Bu sayfayı yazdır

Tarihten bugüne Türk Boğazları Meselesi ve İstanbul’un güvenliği

Yazan  22 Ekim 2018

Dünya ticaretinin karayolundan denizlere kaymasından sonra, denizlerde ve özellikle önemli ulaşım boğaz/kanallarında denizlerin serbestiyeti ilkesi uluslararası ilişkilerde en önemli ilke haline gelmiştir.

Uğruna onlarca savaş yapılan bu kural, özellikle kanal ve boğazlar söz konusu olduğunda daha da uluslararası bir hal almaktadır. Dünyada deniz geçiş yollarının yoğun olarak kullanıldığı stratejik kanal-boğazları; Malaga Boğazı, Türk Boğazları, Süveyş Kanalı, Panama kanalı ve Cebelitarık olarak özetlenebilir.[i]

Bu stratejik kanal ve boğazlar tarihte birçok savaş ve anlaşmaya konu olmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan bugüne kadar, Türk Boğazları her zaman uluslararası gündemini korumuştur.

 

Osmanlı Öncesinden-İstanbul’un Fethine Kadar Olan Dönem;

İstanbul-Çanakkale Boğazlarında ve Ege’de hakimiyet kurulması fikri, Osmanlı öncesinde Türk beyliklerinde başlamıştır. İznik’e kadar ilerleyen Selçuklu Sultanı I.Kılıç Arslan’ın İstanbul üzerinde yarattığı tehdidi dikkate alan Bizans İmparatoru, Sultanla ittifak antlaşması yapmıştır. Aynı ihtiyacı hisseden İlk Türk Denizcisi Emir Çaka Bey de I. Kılıç Arslan’a kızını vererek desteğini sağlamıştır. Çakabey bugünkü Çanakkale-Abidos Kalesi'ni 1095 tarihinde almasından sonra Çaka beyi kendisine tehlike olarak gören, Bizans diplomasisi Selçuk Sultanını, Çaka Beye karşı harekete geçirmiş ve. I Kılıç Arslan’ın kayınpederi Çaka Beyi kendi kılıcıyla katletmesini sağlamıştır[ii].

Orhan Bey Dönemi (1326-1359): Osmanlılar Orhan bey döneminde, 1352 de Bolayır, 1354 de Gelibolu Kalesi'ni alarak Trakya’da önemli bir uç beyliği kurmuşlardır.

 

1. Murat Dönemi (1359-1389): I. Murat zamanında Avrupa’daki askeri başarılar karşısında, Osmanlı’nın ilerlemesinin durdurulması için oluşturulan haçlı ordusu ve donanması ilk hedef olarak 1359’da Türklerin Anadolu'dan Rumeli'ye geçiş üssü olan Lâpseki-Gelibolu'yu hedef almışlardır. Haçlı Ordusu 1364’de Sırpsındığı savaşında mağlup edilmesine rağmen donanmanın yeterli olmaması nedeniyle 1366 yılında Haçlı donanması Gelibolu’yu Bizans'a geri kazandırmıştır. Ancak I. Murat diplomasiyle 1377’de Gelibolu’yu Bizans’tan tekrar geri almıştır.

Bu dönemden sonra Osmanlı Ordusu boğazdan geçebilmek için daima Bizans'a taviz vermek zorunda kalmış ve Ceneviz ile ittifak sayesinde ordularını Rumeli'ye geçirebilmiştir. Ancak bunun için kapitülasyonlar ve Ceneviz gemilerine ciddi bir servet ödenmiştir. I. Murat, Anadolu ve Rumeli'ye bölünmüş olan Osmanlı İmparatorluğunun güvenliği için İstanbul’un ve Boğazların kontrolünün zaruri bir hal aldığını görmüştür.

 

Yıldırım Bayezid Dönemi (1389-1402): Beyazıt bölünmüş imparatorluğun bütünlüğünü ve güvenliğini sağlamak ve Boğazları kontrol edebilmek için 1391-1400 yılları arasında İstanbul’u dört kez kuşatmıştır. Osmanlı Kuşatması altında bulunan İstanbul'un kurtarılması ve Osmanlıların Avrupa'dan atılması için Macarların yanı sıra Fransız, Alman, Belçika, İngiltere, İsviçre, Felemenk, Eflak ordusundan teşkil edilen Haçlı Ordusunun Edirne’ye yaklaşması üzerine, Sultan Beyazıt İstanbul’a denizden gelebilecek yardımları önlemek için 1395 yılında Güzelce Hisarını (Anadoluhisarı) yaptırmıştır. 1396 yılında Haçlıların Niğbolu kalesini kuşatması üzerine, Yıldırım Bayezid İstanbul kuşatmasını kaldırmış ve Niğbolu’da Haçlı Ordusu yok etmiştir. Ankara yenilgisinden sonra Venedikliler Gelibolu’yu ele geçirmeye çalışmışlardır. Bunun üzerine 1409’da Emir Süleyman Anadolu Yakasına Emir Süleyman Hisarı'nı inşa ettirmiştir.[iii]

 

Fatih Sultan Mehmet Dönemi (1451-1481): Fatih Padişah olur olmaz ilk iş olarak Osmanlı toprakları tarafından çevrelenmiş İstanbul’un fethi çalışmalarına başlamış ve ilk iş olarak, Anadolu Hisarı karşısına 1452 yılında Boğazkesen Hisarını (Rumeli Hisarı) 4,5 ay gibi kısa bir sürede yaptırmıştır.

Fatih'in emriyle İstanbul Boğazına giren her gemi Boğazkesen Hisarına uğrayarak izin alacak ve geçiş ücreti ödeyecekti. Boğazkesen Hisarı Türklerin Boğazdaki egemenlik tarihi ile ilgili önemli bir kilometre taşıdır.

Boğazkesen’in yapılması iki ateş arasında kalacak Venedik ve Ceneviz gemilerini dehşete düşürmüştür. Ancak, Fatih, denizlerde hakim güç olan Venedikliler ve Cenevizliler ile on yıllık bir antlaşma yaparak, Türk donanması gelişinceye kadar İstanbul’a denizden gelebilecek tehlikeleri önlemiştir. İstanbul’un fethinden sonra gerek Boğazların gerekse Başkent İstanbul’un denizden güvenliğinin sağlanması daha da önem kazanmıştır. İstanbul'u güvence altına almak için, Fatih 1462’de Çanakkale Boğazı'nda iki Kale yaptırmıştır.

 

Bunlardan bir tanesi Çanakkale Kalesi olup o zamanki isimle Kale-i Sultaniye (Çimenlik Kalesi-kale çanağa benzediği için halk arasında Çanakkale adını almıştır) diğeri ise karşı tarafta Kilid-ül Bahir (Deniz Kilidi) adıyla yapılan kaledir. İstanbul’un fethi ile Bizans’ın elinde olan İmroz, Limni ve Taşoz adaları Osmanlıya katılmıştır. Diğer adalar ise Venedik, Ceneviz ve Rodos şövalyelerinin kontrolü altında kalmıştır.

Böylece Venedik ile savaşa başlamadan, payitaht İstanbul güvenlik altına alınmak istenmiştir. Ancak, Fatih donanma olmadan, Ege Denizi kontrol edilmeden sadece Boğazlarda kurulan kalelerle İstanbul ve Türk Boğazlarının güvenliğinin sağlanamayacağını biliyordu. Bu nedenle donanmayı güçlendirdi.

 

Girit Savaşı (1645-1669): Osmanlı’nın 1645 tarihinde Girit Adasını kuşatmasıyla Venediklilerle başlayan savaş sırasında Venedikliler önce Bozcaada'yı işgal etmiş ve Çanakkale Boğazını abluka altına almışlardır. Bu kuşatmayla İstanbul tehlike altına düşmüş ve 1669’a kadar, 25 yıl, Boğazlar ve İstanbul tehdit altında yaşamıştır. Bu 25 yıl devleti büyük bir güvenlik bunalıma sokmuştur.[iv]

 

Boğazlarda İnşa Edilen hisar ve Kalelere Verilen İsimler Boğazkesen (Rumeli Hisarı), Kilit Bahir (Deniz kilidi), Seddül Bahir (Deniz Seddi) Dikkat Çekicidir.

 

IV.Mehmet Dönemi (1648-1687):Venedik saldırılarına karşı boğazın güvenliği için Seddülbahir Kalesi ile Kumkale karşılıklı olarak 1659 yılında inşa edilmiştir.  Kumkale Kalesinin tahrip olması nedeniyle Anadolu tarafına savunma amaçlı bonetler inşa edilmiştir.

Bu arada Rusya'nın reformlar ile güçlenip Karadeniz'e inmesi tarihteki önemli dönüm noktasıdır. Bu dönemde Rusya Avrupalılaşırken, Osmanlı geleneksel yönetimiyle çöküş dönemine girmiştir. Rusya dünya politikasında etkili olabilmek için açık denizlere inmeyi, deniz ticaretini güçlendirmeyi ve Türk Boğazlarını yaşamsal görmeye başlamıştır.

Küçük Kaynarca Antlaşması 1774: II.Katerina zamanında Rus orduları Kırıma girmiş ve 21 Temmuz 1774’de imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rus ticaret gemilerine Osmanlı suları dahil Karadeniz'de seyir serbestisi ve Boğazlardan serbest geçiş hakkı tanınmıştır.

III.Selim ve II.Mahmut Dönemi (1789-1839): Osmanlı, Donanmanın zayıf olması nedeniyle, Payitaht İstanbul’a Ege’den gelebilecek tehlikeleri Çanakkale Boğazından itibaren ilave kaleler inşa ederek bertaraf etmek istemiştir. Bu maksatla III.Selim Çanakkale’ye Nara Kalesi ile Eceabat-Gelibolu arasına Bigalı Kalesinin inşasını başlatmış, ancak kalelerin yapımı II.Mahmut zamanında tamamlanabilmiştir. Rusya ile 1798 ve 1805 tarihlerinde yapılan ittifak antlaşmalarında Rus savaş gemilerinin Boğazlardan geçeceğine dair hükümler konuldu. Ancak Rusya ile çıkan savaş sonucunda, Britanya ile 1809’de imzalanan Kale-i Sultaniye (Çanakkale) Antlaşmasıyla Boğazların tüm devletlerin savaş gemilerine kapalı tutulması kararlaştırılmıştır.

Sultan Abdülmecit Dönemi (1839-1861): İstanbul’un güvenliği için ilave kaleler yapılması gündeme gelmiş ve Abdülmecit döneminde Çanakkale Boğazı’na Karşılıklı olarak Anadolu yakasında Mecidiye Kalesi, Avrupa yakasında Çam Burnu Kaleleri inşa edilmiştir.

Yunanlılar; Yeniçeri Ocağının kaldırılması ve 1827’de Navarin’de Osmanlı Donanmasının yakılmasıyla, ordu ve donanması kalmayan Osmanlı’ya karşı, bağımsızlık için ayaklanmıştır. Osmanlı, Rusların baskısıyla, 1829 Edirne Antlaşmasıyla Yunanistan’ın bağımsızlığını kabul etmiş ve Boğazların bütün devletlerin ticaret gemilerine açık tutulacağını kabul etmiştir.

Şubat 1833’te Amiral Lazarev komutasındaki Rus Donanması İstanbul Boğazına demirlemiş ve 15.000 kişilik Rus kuvveti Anadolu yakasına yerleşmiştir.

 Hünkâr İskelesi Antlaşması (1833): Ruslar bu antlaşmayla harp zamanında Rus gemileri boğazlardan serbestçe geçebilmesini ancak, Rusya’nın lehine diğer ülke gemilerinin Çanakkale Boğazından kuzeye geçişlerine izin verilmeyeceğini garanti altına almıştır.

 

Baltalimanı Antlaşması (1838):

Osmanlıya baş kaldırıp Kütahya önlerine kadar gelen Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yı durdurması karşılığında, İngiltere ile yapılan Baltalimanı Antlaşması ile tüm yabancı ticaret gemilerinin boğazlardan serbestçe geçme hakkı kabul edilmiştir.

Londra Antlaşması (1841): Bu dönemde Türk Boğazları, karşılıklı denge politikası kapsamında uluslararası ilişkilerin bir numaralı konusu haline gelmiştir. Tam bir çöküntü içinde olan Osmanlıya karşı Avrupa’daki denge politikasının yansıması olarak, Avusturya, Fransa, Birleşik Krallık, Prusya, Rusya ve Osmanlı arasında Boğazların tarafsız olmasını amaçlayan ve savaş zamanında Osmanlıya yetkiler veren 13 Temmuz 1841 tarihinde Boğazlar Sözleşmesi başlığı altında Londra Antlaşması imzalanmıştır. Böylelikle Hünkar iskelesi antlaşması hükümleri sona ermiştir.

Tüm bu antlaşmalar, Türk Boğazlarını uluslararası bir mesele olarak ortaya koymuştur. Gerek ekonomik ve gerekse savunma olarak çöküş içinde olan Osmanlı, İstanbul’un güvenliğinin Çanakkale’den itibaren sağlanabileceği düşüncesiyle Çanakkale Boğazı kıyılarına ilave tabyalar inşa etmeye başlamıştır. Bu tabyalar ve top kuleleri (bonet) genellikle 1800’lü yıllarda inşa edilmiştir.

Anadolu Yakasında Bulunan Tabyalar: Orhaniye Tabyası, Karanlık Liman Tabyası, Topçamlar Tabyası, Çakaltepe Tabyası, Dardanos Tabyası, Hamidiye Tabyası, Mecidiye Tabyası, Çimenlik Tabyası.

Gelibolu Yarımadasında Bulunan Tabyalar: Ertuğrul Tabyası, Domuzdere Tabyası, Kayalık Tepe Tabyası, Yıldız Tabyası, Mecidiye Tabyası, Hamidiye Tabyası, Namazgah Tabyası, Değirmen Burnu Tabyası,

Kilit Bahir Kalesi’nin hemen yanında, boğazın kenarında yer alan Namazgâh Tabyasının yapımına, 1860'lı yıllarda Sultan Abdülaziz döneminde başlanmış, 1892 yılında tamamlanmıştır. Tam karşısındaki Aziziye Tabyası ise boğaz savunmasını güçlendirmek amacıyla yapılmıştır.

 

Çanakkale Deniz Zaferi (18 Mart 1915)

Osmanlının I. Dünya Savaşına Almanya yanında girmesini müteakip İngiliz ve Fransız Donanmaları Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’u fethetmek ve Karadeniz’e çıkıp Çarlık Rusya’sına destek vermek ve Rusya petrolünü Boğazlar üzerinden batıya aktarmak istiyorlardı. Seddülbahir ve Kumkale harekatın ilk günlerinde devre dışı kalmıştır. Diğer topçu tabyalarının ise gemilerin uzun menzilli topları karşısında etkisiz kalacağını düşünen İngiliz Deniz Bakanı Churchill Boğazların donanma ile rahatlıkla geçilebileceğine inanıyordu. Ancak TCG Nusret’in Boğaza döktüğü 26 mayın ile dünya tarihi değişmiş ve 18 Mart 1915 tarihindeki Deniz Harekatı sonucunda Irresistable, Ocean, Bouvet zırhlıları batmış; Inflexible, Goulois, Souffren ağır yara alarak saf dışı kalmıştır. 

Churchill; ”Bugün dünya denizlerinde görev yapmakta olan beş bini aşkın savaş gemisinden hiçbiri Nusret ve onun döktüğü mayınlar kadar harbin gidişine etkili olamamıştır. Nusret’in döktüğü mayınlar ki, Türkiye’yi bir yenilgiden kurtarmış ve savaşı uzatarak galipler de dahil, Avrupa’da 6-7 milyon insanın ölümüne neden olmuştur. Bu kayıplar düşmanlarının kurşun ve gülleleriyle değil, 18 Mart sabahı Çanakkale Boğazı’nın güçlü akıntısı altında, ağırlıklarının bağlı bulunduğu tel halatlar üzerinde gerili duran 26 mayın yüzünden yaşanmıştır” şeklindeki görüşlerini dile getirmiştir.

ABD İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau 18 Mart 1915 gününe ait anılarında “İstanbul, 19 Mart günü işgal kuvvetlerine teslim olmaya kendini hazırlamıştı” şeklinde dile getirmiştir[v].

Çanakkale Savaşı dünya tarihini değiştirmiştir. Çarlık Rusya’sına destek gidememiş ve Bolşevik ihtilali ile SSCB kurulmuştur. ANZAK Kolordularında bulunan Avusturalya ve Yeni Zelanda birlikleri için bu savaş kurtuluş/bağımsızlık savaşı olarak algılanmış ve bağımsızlıklarını Çanakkale Savaşı üzerine bina etmişlerdir. Bu harbe katılan Hintli, Pakistanlılar savaş sonrası emperyalizme meydan okuyarak bağımsızlık ateşini yakmışlardır.

 

Boğazlar-İstanbul Antlaşması (18 Mart 1915):

Çarlık Rusya’sına gerekli desteği veremeyen İtilaf Devletleri, Rusya’dan hem özür dileme hem de Rusya’nın savaşa devam azim ve iradesini yüksek tutmak maksadıyla 18 Mart 1915 tarihinde imzalanan antlaşmayla, savaş sonrasında İstanbul dahil Midye-Enez hattından Sakarya Nehrinin denize döküldüğü yere kadar olan alan ile Türk Boğazlarını Rusya’ya bırakmıştır İstanbul Şehri ise taraflarının eşit kullanımına açık serbest liman olacaktı.

Mondros Ateşkes Antlaşması (1918): I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında yapılan Mondros Ateşkes Anlaşması, Truva savaşı galibi Yunan komutanın adını taşıyan İngiliz Agememnon gemisinde ve Midilli Adası Mondros limanında 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanmıştır. Antlaşmaya göre; Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz’e serbestçe geçişin temini, Çanakkale ve Karadeniz istihkâmlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır. 

Sevr Antlaşması (1920): Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve Karadeniz Boğazı barış ve savaş zamanında, bayrak ayırımı yapmaksızın, bütün ticaret ve savaş gemileriyle, uçaklarına açık olacaktır (Md.37). Boğazlar Uluslararası Boğazlar Komisyonu (ABD, Britanya, Fransa, İtalya, Japonya ve Rusya’nın ikişer oyu; Yunanistan, Romanya, Bulgaristan ve Türkiye’nin birer oyu var) tarafından yönetilecek ve Komisyonun yetki alanı, Çanakkale Boğazı'nın girişi ile Karadeniz Boğazı’nın girişi arasında (Marmara denizi dahil) deniz sahasını kapsayacaktır. Bu yetki gerektikçe, kıyı üzerinde de kullanılabilecektir (Md.39). Komisyon, yetkilerini Osmanlı Hükümetinden bağımsız olarak kullanacaktır. Komisyonun bayrağı, bütçesi ve örgütü olacaktır (Md.42).

 

Türk Boğazları, Marmara Denizi ve İstanbul Çanakkale İllerinin Önemli Bir Toprak Parçasının Egemenliği Çok Uluslu Komisyona Verilecektir.

 

Sevr Antlaşmasının bu maddeleri, kara üzerinde 15-20 Km.lik kara alanı da eklenerek hemen hemen aynı şekilde LOZAN Antlaşması Boğazlar Sözleşmesinde de yer almıştır.

Türkiye, 23 Mayıs 1933’de Londra’da yapılan “Silahsızlanma Toplantısı’nda ve Milletler Cemiyeti’nin 17 Nisan 1935’de yapılan olağanüstü toplantısında, Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin Boğazların silahsızlandırılmasına ilişkin hükümlerin iptalini talep etti. SSCB, Yunanistan ve Büyük Britanya delegelerinin desteğiyle toplanan Montreux Konferansının 20 Temmuz 1936’da Montreux Boğazlar Sözleşmesini onaylamasıyla, Türkiye Boğazlarda ve İstanbul ve Çanakkale’de tam egemenlik haklarını kazanmıştır.

 

20 Temmuz 1936, İstanbul, Çanakkale İlleri ve Türk Boğazlarının Kurtuluş Günü Olarak Kutlanabilecek Önemli Bir Tarihtir.

 

II.Dünya Savaşı Dönemi (1939-1945): II.Dünya Savaşı dönemini İstanbul ve Boğazların güvenliği tekrar gündeme gelmiştir. Almanya’nın Bulgaristan’ı, İtalya’nın Yunanistan’ı işgaliyle birlikte İstanbul yine tehdit altındaydı. Hükümet, halkın güvenliği için 1941 Mart ayında İstanbul ve Trakya’nın boşaltılmasına karar verdi[vi]. Bölgede yaşayan halk ve İstanbul’daki askeri okullar dahil yüksek okulların tamamı Anadolu’ya tahliye edilmiştir[vii]. Diğer taraftan savaşla birlikte Türk Boğazları yine dünya gündemine oturmuştur. Düşman aynı (Almanya) yardım götürülecek, destek verilecek ülke aynıydı (SSCB). Karadeniz’de icra edilen deniz harekatı kapsamında, boğazlardan ticari gemi gibi geçen silahlı gemiler tartışmalara neden olmuştur. Savaş sırasında 12 Adaların Türkiye’ye bırakılmasını savunan Rusya Devlet Başkanı Stalin, savaş sonunda, maalesef, Boğazlarda egemenlik hakkı talep etmiştir. SSCB’nin bu talebiyle ürkütülen genç Türkiye Cumhuriyeti, fazla mücadele edememiş, 12 Adaların Yunanistan’a verilmesine engel olamamıştır.

 

Soğuk Savaş Dönemi (1945-1989): Montreux Antlaşmasını büyük bir titizlikle yürüten Türkiye Cumhuriyeti zaman zaman zorluklarla karşılaşmıştır. Nitekim Karadeniz’de inşa edilen SSCB Kiev sınıfı uçak gemisinin Sözleşme gereği Boğazlardan geçemeyeceği ortadayken, NATO’da destek veren müttefik ülkeler sayesinde, Kiev sınıfı geminin katapult sisteminin olmaması ve yedekte çekili sonar (VDS) dahil sualtı sistemlerinin güçlü olması nedeniyle, gemi Denizaltı Savunma Harbi (DSH) Kruvazörü olarak kodlanmış ve boğazlardan sorunsuz geçmesi sağlanmıştır. Benzer şekilde 2008 Kafkasya krizinde Karadeniz’e kıyısı olmayan NATO ülkelerini n Karadeniz’de bulunan gemilerinin toplam tonajları ve kalış süreleri RF’nun protestolarına[viii] neden olmuştur. Ancak antlaşma kuralları Türkiye tarafından serin kanlılıkla idare edilmiştir. ABD’nin 6.Filo Sancak Gemisi USS Mount Whitney tonajını 15.000 ton (Karadeniz’e geçiş için azami büyüklük) olarak deklare etmiştir. Ancak RF’nin geminin kendi internet sitesinde dahi tonajının 18.000 ton belirtildiğini ileri sürerek protesto etenesine karşın, Türkiye ABD’nin resmi beyanını esas alarak 03 Eylül 2008 tarihinde geminin Karadeniz’e geçişine[ix] izin vermiştir.

 

Sonuç olarak; Dünyadaki diğer tüm stratejik kanal ve boğazlarda, barış ve savaş zamanı, ticari ve harp gemilerine ülke bayrağı ayırımı yapılmaksızın geçiş serbestiyeti verilirken, bir tek Türk Boğazlarında hem barış hem de savaş durumunda harp gemilerinin geçişlerine ciddi kısıtlamalar getirilmiştir. Osmanlı Döneminden itibaren uluslararası bir mesele olan Türk Boğazları, 1936’dan beri Türkiye’nin hassas yönetimi sayesinde Montreux Sözleşmesinin şartlarına uygun olarak sorunsuz olarak idare edilmektedir.

 

Kaynaklar:

Halil İnalcık, Osmanlı Tarihinde Efsaneler ve Gerçekler, Ağustos 2107, İstanbul, Kronik Kitap 3. Baskı

Sami Doğru, Türk Boğazlarının hukukî statüsü Sevr ve Lozan’dan Montrö’ye geçiş.

Ahmet ŞİMŞİRGİL, Efsaneleştirilen Gerçek: Osmanlıların Rumeli’ye Geçişi

 

[i] Yıllık Ortalama Gemi Geçiş Adedi: Malaga Boğazı 80.000; İstanbul Boğazı 45.000; Süveyş kanalı 18.000; Panama kanalı 13.500

[ii] Halil İnalcık, Osmanlı Tarihinde Efsaneler ve Gerçekler, Ağustos 2107, Kronik Kitap 3. Baskı. İstanbul, s.27 

[iii] Halil İnalcık, Osmanlı Tarihinde Efsaneler ve Gerçekler, Ağustos 2107, İstanbul, Kronik Kitap 3. Baskı.ss.146-147.  Ancak bu hisar II. Murat Zamanında Venediklilerin eline geçme ihtimaline karşılık yıktırılmıştır

[iv] İbid. S.142

[v] Henry Morgenthau,  Çanakkale Devler Ülkesinde, Devler Savaşı.

[vi] Sabit ÇETİN, İkinci Dünya Savaşı’nda İstanbul ve Trakya’nın Tahliye Edilmesi, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi Sayı 52, Güz 2013, s. 771-802, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/1907/20014.pdf, 04 Ekim 2018.

[vii] Bkz. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ankara’ya, Kuleli Askeri Lisesi Konya’ya, Deniz harp Okulu,  Deniz Lisesi ve Deniz Gedikli Okulları Mersin’e diğer sivil okullar tamamı Anadolu’ya taşındı

[viii] ABD Boğaz'ı geçti, Rusya öfkelendi, http://www.haber7.com/guncel/haber/340167-abd-bogazi-gecti-rusya-ofkelendi; ABD ve İspanyol gemileri Montrö'ye uyarak geçiyor, Radikal gazetesi, 21 Ağustos 2008, http://www.radikal.com.tr/yorum/abd-ve-ispanyol-gemileri-montroye-uyarak-geciyor-894760/

[ix] ABD, Karadeniz'deki gemileri için çözüm buldu!, Milliyet Gazetesi, 06 Eylül 2008.; USS Mount Whitney İstanbul'dan geçti, https://www.denizhaber.com.tr/uss-mount-whitney-istanbuldan-gecti-haber-15191.htm

Ergun Mengi

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı