Bu sayfayı yazdır

İdlib Sorunsalı

Yazan  16 Mayıs 2019

İdlib bölgesi Fırat Nehri batısında kalan en problemli ve karmaşık sahalardan birisi olma özelliğini koruyor. Bölgede çok sayıda silahlı grubun mevcut olması, İdlib’deki gözlem noktalarımızın yarattığı hassasiyet, HTŞ’nin sene başından itibaren beklenenin aksine alan genişletmesi, Suriye Rejiminin bölgede sürdürdüğü topçu atışları ve hava harekâtları, muhalif grupların rejime ait üs bölgeleri ve Rus askeri üslerine saldırı düzenlemesi, bölgede yaşayan sivillerin kuzeye yani Türkiye sınırına doğru hareketlenmesi gibi hususlar İdlib sorunsalının uzun bir süre daha devam edeceğine işaret ediyor.

İdlib’de neler oluyor?

Mayıs ayı başından itibaren Suriye rejim güçleri, İran’lı milisler, Rus özel kuvvetleri ve Rus özel askeri şirketlerinden oluşan birliklerin İdlib operasyonu başladı. Aslında, yoğunluğu İdlib’in güneyi ve Lazkiye doğusu olmak üzere başlayan operasyonun ayak sesleri aylar öncesinden duyulmaya başlamıştı. Yaklaşık beş aydır Rus hava kuvvetleri ve rejim topçu birlikleri, bu bölgeyi askeri tabirle yumuşatmak, sivil halkın bölgeden ayrılması için baskı kurmak maksadına yönelik askeri faaliyetlerini artırmıştı.

Askeri harekatın başlamasıyla birlikte, Soçi mutabakatı ile karara bağlanan ve silahsızlandırılmış bölge olarak tesis edilen alanda yoğun çatışmalar yaşanıyor. Hatırlanacağı gibi bu alan, İdlib bölgesini çepeçevre çeviren 15-20 km derinliğinde ve yoğunlukla 12 adet gözlem noktamızın da içinde bulunduğu bölgeyi kapsıyor. Türkiye için de bu bölgeyi ve İdlib’e yönelik operasyonu kritik hale getiren husus, çatışmaların yaşandığı bölgedeki askeri birliklerimizin varlığı. Operasyonun başlaması ile birlikte Şir Mağar bölgesindeki gözlem noktası civarına düşen topçu ve roket atışları, iki askerimizin saldırılarda yaralanması da bu endişeyi güçlendiriyor. Bununla birlikte Nisan ayı sonundan itibaren Rejim tarafından düzenlenen saldırılarda 200’den fazla sivilin hayatını kaybettiği, 20’ye yakın sağlık kuruluşunun hedef alındığı, 200 bine yakın insanın İdlib’i terk ederek kuzeye hareketlendiği belirtiliyor.   

İdlib’e yönelik harekatın muhtemel nedenleri ve kapsamı

İdlib’e yönelik başlatılan askeri harekatın üç önemli nedeni bulunuyor. Bunlardan birincisi İdlib bölgesinden, Rusya’nın Suriye’deki en büyük askeri üssü Himeymim’e yönelik füze, roket ve drone saldırılarının son aylarda artmış olması.

İkinci ve benzer neden ise, Soçi mutabakatında karara bağlanmış olmasına rağmen başta HTŞ olmak üzere diğer silahlı grupların, özellikle Hama kuzeyi ve Halep batısı bölgelerinden rejim güçlerine ve yerleşim yerlerine yönelik silahlı saldırıları. Benzer biçimde rejimin de Soçi’yi ihlal ederek silahsızlandırılmış bölgeye yönelik saldırılarının devam ettiğini belirtmekte fayda var.

Üçüncü neden ise Şam’ı besleyen ana damarlardan ikisi olan M4 (Halep-Lazkiye) ve M5 (Halep-Hama) otoyollarının güvenliğinin sağlanarak trafiğe açılamaması. Şam ve bölgesinde baş gösteren akaryakıt sıkıntısının da bu nedene bağlı olarak artmış olabileceği de göz ardı edilmemeli.

Açık kaynaklardan edinilen bilgiye göre, rejim güçlerinin operasyonunun seyri Lataminah ve Kefr Nebuda istikametinden Han Şeyhun kasabası, Madık istikametinden Lazkiye doğusunda bulunan Cisr El Şuğur bölgesi, Gab ovasına doğru ilerleme gösteriyor. Rejim güçlerinin yığınaklanmasına bakılırsa, kara operasyonunun ilerleyen safhalarında Halep batısından yeni bir cephe açılabileceği de anlaşılıyor. İdlib’de resmin tamamına bakıldığında ise ana hedefin M4 ve M5 karayollarını kontrol altına alabilecek sınırlı bir bölgenin kontrol edilmesi olabileceği, İdlib merkeze doğru ilerleyen bir operasyona evrilmeyeceği zira İdlib merkezin alınmasına yönelik bir operasyon yapılması için rejimin yeterli gücünün de bulunmadığı görülüyor.

 HTŞ haricindeki gruplara göz atılacak olursa, kendilerini Ulusal Kurtuluş Cephesi olarak tanımlayan grupların da rejimle çatışmalara girdiği görülüyor. Suriye rejimi ile çatışmalara giren silahlı grupların başında HTŞ olmakla birlikte, rejim ilerlemesinin ardından bölgedeki tüm grupların ortak bir merkez kurarak iş birliği yapmaya başlamaları, bu iş birliğinin ardından ise rejimin operasyon hızının düştüğü göze çarpıyor. Bu iş birliğinde HTŞ lideri Culani’nin “silahını alan İdlib’e gelsin” çağrısının da etkili olduğu, muhaliflerin son kalesi İdlib’in rejim kontrolüne girmesini istemeyen tüm grupların da bu çağrıya cevap verdiği söylenebilir. Buna karşılık rejim güçleri Rus hava kuvvetleri, İranlı milisler ve Rus özel askeri şirketlerince destekleniyor. Daha önce izleri Ukrayna’da da görülen Rusich ve E.N.O.T özel askeri şirketlerinin İdlib güneyinde görüldüğüne yönelik haberlere rastlanıyor.

İdlib Operasyonu nereye evrilebilir?

İdlib operasyonunun nereye doğru evrilebileceği, operasyonun yeni hedefler üretip üretemeyeceğini öngörmek şimdiden güç olsa da bu harekatın mahdut hedefli olacağını söyleyebilmek mümkün. Rusya Federasyonu Başkanı Putin’in söylemlerinden ve sahadaki askeri hareketlilikten anlaşıldığı üzere askeri hedef Hama kuzeyinden itibaren Gab ovasının ele geçirilmesi, M4 ve M5 karayollarının kontrol altına alınması olarak görülüyor. Bununla birlikte HTŞ başta olmak üzere bölgedeki silahlı grupların kapasiteleri de dikkate alınarak operasyonun başlangıç safhasındaki ilerleme hızını giderek kaybedebileceği, kuzeye doğru ilerledikçe çatışmaların yoğunlaşabileceği bu nedenle de harekatın uzun bir dönemi kapsayabileceği söylenebilir.

Dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi bölgede çatışmalar devam ederken hem TSK varlığına hem de bölgenin güvenliğine yönelik provokatif eylemler olasılığıdır. 2017 yılında Han Şeyhun bölgesinde yaşanan kimyasal saldırı benzeri bir hareketin İdlib operasyonunun ve İdlib’in geleceğinin seyrine yönelik büyük bir değişime yol açabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Benzer şekilde 1 Ağustos 2018 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle terör örgütü kabul edilen HTŞ’nin TSK gözlem noktalarını kalkan olarak kullanabileceği ya da tutum değiştirerek gözlem noktalarımıza yönelik saldırı düzenleyebileceği de göz ardı edilmemelidir.

Bir diğer önemli husus ise kitlesel göç hareketleri olasılığı. Rejim operasyonunun başlaması ile birlikte hareketlenen sivillerin sınırlarımız ötesinde barınma alanlarında kabul edilmesi önem arz etmektedir. Zira harekatın seyrine göre bugünlerde 200 bin civarında olan bu kitlesel hareket, daha da fazla miktarda insanın sınır hattımıza yığılmasına neden olabilecektir.

Diğer bir konu ise Suriye rejim güçleri ile çatışmaya girilmesi ihtimalidir. Her ne kadar bu ihtimal oldukça düşük olarak kabul edilse de karşılıklı hataya dayalı bir çatışma ihtimali hem Suriye’de iç savaşın hem de İdlib bölgesindeki gerginliği farklı seviyelere taşıma kapasitesine sahip olabilir.  

 

 

 

           

 

Son Düzenlenme Salı, 21 Mayıs 2019 18:40
Erol Başaran Bural

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi Başkanı