Irak ve Suriye’deki Türkmen kardeşlerimizi unutmayalım

Yazan  23 Mart 2019

Hafta içinde yaptığımız Irak ve Suriye Türkmenleri Kongresi ile iki ülkedeki Türkmen kardeşlerimizin liderlerini, sahadan bilgi alan çeşitli akademisyen ve gazeteci arkadaşlarımızı ağırladık. Neler olup-bittiği ile ilgili bilgilerimizi tazeledik, görüş alışverişinde bulunduk. Türkiye’de Türkmen kimliği ve yaşadığı sorunlar ile ilgili önemli bir bilgi açığı var.

Irak ve Suriye’de yaşayan Türkmenler, 1923 yılına kadar aynı ülkenin (Osmanlı) vatandaşı olduğumuz, bizim gibi Oğuz kökenli Türk kardeşlerimiz. Kader pek çok coğrafyada olduğu gibi bizleri fiziken ayrı düşürse de gönül bağlarımız ve ortak umutlarımız devam ediyor. Türkmen kardeşlerimiz için yaşadıkları ülkelerde durum uzun zamandır iyiye gitmiyor, hatta varlıklarının hiç olmadığı kadar tehlikede olduğunu söyleyelim. Bunları size aşağıda rakamlarla anlatacağım. 1990 yılından beri Türkmen kardeşlerimizle ve bölgedeki istenmeyen oluşumlar ile ilgili önümüze pek çok fırsat çıkmasına rağmen bunları değerlendirmedik.

Irak ve Suriye’deki Türkmen kardeşlerimiz için bir şeyler yapmak konusunda geç kalmışta olsak da hala yapılacak çok şey var. İki ülkede de Türkmen varlığı hemen hemen silinmek üzere. Kamuoyunda az bilinen bir harita var; ‘Türkmeneli bölgesi’ yani tarihi olarak Türkmenlerin hâkim olduğu bölgeler. Bağdat’tan başlayıp Irak’ın kuzeyinde Kerkük ve Musul’u da içine alıp, oradan Suriye’nin kuzeyinden Halep’e ulaşan bir Türkmen hilalini temsil ediyor. İşte bu hilali şimdi Batılılar PKK terör örgütü ve işbirlikçisi Barzani yönetimi ile dolduruyorlar. Türkiye’nin vizyonu Türkmen kardeşlerimizin kimliğinin ve haklarının korunması olmalıdır. Bunun için ne Irak’ı ne Suriye’yi bölmeye gerek var. Türkmenler, her zaman en barışçıl toplumlardan biri oldu. Bu ülkelerin bütünlüğü içinde Türkmenlerin hakları korunabilir. Aksi takdirde Suriye de Irak gibi olabilir. Neler oldu, hangi aşamadayız, neler yapmalıyız; özetleyelim.

Federal Irak’ta Türkmenlerin adı yok..

Birinci Dünya Savaşı'nda müttefikleri yüzünden mağlup sayılan Osmanlı İmparatorluğu, 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması ile savaşa son verdi. Yapılacak barış anlaşması için Mondros’un imzalandığı gün savaşın durduğu hatlar esas olacaktı ama İngilizler savaşa altı gün daha devam edip, Kerkük ve Musul’u da içine alan bölgeyi de işgal ettiler. Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin, 28 Ocak 1920'de yaptığı toplantıda kabul ettiği "Misâk-ı Milli", Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında yapılan tüm işgalleri reddediyordu. Atatürk, Lozan öncesinde 13 Ekim 1922'de yabancı basına verdiği demecinde "Avrupa'da İstanbul ve Meriç'e kadar Trakya, Asya'da Anadolu, Musul arazisi ve Irak'ın yarısı, Makedonya'yı ve Suriye'yi terk ettik. Fakat artık arkada kalan ve sırf Türk olan her yeri ve her şeyi isteriz. Bunları kurtarmaya azmettik ve kurtaracağız" demişti.

1924'te Meclis’te dağıtılan haritaya göre (Harita 1) Batum, Halep, Rakka, Deyr-i Zor, Musul ve Kerkük (Revandiz, Erbil) gibi bugün Türkiye sınırları dışında olan vilayetler Türkiye toprağı olarak gösterilmektedir[1]. İngiliz kontrolündeki Milletler Cemiyeti 1925 sonunda Musul'un Irak'ta kalmasına karar verdi. Türkiye, tüm hoşnutsuzluğuna rağmen içeride bekleyen ekonomik ve sosyal sorunlar yüzünden 05 Haziran 1926’da İngiltere ile yapılan anlaşma çerçevesinde, Milletler Cemiyeti kararını tanıdı. Ancak, Atatürk, Misak-ı Milli sınırlarını Türk dış politikasının yükümlülük alanı olarak tespit etti.

 

Harita 1: Misak-ı Milli

 

1926 Ankara Antlaşması ile Musul vilayetinin Irak sınırları içinde kalması neticesi Irak vatandaşı olan Irak Türkleri, antlaşmayla beraber Irak devletinin asli ve kurucu üç unsurundan biri olmuştur. Ancak, sahip oldukları haklar hep kâğıt üstünde kalmıştır. 1959 Kerkük Katliamı yeni bir dönemin başlangıcı oldu. 1972’de Irak hükümeti, Türkçe eğitimi ve Türk medyasını yasaklarken, Baas rejimi de 1980’de kamusal alanda Türkçe’nin kullanımına fırsat vermedi. Türkmen aydınları arasında öne çıkmış isimler 1980’de idam edilmiştir[2]. Amerikan işgali sonrası 1990’lı yıllarda Türkmenler siyasi örgütlenmeye gittiler. 1995’te Irak Türkmen Cephesi (ITC) kuruldu. 1957 yılındaki Irak nüfus sayımına göre Irak’ta 2,5 milyon Türkmen yaşamakta idi. Türkmen nüfusu; 28 milyon olduğu tahmin edilen Irak nüfusunun % 12’sine tekabül etmektedir.

Günümüzde 3.5 milyon nüfusu ile Türkmenler Irak’taki üç önemli etnik unsurdan biridir. Irak’ın her bölgesine yayılmış olan Türkmenler en çok Irak’ın kuzeyinde Kerkük, Erbil, Selahaddin, Musul ve Telafer’de yoğun olarak yaşamaktadır[3]. 2003 yılı sonrası yaşanan olaylar nedeni ile Harita 2’de görülen Türkmen bölgesi kaybolmuş, geride bölük pörçük Türkmen toplulukları kalmıştır. Irak’ın kuzeyinde Kürtlerin devlet kurma istekleri Türkmenlere olan saldırıları arttırmış ve birçok katliam gerçekleşmiştir: Tuzhurmatu (2003), Telafer I (2004), Telafer II (2005), Musul (2005), Yengice (2006), Karatepe (2006), Kerkük Terör (2006) katliamları bunlara örnektir ve maalesef bu katliamlar hâlâ daha devam etmektedir.

Amerikan askerlerinin 2005 yılında yaptığı Irak Anayasası ile Parlamentodaki 329 sandalye ve önemli konumlar (başkanlık, başbakanlık ve hükümet sözcülüğü) mezhepsel olarak dağıtılmış durumdadır. Kürtlere başkanlık, Şiilere başbakanlık ve Sünnilere hükümet sözcülüğü verilmiştir. Irak’ın kuzeyinde kurulan Kürt yönetim bölgesinin kendi parlamentosu ve başbakanı var. Kürtler kadar nüfusu olan Irak Türkmenlerin ise ne diğer azınlıklar gibi parlamentoda sandalye hakları var ne de Irak yönetiminde bir konuma sahipler.Türkmenler son seçimlerde Kerkük’te Irak Türkmen Cephesi’nden 2, Şii gruplar içinden 7 milletvekili çıkardılar. Ancak, 100 bin nüfuslu Hıristiyanlar bakanlık (Adalet) alırken, Türkmenlere bir bakanlık bile verilmedi. Irak nüfusu, 2018 yılında 39 milyon kişidir. Türkçe konuşan (Türkmen) sayısı; resmi olarak 1.5-1.8 milyon kişidir. Bunlara resmi olmayan 750 bin -1 milyon kişi ilave edilmelidir. Türkmen bölgeleri dışında yaşayan ve Türkçe konuşmayı yararına görmeyen 500 bin kişi daha ilave edilmelidir. Irak’ta Türkmenler yok sayılmaya çalışılmaktadır.

 

Harita 2: Irak Demografisi Türkmenler (2001 ve 2019)

 

Not: Soldaki haritada 2001 yılında Irak’ın kuzeyindeki Mavi Bölge Türkmen bölgesi iken, sağdaki haritada ise bugün sadece Kırmızı bölgelerde Türkmen nüfus yoğunluğu kalmıştır.

Sorunun temelinde Türkmen bölgelerinde petrol olması yatmaktadır. ABD destekli Barzani yönetimi; Türkmen nüfusu güneye kaçırtarak, petrol bölgeleri başta olmak üzere Irak’ın kuzeyinde referandum ile Kürt devletinin yaşaması için gelir kaynağı yaratmak, diğer bir ifade ile bizim topraklarımız olan Kerkük ve Musul’a el koymak istemektedir.

Suriye’deki Türkmenler de buharlaştılar..

Daha Anadolu’da yerleşmeden önce ilk Selçuklu Devleti Suriye’de kuruldu. Dedelerimiz Anadolu’ya en az İran kapısı kadar Suriye, özellikle Halep üzerinden girdiler. Bugünkü Şam Camisi, Selçuklu dönemine aittir. Esat zamanında Türkçe türkü söyleyemezdiniz, aşırı Arap milliyetçisi baba Esat zamanında Türkmenler büyük baskıya uğradılar. Türkiye’ye yakın sınırlarda yaşayanlar güneye göç ettirildi, buralara bugünkü PKK’nın tabanı olan nüfus yerleştirildi. Osmanlı dönemine ait tarihi eser bırakılmadı. Suriye’de iç savaş çıkmadan önce Türkmenlerin bir etnik kimliği yoktu. Suriye rejimi onları Türkiye’nin bir uzantısı olarak görmüş, Türkçe kitap, kaset vb. her şey yasaklanmıştı. Ekonomik bakımdan ve eğitim seviyesi olarak en geri durumda bırakıldılar. İdlib ve Afrin ile birlikte Fırat Kalkanı bölgesi de Araplaştırılırken Türkmenler Suriye genelinde buharlaştılar. 2011 yılına göre Suriye’deki Türkmen nüfusu (3.5 milyon) %90 azaldı veya kayboldu. Suriye’deki Türkmen sayısı 3.5 milyon (%15.2) civarındadır. Bu Türkmenleri üç gruba ayırabiliriz (Harita 3);

(1) Türklük bilinci olup, Türkçe konuşanlar (1.5 milyon),

(2) Türklük bilinci olup, Türkçe bilmeyenler (1 milyon),

(3) Türklük bilincini kaybetmiş ve Türkçe bilmeyenler (1 milyon).

Türkmenler yedi bölgeye dağılmış olduğu gibi, bu bölgeler içinde de dağınık durumda kaldılar. Türkmenlerin Suriye içi dağılımı aşağıdaki gibi idi;Halep (1 milyon 250 bin),Hama ve Humus (1 milyon),Bayır Bucak (Lazkiye) (250 bin),Şam (750 bin),Golan (40-50 bin),Rakka (50 bin),İdlib (50 bin).

Harita 3: Suriye’de Etnik durum

 

Bu gruplardan ilk ikisi bugün daha çok muhalif grupların bölgeleri (İdlib, Humus) içinde ya da Türkiye’ye gelmişlerdir. Üçüncü grup ise çoğunlukla Esat güçlerinin (Halep, Hama) kontrolü altındaki bölgelerdedir.

Suriye’deki iç savaşta on üç milyon insan diğer ülkelere göç etti ya da ülke içinde yer değiştirdi. Dört milyon Suriyeli Türkiye’ye geldi. Kuşatılmış bölgelerde varlığını sürdürmeye çalışanlara ilaç gitmiyor, bu da BM’nin acizliğinin göstergesidir. Savaş öncesi Türkmenler tüm Irak’ta önemli nüfus bölgeleri oluşturmuşken, bugün sadece Halep’in kuzeyinde ve Fırat Kalkanı bölgesinde az bir Türkmen varlığı kaldı. Bugün Suriye’deki Türkmen mevcudu yaklaşık 350 bin kişi civarındadır.Sadece 10 bin Türkmen Avrupa’ya gitti. Toplama bir milyon nüfusa sahip YPG/PKK bölgesinde devlet kurulmaya çalışılırken, Suriye’deki Türkmenler sahipsiz ve ne istediğini bilmiyorlar.

Türkiye’ye gelen 4 milyon Suriyeli yanında 500 bin civarında Türkmen var. Suriye Türkmenleri en çok İstanbul (300 bin), Antep (50 bin), Osmaniye (50 bin), Hatay (30-40 bin), İzmir (20 bin), Malatya (20 bin) ve Konya’da (15 bin) yaşamaktadır. 150 bin civarında Suriyeli Türkmen’in Lübnan’a göç etmek zorunda kaldığını da not edelim.

Savaş nedeni ile Fırat’ın doğusunda boşalan yerlerde suni bir Kürt haritası oluşturuldu. Kobani kelimesi, Birinci Dünya Savaşı öncesi bölgede faaliyet gösteren Alman demiryolu şirketi için verilen isimdir. Şirket anlamındaki ‘company’ kelimesinden gelmektedir. Bölgedeki tüm Kürtçe isimler uydurmadır. Bu bölge için kullanılan Arap Pınarı (Ayn el Arab) ismi aslında iki kardeş Türkmen adını taşıyordu; burada su kaynaklarının bolluğundan dolayı Ali Pınarı ve Mürşit Pınarı isimleri vardı. Onca zorla göç ettirmelerin ve demografi değiştirme çalışmalarından sonra bölgede hala 8 Türkmen köyü bulunmaktadır.

Gelinen aşama..

Türkmenler, her türlü baskı, demografik yapıyı bozma çalışmaları ile karşı karsıyadır. Bugün Irak’ta Türkmenlerin 5-6 siyasi partisi, yüzlerce Sivil Toplum Örgütü ile geniş bir örgütlenmesi var. Türkmenlerin, almış yıllık siyasi mücadelesi devam ediyor. Misak-ı Milli içindeki Türkmenlerin bölgeden kaçması ile sorunun kökten çözüleceğini düşünmek yanlıştır. 1990 yılına kadar gizli olan mücadelemiz, bu tarihten sonra siyasi parti olarak tanınmış bir şekilde devam etmeye başladı. Türkmen bölgelerine dönüşler var ama çok yetersizdir.Türkmenler, Kerkük’ün idaresinin Türkmenlere bırakılmasını yani Vali’nin Türkmen olmasını istemektedir. Zaten Kerkük merkezinde Türk nüfus daha fazladır.

Irak Türkmen Cephesi (ITC), Türkmen mücadelesinin bayraktarlığını yapan, en büyük siyasi kuruluştur. Ancak, ITC’nin daha çok ülke tarafından tanınması için gayret sarf edilmelidir.Suriye ve Irak’ta Türkmenler için ancak, 2017 yılında sonra bazı görünen iyileşmeler başladı ve bunun devam etmesi gerekir. Yaşanan o kadar kötü dönemden sonra Türkmenler mücadeleye sıfırdan mücadeleye başladı. 25 Eylül 2017’de Barzani tarafından Kerkük’te yapılan gayrimeşru referandumun tanınmaması Kürt Yönetim Bölgesi için bir tokat oldu.

Türkiye’nin kontrolündeki Fırat Kalkanı ve Afrin bölgelerinde iki sene önce IŞİD ve PKK terör örgütü vardı. Afrin ele geçtikten sonra görüldü ki buraya çok uzun sürecek bir savaş için önemli savunma alt yapısı kurulmuş. Anlatmak istediğimiz Afrin’in savunması değil, buradan denize çıkış için Hatay’ın ele geçirilmesinin planları yapılmış. Her şeye rağmen Fırat’ın doğusundaki PKK terör örgütü temizlenmedikçe Türkiye için tehlike geçti denemez. YPG/PKK buralarda yabancı güç olarak görülüyor ve halk onlardan nefret ediyor. Kandil’den gelen birileri buraları baskı ile yönetmeye çalışıyor ama halk onlardan kurtulmak istiyor.

ABD ise çekilmek yerine bazı Arap ülkeleri ile burada yeni bir stratejiye geçti. Yapılmaya çalışılan şey PKK’yı Araplar ile birlikte meşrulaştırmak. Petrol bölgesi Rakka, PKK işgali altında ve ABD’nin vekil savaşının aktörü olmaya devam ediyor. Rakka’nın işgalini aslında Batılı güçler yaptı ama PKK’yı buraya davet edip, kontrolünü verdiler. Amerikan projesi ilerliyor, Arap askerleri sızıyor. Amerikalılar, Irak gibi Suriye’yi de federasyon çamuruna düşürmek yani özerk bölgeler ile istikrarsız bir ülkeye dönüştürmek istiyorlar.

Burada Türkiye’deki Suriyeli göçmenler için bir paragraf açalım. Gelen Suriyeli göçmenler ile birlikte Gaziantep ve Urfa başka bir şehir oldu. Suriyelilerin olduğu şehirlerde hayat tarzı değişti. Sorulduğunda gelenler, “Suriye’nin Türkiye’ye göre çok geri kalmış olduğunu, orada halkın vergi vermeyi ve bankayı bilmediklerini”anlatıyorlar. “Türkiye’deki hayata ve çalışmaya alıştıklarını, şirket kurmasını öğrendiklerini” söylüyorlar. Suriye’de iken işe erken gitmezlermiş çünkü çok geç yatarlarmış. Suriyeliler için Türkiye’de artık dükkânlar daha uzun süre açık kalıyor. İnsanlar farklı yemek çeşitleri için Suriye lokantalarına ve tatlıcılarına gidiyorlar. Diğer yandan bu şehirlerde insanların giyim tarzları ve görünümleri de değişti.

Suriyeli misafirlerimiz büyük oranda dönmek istemiyorlar. Onlara göre Türkiye’de hayat güzel ve para kazanmak için çok şansları var. Çocukları burada eğitime başladı, burada doğan çocukları sadece Türkçe konuşuyorlar. Çocuklarının iki dile sahip olmasını istiyorlar. Peki, Suriye’deki terör unsurları Türkiye’ye göç eder mi diye soruyorum. Cevap; “Suriye’de teröryoktu onları Amerikalılar getirdi” diyorlar. Bazı detayları yazamıyoruz. Suriyelilerin Türkiye’ye entegre olmaları kolay çünkü din sorunu yok, gelenekler benzer. Tek sorun dil ve bu da zamanla aşılacak bir olgu. Türkiye, 2019 yılını sosyal uyum yılı ilan etti.

Büyük oyun ve alınacak dersler..

Büyük Oyun açısından baktığımızda Ortadoğu’da Suriye ve Irak üzerinden pek çok büyük devletin karşılıklı birbirini by-pass (izole) etme stratejisi uyguladığını görüyoruz. ABD, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde Kürtler üzerinden Türkiye’yi Ortadoğu’dan izole etmek ve Doğu Akdeniz’e gelecek enerji hatlarını kontrol altına almak istiyor. Rusya, Avrasyacılık stratejisi içinde Afganistan’dan sonra Doğu Akdeniz’de de ABD’nin önünü kesmek ve buralardan çıkarmayı planlıyor. Rusya’nın enerji kartı Suriye ve Ukrayna’da kendi çıkarlarına odaklanmış durumda ve ittifakları her an değişebilir. Çin ise ‘Tek Yol Tel Kuşak’ ile sadece Rusya’yı güneyden kuşatmayı değil, Doğu Akdeniz’e kadar uzanmayı hedefliyor.

Ortadoğu’da ise Suudi Arabistan, petrol ihraç etmek için tankerleri ile Basra ve Hürmüz Boğazlarını dolanmak zorunda ve bu yüzden en büyük tehdit olarak İran’ı görüyorlar. Bu kavga son yıllarda Yemen üzerinde (Kızıldeniz’de) Bab-El Mandab’ın kontrolü için savaşa dönüştü. Suudiler için İran’a karşı Suriye alternatif bir çıkış güzergâhı olarak görüldü. Bütün bu stratejilerin kesişme noktasında bölgenin en güçlü devleti olan Türkiye’nin Ortadoğu’dan izole edilmesi planları var. Afrin üzerinden Hatay’ın işgali planı bunun bir parçası idi.

Suriye’deki oyun; demokrasi, insan hakları, diktatörü kovma gibi algı yönetimi üzerinden, büyük güçlerin kendi aralarındaki çıkar kavgaları için bölge ülkeleri ve vekil güçleri kullanmaları ile şekillendi. Bunların hepsinin arkasında ise üst akıl yani küresel sermayenin çıkar savaşı ve kurdukları düzenekler var. Suriye, Ruslar için ikinci bir Afganistan olabilirdi ama hiçbir tarafın kazanmadığı bir barışı en çok İsrail istedi.

İsrail, Suriye’de askeri tehdit olmayacak kadar güçsüz bir Esat yönetimi istiyor. Bu yüzden, Baas ağırlıklı bir rejimi çıkarına görüyor. Rusya ile arka kanal diplomasisi kurarak İran ve Hizbullah’ı Suriye’de devre dışı bırakmak istiyor. Hizbullah’ın Golan ve etrafında varlığına son vermek için kontrol bölgesi kurdu. Suriye’de Müslüman Kardeşleri istemeyen İsrail, en başından beri IŞİD’i destekledi. IŞİD’in arabaları yakın müttefiki Neçirvan Barzani’nin ortağı olduğu Toyota’dan geldi. İsrail, Golan’daki IŞİD militanlarına aylık 5 bin $ maaş verdi, hastanelerinde tedavisini sağladı. İsrail, YPG/PKK’yı hem İran’a hem de Türkiye’ye karşı kendi deyimi ile ‘siper’ olarak görüyor.

Batılıların yaratıcı kaos dedikleri strateji, bölgenin parçalanması, güç odaklarının ufalanması için vekil güçler bulmaya, demokrasi ve azınlık hakları görüntüsü altında federasyonlar kurmayı öngörmektedir. Son olarak şunu söyleyelim; ABD ve Rusya, Türkiye olmadan burada adım atamazlar, bizi ikna etmeden ne kalabilirler ne de etki sağlayabilirler.

Suriye ve Irak’tan alınacak önemli dersler var. Bunların başında bir bölgede etkili olmanız için elinizin altında kullanabileceğiniz bir nüfus olması geliyor. Çünkü savaş stratejisinin temelinde rakibi askeri olarak yenmekten çok bölgenin kontrolü için etkin bir güç olmak yatıyor. Bu nüfusu bulamayan ülkeler ABD’nin yaptığı gibi bir etnik grubu satın alıyor, terör için kullanmak üzere vaatlerde bulunuyor.

Son gelişmeler bize gücün dört kategorisi kapsamında şu sonuçları sağlamaktadır;

  • Askerinle olmadığı yerde söz sahibi olamazsın. (Sert Güç).
  • Kurumlarınla olmadığın yerde kalamazsın. (Yumuşak Güç)
  • Adaletin ve halk desteğinin olmadığı yerde düzeni sağlayamazsın. (Akıllı Güç)
  • İnsanların temel ihtiyaçlarının (yiyecek, ikamet, al yapı, eğitim) karşılanmadığı yerde halkı kazanamazsın. (Ekonomik Güç)

Dış politikamızın yürütülmesinde genellikle olduğu gibi sorunumuz şu; Türkiye, büyük güçlerle ilişki kurmayı bilmiyor. Türk insanı dostuna âşık oluyor, aşk gözünü kör ediyor. Hâlbuki uluslararası ilişkilerde dostluk çıkarlar üzerinedir ve gerçekleri görmelisiniz. Türkiye, sadece Suriye ve Irak’ın değil, bölgenin tümünü kapsayan genel bir vizyon oluşturmalı ama bu vizyon din ya da sübjektif değerler üzerine değil, önce milli politikalar sonra tüm ülkelerin ortak çıkarlarına üzerine oturtulmalıdır. 1990 yılından öncesinde olduğu gibi tüm Ortadoğu için güvenlik santrali olma rolüne dönmeliyiz. Gelişmeler bize şunları öğretti; bu coğrafyada sandıktan demokrasi çıkmaz ve Ortadoğu’da her şey bir domino taşı gibi ince inceye işlenmeli, üzerinde çalışılmalıdır.

Sonuç; Suriye, Irak gibi olmasın..

Irak ve Suriye’deki Türkmenler, her zaman ikinci ya da üçüncü sınıf vatandaş olarak görüldüler ve sistemin dışına itmeye çalışıldılar. Türkmenler dağılmış, güveni sarsılmış ve yüzlerini son çare olarak Türkiye’ye dönmüşlerdir. Türkiye’den yapılacak en küçük bir açıklama bile onlar için çok önemlidir. Türkmenler topraklarını kimseye kaptırmamakta kararlıdır.

Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki Türkmenlere ilişkin uzun vadeli ama milli bir politikası olmalıdır.Saha ile masadaki mücadelenin birleştirilmesi, kazanımların ekonomi için yük değil kazanç kapısı olmasını sağlamak gereklidir. Bu da ancak, milli ve maddi çıkarlara dayalı, gerçekçi politikalar ile mümkün olabilir. Askerinizle sahada olmanız sizi güçlü yapar ama kurumlarınız ile orada iseniz orada kalışınız istikrarlı hale gelir.

Türkmenlerin hakları Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde korunmalıdır. Politikamız bu olmalıdır ama Irak bölünecekse ve ya da Türkmen bölgelerinde başka bir oluşum ortaya çıkacak ise Ankara Anlaşması bozulur ve Türkiye’nin Misak-ı Milli’den gelen Kerkük ve Musul başta olmak üzere Türkmen bölgeleri için ahdi hakları ortaya çıkar.

Türkmenlerin en büyük desteği ve arkasında hissettiği güç Türkiye’dir. Ortadoğu’da Türkiye’nin istemediği bir şey olmaz, kimse Türkiye’nin gücüne karşı koyamaz. Mesele, ne istediğimizi bilmek ve fırsatları değerlendirilmeye hazır olmaktır. Türkmenlere acil eğitim desteği götürülmelidir. Üniversite olmadığı için Lise’ye gitmekten vazgeçmektedirler. Üniversitelerimiz, Türkmenler ile ilgili tez çalışmalarını desteklemelidir.

 

 

[1]Nejat Kaymaz: Misak-ı Millî Üzerinde Yapılan Tartışmalar Hakkında, VIII. Türk Tarih Kongresi, (Ankara, 1977), s.2.

[2] İnci Muratlı: Irak Türklerinin Siyasi Tarihi, http://www.turansam.org/makale.php?id=630 (Giriş: 12 Ocak 2010).

[3] Mazin Hasan: Irak’ın Gizlenen Gerçeği: Türkmenler, Irak Krizi, ASAM Yayınları, (Ankara, 2003), s.47-49.

Son Düzenlenme Cumartesi, 23 Mart 2019 18:31
Sait Yılmaz

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Bircihan D. Dilek   - 20-08-2019

F35 Stealth Uçakları Coğrafyamızdaki Dengeleri Nasıl Etkileyecek?

Haziran ayında yabancı basında, İsrail ve Güney Kıbrıs Akrotiri meydanında konuşlu İngiliz F-35 Stealth (düşük görünürlüklü) uçaklarının birlikte Irak ve Suriye üzerinde tatbikat uçuşları gerçekleştirecekleri haberini okuduğumda, aklımı ülkelerin gelecekte “Egemen Hava Sahası Kontrollerini”  nasıl y...