’nın yaşamış olduğu kapsamda ağır bir psikolojik savaşa maruz kalmış hiçbir ordu yoktur.

15 Temmuz FETÖ’cü darbesine kadar geçen süre içinde FETÖ casusluk ve terör örgütü Türk Ordusuna sızmıştır. FETÖ’cü polis-yargı operasyonları ile askerlik yeminine sadık binlerce Harbiyeli, astsubay, subay ve general TSK’dan yargılı-yargısız uzaklaştırılmıştır.

15 Temmuz sonrasında AKP Hükümeti TSK’yı kurumsal kimliğine döndüreceği yerde temelinde milli güvenlik endişesi değil, sadece darbe-engelleyici bir yaklaşım ile hareket etmiştir.

Bu yaklaşım ile TSK’nın emir-komuta birliği ortadan kaldırılmıştır. Ordumuzun çok meşhur olan disiplin anlayışı ağır şekilde hırpalanmıştır. Kurmay subay sayısı % 90 azalmıştır. FETÖ’cü sözde kurmayları attık, atmalıyız da ancak yeterli sayıda yenisi yetişmedi. Zaten yıpranmış olan TSK’nın modern konvansiyonel savaş  yeteneğine ağır darbe vurulmuştur.

15 Temmuz sonrasındaki personel yapılanması da FETÖ’nün yerine başka tarikat ve cemaatlerin TSK’ya hakim olması zihniyeti üzerine kurulmuştur. Subay sınavlarında aday kaldığı cemaat/tarikat yurdunu referans olarak söylemekte, komisyon başkanı olan MSB Daire Başkanı “Sorun yok, ben de aynı yurtta kaldım” diyerek cevap vermektedir. Sorular TSK’ya değil, ilahiyat fakültesine alınması gereken öğrencilere sorulması gereken sorulardır.

Öte yandan ne yazık ki, FETÖ bütün mücadelelere rağmen TSK içindeki varlığını korumakta, mahrem imamların temas ve denetlemeleri devam etmektedir. 

Özetle, TSK’nın gerek komuta-kontrol anlamında gerek personel anlamında kurumsal yapısı ağır sıkıntılar ile karşı karşıyadır. TSK’nın teröre karşı üstün deneyim kazandığı anti-terörist mücadele belirli birliklerin omuzlarında devam etmekle beraber, ordumuzun hızla mevcut yapısal sorunları aşması için harekete geçilmesi gerekmektedir.

Yasa Tasarısının Olumsuzlukları 

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu askeri-politik tehdit ortamı Balkan Savaşları öncesinde içinde bulunduğu ortama benzemektedir. Balkan Savaşı öncesinde de 75 bin asker savaşın hemen öncesinde terhis edilmiştir. Balkanlarda faciaya dönüşen sonucu hepiniz biliyorsunuz.

İşte şimdi benzer bir kuşatma altındaki Türkiye’de bu yeni yasa tasarısına eklenen bir madde ile halen silah altındakilerden 6 ayını tamamlamış olanlar yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte hemen terhis edilecektir. Bu mevcut er-erbaşın yarısının bir günde terhis edilebilmesi demektir.

Yeni sisteme göre asker alımı kabaca 3 aydan önce gerçekleşemeyeceğine göre, yasa yürürlüğe girdikten sonraki 3 aylık süreçte mevcut askerlerin dörtte üçünün terhis edilmesinin önü açılıyor. Böyle bir yasaya kendi ordumuzu terhis etmek yasası denir.

Bazı yetkililer “Askerlerin hepsi terhis olmak istemez 2000 TL alarak altı aylık daha askerlik yapmaya devam edeceklerdir” diyebilirler. Oysa, beka ve güvenlikte esas olan en kötü senaryodur. Tedbirlerinizi ona göre almak zorundasınız. Yasa uygulanmaya başlandıktan sonra başka sıkıntılar ortaya çıkabilecektir. İkinci 6 ay için kalacak olanlar daha az eğitimli, daha az iş bulma ihtimali  olanlar olacağı gibi farklı siyasi, sosyal gruplar, hemşehri grupları TSK içinde  örgütlenebileceklerdir.

Yasa tasarısındaki önerilerde en tehlikeli hükümlerden birisi de bedelli askerlik uygulamasının kalıcı ve sürekli hale gelmesi.

Bu hüküm ister istemez Sevr’i hatırlattı. Sevr hükümleri Osmanlı’da zorunlu askerliği kaldırıp askerlik hizmetinin gönüllülerce yapılmasına hükmetmektedir. Bedelli uygulamasını kalıcı hale getirmenin bundan ne farkı var?

Avrupa’da zorunlu askerlikten vazgeçmiş gelişmiş ülkelerden bazılarının Türkiye ile mukayese edildiklerinde çok az ve düşük tehdit ortamına maruz kalmış olmalarına rağmen yeniden zorunlu askerliğe geçtiklerini diğerlerinin de geçme hazırlığında olduğu gözden kaçırılmamalı.

Ayrıca yeni sistemle askerlik hizmetinde eşitlik sağlanıyor denilirken parası olanın askerlik yapmadığı, olmayanın yapmak zorunda kalması en temel eşitsizlik unsurudur.

Yasa tasarısında 66  yerde  “Bedellik askerlik” kavramı kullanılmış.  Bu kavram askerliğin doğasına aykırı.  "Askerlik, harp sanatını öğrenmek ve yapmak yükümlülüğüdür. Askerlik para ödeyerek öğrenilmez. Askerliğin bedeli eğitim alanında dökülen ter, gerektiğinde muharebe sahasında verilen candır." Onun için yasadaki bu kavramı değiştirelim. Bu kavram askerliğin bedelini kan ve ter hatta canları ile ödeyenlere saygısızlıktır.

Bedelli statüsü üzerindeki eleştirileri azaltmak için ihtiyaçtan fazla kişi bedelliye başvurursa kura çekimi yapılacak deniliyor. Rakamsal sınırlamaların olmadığı, Bakanlığın belirleyeceği kadrolara göre kura çekimine gerek duyulup duyulmadığı keyfiyete kalmış gözüküyor. Her statüdeki erteleme sınırları sürecinde yükümlü adayları bedelli kuralarına girmeyi deneyecektir. Bu durum celp dönemlerinde yeterince başvuru yapılmasını, ihtiyaç duyulan sayıya ulaşılmasını da engelleyecektir.

Önerilen sisteme baktığınızda gördüğünüz en az beş statü bile eşitsizliğin kanıtı değil mi? Var olan yedek subay, yükümlü erbaş-er, dövizle askerlik statülerinde uygulamadaki bazı olumsuzluklarda iyileştirme yapmayı düşünmeden sistemi daha da karmaşık hale getirecek iki yeni statü, yedek astsubay ve kalıcı bedelli askerlik, sisteme dahil edilmiştir.

Sisteme eklenen iki yeni askerlik statüsüne ilişkin sorunlara geçmeden önce bu yasada yer almayan ama askerlik sisteminin içinde olan diğer statüleri mutlaka gündeme almalıyız. Bunlar subay, astsubay, uzman erbaş, sözleşmeli er statüleridir.

Subayın ne olduğu aziz Atatürk’ün ifadesi ile ortaya konulmuştur. “Bir ordunun kıymeti zabitan ve kumanda heyetinin kıymeti ile ölçülür”.

TSK’da astsubayların statüsünde, hak, yetki ve sorumluluklarında sorunlar çözülememişken “uzman erbaşlık” statüsü dahil edilmiştir.

Uzman erbaş” statüsü düzeltilemeden alelacele sözleşmeli er statüsü devreye sokulmuştur.

Güneydoğu’da terörle mücadele kapsamında hayata geçirilen “sözleşmeli er” uygulamasının diğer kuvvet komutanlıklarında da hayata geçirilmesiyle, örneğin Deniz Kuvvetlerimizde önemli sorunlar yaşanmaktadır. Şimdi bu sorunları daha da karmaşık sorunlar yumağına dönüştürecek yeni statüler sisteme dahil ediliyor.

Görev aynı ama yapanların statüsü farklı. 6 aylık statülü, ikinci 6 aylık statülü, uzman erbaş, sözleşmeli er. Görevin niteliğine göre buna askeri sivil memur ve işçi, yedek astsubay da eklenmelidir. Burada adil, huzurlu, verimli bir görev ortamı yaratmak mümkün olmayacaktır.

Ya da 4 haftalık temel askerlik eğitiminin yapıldığı ortamı düşünün. Birisi bedelli 4 hafta sonra çekip gidecek, birisi 6 ay zorunlu hizmeti tamamlamak için gelmişi diğerinin kafasında ikinci 6 aylık sürede kalmak var. Burada ortak bir askeri kültürü benimsetmeniz, doktrine etmeniz mümkün mü?

Parası olmadığı için en az 6 ay zorunlu askerlik yapacak askerlerin sisteme katkısı da olmayacak. Mevcut sistemde erler dört haftalık temel askerlik eğitiminden sonra branşına göre 2-3 aya varan ilave eğitimler aldıktan sonra birliklerine katılıyorlar. Birliklerinde birkaç haftalık uyum eğitimleri alıyorlar ondan sonra görev yapmaya başlıyordu.

Önerilen sisteme göre 4 haftalık temel eğitimden sonra birliklere katılacak askerlerden bir şey beklemek mümkün değildir. Onlar askerlik ya da görev yapmayacaklar beş ay daha o birlikte sadece bulunacaklardır.

Anayasamız ile “her Türk’ün hakkı ve ödevi” olarak tanımlanan ve mevcut yasayla 12 ay zorunlu olarak yerine getirilmesinde bile karşılanamayan erbaş-er mevcut durumu askerliğin 6 aya kısalması ve bedelli askerlik etkisiyle zafiyet yaratacak seviyeye düşecektir.

Terörle mücadele ve hudut birliklerinin celpler arası geçiş döneminde personel zafiyeti yaşanmaması için gerekli %120 oranındaki desteklenme oranı askerliğin 6 aya düşmesiyle oryantasyon ve görev zafiyeti yaratacaktır.

Ayrıca yeterli eğitim alınmadan muharip birliklere görevlendirilen askerlerden kaynaklı hukuki ve idari sorunlar ortaya çıkaracaktır.

Eğitim, toplanma merkezleri, izin dikkate alındığında kıtadaki verimli süre azalacak, vazifedeki devamlılık sağlanamayacaktır.

Halihazırda %60 yükümlü personelden oluşan kadroların yeterince desteklenmesi mümkün olmayacak, bu da birliklerin görevini yerine getirmesini, ülkenin güvenliğini olumsuz etkileyecektir.

Yeterli yükümlü oranının desteklenememesi nedeniyle aslında barış döneminde de ihtiyaç duyulan bazı birlikleri temsili kadro ile çalışır gösterip sefer durumunda aktif hale getirilecektir. Bu durum ordunun muharebe kabiliyetini derinden etkileyecektir.

Kaynağın ihtiyacı karşılama durumuna ilave olarak; askerlik hizmet süresinin 12 aydan 6 aya inmesi durumunda erbaş er ihtiyacı iki katına çıkacaktır. Bugün yıllık celp ihtiyacı 280 binlerdeyken yeni sistemle bu 550 binlere çıkacaktır.

Bedelli askerlik uygulanmasının sürekli hale gelmesiyle özellikle lise ve üstü eğitim alan yükümlü adayı kitlede yaklaşık %40 kaynak kaybına neden olacaktır. Bu durum yükümlü kitlenin eğitim seviyesini de büyük oranda düşürecektir. Gelişmiş sistem ve teçhizatların kullandığı günümüz savaş ortamında bu durum askerin muharebe gücünde zafiyet yaratacaktır. Bu durum seferberlik sisteminde de telafi edilemez olumsuzluklar ortaya çıkaracaktır.

Yasa tasarısıyla askerlik sistemine ilavesi önerilen statülerden biri yedek astsubaylık… Başka hiçbir orduda uygulanmayan bu statünün ne gibi sonuçlar ve sorunlar doğuracağı bilinmiyor. Astsubaylık statüsünün uygulamasında bile sorunlar varken yedek astsubaylık bu sorunları artıracaktır. Bu statü uygulaması zorunlu silah altına alınan er-erbaş kaynağını ve niteliğini çok düşecektir.

Askere alma sisteminde statülerden bahsederken dövizle askerliğin yanında öğretmenler, tabiplerin ve emniyet teşkilatında görevli olanların durumunu da ayrı statüler olarak ele aldığımızda çok değişik statüler ve uygulamalar ortaya çıkmaktadır.

Yasa değişiklik teklifinin 45. Maddesinde “Cumhurbaşkanınca gerekli görülen sahalarda özel olarak görevlendirilen gönüllüler, cumhurbaşkanınca belirlenen şartlara uydukları takdirde askerlik hizmetinden muaf tutulur” hükmünün hakla hukukla vicdanla nitelik ve nicelikle, anayasada her Türk’ün hakkı ve ödevi tanımıyla yakından uzaktan ilgisi yoktur. Bu içeriğiyle, kapsamıyla başı sonu açık keyfi bir düzenlemedir. Bu düzenleme 1984’de yapılmış. Gerekçelerini biliyoruz. Ancak bu şekli ile yanlış. Bu maddenin yeniden düzenlenmesi kaçınılmazdır.

Bu kapsamda askerlik muaf olacakların sayı sınırı falan olmayacağına göre bu tür muafiyete alınanlar partili cumhurbaşkanının özel birlikleri mi olacaktır? Yapılmak istenen TSK dışında silahlı güç olarak Saddam’ın “Cumhuriyet Muhafızları” veya Hitler’in “SS Birlikleri” gibi güçler mi kurmaktır?

Böyle bir niyet olmasa dahi muafiyet maddesi askerlik sisteminde büyük bir kara delik açacaktır. Askerliğe gitmek istemeyenler partili bir cumhurbaşkanının ne olduğunu kimsenin bilmediği sahada vereceği görevi yaptı diye askerliğe gitmeyecekler. Bedelli statüsüyle bile mukayese edilemeyecek kadar keyfi ve kıyak bir statü. Bu hüküm tamamen anayasaya ve Türk milletinin askerlik anlayışına, kültürüne, vicdanına aykırıdır.

Yeni askerlik yasasında Genelkurmay Başkanlığına görevler verilmektedir. Örneğin altıncı maddede TSK’nın ihtiyaç miktarının ve tahsis oranlarının MSB’ye bildirilmesi isteniyor. Genelkurmay bunu nasıl yapacak?  Kuvvet komutanlıkları Genelkurmay Başkanlığına bağlı değil.

Ayrıca Cumhurbaşkanlığı Sistemi fiilen uygulamaya geçtiği zaman yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesindeki Milli Savunma Bakanlığı görev yönergesi Genelkurmay Cumhurbaşkanı bağlıyken yayımlanmıştı. Genelkurmay daha sonra MSB’ye bağlandı ama MSB’nin görev yönergesi değişmedi. Örneğin harekat ve istihbaratla ilgili Bakanlığın görevi gözükmüyor. Bakanın harekatlara, operasyonlara, planlara yönelik emir verme yetkisi var mı? Bakan kendisini nasıl görüyor? Komutan mı bakan mı? Özetle, Bakanlığın en üst yapısındaki bu karmaşıklık Meclise sunulan askere alma yasa tasarısında da mevcut.  Bunlar hızla düzeltilmelidir.  

Yasa tasarısının 25. Maddesi terör örgütleri veya devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunanların silah altına alınmalarına hükmetmektedir. Bu durumdaki kişilerin hiçbir devlet kadrosunda görev yapmasına izin verilmezken askerlik sistemine sokulmasının mantığı yoktur. Bu kişilerin askerlik yükümlülüğünü ne karşılığında nasıl yapacağı yeniden düzenlenmelidir.

Erbaş ve erlere verilen izin verilmesine ilişkin hususların açıklandığı yasanın 28. Maddesinde orada sayılanlar haricinde izin vermeye Cumhurbaşkanının yetkili olduğu ifade ediliyor. Hangi olasılık düşünülememiş ki sadece o durum gerçekleştiğinde izin vermeye Cumhurbaşkanı yetkili olacak? Devletin başındaki kişinin erbaş er izinleriyle uğraşması nasıl bir hukuk ve yetki sorumluluk uygulamasıdır?

Tek tip ve sadeleştirilmiş askerlik sistemi sloganıyla sunulan yeni askerlik sistemi yasası daha karmaşık çok daha statüyü içeren çok tipli bir askerlik sistemini içermektedir.

Bu haliyle Türk Ordusunu güçlendirmek değil zayıflatacaktır. Celp dönemlerindeki ihtiyaçlar ve kaynak potansiyeli dikkate alındığında 12 aydan daha kısa süreli bir askerlik sistemi Türkiye’nin askeri hazırlık durumunda ve Ordunun gücünde zafiyetler yaratacaktır. Olması gereken tek tip ve 12 ay süreli yükümlülük süresidir.

Yıllık erkek doğum sayısı ve mevcut şartlardaki ihtiyacın karşılama oranıyla askerlik süresinin 6 aya indirilmesiyle kadrolarının %60’nın yükümlü personelden karşılandığı birliklerin durumu düşünüldüğünde vazifede devamlılığın sağlanmayacağı bunun da telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracağı açıktır.

Muharip birliklerde kadroların desteklenmesinde sıkıntılar yaşanacak, bu da muharebe operasyon etkinliğini zayıflatacaktır. Bununla birlikte bazı birliklerin kategori değişikliğine zorlanarak kapatılması söz konusu olacaktır.

Sonuç

Sonuç olarak; yapılması gerekenlere gelince

Milli Savunma Bakanlığı Bakanlığın ve TSK’nın çatısını üst kademedeki koordinasyona uygun şekilde teşkilatlanmalıdır. Genelkurmay Başkanlığı MSB’ye bağlı olmalı ancak Kuvvet Komutanlıkları Genelkurmay Başkanlığına bağlanmalıdır. Türk ordusuna başkomutanlık edecek genelkurmay başkanının emrine barış döneminde de hak ettiği, emir-komuta birliğini sağlayacak statü verilmelidir.

Askeri liseler tekrar açılmalıdır.

Askeri hastaneler tekrar açılmalıdır.

Askeri okullar, Harp Okulları ve Harp Akademileri sürecini yeniden ele almak gerekiyor. Üniversiteler komutan yetiştirmez, muharip savaşçı ruhu kazandırmaz.

Orduda her türlü cemaat, tarikat ve siyasi parti örgütlenmesi ile şiddetle mücadele edilmelidir.

Türk Ordusunda tek arkadaşlık silah arkadaşlığı olmalıdır.

Yazımıza Atatürk’ün kulaklarımızda çınlayan şu sözleri ile son veriyoruz:

“Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve yeteneğinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir. Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye ülküsünü gerçekleştirmek için harcamakta olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkânsız güvencesidir. “

Selam selam orduya,

Selam şanlı bayrağa,

Selam istiklal için çarpışana, ölene

Selam Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’e

 

 

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 15-11-2019

Türkiye-ABD arasına S-400 girdi

Çok kritik, hayati, önemli denilen Trump-Erdoğan zirvesini dağ fare doğurdu diye tanımlamak bile mümkün. Fare bile doğurmadı.