PKK Terör Örgütünün Yeni Dönem Modus Operandisi

Yazan  12 Nisan 2019

Kurulduğu 1978 yılından bugüne PKK terör örgütü; yerel, bölgesel ve küresel gelişmelere paralel olarak sürekli bir değişim – dönüşüm içerisinde olmuş, bu değişim-dönüşüme paralel olarak hem söylem hem eylem tarzını hem de yapısal özelliklerini değiştirmiştir.

PKK’nın evrimi kapsamında, çeşitli araştırmacılar tarafından farklı dönemsel evreler belirlenmişse de, terör örgütünün tarihsel dönüşümünü beş ana bölümde incelemek mümkün görünmektedir.

Tarihsel Süreç İçerisinde PKK Terör Örgütünün Dönüşümü

 PKK terör örgütünün birinci dönemi kuruluş aşaması olarak da nitelendirilebilecek 1973-1984 dönemidir. Bu dönem içerisinde terör örgütü PKK;

- 1973 yılında Ankara Çubuk’ta düzenlediği bir toplantıyla terör örgütünün tohumlarını atmış,

- Örgütün ideolojisini ve sosyal tabanını oluşturma konusunda hazırlıklara başlamış,

- Kendisine amaç olarak İran, Irak, Suriye ve Türkiye’den toprak kopararak sözde devlet kurmayı hedeflemiş,

- Bu amaç ve ideolojisi çerçevesinde yürütülecek propagandasının temellerini belirlemiş ve ilk propaganda dergisini 1978 Ekim ayında yayımlaya başlamış,

- Aynı yıl 27 Kasım’da Diyarbakır Lice ilçesinde kuruluşunu ilan etmiş,

- Kendisine yurtdışında güvenli bölgeler aramış ve Bekaa Vadisine yerleşmiş,

- 1979 Temmuz ayında Urfa Siverek’te Bucak aşiretine yönelik bir terör eylemi ile “Kuruluş Bildirisini” yayımlamış,

- 1982 yılında Irak’ın kuzeyine açılım için uygun bir zemin hazırlamış ve anlaşmalar yapmış, terör örgütünün cephe birimi ERNK’nın alt yapısını hazırlamış,

- Yurt dışında güvenli bölge yapılanmasını tamamlamasının ardından Türkiye içerisine sızarak terör eylemleri için elaman temini, keşif ve propaganda faaliyetlerine ağırlık vermiş,

- Avrupa’da yapılanmaya ve propaganda yapmaya başlamıştır.

Tarihsel süreç içerisinde PKK terör örgütünün ikinci dönemi, ilk büyük çaplı terör eylemlerini düzenlemeye başladığı 1985 yılı ile 1999 aralığını kapsamaktadır. Bu dönemde PKK;

- 1984 yılının ilk çeyreğinde Türkiye’de terör eylemleri düzenlemek üzere HRK’yı kurmuş ve ilk kanlı eylemini 15 Ağustos’ta Eruh ve Şemdinli’de düzenlemiş,

- Halkın üzerinde baskı ve korku ortamı yaratmak, terör örgütüne katılım sağlamak maksadıyla sivillere yönelik çok sayıda katliam düzenlemiş,        

- Türkiye’ye çok sayıda terör örgütü mensubu aktararak ülke içerisindeki kapasitesini artırmaya çalışmış, bununla birlikte örgüt içerisindeki çatlak seslerin ortadan kaldırılması için birçok terör örgütü mensubunu infaz etmiş,

- Terör eylemlerini artırmak, şiddeti ülke geneline yaymak maksadıyla 1987’de ARGK’yı teşkil etmiş,

- 1990’lı yılların başından itibaren sözde “Serhildan” olarak isimlendirilen kitlesel halk hareketlerini başlatmış,

- Terör eylemlerinin Türkiye’nin kuzeyi ve batısına yayılması için girişimlerde bulunmuş,

- Propagandasını yaymak maksadıyla 1995’den itibaren bir TV kanalı ile yayın yapmaya başlamış,

- Elebaşısı 15 Şubat 1999’da Kenya’da yakalanmıştır.

PKK terör örgütünün üçüncü dönemi 2000-2004 yılları arasında geçen süreyi kapsamaktadır. Teröristbaşının yakalanması ve cezaevine konulması ile birlikte PKK terör örgütü bu dönem içerisinde eylem ve söylem açısından değişikliğe gitmiştir. Teröristbaşının yakalanmasının hemen ardından bir süre terör eylemlerinin şiddetini artırarak baskı oluşturmaya çalışan PKK, daha öncede defalarca yaptığı gibi terör eylemlerini durdurduğunu açıklamış ve sivil itaatsizlik türü eylemleri faaliyet metodu olarak belirlemiştir.Bu dönemde PKK;

- Teröristbaşının sözde “Demokratik Cumhuriyet – Demokratik Konfederalizm” düşüncesi çerçevesinde yapısal değişimlere gitmiş, bu çerçevede örgütün temel iki yapısı olan ERNK ve ARGK dönüştürülmüş,

- Yeni söylemlerde sözde “demokratik özerklik”  türü projeleri ön plana çıkarmaya başlamış,

- Hem terör örgütleri listelerinde yer almamak hem de kendi söylemlerine ve konjonktüre uyum sağlamak için, Nisan 2002’de ismini KADEK olarak değiştirmiş, aynı şekilde 2003 Ekim ayında ismini KONGRA-GEL olarak yeniden değiştirmiştir.

Terör örgütü için dördüncü dönem, terör eylemlerine yeniden başladığı 2005-2011 dönemi olarak ifade edilebilmektedir.Bu dönem içerisinde PKK terör örgütü;

- İçerisinde eylemsizlikten kaynaklanan iç çekişmeler yaşanmaya başlamış,

- Terör eylemlerine yeniden başlama kararı almış, ardından Nisan 2005’te yeniden eski adını almış,

- Terör eylemlerini büyük şehirlere yaymak maksadıyla TAK ismini verdiği terör örgütü birimi vasıtasıyla intihar ve bombalı eylem türlerini başlatmış,

- İran, Suriye, Irak ve Türkiye’ye tamamen yayılmak ve terör örgütünün bu ülkelerdeki faaliyetlerini tek elden kontrol edebilmek maksadıyla 2007 yılında KCK yapılanmasına geçiş yapmış,

- 2010 yılında başlayan ve Arap Baharı olarak isimlendirilen bölgesel gelişmelerden faydalanmanın yollarını aramaya başlamıştır.[i]

PKK terör örgütünün beşinci dönemi 2011 yılından günümüze kadar uzanan süreyi kapsamaktadır. Yerel ve bölgesel değişimler ile kriz ortamlarından yararlanmayı hedefleyen terör örgütü, daha önceki dönemlerde olduğu gibi 2011 yılından itibaren Arap Baharı hareketlerinin Suriye iç savaşına dönüşümünden de faydalanmış, bu gelişmeleri kendisi açısından kazanca çevirerek yeni bir aşamaya evrilmeye başlamıştır.

Bu dönemde PKK, 2003 yılında kurduğu, Suriye’deki terör örgütü yapılanması PYD’yi Suriye’nin iç savaşa sürüklenmesiyle aktif hale getirerek Esed’in desteğini almış, 2013 yılında Suriye kuzeyinde Ayn El Arap, Afrin ve Cizire bölgelerinde sözde özerk bölgeleri kurduğunu ilan etmiştir. Aynı yıl içerisinde Türkiye’de başlatılan sözde çözüm süreci kapsamında terör örgütü yurtdışına çıkacağını ilan etmiş, 2015 yılında Şanlıurfa Ceylanpınar’da iki polisimizin şehit edilmesi eylemine kadarki dönemde oyalama ve yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Çözüm süreci olarak isimlendirilen dönemde PKK terör örgütü, elebaşlarından Duran Kalkan’ın gündeme getirdiği Kıra Dayalı Kent Merkezli Eylem Yöntemini yürürlüğe koymak için şehir merkezlerinde yapılanmasını tamamlamış, yerleşim yerlerinde kurduğu YDG-H ile terör eylemlerine başlamıştır.

2014 yılından itibaren IŞİD terör örgütünün Irak’tan başlayarak Suriye’ye yayılması, batılı ülkelerin IŞİD terör örgütüyle mücadeleye yönelmesi, ABD’nin IŞİD’le mücadele kapsamında kendisine sahada ortak olarak PKK/PYD’yi tercih etmesi, yine ABD’nin PKK/PYD terör örgütünü silah, mühimmat ve eğitim açısından destekleyerek kapasitesini artırmasına yardımcı olması, IŞİD’in karşısında bölgedeki yegâne“seküler” silahlı aktör olarak PKK’nın ön plana çıkarılması için propaganda yapılması vb. hususlar, terör örgütünün kuruluşundan bu yana yaşadığı değişim-dönüşüm süreçlerinin ötesinde örgüte yeni bir fırsat ortamı yaratmıştır.

PKK; 2015 yılı Ekim ayından itibaren hem PYD ile bağlantısını örtmek-gizlemek, hem de batılı ülkelere bölgedeki etnik-mezhepsel tüm unsurları kapsayan ve IŞİD’le mücadele eden bir yapı olduğu izlenimini vermek için Suriye Demokratik Güçleri adlı yapıyı yöneten asli unsur haline dönüşmüştür.

Bu dönemden itibaren sadece Suriye’de değil aynı zamanda Türkiye ve Irak’taki yapılanmasını ve önceliklerini de değiştiren PKK terör örgütü, IŞİD’le mücadele maskesi altında Irak’ın Suriye sınırına yakın bölümündeki Sincar bölgesine de yayılmış, bu bölgeyi Irak kuzeyinde yeni bir barınma alanı haline getirmiş, Sincar üzerinden Suriye ve Irak arasındaki lojistik bağlantısını sağlamıştır.    

PKK’nın Yeni Dönem Modus Operandisi

PKK terör örgütünün Suriye, Irak ve Türkiye’deki faaliyetleri, eylem tarzları, elebaşlarının açık kaynaklara yansıyan açıklamaları ve propaganda aracı olarak kullandığı sosyal medyanın incelenmesi neticesinde, yeni dönem modus operandisinin ne şekilde gerçekleşeceği konusu öngörülmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda; başta ABD olmak üzere batılı ülkelerin desteğini arkasına alarak,  Suriye’nin petrol, su ve tarım açısından en verimli kısmı olan ülkenin yaklaşık üçte birine yakın bir alanında kontrolü ele geçiren PKK terör örgütünün, her dönemde olduğu gibi, içinde bulunduğumuz dönem ve yakın gelecekte de yerel, bölgesel ve küresel gelişmelere paralel olarak yeni stratejiler, yeni iş tutma yöntemleri, yeni taktik-teknikler ortaya koyacağı anlaşılmaktadır.

Terör örgütünün her dönemde olduğu gibi önümüzdeki dönemde de temel amacı “hayatta kalabilmek, yok olmamak”, örgütün yaşam süresini mümkün olduğu kadar uzun tutmak olacaktır. Bu kapsamda terör örgütünün temel olarak, ağırlık merkezini kaydırdığı Suriye’de elde ettiği kazanımları elde bulundurmayı ve geliştirmeyi hedefleyeceği açıkça görülmektedir.

IŞİD terör örgütünün büyük oranda Suriye kuzeyi ve doğusundan temizlendiği ve IŞİD’in“yenilgiye uğratıldığının” ilanının ardından PKK terör örgütünün, tıpkı IŞİD’le mücadelenin yegâne aktörü olarak parlatıldığı gibi bundan sonraki dönemlerde de IŞİD’den temizlenen bölgelerde istikrarın koruyucusu olarak ön plana çıkarılacağı görülmektedir. Bu kapsamda sahada ABD’nin vazgeçilmez ortağı PKK’nın bir kısmının kontrol altına alınan bölgelerde sözde kolluk gücü olarak görev yapmaya başlayacağı, bu maksatla hem askeri hem de idari kapasitesini geliştireceği öngörülmektedir.

ABD’nin Suriye’de konuşlu askerlerini geri çekmesi ya da çekmemesi üzerine alternatifli planlar yapan PKK terör örgütü, batılı ülke askerlerinin bölgeden çekilmemesi maksadıyla hem IŞİD terör örgütü tehdidinin sona ermediği hem de çekilmenin gerçekleşmesi halinde bölgenin istikrarsızlaşacağı algısını yaratmak üzere çeşitli türde eylemler düzenlemesi de olası görünmektedir. Bu kapsamda PKK terör örgütünün IŞİD’le mücadelede elde ettiği parlatılmış zaferi korumaya ve geliştirmeye devam edebileceği, sahada kazandıklarını kendisi açısından politik kazanımlara çevirmeye çalışacağı düşünülmektedir. Bu çerçevede PKK terör örgütünün özellikle Suriye’nin önümüzdeki dönem tartışmalarının başında yer alacak olan Anayasa tartışmalarını kullanacağı, Anayasanın yeniden hazırlanması döneminde ülkede kendi ideolojisi doğrultusunda çok parçalı demokratik özerk yönetimler oluşturma çabalarını artırabileceği değerlendirilmektedir.

PKK/PYD terör örgütünün Türkiye’nin olası harekâtına karşı hazırlık faaliyetlerini ve gayretlerini de artıracağı, tahkimatını güçlendirmeye ve sınır hattı üzerindeki keşif gözetleme faaliyetlerini geliştireceği düşünülmektedir. Bu maksatla PKK’nın IŞİD’le mücadele ettiği bölgelerden kaydıracağı terör örgütü mensuplarını Türkiye sınır hattına kaydırabileceği değerlendirilmektedir.

Ağır bir yenilgi aldığı Zeytin Dalı Harekâtı sonrası bu yenilgiyi psikolojik bir travmaya dönüştüren PKK terör örgütünün, IŞİD terör örgütü ile angajmanının azalmasının ardından yoğunluğunu Afrin bölgesine kaydıracağı anlaşılmaktadır. Afrin bölgesindeki hezimetini örtmek, bölgeyi geri alma hayalini hayata geçirebilmek maksadıyla PKK terör örgütünün yakın dönemde bu bölgeye takviye gönderebileceği, bu bölgedeki uyuyan terör örgütü mensuplarını daha fazla terör eylemi yapmaya teşvik edeceği, öncelikle Özgür Suriye Ordusu mensuplarına ve ardından TSK’nın bölgedeki varlığına yönelik eylemlerinin hem sayısını hem de şiddetini artırabileceği öngörülmektedir.

Petrol kaynaklarının büyük kısmını kontrol eden PKK terör örgütü, bu kaynakları nakite çevirmek maksadıyla bölgede konuşlu batılı ülkeler aracılığıyla ve doğrudan sahadaki aktörlerle görüşerek yeni pazar arayışlarına girişebilecektir. Bu kaynaktan elde ettiği nakit paranın bir kısmını kontrol ettiği bölgelerde halkın güvenini kazanmak için yatırıma dönüştürebileceği gibi bir kısmını da Irak kuzeyindeki ana karargâhına aktarabileceği düşünülmektedir.

PKK terör örgütü yakın gelecekte düzenleyeceği propaganda faaliyetleriyle;

IŞİD’e karşı zafer elde eden en önemli unsur olduğu,

- Sağ ele geçirilen IŞİD terör örgütü mensupları ve ailelerinin kaynak ülkelere geri gönderilmeden kendileri tarafından yargılanabileceği ve cezalandırılabileceği,

- IŞİD’le mücadelenin tamamen sona ermediğini ve bunun uzun bir zaman zarfında başarılmasının mümkün olabileceği,

- PKK/PYD’nin düzenli orduya geçiş aşamasında olan batılı ülkeler için en güvenilir ortak olduğu,

- Afrin Cerablus hattında güvenliğin tesis edilemediği, bu bölgelerin istikrarı için tek çözümün PKK olduğu,

- Suriye’nin geleceğinde terör örgütü dışarıda bırakılarak bir çözümün mümkün olmayacağı,

- Ele geçirdiği bölgelerde istikrarın tesis edildiği ve bunun yerel kolluk kuvvetlerince koruma altına alınacağı temalarını ön planda tutabileceği anlaşılmaktadır.

PKK terör örgütü diğer yandan teröristbaşı ile görüşmelere izin verilmemesini bahane ederek daha önceki dönemlerde de gerçekleştirdiği açlık grevi eylemlerine son 3 aydır hız vermektedir. Bu eylem türü ile PKK’nın; hem uluslararası kamuoyunun dikkatlerini Türkiye’ye çekmeyi hem de kaybetmekte olduğu halk desteğini yeniden diriltmeyi, terör örgütü mensuplarını bir arada tutmayı, sözde kahramanlar yaratarak yeni bir hikâye yaratmaya çalıştığı düşünülmektedir.

Türkiye’de eylem yapamaz hale gelen PKK’nın eylemsizlik sürecini kırmak ve taban kaybetmemek maksadıyla riski az ancak medyada görünürlüğü yüksek olabilecek eylem türlerine ağırlık verebileceği görülmektedir. Bu maksatla PKK’nın meskûn mahallerde kullandığı ve YPS adını verdiği şehirlerde konuşlu terör örgütü mensuplarını hem sayısal hem de nitelik olarak artırabileceği, IŞİD terör örgütü ile çatışma tecrübesi kazanan terör örgütü mensuplarını bu yapılanmayı takviye etmek üzere ülke içerisine sızdırabileceği değerlendirilmektedir.

Türkiye, son on yılda, terörle mücadelede teknolojiyi etkin biçimde kullanan ülkelerden birisi haline gelmeyi başarmıştır. Uçaklar, İnsansız Hava Araçları (İHA), Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) ve diğer teknolojik unsurların terörle mücadelede bütünleşik kullanımı terörle mücadeleye birçok alanda katkı sunmuştur. Operasyon maliyetleri düşerken, PKK üzerindeki baskı asimetrisi güvenlik güçlerinin lehine kaymıştır.[ii]Arazide kalabalık gruplar halinde etkinlik kurmayan, sürekli ve artan şekilde sözde lider kadrosundan kayıplar veren PKK terör örgütü bir süredir, İHA ve SİHA’ların TSK tarafından kullanımına karşılık olarak piyasadan temin ettiği drone ve model uçaklarla askeri üs bölgelerine terör eylemleri düzenlemeye başlamıştır. Terör örgütü PKK’nın hava şartlarına da bağlı olarak kısa dönemde bu türden eylemlerini artırabileceği anlaşılmaktadır.

Sonuç yerine

PKK terör örgütü “uzun süreli halk savaşı strateji” çerçevesinde, mümkün olduğu kadar terör eylemlerini uzun bir zaman dilimine yaymak, çok sayıda terör örgütü mensubunu kaybetse dahi eylemlerinin sayısını ve şiddetini düşürmemek maksadıyla yola çıktığı iş tutma tarzını korumaya devam etmektedir. PKK için değişen yerel ve bölgesel gelişmelere uygun olarak aldığı pozisyonlar, kendisine destek verenlerle kurduğu ittifaklar ve zamana uygun olarak geliştirdiği eylem biçimleridir.

Sözde devlet kurmak amacından hiçbir zaman vazgeçmeyen terör örgütü Suriye kuzeyinde batılı ülkelerin de desteği ile elde ettiği kazanımlarıyla, maalesef ki bu hayaline hiç olmadığı kadar fazla yaklaşmıştır. Bu nedenle PKK terör örgütü ağırlık merkezini Irak kuzeyi ve Türkiye’den Suriye kaydırmıştır denilebilir. Önümüzdeki dönemde de PKK terör örgütü Suriye’de elde ettiği alanları elde bulundurmaya, bu bölgede yönetimi tamamen ele geçirmeye, yeni anayasaile belirlenecek Suriye’nin geleceğinde daha fazla söz sahibi olmaya yönelik hedeflerini tahkim edecektir.

Öncelikle Fırat Kalkanı ardından ise Zeytin Dalı Harekâtı ile Fırat Nehri batısında etkinliği kırılan PKK terör örgütü, siyasi gelişmelerden de istifade ile Fırat Nehri Doğusunda gün geçtikçe daha dominant hale gelmekte, siyasi iş birliğini daha da geliştirmekte, kalıcılığını giderek daha fazla oranda artırmaktadır. PKK devletçiğinin oluşturulmasının önüne geçebilmek için İdlib bölgesinde bir an önce sonuca ulaşılması, iş birliği yapılan tarafların oyalama faaliyetlerine son verilmesi, başta Süleyman Şah Türbesini bulunduğu bölge olmak üzere Suriye kuzeyine bir an önce el atılması, oyunu değiştirecek bir hamle yapılması gerekliliğinin ön plana çıktığı düşünülmektedir.      

 

 

 

 

[i] Osman Kaya, Türkiye’de Etnik Terör, (2013), A Kitap, Ankara, sf.87-277

[ii] Nihat Ali Özcan, Terörizmle Mücadelede SİHA/İHA Kullanımı, (29.03.2019),

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/nihat-ali-ozcan/terorizmle-mucadelede-siha-iha-2849917/

Erol Başaran Bural

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Cengiz Tatar   - 24-04-2019

24 NİSAN 1915; “ERMENİ SORUNU, TEHCİR VE GERÇEKLER”

1878’e kadar Türkler ile Ermenilerin arasında dostluk hüküm sürmüştür. Osmanlıların sınırları içerisindeki Ermenilere adil bir yönetim sunması, sınırları dışındaki Ermenilerinde devlete sığınmalarına neden olmuştur.