Suriyeli Sığınmacılar ve Suç

Yazan  09 Temmuz 2019

Giriş

2010 yılının Aralık ayında Tunus’ta başlayan Arap Baharı kısa bir sürede neredeyse tüm Ortadoğu’ya yayılmıştı. Suriye de çok geçmeden bu tabloda yerini aldı. Ocak 2011’de küçük boyutlarda yaşanmaya başlayan gerginlik mart ayında Esad rejimi ile muhalefet arasında yaşanan büyük çaplı çatışma haline dönüştü. Olayların iç savaş haline gelmesi ise uzun sürmedi. Ülkede tavan yapan gerginlik halkın akın akın göç etmesine yol açtı. Ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyeliler başta Türkiye, Ürdün, Lübnan olmak üzere Irak, Mısır ve Kuzey Afrika ülkelerine sığındılar. Türkiye’ye ilk olarak Nisan ayında 252 kişilik bir grup Hatay’ın Yayladağı sınırından giriş yaptı. Bu sayı her geçen yıl artarak devam etti[1]. (Tablo 1.)

 

Tablo 1.

Türkiye ‘Açık Kapı’’ politikasıyla gelen herkesin sorgusuz sualsiz sınır kapılarından geçişine izin verdi. Hükümet  ‘’100 bin kırmızı çizgimizdir.’’ ifadesini kullansa da ‘Açık Kapı’ politikasından vazgeçmedi.911 km’lik sınırda geçişleri engelleyecek coğrafi koşullar da bulunmaması nedeniyle kaçak geçişleri engellemenin hayli zor olduğu kaçınılmaz bir gerçek olarak önümüze çıktı.

Kayıtlı giriş yapanların bile suçlu olup olmadığını kontrol etmek güç iken, kaçak girişlerle kontrol daha da güçleşti. Ayrıca sınırda yapılan kayıt işlemleri de kişilerin kendi beyanları esas alınarak yapılması, onların geçmiş yaşantılarına dair doğru bilgi alınamaması sonucunu doğurdu. Bu durum kriminolojik açıdan yaşanacak sorunlara temel oluşturuyordu. Aradan geçen 8 yılın sonunda elde edilen verilere göre Mayıs 2019 itibariyle Türkiye’de kayıtlı 3,6 milyon, kayıt dışı 1,5 milyon toplamda ise 5 milyonu geçkin Suriyeli bulunmaktadır. Türkiye böylece dünyadaki en fazla sığınmacı barındıran ülke konumundadır. Bu durum ülkemizi kısa vadede sosyal, ekonomik, siyasi olarak; uzun vadede özellikle demografik olarak oldukça olumsuz etkileyecektir. Etkiler gittikçe daha ciddi boyutlara ulaşmakta ve acil bir çözüm gerektirmektedir.Özellikle ekonomik, sağlık ve güvenlik alanlarında yaşanan sorunlar Türk halkında huzursuzluğa ve gerginliğe yol açmaktadır. Türk halkı kendini güvende hissetmemektedir. Suriyeli sığınmacıların Türkiye üzerinde yarattıkları bu etkilerin her biri geniş bir incelemeye ihtiyaç duymaktadır.

Bu araştırmada Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların işledikleri suçların (sadece medyaya yansıyan kısmıyla) değerlendirmesi yapılacaktır. Bu suçlar hırsızlık-gasp, cinayet, yaralama-kavga, dolandırıcılık, kaçakçılık, taciz-tecavüz, fuhuş, terör ve narkotik suçlar olmak üzere dokuz başlıkta incelenmiş olup iller bazında ele alınmıştır. 2012-2019( Mayıs) tarihleri arasında gerçekleşmiş olan olaylar 73 ayrı haber sitesinden alınmıştır. Toplamda 371 haberle karşılaşılmıştır. Derlenen bu haberler üzerinden inceleme yapılmıştır.

Yararlanılan Haber Siteleri

·         https://www.61saat.com/

https://hasgazete.com/

·         http://www.adayorum.com/

http://www.hurriyet.com.tr/

·         https://www.yeniakit.com.tr/

https://www.internethaber.com/

·         https://www.aksam.com.tr/

https://www.kamupersoneli.net/

·         https://www.aa.com.tr/tr

https://www.karamandan.com/

·         http://www.anadolugazetesi.com/

https://www.karar.com/

·         https://www.arkeolojikhaber.com/

https://www.kayseriolay.com/

·         https://www.aydinlik.com.tr/

https://www.kibrisgazetesi.com/

·         http://www.batmancagdas.com/

http://www.kilispostasi.com/

·         https://www.bbc.com/turkce

https://www.kocaelibarisgazetesi.com/

·         http://www.bolugundem.com/

https://www.kocaeligazetesi.com.tr/

·         http://www.bursahakimiyet.com.tr/

https://www.konhaber.com/

·         http://www.bursadabugun.com/

https://www.manavgatsonhaber.com/

·         https://www.cnnturk.com/

http://www.medyagazete.com/

·         http://www.cumhuriyet.com.tr/

https://www.memurlar.net/

·         https://www.dha.com.tr/

http://www.milliyet.com.tr/

·         https://dostbeykoz.com/

https://www.mynet.com/

·         https://www.egehaber.com/

https://www.ntv.com.tr/

·         http://www.elbistaninsesi.com/

http://www.ozgurkocaeli.com.tr/

·         https://www.ensonhaber.com/

https://www.posta.com.tr/

·         https://tr.euronews.com/

https://www.sabah.com.tr/

·         https://www.evrensel.net/

https://www.samsunguncelhaber.com/

·         http://www.fibhaber.com/

https://www.samsunsonhaber.com/

·         https://www.finansgundem.com/

https://www.sesgazetesi.com.tr/

·         https://www.gazetedamga.com.tr/

https://www.sondakikaturk.com.tr/

·         http://www.gazete2023.com/

https://www.sozcu.com.tr/

·         https://www.gunes.com/

https://tr.sputniknews.com/

·         https://www.haber3.com/

https://www.superhaber.tv/

·         https://www.haber46.com.tr/

https://www.tarsusakdeniz.com/

·         http://www.haber7.com/

     https://www.turkiyegazetesi.com.tr/

·         http://www.haberalanya.com.tr/

 http://www.urfanatik.com/

·         https://www.haber-sanliurfa.com/

    https://www.yenialanya.com/turkiye/

·         https://www.haberler.com/

http://www.yenimeram.com.tr/

·         https://haberport.com/

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/

·         https://www.haberturk.com/

http://www.yesilafsin.com/

·         http://www.hakimiyet.com/

http://www.yurtgazetesi.com.tr/

 

Mülteci Kavramı ve Türkiye’de Mültecilik Statüsü

1951 Cenevre Sözleşmesi’ne göre mülteci; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen kişidir[2]. Ayrıca 1967 yılında sözleşmeye bir protokol eklenmiştir. Bu protokolle sözleşme tarihinden öncesine dair ‘zaman sınırlaması’ ve Avrupa’ya dair ‘coğrafi sınırlama’ kaldırılmıştır.

Türkiye, ilgili sözleşmeyi 1961 yılında; ilgili protokolü ise 1968 yılında onaylamıştır. Ancak zaman sınırlamasını kaldırmış,bununla beraber ‘’coğrafi sınırlamayı’’ devam ettirmiştir. Bu sınırlamaya göre,  sadece Avrupa’dan gelenler mülteci olarak kabul edilir. Avrupa dışından gelenler ise sığınmacı olarak kabul edilir[3].Suriye iç savaşından kaçıp Türkiye’ye gelen sığınmacılar ‘kitlesel sığınma’ kategorisinde ele alınmakta ve “geçici koruma ilkesiyle” konaklama birimlerinde sığınmacı statüsünde misafir edilmektedir[4]. Buradan hareketle Suriyelilerin mülteci değil sığınmacı olduğunu  vurgulamak gerekir.Sığınmacıların Türkiye’de kalıcı bir yerleşim hakkı yoktur. Fakat aradan geçen süre ve Suriye’de hala belirsizliğin hakim olması - her ne kadar hukuka uygun olmasa da - Suriyeli sığınmacıların ülkemizde kalmalarını kalıcılaştırıyor.

Suç Kavramı, Göçmenlik ve Suç İlişkisi

En genel tanımıyla suç, cezayı doğuran eylem olarak kabul edilir. Ceza Hukuku hükümlerine göre: ‘’Hukuk düzeni kurallarını ihlal eden her eylem suçtur.’’[5]

Halk içindeki genel kanı bir ülkede yaşayan göçmenlerin yerli doğumlulara oranla daha fazla suç işlediği yönündedir. Bu kanı bütün göçmenleri kapsamasa da psikolojik açıdan suça eğilimleri olduğu bir gerçektir. Yapılan araştırmalarda göç ve suç ilişkisi şu kriterlere bağlanabilir [6]:

  • Göç eden nüfusun genç erkek nüfusunun fazla olması
  • Göç eden nüfusun eğitim derecesinin düşük olması
  • Göç eden nüfus ile göç alan nüfus arasında kültür farklılığının bulunması
  • Göç eden nüfusun yerleştiği bölgenin çöküntü bölge niteliğinde olması
  • Yeni yerleşilen bölgenin sosyo-ekonomik yapısının olumsuz olması ve istihdama ilişkin sorunların var olması
  • Kültürlenmenin ve asimilasyonun olumsuz etkileri

Ayrıca özellikle göç eden nüfus ağır travmatik sorunlara maruz kaldıysa (fiziksel işkence, psikolojik işkence...) üzerinde bulunan psikolojik etkiyle saldırgan tutum sergileyebilir.

Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacıların Demografik Yapısı

Aşağıdaki tabloya (Tablo 2.) göre Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların nüfusunun  %54,1’ini erkekler, %48,9’unu kadınlar oluşturmaktadır. Bu nüfusun yaş ortalaması 22,5 olup, büyük çoğunluğu (%68’i) 0 -24 yaş arası gençlerdir.

 Tablo 2: Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün Mayıs 2019’da Açıkladığı Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler Sayısı

 

2011 yılının Nisan ayında Türkiye’ye sadece 252 kişilik bir grup giriş yaparken, bu sayı 3.6 milyona ulaştı. Bu müthiş artışın tek sebebi ise sadece Suriye’den göçün devam etmesi değil aynı zamanda ülkemizdeki Suriyelilerin doğum oranının yüksekliğidir. Tablo 2’den yapılan çıkarımla toplam nüfusun %20’sini 0-14 yaş arası oluşturmaktadır. 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Nilgün Saryal’ın hazırladığı rapora göre Türkiye’de bir günde 400’ün üzerinde Suriyeli bebek doğmaktadır.

Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye gelmeye başladıkları ilk yıllarda (2013) yapılan araştırmalarda nüfusun yaklaşık olarak %15’i okuma yazma bilmiyordu.

Bu oran kamp dışına çıkıldığında daha da artmaktaydı. %6’sı sadece okur-yazar, %26’sı ilkokul mezunu, %22’si orta öğretim mezunu, %17’si lise mezunu ve sadece %11’i üniversite mezunuydu[7].

Ayrıca  özellikle kamp dışında yaşayan Suriyelilerin yaşam koşullarının zorluğu, kültür ve dil farklılığı, eğitimin önünde engel oluşturdu. Kamp dışında yaşam koşulları oldukça zor olan aileler çocuklarını okula göndermekten ziyade çalıştırmayı tercih ettiler ve etmeye devam ediyorlar.Ayrıca Türkçe bilmeyen bu çocukların eğitim alması neredeyse imkansız hale geliyor. Çocuk işçilik yaygınlaşıyor. Bu durum uzun vadede suç oranlarında önemli bir artışa zemin hazırladı.

Dil, kültür ve yaşam tarzı farklılığı toplumsal anlamda uyumu güçleştirmektedir. Uyumun güç olması nedeniyle sığınmacılar toplu halde yaşamayı tercih etti. Bu da karşımıza çeteleşme sorununu çıkarmaktadır. Ayrıca kendi içinde de etnik ve mezhepsel açıdan farklılıklara sahip olan bu Suriyeli Sığınmacılar kendi içlerinde de çatışma yaşayabilmektedir.

Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacıların Suç Oranına Etkileri

Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın kaleme aldığı son kitabı ‘’Kaçınılmaz Çöküş’’ AKP Rejiminin Dörtlü Krizi ‘nde belirttiği gibi ‘’ Göçler, harekete başladıkları coğrafyayı olduğu gibi, hareket edilerek ulaşılan coğrafyayı politik, ekonomik, sosyal açılardan olduğu gibi güvenlik sonuçları açısından çok boyutlu etkiler, bazen de tamamen değiştirirler.’’ Ülkemizde yapılan yoğun Suriyeli göçü de etkilerini derinlemesine hissettirmektedir.

Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacıların suç oranlarına olan etkilerine iki boyutlu olarak ele almak gerekmektedir. Bu boyutların ilki Suriyeliler tarafından işlenen suçlardır.Bu araştırmada daha çok suç oranlarına olan etkinin bu boyutu üzerinde durulmuştur.  Her şeyden önce Suriyeli sığınmacıların savaştan çıkmış olmaları, ailelerinden kayıplar verdikleri ve bu nedenle de psikolojik travma içinde olduklarını unutmamak gerekir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi ülkemizdeki Suriyeli sığınmacıların eğitim seviyelerinin düşük olması, buna ek olarak eğitim alma konusunda da sıkıntı yaşayan bir çocuk-genç kitlesinin bulunması suç oranlarına hem kısa hem de uzun vadede etkili (olmuştur) olacaktır. Birden çok etnik gruptan oluşan sığınmacılar mezhepsel olarak da farklılıklar içermektedir.

Farklılıklar kendi aralarında anlaşmazlık yaşamalarına, bazen küçük çaplı kavgalara bazen de ölümle sonuçlanan büyük çaplı olaylara yol açmaktadır. Göçmenlerin yerleşim yeri olarak daha çok varoş ve gecekondu mahallelerini tercih etmeleri suç potansiyelini artırmaktadır. Türk kültüründen oldukça farklı bir kültüre sahip olan sığınmacılarda özellikle çok eşlilik ve çocuk yaşta evlilik oldukça yaygındır. Hukuk kurallarından uzak olan bu uygulama ile sıkça karşılaşmaktayız. Fakat sığınmacılar bu suçu işlediklerinde hukuk kurallarını bilmemeleri sebebiyle beraat edebilmektedir. Örneğin; 2018 yılının temmuz ayında Ankara’da Suriye uyruklu bir adam çocuk gelin davasında hukuk kurallarını bilmiyor olması nedeniyle beraat etmiştir[8]. Peki bu suçlar cezasız mı kalıyor? Elbette tutuklanmayla ve para cezasıyla sonuçlanan vakalar görüyoruz. Fakat sığınmacıların ‘geri gönderilmemesi’ ilkesi nedeniyle suçlular iade edilemiyor.

Meselenin ikinci boyutu ise Türk vatandaşlarının Suriyeli sığınmacılara karşı işledikleri suçlardır. Başlangıçta merhamet ve acıma duyguları nedeniyle son derece anlayışlı davranan Türk  halkı gün geçtikçe bu anlayışlı tavırdan vazgeçmeye başlamıştır. Sığınmacıların sayısının çok fazla artmış olması, saldırgan bir tutumda olmaları, genç erkek nüfusunun fazla olması ( bu kişilerin kendi ülkelerinde savaşmayıp, Türkiye’ de hayatlarına devam ediyor olmaları; savaşmayı bir erdem olarak gören Türk milleti için itici unsur oluşturmaktadır.) işsizlik oranının oldukça yüksek olduğu yerlerde Suriyeli işçilerin çalışıyor olması toplumsal bir öfke oluşturmuştur. Bunun dışında Sığınmacıların istismara açık olmaları ülkemizdeki kaçakçılar, uyuşturucu tacirleri ve fuhuş yaptıranlara fırsat oluşturmuştur.

Aşağıdaki tabloda ( Tablo 3.) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün Mayıs 2019’da açıkladığı rakamlara göre Suriyeli sığınmacıların en fazla olduğu ilk 10 şehir yer almaktadır. Derlenen haberlere göre olayların dağılımı bu nüfusla orantılı olmakla birlikte nüfus yoğunluğu diğer illere oranla daha az olan Kayseri ve Antalya’da karşılaştığımız olayların sayısı nüfusa oranla oldukça fazladır. Yine çarpıcı olan bir durum da nüfus oranı oldukça yüksek olan Mardin (87 bin 96) ilimizde neredeyse hiç olayla karşılaşmamamız olmuştur. Olayların en fazla yaşandığı ilimiz ise İstanbul’dur.

 

Tablo 3. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün Mayıs 2019’da Açıkladığı Suriyeli Sığınmacıların İllere Göre Dağılımı

 

Daha önce de belirttiğimiz üzere haber derlemesi hırsızlık-gasp, cinayet, yaralama-kavga, dolandırıcılık, kaçakçılık, taciz-tecavüz, fuhuş, terör ve narkotik suçlar olmak üzere dokuz başlıkta yapılmıştır. Karşılaştığımız ilk haber[9] ise 22 Temmuz 2012’de Gaziantep'in İslahiye İlçesi’nde Suriyelilerin bulundukları mülteci kampında isyan çıkarmasıdır.Sığınmacılar, Türk bayraklarını indirip kendi bayraklarını astılar. Polislerin silahlarıyla birlikte rehin alındığı olaylar, özel harekat timlerinin havaya ateş açarak kampa girmesiyle bastırıldı. Olaylarda 5’i polis, 1’i asker 7 kişi yaralandı.

Aşağıdaki tabloda 2012- 2019 (Mayıs) yılları arasında internet basınından toplanmış haberlerin başlıklara göre oranları verilmiştir. (Tablo 4.). Pastanın en büyük dilimini yaralama-kavga başlığı oluşturuyor.

Tablo 4. Haber Derlemesinden Elde Edilen Veriler Üzerinden Yapılan Oranlama

 

Yaralama-kavga suçlarının en fazla işlendiği ilimiz, nüfusun da en fazla olduğu İstanbul’dur.Bu olayların çoğunluğu yerli halkla sığınmacılar arasında olsa da kendi aralarında kavga eden ve yaralanmayla sonuçlanan olayların sayısı da azımsanmayacak kadar çoktur.

Dolandırıcılık, derlenen haberlerin toplamının %14,01’ini oluşturmaktadır. Dolandırıcılık suçunda en önde olan ilimiz yine İstanbul’dur. Bu suçu işleyenlere baktığımızda sadece bireyleri değil aynı zamanda çeteleri ve grupları da görüyoruz. Bu tür suçların çoğunluğunda genelde yerli vatandaşın evlendirme vaadiyle kandırılması vardır.

Toplama oranla % 13,20’lik paya sahip olan hırsızlık-gasp suçlarının en fazla işlendiği illerimiz İstanbul ve Konya’dır. Bu tür olaylarda hem suçu işleyenlerin hem de mağdur olanların Suriyeli olduğu birçok olay var. Ayrıca işverenine karşı hırsızlık yapan ve onları gasp eden Suriyelilerin sayısı da oldukça fazladır.

Kaçakçılık suçunun en fazla olduğu ilimiz Hatay’dır ve %13, 20’lik dilimi oluşturur. Kaçakçılığın en fazla yapıldığı alan ise düzensiz göçmenliktir. Hatay’ın Suriye sınırında bulunuyor olması bu tür olayların neden burada daha fazla olduğunu açıklamaktadır. 2011 sonrasında Suriyeli göçlerinin yoğunluğu özellikle Suriye’ye sınırı olan illerimizde kaçakçılık oranını yükseltmiştir. Ancak sadece Suriye sınırındaki illerimizde değil aynı zamanda İzmir, Aydın ve Mersin gibi illerimizde de kaçakçılık oranının fazla olduğunu görüyoruz. Bunun sebebi ise Suriyeli göçmenlerin deniz yoluyla kaçak olarak Avrupa’ya geçme çabasında olmasıdır.

Cinayet suçunun en fazla işlendiği ilimiz İstanbul’dur.Bu suçların toplama oranı ise %11,59’dur. Cinayet kurbanları arasında Suriyeli olanlar da vardır. Savaşın psikolojik etkileri, öfke patlamaları ile kendini göstermektedir.

Taciz-tecavüz suçlarının işlendiği iller arasında İstanbul, İzmir ve Şanlıurfa vardır. %9,16’lık bir paya sahiptir. Taciz ve tecavüz mağdurları arasında kız ve erkek çocukları da vardır. Türk toplumunda en çok tepkiyi çeken olaylardır. Bu konu olayın gerçekleştiği yerdeki yerel halkın da olay çıkarması sonucunu doğurmaktadır.

Suriyeli sığınmacılardan kaynaklanan terör olaylarıyla en fazla karşılaştığımız ilimiz Osmaniyeve Şanlıurfa’dır. Suriyeli kaynaklı terör olayları ülkemizdeki terör olaylarının oranını da oldukça yükseltmektedir. Toplama olan oranı ise %7’dir. Öncelikle daha önce de belirttiğimiz gibi Suriyeli sığınmacıların ülkemize giriş yaparken herhangi bir güvenlik taramasına maruz kalmamış olması veya kayıtlarda kişilerin kendi beyanlarının esas alınması, ülkemizde hala kayıt dışı neredeyse 1,5 milyon Suriyelinin bulunması terör olaylarının zeminini zaten hazırlıyor. Bu nüfus halihazırda Suriye’de bulunan terör örgütlerine ( YPG/PYD, PKK, DEAŞ, IŞİD)  potansiyel oluşturmuştur.

Türkiye’deki fuhuş sorununda Suriyeli sığınmacılar azımsanmayacak ölçüdedir. Derlenen haberlerin %4,58’ini oluşturur. Savaştan kaçıp gelen Suriyeli kadınlar yaşam şartlarının zorluğu nedeniyle bu suçu işlemeye mecbur kalmıştır. Fuhuş mafyası sorunu da bu konuyla birlikte yaygınlaşmış ve organize suç oluşmuştur. Sığınmacılardan kaynaklanan fuhuş sorununun en fazla olduğu ilimiz ise Hatay’dır.

Narkotik suçlar, sıralamada %4,3’lik bir payla en düşük orana sahiptir. Bu tür suçların en fazla karşılaşıldığı ilimiz ise Konya’dır. Suriyeli sığınmacıların genç erkek nüfusu uyuşturucuya Pazar oluşturmuş ve sınırdan geçişlerin kolaylığı ülkemize uyuşturucu girişini kolaylaştırmıştır. Her ne kadar uyuşturucu ile ilgili ulaşılan haberlerin sayısı düşük olsa da Türkiye’nin uyuşturucuda transit ülke olmaktan çıkıp hedef, pazar ülke haline geldiğini görmek mümkündür[10].

Sonuç

Türkiye’de 2019 Mayıs itibariyle kayıtlı-kayıtsız 5 milyonu aşkın Suriyeli bulunuyor. Böylesine kalabalık bir göçün ülkemizi olumsuz anlamda etkilememesi mümkün değildir. Nitekim Türk halkı bu etkileri derinden hissetmektedir. Hükümetin kontrolsüzce sınırlarımıza aldığı bu nüfusun eğitim düzeyinin düşük oluşu, genç erkek nüfusunun fazla oluşu bugün karşılaştığımız olumsuzlukların habercisiydi. Ayrıca başlangıçta misafir olarak gördüğümüz Suriyelilerin gün geçtikçe kalıcı hale gelmesi; yerli halkta huzursuzluk ve güvensizlik hisleri yaratmaktadır. Sınıra yakın illerimizde yaşayan vatandaşlarımız kendilerini teröre açık hissetmektedir. Bunun dışında hükümetin yanlış politikaları nedeniyle Türk halkı kendini sığınmacı gibi hissetmekte ve sığınmacılara karşı öfke duymaktadır. Örneğin; sığınmacıların hastanelerde öncelikli olmaları, vergi konusunda ayrıcalıklı olmaları, (atanamadığı için intihar eden nice genç öğretmen adayı var iken)  atanabiliyor olmaları gibi nedenler onlara karşı öfkeyi artırmaktadır. Hükümetin bu yanlış politikalardan vazgeçmesi gerekir.

Gün geçmiyor ki Suriyeli sığınmacılarla ilgili yeni haberlerle karşılaşmayalım. Kavgalar, yaralamalar, hırsızlıklar, tacizler… Bu tür olaylar gün geçtikçe daha da artıyor. Yapılan haber derlemesinde en fazla olayın 2018 ve henüz yarısını bile doldurmadığımız 2019 yıllarında olduğunu gördük ( % 82.21).  Üstelik eylemleri kadar söylemleri de saldırgan. Bunun en iyi örneği ile geçtiğimiz günlerde (26 Mayıs 2019) Bursa’da karşılaştık[11]. Suriyeli bir genç açık açık ‘’kafa kesmek istiyorum’’ dedi. Önlem alınmadığı takdirde bu haberlerin ardı arkası kesilmeyecektir. Yapılması gereken öncelikle Suriyelilerin kontrollü bir şekilde kendi yurtlarına gönderilmesidir. Eğer hükümet doğru politikalar belirleyerek onları yurtlarına gönderirse birçok kriminolojik olayın önüne geçecek, Türkiye ekonomisindeki olumsuzlukları azaltacak ve Türkiye’de oluşacak olan demografik bozulmayı önleyecektir. Ayrıca suçluların adaletli bir şekilde yargılanması ve ceza alması,verilecek cezaların caydırıcılığı oldukça önemlidir.

 

 

 

[1] İhsan Bal, ‘’ Suriyeli Mülteciler Krizinde Yeni Gerçek’’ , Analist Dergisi Eylül 2013 sayısı.

[2] Türkiye’de İltica Süreci,  Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği, ASAM

[3] İbrahim Kaya, ‘’Uluslararası Hukuk, Birleşmiş Milletler ve Türkiye’deki Suriyeliler, Analist Dergisi Mart 2013

[4] Sosyoloji Derneği, Türkiye Sosyoloji Araştırmaları Dergisi Cilt: 16 Sayı: 1 - Bahar 2013

[5] Prof. Dr. İlham Rahimov, Suç ve Ceza Felsefesi, 2014, s. 24

[6] Zahir Kızmaz, Suriyeli Sığınmacılar: Güvenlik Kaygıları ve Suç, BEÜ SBE Dergisi 2018

[7] Sosyoloji Derneği, Türkiye Sosyoloji Araştırmaları Dergisi Cilt: 16 Sayı: 1 - Bahar 2013

[8]https://tr.sputniknews.com/turkiye/201807221034396969-cocuk-istismari-beraat/

[9]http://www.hurriyet.com.tr/gundem/suriyelilerin-bulundugu-kampta-isyan-21044852

[10] Ümit Özdağ, Kaçınılmaz Çöküş: AKP Rejiminin Dörtlü Krizi

[11]https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/suriyeli-siginmacidan-kan-donduran-sozler-kafa-kesmek-istiyorum-4933561/

 

Son Düzenlenme Salı, 09 Temmuz 2019 12:00
Kübra Ünlü

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü 
Stajer

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 19-08-2019

ABD himayesinde PKK-Rum işbirliği

Kurumsal karar sürecinin ortadan kalkmış olması, tek bir noktadan gelecek talimatın beklenmesi yani sistemsizlik, krizlerin kişilere emanet edilmesi devletin kurumlarının ve sorumlu makamların olaylara tepki ve karşılık vermesini de geciktiriyor veya engelliyor. Ülkeyi açmaza sürüklüyor. ...