Dünya tarihinin çok önemli geçiş dönemlerinden birindeyiz. Bu geçiş dönemi büyük bir dünya savaşının ardından muhtemelen 2045’lerde tamamlanacak ve nihayetinde yeni bir dünya düzeni ile birlikte, yeni bir insan modeli ve toplumsal hayata başlayacağız. Bu tür geçiş dönemlerinin katalizörü ülkelerin başına geçmiş çılgın yöneticiler ve savaşlardır. Nitekim bugün ABD’nin başına geçmiş bir megaloman (kimilerine göre çok akıllı) olan Trump, yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi ile dünyanın bütün çivilerini oynatmaya çalışıyor;
- ABD’nin 80 yıllık hegemonyasına kendi eli ile son veriyor ve dünyayı üç bölgeli bir paylaşıma götürüyor. ABD ve Avrupa arasındaki Transatlantik ittifakını hiçe sayıyor.
- Yeni Orta Doğu; laik ulus-devletlerin yerine, hayır-sever monarşi dedikleri tek adam yönetimlerinin ABD için daha kullanışlı olduğunu düşünüyor.
- Başkalarının kaynaklarına el koyarak, ülkeleri pazarlık ve şantajla yola getirerek ABD’yi daha büyük yapacağını (MAGA) sanıyor.
Bütün bunların sonucu dünyanın tekrar Orta Çağ’a dönmesi yani devlet egemenliğinin ve uluslararası hukukun hiçe sayıldığı, büyük balığın küçüğü yuttuğu, krallıklar yani “anarşi” dönemine dönüyoruz. Görünüşte dünya üç hegemonya bölgesine bölünüyor. Ancak, bunlar şimdilik ABD’nin yönetenlerin görünen yüzü (Trump) ile ilgili yani görünmeyen devletin arkasında “derin devlet” ve “daha derin devlet” var. Göremediğimiz bölümde Trump’a bırakılan manevra alanı dışında büyük planlar hala devam ediyor üstelik Avrupa boyutunda özellikle İngilizler, Avrupa Birliği dışında inisiyatif almış durumdalar.
İngilizler stratejik olarak Avrupa içinde kendi haritalarını çiziyorlar; Norveç’ten Baltıklara Avrupa Birliği dışında bir kuzey kuşağı. İngiltere, sadece 2024 yılında Baltık ülkeleri ile olan deniz altı kablolarını korumak için 350 milyon pound harcadı ve Norveç ile müşterek savunma programları başlatıldı. Eski İngiliz oyunu; kıtayı birleştirerek değil, bölerek yönetmek. ABD’nin Rusya’ya odaklanmaya devam etmesi, artık bir orta güç olan İngilizlerin işlerini kolaylaştıracak. ABD’yi Moskova karşısında tutarak karşı koyabilir ve İngilizler, bu yüzden Ukrayna’da çatışmaların sona ermesinden yana değil. Ruslarla 19. Yüzyıldan kalma Büyük Oyun’a devam etmek istiyorlar. İngiliz eliti için savaş hiçbir zaman felaket olmadı hatta düzeni devam ettirmenin ve sistemi muhafaza etmenin yöntemi olarak görüldü. Kırım Savaşı’ndan Falkland Adaları müdahalesine kadar dış çatışmalar her zaman içeride istikrarı ve hiyerarşiyi sağlamanın yolu oldu.
İngiltere tarih boyunca, zayıfladıkça güçlendi ve dış politikanın temeline krizleri ve hassasiyetleri kullanmayı yerleştirdi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarına girerken kasasında para yoktu. Bu savaşları bugün olduğu gibi ABD’ye finansa ettirdi, Amerikan askeri ve teknolojisini kullandı. Ukrayna’daki savaşın devam etmesi de İngilizlerin için sadece diplomasi değil mevcut hükümetlerin ve siyasi yapının kurduğu siyasi ve ekonomik mekanizmanın çatışmaya dayalı olarak devam etmesi için gerekli. Askeri-sanayi kompleksi, istihbarat teşkilatları ve para merkezi’nin (City) içinde olduğu bu mekanizma hayatta kalabilmesi için sonu gelmeyen savaşlara soyunmuş durumda. Bu savaşlar sadece kendi iç istikrarı için değil, Avrupa’yı kendi etrafında şekillendirmek ve tarihi düşmanı Rusları dize getirmek için de çalışmaya devam edecek. Trump ya da Brüksel, bu mekanizmanın çalışmasını durduramaz.
İpek Yolu yani kara koridorunda çıkarılacak sorunlar için Doğu Türkistan’dan Kafkasya ve Karadeniz’e yeni projeler var. Aslında Çin ile ilgili plan çok önceden hazırlanmıştı. 2017 yılında “Büyük Avrasya Projesi (BAP)” başlıklı makalemizde bu planı anlatmıştık. Batılılar; Mançurya, İç Moğolistan, Doğu Türkistan, Tibet ve Hong-Kong’da çıkarılacak ayaklanmalar ile Çin’i batıdan vurmayı amaçlıyor. Bugün Türkiye üzerinde oynanan oyunların arkasında İkinci Dünya Savaşı’ndan beri devam eden ülkemiz üzerindeki Amerikan-İngiliz projelerinin rekabeti var. Sonuç olarak, dünya düzeninde büyük kırılmaların başlangıcındayız. İngilizlerin planlarına başka bir makalede döneceğiz ama yeni şekillenmenin Orta Doğu’dan Ukrayna-Karadeniz, oradan Kafkasya ve Orta Asya’ya ulaşan yeni bir fay hattını kurduğunu izliyoruz. İngilizler ve Ruslar arasında Asya’nın kaynakları için 19. Yüzyılda yaşanan emperyal rekabete “Büyük Oyun” adı verilmişti. Şimdi aynı coğrafyada yeni aktörler ile Yeni Büyük Oyun ya da Büyük Oyun 2.0 kurgulanıyor. Bu oyun, Ukrayna cephesinden Rusya’nın derinliklerine, daha güneyde Kafkasya ve Orta Asya’dan
Çin’e uzanıyor. Hint-Pasifik ise ana mihveri oluşturuyor. Daha yakın resimde;
(1) Kafkasya’da Azerbaycan-Ermenistan barışını sağlayarak, inisiyatifi ele geçiren ABD şimdi Zengezur’a önemli bir çıpa attı. Orta Asya ile ilgili politikalar ise geçmişin demokrasi ve insan hakları baskısından daha pratik ilişkilere yöneldi.
(2) Kafkasya’nın Rusya’ya ait kuzeyinde yeni cephe hazırlıkları yanında Güney Kafkasya’da Azerbaycan ve Ermenistan’dan sonra Gürcistan’ın da Rusların elinden kurtarılması için çalışmalar var. Ruslar, bu dönemde Sırbistan ve Bulgaristan üzerine oynuyorlar. İngilizler, Kafkasya’dan Yakutistan’a yeni ayaklanma stratejileri geliştiriyorlar.
(3) Orta Asya’da Türk Devletleri Teşkilatı dışında (Türkiye’yi dışlayan) Orta Asya Ekseni kuruluyor. Bu eksen, Batı’nın İbrahim Anlaşmaları’nı tanıyor ve hem ABD hem de AB ile çeşitli anlaşmalara imza atarken, aslında Çin ve Rusya dışında bir alternatif arıyorlar.
Elinde şimdilik sadece Gürcistan’ı tutabilen Ruslar, Ukrayna Savaşı ile çok meşgul olsalar da bilindik istihbarat oyunlarına (şantaj, uçak düşürme vs.) devam ediyorlar.
Son iki yüzyıldır milletler hapishanesi olan Rusya Federasyonu’nun Sovyet dönemindeki uyduları olan Kafkasya ve Orta Asya ülkelerini daha sıkı kontrol ve geri dönme ihtirası yanında, Çin’in de Yeni İpek Yolu ile kıtayı Rusya aleyhine boydan boya kontrol ve örtülü işgal planı ile karşı karşıyayız.
Batı ise Büyük Oyun için sadece Kafkasya’dan Orta Asya ve Çin sınırlarına yeni bir Orta Asya Ekseni kurmuyor, İran kadar Rusya’nın içi ile de meşgul. Rusya içindeki ayrılıkçı hareketler genellikle işgal altında tuttuğu Çeçenistan ve Dağıstan gibi bölgelerde görülür. Bunlara İnguşetya da zaman zaman dâhil olur. Çeçenistan ve Dağıstan’daki direnişin zaten uzun bir geçmişi ve alt yapısı var. Son haberleri verelim. 2023 yılında kurulan İnguş Özgürlük Ordusu ise her ay Rusya sınırları içinde bir saldırı düzenliyor. Haziran 2025’de Kuzey Osetya sınırında iki FSB subayı drone ile öldürüldü. Ağustos ayında Dağıstan’daki bir askeri depo hedef alındı. Diğer bir ayrılıkçı örgüt ise Çeçen, Dağıstan ve İnguşları bir araya getiren Kafkas Özgürlük Hareketi. Rusya’ya karşı direnişte olan Yakut, Buryat, İnguş ve Dağıstanlılardan binlerce kişi öldürüldü ancak daha önemlisi toplam nüfusun %10’unu temsil etmelerine rağmen cephedeki paralı askerlerin %40’ını oluşturuyorlar. Ruslar, diğerlerini para ile kandırarak ölüm makinesinin ön cephesine sürüyorlar. Bu ayrılıkçı bölgelerdeki sömürüyü sürdürmek ve direnişi kırmak için uygulanan bir Rus taktiği. Ancak direnişçi örgütler giderek yapılanıyor ve güçleniyor ve Ruslar için yeni cepheler açıyorlar.
Son dönemde Yakutistan’da da direniş hareketinin başladığını dair haberler geliyor. Sibirya’yı kontrol eden Yakutistan ya da diğer adı ile Saka Cumhuriyeti’ndeki mücadele uzun süredir devam eden baskılar karşısında kimlik ve varlık hedefinden direnişe doğru yöneliyor. Dağıstan’da petrol, Yakutistan’da ise elmas, altın ve doğal gaz var. Bununla beraber Yakutistan, Rusya’nın en çok sömürdüğü ve en fakir bıraktığı, çevreye en çok zarar verdiği bir bölge olmaya devam ediyor. Genç Yakutlar, özellikle Moskova bölgesinde direnişe devam ediyor ve şimdiye kadar binlerce kayıp verdiler. Eylül 2025’de bölge başkan yardımcısı Alexander Ivanov, Yakutların ayrılma isteğini açıkça ifade etti. Bu direniş merkezlerinden birisi de İstanbul’daki Altay Cumhuriyeti taraftarları. Yakut direnişçilerin Ukrayna’dan silah aldıklarına dair bilgiler var.
Batı, Büyük Oyun’a ihtiyatlı adımlar ile dönüyor ve kısa vadede Ukrayna’da büyük hasar alan Rusya’nın ve yakın zamanda İran’ın dağılması sonrası bölgeyi Çin’e bırakmamak ve Pekin’in koridorlarını tıkamanın da ötesinde büyük savaş öncesi yeni bir jeopolitik dizayn gerçekleştirmek, kara savaşlarının sahnesini hazırlamak peşinde. Bu makalenin konusu da küresel gelişmelerden yola çıkarak, Orta Doğu’dan Kafkasya ve Türkistan’a bizleri bekleyen Yeni Büyük Oyun’u anlatmak.
Yeni Orta Doğu
Ulus devlet karşıtlığıyla sık sık gündeme gelen ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Türkiye Cumhuriyeti ulus devletini yıkacağız, dört parçalı Kürdistan’ı Hazar Denizi’nden başlatıp Akdeniz’e kadar uzatacağız” söylemi aslında önümüzdeki on yılda bizleri neler beklediğinin özeti. Ayrıca, “Akdeniz'e açılan çok sayıda fosil yakıt kaynağının bulunduğu Hazar Denizi'miz var ve Yunanistan ile Türkiye buraya bir kapı. Nasıl açık olmasınlar ki? ifadesi ABD’nin bu bölgeyi de sahiplendiği anlamını taşımaktadır. Barrack, 1919 sonrası ulus-devletleşmenin Doğu Akdeniz’in jeo-ekonomik düzenini kilitlediğini ve ticarete engel oluşturduğunu öne sürerek, Hazar’da bulunan enerji rezervlerinin Akdeniz’e açılmasının önündeki en büyük engelin de Türkiye’nin ulus devlet yapısı olduğunu ve Doğu Akdeniz’de yeni bir düzen kurmanın zamanının geldiğini ifade ederek Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını hedef alıyor.
Tom Barrack, Orta Doğu’da demokrasinin işe yaramadığını söylüyor. “Türkiye ile İsrail arasında savaş görmeyeceksiniz, Hazar Denizi’nden Akdeniz’e kadar işbirliği göreceksiniz” dedikten sonra ekliyor; “bu bölgede gerçekte en iyi işleyen şey, ister beğenin ister beğenmeyin ‘hayırsever bir monarşi’ olmuştur”. Anlaşılan bu hayırsever monarşi yani kullanılabilir tek adam devletleri modeline Türkiye de dâhil edilmiş. Monarşileri koruma bahanesi ile ulus-devletleri yıkmak. Evet, büyük planın sırrı bu, yani ABD’deki “daha derin devlet”in planı; tek dünya hükümetine giden yolda ulus-devletleri ortadan kaldırmak. Bu amaçla İslamcılık yeniden kurgulandı, terör yolu ile Afrika’dan Orta Doğu’ya, Afganistan ve Çin sınırına uzanan karanlık yani devlet kontrolü olmayan bölgeler oluşturuldu ve plan çalışmaya devam ediyor. Yeni Orta Doğu’nun bugünkü liderlerini bir süre daha monarşi yalanı ile oyalayıp sonra hepsini aynı torbaya doldurmak.
Aslında bu gelişmeler çok yeni değil, Orta Doğu için 1970’lerde karar verilen bir stratejinin parçası. “CIA ve Orta Doğu” başlıklı kitabımda da detaylı bir şekilde anlattığım gibi, 1970’lere kadar ABD, Orta Doğu’da laik, çağdaş ulus-devletlerin yanında idi. Ancak, İran, Irak, Mısır, Türkiye örneklerinde bu devletlerin ABD çıkarları söz konusu olduğunda milliyetçi ve parlamentosu olan demokratik yapıları ile itaat etmedikleri görüldü ve o dönemden sonra ulus-devletler yerine monarşi ya da tek adamlı rejimlerin desteklenmesine karar verildi. Bunun için İslamcılık kılıfı hazırlandı. Aslında her şey bir kitap ile başladı. Bir Sovyet uzmanı olan Fransız yazar Helen Carrere D’Encausse, 1978 yılında “Bir İmparatorluğun Düşüşü” adlı bir kitap yazmıştı. Bu kitapta, İslam ve Hıristiyanlık arasındaki çekişmenin kaynaklarına değiniliyordu. Kitabı analiz eden RAND Corporation, İslam’ı kullanarak SSCB içinde bölünme yaratmak ve Sovyetleri İslam ile çevrelemek için bir strateji (Yeşil Kuşak) geliştirdi. ABD ve İslam arasındaki ilişkide Yeşil Kuşak Projesi önemli bir dönemeç oldu. Artık ABD, İslam’ı kullanarak ulus-devlet yapılarını yok edecek, bölgeyi Batı ve İsrail için müdahaleye uygun hale getirecekti. Müslüman Kardeşler, Hamas, Türk-İslam Sentezi, Kürt Projesi vb. bunlara vasal olması için yaratıldı.
Büyük Orta Doğu’da hep aynı senaryo oynanıyor; hukuksuz savaşlar, iç işlerine müdahale, rejim değiştirme, terör örgütlerine CIA desteği, iç savaş çıkarmak için yeni terörist gruplar kurma, sivil katliamı, göçler, propaganda ve ajitasyon, yasal olmayan yaptırımlar, iki yüzlülük, yalan, işkence ve kanunsuz tutuklamalar. Afrika’da da El Şaab, Boko Haram gibi terör örgütleri, korsan grupları kuruldu. Şimdi o örgütler sayesinde ABD ve arkasındaki Fransa, Afrika’nın başta petrol bölgeleri olmak üzere doğal kaynakları nerede varsa orada rejimleri değiştiriyor, özel kuvvetleri ile teröristlere karşı (!) eğitim veriyor.
ABD’nin Orta Doğu’da güç merkezlerini ufalamak ve bölgeyi zayıf federasyonlara dönüştürme stratejisi Kürt Projesi için dört ülke için farklı stratejiler gerektirmiştir:
1) Irak’ta işgali müteakip, Kürtler için önce koruma bölgeleri oluşturmak ve sonra yeni anayasayı yazarak, bu bölgeye özerklik vermek.
2) Suriye’de iç savaş ile devletin kontrolü olmayan kuzey bölgede Kürt nüfusu toparlayarak, YPG/PKK’yı ordu haline getirerek, özerk bölge oluşturmak.
3) İran’da da Irak benzeri bir senaryo uygulanacak ve özerk Doğu Kürdistan kurulacak.
4) NATO üyesi Türkiye’ye doğrudan askeri müdahale olmayacağı için ülkenin köşeye sıkışmış rejimini iç ve dış baskılarla ikna ederek federasyona ve bölünmeye razı etmek.
Büyük resimde ABD’nin üç önceliği Çin ile savaşa hazırlanmak, içeride ekonomik ve sosyal istikrarı sağlamak ve Yeni Orta Doğu’yu dizayn etmek. Trump’ın yeni politikasının arkasında tek kutuplu dünyaya oynamanın pahalı olması nedeni ile bölgesel müttefiklerle Amerikan çıkarlarını korumak var. Ancak bu, ABD’nin “derin devleti” ve “daha derin devleti”nin planladığı bir şey değil. Trump’ın bölgesel politikaları asıl oyunu değiştirmiyor. Bölgesel aktörlere daha fazla dayanarak, doğrudan müdahaleler anlamına geliyor.
ABD, müttefik ağını her coğrafyada geliştiriyor. Orta Doğu’da S.Arabistan, “NATO üyesi olmayan ana müttefik” seçildi. Trump döneminde ABD’nin bölge ile planında önemli değişiklikler var. Öncesine Katar, Orta Doğu’da rakip güçlerin arasında arabulucu ve iletişim kanalı olarak görülüyordu. Katar, aynı zamanda İran ve Körfez Ülkeleri arasında enerji pazarı ile ilgili doğrudan olmayan diplomatik kanalı oluşturuyordu. Şimdi ABD, İsrail’den ötesi için oyunu yeniden kuruyor ve S. Arabistan’a ağırlık veriyor. F-35’lerin İsrail’den sonra S. Arabistan’a verilecek olması bunun bir işareti. Karşılığında ABD’nin lojistik ve istihbarat yapıları daha fazla entegre olacak. Daha da açıkçası, Orta Doğu’da İsrail’in yayılması, Suriye ve Irak’ta kurulan Kürt devletçikleri yanında Türkiye’de kurdurulmaya çalışılan özerk Kürt yapısı yanında İran sonrası dönem için daha bölgede kalıcı ve derin bir ABD askeri ve istihbarat yapılanması için S. Arabistan seçildi. Diğer yandan S. Arabistan, Orta Doğu’daki yeni maceralar için ABD’nin ön cephesi olacak yani ona özel görevler yüklenecek.
Türkiye’de durumun sürdürülebilir olmadığını hesaplayan ABD için yeni Orta Doğu’daki hiyerarşi için; İsrail-merkezli modelin sürdürülmesinde Katar diplomasi ve yumuşak güç, S.Arabistan sert güç ve enerji istikrarı, İsrail ise yüksek teknolojili askeri koordinasyon ile ABD’ye daha çok manevra alanı sağlayacaklar. Hâlbuki S. Arabistan, ABD’ye bağımlılığını azaltmak için tıpkı Orta Asya ülkeleri gibi çok-vektörlü bir dış politika izliyor; BRICS ve özellikle Çin’e yakın olmaya çalışıyordu.
Hamas’ın 7 Ekim saldırılarıyla tetiklenen sistem; IMEC, İbrahim Anlaşmaları, nükleer angajmanlı Suud–İsrail ekseni, Türkiye–ABD hattı arasında yeniden inşa içindedir. Gazze-Batı Şeria, Suriye ve Irak formları yeniden tanımlanmaktadır. Orta Doğu’nun yeni jeopolitik ve güvenlik mimarisi, yeni bir hava savunma sistemi (MEAD) inşa edilmekte özellikle Irak’ın kuzeyine yerleşmektedir. İran ile ilgili bölünme senaryosu daha öte de köprübaşı seçilen Güney Kafkasya (Zengezur) ve Orta Asya’ya uzanan eksen, Yeni Orta Doğu ile ilişkilendirilmektedir.
Yeni Orta Doğu’dan Kafkasya ve Orta Asya’ya
ABD’nin planında, Ukrayna’dan Kafkasya ve Orta Asya’ya oradan Çin sınırına uzanan sıcak noktalar oluşturulması, Rusya ve Çin’e karşı yeni bir kuşatma kuşağı çekilmesi var. Ermenistan ve Azerbaycan’ı yanına çekerek Zengezur Boğazı’na 99 yıllığına yerleşen ABD, Orta Asya için de Avrupa Birliği ile birlikte müttefiklik kapsamında ciddi adımlar atıyor. Orta Asya, artık Rusya ve Çin için istikrarsızlık kaynağı.
Çin, 12 yıl önce başlattığı yeni İpek Yolu Pojesi (BRI) üzerinden koridor yalanı ile Türkistan’ı işgal etmek için jeopolitik dizaynlar peşinde. Rusya ise Ukrayna’da öyle meşgul ki Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya’da Batılılara kaybettiği zemini geri almak için dişlerini sıkıyor ve kendi cephesine Çin’i sürüyor. Avrupa Birliği Başkanı Ursula Von Der Leyen’in geçen ayki sözlerini bu makalede de tekrarlayalım; “Nostaljiye yer ve zaman yok. Güce dayalı yeni bir dünya düzeni için savaş hatları şu anda çiziliyor”. Rusya ve İran’da beklenen rejim değişiklikleri, Avrasya jeopolitiğini baştanbaşa değiştirecek. Batı’nın İran ile ilgili planlarının Hazar, Orta Asya ve Çin ile ilgili planların bir parçası olduğunu söylüyoruz.
Nitekim Kafkasya Güvenlik Uzmanı Akif Gasımov, ABD’nin servis ettiği Zengezur Koridoru işletme projesinin, İsrail’in Davud Koridoru’nun devamı niteliğinde olduğuna dikkat çekiyor. ABD’nin Zengezur’dan başlayan koridorda fiili bir varlık göstermesi, sadece Güney Kafkasya’yı değil, Orta Asya coğrafyasını da doğrudan etkileyebilecek stratejik sonuçlar doğurabilir. İsrail’in bölgeye sokulması, ABD Büyükelçisinin bahsettiği Türkiye-İsrail işbirliği ile Suriye’deki PYD ve Irak’ta Barzani yönetimi gibi aktörler de bu eksende yerini almaktadır.
İran’ın batısında yeni bir Kürdistan yapılanması oluşturulması durumunda, bu bölgenin Zengezur Koridoru’na bağlanması hedeflenmektedir. Nitekim son on yıllarda Güney Azerbaycan’a, İran’ın kuzey sınırlarına yönelik Kürt göçü artmış ve buradan milletvekili çıkaracak boyuta ulaşmıştır. ABD, bu strateji kapsamında, Azerbaycan üzerinden Orta Asya’ya uzanan bir etki ve denetim hattı inşa etmeyi amaçlamaktadır.
Özetle, ABD’nin Zengezur Koridoru üzerindeki ilgisinin arka planında üç temel stratejik amaç olduğu değerlendirilmektedir. Bunlardan ilki, İsrail ile eşgüdüm içerisinde geliştirilen Davud Koridoru’nın Türkistan’a kadar ulaştırılmasıdır. İkinci amaç ise, bu güzergâh üzerindeki ülkelerin İbrahim Anlaşmaları benzeri iş birliklerine dâhil edilerek, bölgesel dengelerin ABD çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırılmasıdır. Üçüncü amaç ise Avrasya’daki dengelerin değiştirilerek Üçüncü Dünya Savaşı ile birlikte Çin’e karşı yeni bir kara cephesi için kullanılması, nihayetinde ulus-devletlerin yok edilerek yeni küresel düzene entegre edilmesidir.
Güney Kafkasya Gelişmeleri
Yeni Büyük Oyun’un ön cephesinde de tıpkı 19. Yüzyılda olduğu gibi Rusların güneydeki heveslerine tampon bölge oluşturan Kafkasya’yı işgal ederek bir güney kanadı oluşturma hevesi var. Ruslar, imparatorluklarını Kafkasya ve İran üzerinden güneye genişleterek, asıl hedef olan Hindistan’a ulaşmayı amaçlıyorlardı. Özetle, Kafkasya Güney Asya’daki İngiliz nüfuzunu kırmak için büyük stratejinin bir parçası idi. Bugün de Rusya, işgal etiği Ukrayna’nın doğusundan Kafkasya’ya Batı ve Çin’in girişini durdurmak, ticaret ve ulaştırma yollarını kontrol altına almak peşinde. Kafkasya’ya geniş çaplı bir müdahale için öncelikle Ukrayna’da devam eden savaşı bitirmeyi bekliyor. Avrupa Birliği ise Rusya’ya olan enerji bağımlılığını yenmek için Kafkasya üzerinden yeni bir açılım başlattı. Çin de Orta Koridor ile Rusya’ya gerek olmadan Batıya uzanmayı planlıyor. Orta Doğu’daki vekil güçlerini büyük ölçüde kaybeden İran, İsrail’e karşı koyma ve Türkiye ile sınırını koruma telaşı içinde. Orta Asya’daki Türk devletleri ise Çin ve Rus etkisinden kurtulma peşindeler. Özetle, yeni Büyük Oyun alanı 19. Yüzyıldakine göre çeşitli ittifaklar ve ekonomik koridorlarla çok daha dinamik ve çok kutuplu.
Güney Kafkasya’daki güç dinamiklerinin kayganlığında enerji rotalarının yeniden şekillenmesi etkili oluyor. Zengezur Koridoru ile birlikte bölgede kurulmaya çalışılan yeni bölgesel enerji merkezi Avrupa ve Asya için stratejik kavşak oluşturacak. Zengezor aynı zamanda Türkiye ile Azerbaycan üzerinden Türk Dünyası’nın ulaştırma güzergâhları için nefes borusu niteliğinde ve İran ve Rusya’ya bağımlılığı ortadan kaldıracak. Şimdi Avrupa Birliği, Rusya’yı by pass edecek bu altyapıyı desteklemek; Azerbaycan üzerinden Güney Gaz Koridoru ile yılda 50 bcm olan gaz üretiminin yarısını Avrupa’ya aktarma peşinde Azerbaycan ile barış anlaşması Ermenistan’ı da ulaştırma koridorları içinde tutacak. Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye ilişkileri gelişiyor. 10 Temmuz 2025 tarihinde Azerbaycan ve Ermenistan liderleri ilk defa doğrudan görüştüler ve ardından Paşinyan, İstanbul’da Cumhurbaşkanı ile görüştü. Ancak, Rus etkisinden kurtulamayan Gürcistan’ın durumu sıkıntılı. Azerbaycan ve Ermenistan’ın Rusya etkisini kırarak çok-vektörlü bir dış politikaya yönelmelerine Orta Asya ülkeleri de katılmış durumda. Ruslar, Ukrayna’da kazanma peşinde iken Kafkasya ve Orta Asya’da tekel konumlarını kaybediyorlar. Ancak, Orta Asya ülkeleri Ruslara karşı dikkatli oynamak, denge politikası gütmek zorundalar. ABD ise Ruslarla devam eden ticareti nedeni Orta Asya ülkelerini yaptırımlar ve artan gümrük tarifeleri ile cezalandırmak yerine Büyük Oyun’un nasıl oynandığı konusunda İngilizlerle çalışmak zorunda.
Güney Kafkasya, Eski ve Orta Çağ’dan bugüne Doğu Avrupa ile Orta Asya arasında ulaşım hatlarını kontrol eden konumu ile her zaman büyük güçlerin kontrol etmeye çalıştığı bir stratejik bölge olmaya devam ediyor. Buralardan ne krallar, ne imparatorlar geçti ve tarih boyunca pek çok güce geçiş sağladı. Sovyetler Birliği’nin dağıldığı dönemden beri ise bölgesel ve küresel güçler burada tutunmaya çalışıyor. Bölgenin Çin’in hegemonik Yol-Kuşak Projesi’nin Avrupa’ya uzanan Orta Koridoru için en uygun özellikte olması kadar, Orta Asya’daki zengin ve petrol ve az bulunur mineraller üzerinde kontrol mücadelesine dâhil olması da Kafkasya ve Türkistan’ı bir arada ele alma ihtiyacını ortaya çıkarıyor. Nitekim artık ABD ve Avrupa Birliği, Kafkasya ve Orta Asya politikalarını aynı eksen üzerinde ele alıyor. Bu sadece bölge kaynaklarına ulaşmak kadar Çin ve Rusya ile olan rekabetin de bir gereği hatta büyük savaşın sahnesine hazırlık içinde önemli görülüyor. Özetle Kafkasya ve Orta Asya’da Batının oyuna yeniden girmesi ile bölgesel dinamikler değişiyor ve bölge ülkeleri de yeni jeopolitik tasarımlara karşı ilgisiz kalmıyor.
Batı Rusya ve İran’ın dağılması sonrası bölgeyi özgür kalacak nüfus ve Türk devletleri ile dizayn edebilir. Türkler, özellikle Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan, Tibet, İç Moğolistan ve Mançurya Büyük Savaş öncesi batı cephesinde önemli işlevler edinecek. Bugünkü İran’ın kuzeyinde yaşayan büyük Azerbaycan nüfusu kadar, tarihte olduğu gibi tüm Pers coğrafyasını bir Türk liderin yönetmesi de söz konusu olabilir. Rusya’dan kopacak 69 ulusun içinden en az 15 kadar Türk devleti çıkabilir. Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı ise Çin’in Batı ile ilgili stratejik koridorlarının çıkış noktasının elden çıkması ve kendi kıtasına hapsolması anlamına gelir. Bütün bu gelişmeler Büyük Plan’ın parçası ve adım adım diplomasi faaliyetleri ile örülüyor.
Büyük Plan, Orta Doğu’da başladı ve Orta Asya ve tüm Avrasya kıtasına yayılacak. Şimdi yüzyıldır Rusya’yı Kuzey Avrupa’dan Orta Asya’ya çevreleyen kuşak dinamik hale getiriliyor. Batı korkusu ile paranoyak hale gelen Rusya’nın dağılması öncesi bu kuşak ile birlikte ölüm öpücüğü olacak. ABD, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yüzyıl kalacağı 32 km.lik Zengezur Boğazı ile Rusya’ya derin bir bıçak yarası açarken, Ruslar gene askeri gücünü göstermek derdinde. Batının büyük planı için uzun zamandır üzerinde çalışılan sürekli ve sistemli bir yol haritası var ve bu plan ABD başkanının kim olduğu ile alakalı değil.
Zengezur üzerinden geçecek yeni rota, Avrupa ile Asya arasındaki ticaret süresini 12-15 gün kısaltabilir. Dünya Bankası’na göre, bu hattın 2027 itibarıyla yıllık 50-100 milyar dolarlık bir ticaret hacmi oluşturması bekleniyor. Altyapı maliyeti ise yaklaşık 3-5 milyar dolar arasında öngörülüyor. Bu yatırımla birlikte, Avrupa enerji arzında daha ucuz ve hızlı bir erişim kazanacak; böylece Rus gazına bağımlılık azalacak. Koridorun faaliyete geçmesi durumunda İran, yıllık yaklaşık 43 bin Türk tırının kendi topraklarından geçişini kaybedebilir ve bu da ciddi ekonomik zarara yol açabilir. Rusya’nın Avrupa üzerindeki enerji etkisi de azalabilir.
Balkanlar ve Kafkasya Ekseninde Küresel Güç Mücadelesi
NATO’nun 1999 yılında Sırpları yola getirmek için yaptığı hava saldırısı ülke altyapısında yaklaşık 100 milyar dolarlık bir hasara yol açmıştı. 5 Ekim 2005 tarihinde Batı kendi istediği bir hükümet kurunca altyapıyı onarmak adına Batılı yatırımcılar ülkeye geldi ve devletin sahip olduğu şirketler battı. Ayakta kalan tek devlet şirketini kurtarmaya 2008 yılında Gazprom geldi. Sırbistan, 2008 yılında Milli Petrol Şirketi’ni yaklaşık 560 milyon dolara Rus Gazprom Neft’e satmıştı. 2012 yılında ise Ruslardan 640 milyon dolarlık bir modernizasyon yatırımı geldi. Halen de Sırp devlet petrol şirketi ülke bütçesine katkıda bulunan en büyük kurum. Ancak şimdi ABD baskısı altında ve %50’si Ruslara ait olan şirket tamamen ambargo ve yaptırım altında. 2022 yılından beri Rus ve Kazak petrolünü Hırvatistan’a aktaran Sırpların tek çaresi Rusların hisselerini kendilerine satması. Sırplar artık kendi petrolünü bile rafine edemiyor. Sırbistan var olmak veya olmamak arasında. Sırbistan ve Gürcistan gittikçe Rusların yardımı ile Çin’in de yörüngesine giriyor. Sırplar, Çin ile askeri tatbikat yapacak kadar işi ileriye götürdüler.
Ruslar tarafından karıştırılmaya çalışılan diğer bir ülke hala Rus yanlısı güçlü bir tabanı olan Bulgaristan. Avrupa Birliği içinde Macaristan’dan sonra yolsuzluğun en çok olduğu Bulgaristan’da halk Sofya ve bazı şehirlerde sokaklara döküldü. Bulgaristan, 2021 yılından beri bazı merkezci ve sağ partilerin istikrarız koalisyonları ile yönetiliyor. Vergi artışları ve sosyal güvenlik katkılarının artırılması üzerine yaşanan yoğun protestolar, Bulgaristan’da başbakan Rosen Zhelyazkov hükümetinin istifasına yol açtı. Bulgaristan’ın 1 Ocak 2026’da Avro’ya geçmesi bekleniyordu.
Son 13 yılda Gürcistan’da her şey değişti ve Ruslar, Kuzey-Güney rotası için Çin ise Kuşak-Yol’un Orta Koridoru için Gürcistan’a odaklandılar. İran için de Gürcistan’da Batı yanlısı bir iktidar olmaması çok önemli. Bir zamanlar Batının kalesi olan Gürcistan’da şimdi Batıya düşman, Rus iş dünyası ile iç içe olan milyarder Bidzina İvanişvili hükümeti var. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, gittikçe Çin’e eğilim gösteren ve NATO’ya komşu olarak tanımladığı Gürcistan ve Sırbistan’ı da izlediklerini söyledi. Azerbaycan ve Ermenistan’ı barıştırarak Güney Kafkasya’da Zengezur’dan güçlü bir giriş yapan ABD ve AB’nin oyun planı henüz beklemede. Batının Gürcistan’dan vazgeçme lüksü yok ve şimdilerde bu ülke ile ilgili oyun kitabını gözden geçiriyor. Bir yanda Rusya, Çin ve İran’a uygulanan yaptırımlara Gürcistan’ın da ilave edilmesi var, diğer yanda Gürcistan Hayali Partisi’nin halkın çoğunluğunu temsil etmediği düşüncesi işleniyor.
Rusya, ağır Batılı yaptırımlara karşın ulaştırma ve finansal ağlar içinde son üç yıldır kaçak yollar bulmaya çalışıyor. Gürcistan’da değiştirdikleri rejim ile ticaret, bankacılık ve enerji koridorları yönünden Batıyı by pass etme imkânı buldular. Gürcistan Hayali Partisi’nin rejimi, arkasında Rusların olduğu, Batılı partilerin yasaklanması, kitlesel tutuklamalar ve baskılarla iktidara taşındı. Her ülkede olduğu gibi, kendilerini ulusal egemenliğin temsilcisi sayanlar, diğerlerini vatan haini ilan etti. Ekim 2025’deki gösterilerden sonra ülkedeki mahkûm oranı Rusya’yı bile geçti. Soğuk Savaş sonrası Batının kalesi olan Gürcistan şimdilerde Rusya, Çin ve İran için ulaştırma ve ticaret nefes borusu. Gürcistan bu uğurda Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını, Güney Gaz Koridoru’nu ve Trans-Kafkasya için az bulunur mineraller rotalarını göz ardı etti, Rus istihbaratının ve güvenliğinin ön cephesi oldu.
Diğer Kafkasya ülkeleri olan Ermenistan ve Azerbaycan ise sağlanan barışın ardından Batı’ya oldukça yaklaşırken, Rusya’dan uzaklaşmaya devam ediyorlar. Bir zamanlar Moskova’nın en sağlam uydusu olan Ermenistan, şimdilerde Rusların Kolektif Güvenlik Anlaşması’ndan çıkmaya ve Batı ile daha çok askeri işbirliğine hazırlanıyor. Azerbaycan da Batı için daha pragmatik ve güvenilir ülke oldu. AB ve ABD ile ticaret ve enerji ilişkileri derinleşiyor. Azerbaycan, ise Türkistan devletleri gibi bölgesel bağımlılıkları minimize eden ve çok taraflı manevra alanı oluşturan bir dış politika inşa etmektedir. Azerbaycan Batı çizgisine yakınlaşmakta, Kafkasya’nın Türkistan ile entegrasyonu için öncü aktör haline gelmekte, İran ve Rusya karşısında çok yönlü güvenlik mimarisi oluşturmakta. Azerbaycan, Rus ve İran baskısı ve Çin’in yumuşak gücü ile uğraşırken; Ermenistan ise Batı Eksenine kaymış, Türkistan’daki Türk Devletleri ise açıkça Batıya kaymaktadır.
Azerbaycan ile Rusya arasında yaşanan diplomatik kriz, daha geniş bir güç mücadelesinin, daha doğrusu Avrasya’da yeniden şekillenmekte olan güvenlik ve nüfuz haritasının yansımasıdır. Rusya-Azerbaycan ilişkileri bir müttefiklik değil, Rusya’nın, çevre halkları dizginlemek için kullandığı tarihsel bir tahakküm aracının parçasıdır. Rus güvenlik güçlerinin Yekaterinburg’da Azerbaycan kökenli Rus vatandaşlarını hedef alması, zamanlama açısından tesadüf değildir. Rusya, içeride çok etnisiteli yapının getirdiği demografik baskılarla yüzleşmektedir. Ukrayna Savaşı’nın getirdiği askeri ve ekonomik yük, Moskova’nın kontrol refleksini sertleştirdi. Putin yönetimi, 2024 sonrası döneme yönelik stratejik iç istikrar planı çerçevesinde, başta Türk ve Müslüman nüfus olmak üzere bazı topluluklara karşı baskı aygıtlarını yeniden devreye aldı. Çünkü Kremlin, demografik dönüşümle birlikte, bu toplulukların ileride politik taleplere dönüşecek “kimlik bazlı birikimler” oluşturmasından endişe duymaktadır. Putin rejimi, demografik yapının değişmesinden, Rus olmayanların kültürel aidiyet geliştirmesinden ürküyor. Bu, bir iç tehdit algısı olarak kodlanmış durumda.
Azerbaycan’a ait yolcu uçağının Rus hava sahasında düşürülmesi iki ülke arasındaki kırılgan güvenin test edildiği bir vaka olmuştur. Moskova’nın ne sorumluluk üstlenmesi ne de olaya dair tatmin edici bir açıklama yapmaması, sadece diplomatik bir skandal değil, aynı zamanda müttefikliğin sınırlarını yeniden tanımlayan bir kırılmadır. Uçak kazasının ardından Azerbaycan’ın başkent Bakü’deki Rus Evi’nin faaliyetlerini durdurmasının ardında yatan neden, Moskova’nın Güney Kafkasya’da fiili egemenlik alanları oluşturma eğilimine karşı Bakü’nün verdiği stratejik bir yanıt olarak değerlendirilmelidir.
Ruslar; yönetmeyi bilmez, bekler ve sonunda yok ederler. Rus istihbarat kültürü tarih boyu hileler, tuzaklar ve acımasızlıklar üzerine kurulmuştur. Rusya, eski Sovyet dönemindeki etki bölgesini elinde tutmak için istihbarat oyunları (suikastlar, tehditler) ile Türk Dünyası’nı hedefliyor. Uçak düşürmek, Rus suikast kültürünün en başta gelen yöntemlerinden biridir ancak son on yıllarda Moskova’nın çizgisini aşanlar için siyasi amaçlı olarak çok sık kullanılmaya başlandı. Ruslar, 1949 yılında Çin’e yaranmak için görüşmeye çağırdıkları bağımsız Doğu Türkistan yöneticilerini önce doğradılar sonra uçağa bindirip havada patlattılar, 1989’da Polonya cumhurbaşkanının uçağını, geçtiğimiz yıl Azerbaycan uçağını kasten düşürüp özür bile dilemediler.
Geçtiğimiz ay Azerbaycan’dan havalanan Türk askeri nakliye uçağının Gürcistan-Azerbaycan sınırında düşmesi, Ankara için olası risklerin somut bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Bu olay, bölgedeki güvenlik ortamının kırılganlığını ve yeni oluşan Orta Asya ekseninin Türkiye’nin operasyonel ve diplomatik hareket alanını nasıl etkileyebileceğini gözler önüne seriyor. C-130 uçağımızın düşme nedeni her ne kadar resmi raporlara bakım sorunları olarak yansımış olsa da bunun altında daha çok Ruslarla yeni bir sorun yaratmama olabilir. Nitekim Ruslar 2017’de Suriye’nin kuzeyindeki Rakka’da sınırı geçti diye iki üsteğmenimizi, 2020’de İdlib’te 55 askerimizi hava saldırıları ile şehit ettiklerinde, gene 2020’de Libya’da Vataniye Türk üssüne hava saldırısında da açık bir diplomatik reaksiyon vermekten öte Moskova’yı görmezden gelmeye çalıştık. Son uçak olayından sonra Kafkasya uzmanlarının ortak kanaati tıpkı yıl içinde Azerbaycan ve İran uçağının düşürülmesi gibi Türk C-130’unun da Ruslar tarafından siyasi mesaj amaçlı olarak düşürüldüğüdür.
Ermenistan’da Nikol Paşinyan, Azerbaycan ile anlaşmasından sonra pek çok zorlu sınavdan geçti. Öncelikle anlaşmaya karşı olan Rusçuların (bazı iş adamları ve kilise rahipleri gibi) darbe girişimlerini savuşturdu. Aşırı milliyetçi Karabağ (Artsak) mafyasını dağıttı. Ülke içini Ruslar karıştırmaya çalışsa da ABD-Fransız müşterek desteği var. İran ve Bu aralar Rus kontrolüne giren Gürcistan anlaşmadan ve bölgede artan Batı etkisinden memnun değil.
Rus işgali altındaki Kuzey Kafkasya’ya gelince; Birinci ve İkinci Çeçen Savaşı’nda Rus medyasında “en iyi Çeçen ölü Çeçendir” gibi ifadeler havada uçuşuyordu. Şimdi en iyi Çeçen beceriksiz generallerin Ukrayna savaşında Rusya için ölüme gönderdiği Çeçendir. Çünkü Putin, savaşın başından beri Kuzey Kafkasya özerk cumhuriyetlerinin kukla liderlerini Ukrayna cephesine asker göndermeye mecbur etti ve çoğu öldüğü için özellikle İnguşetya’da protestolar başladı. 2024 yılında Osetya, Dağıstan ve Osetya, Dağıstan ve Çeçenistan’a yeni askeri birlikleri, Ukrayna cephesine sevk etmeleri talimatı verdi. Azerbaycan ise paralı asker gönderme sözü vermişti. Orta Asya ülkeleri ise kendilerinden habersiz Rusların para vaadi ile gençlerini savaşa çekmesinden rahatsız ve konuyu sıkı şekilde takip ediyorlar.
Küresel Planlar ve Orta Asya
Küresel güç mücadelesinin merkezinde Türk dünyası yani Türkistan coğrafyası var. Nitekim ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Orta Asya Direktörü Eric Rudenshiold geçen ay çok önemli bir açıklamalarda bulundu;
(1) Orta Asya’nın bozkır çocukları büyüyor ve 21. Yüzyılda dünya düzenini yeniden tanımlıyorlar.
(2) Blok oluşturmak yerine ağ stratejisine geçiliyor.
(3) Orta Asya’nın çağı geliyor.
Orta Asya ülkeleri geçmişten bugüne Batılı büyük güçler tarafından daha büyük bir jeopolitik yarışın arka bahçesi olarak görüldü. Uyuyan ve az gelişmiş olarak tanımladıkları bu bölgede rolleri ulaştırma hatlarına indirgendi. Bu ülkelerin kimlikleri, tarihsel mirası ve zengin kültürleri öğrenilmek istenmedi. Amerikalı tarihçi Frederick S. Starr, bölgeyi Avrupalı, Orta Doğulu ve Çin ve Hindistan’ın da olduğu Asyalı toplumların merkezi olarak belirler. Dokuzuncu ve On Üçüncü Yüzyıl arasında Orta Asya, küresel ticaret ve ekonominin ortaya çıkışında altın çağını yaşar. Bu aynı zamanda matematik, geometri, astronomi, felsefe ve epistemoloji gibi pek çok alanda gelişmelere imkân tanır. Orta Asya’nın ışığı dini taassup ve akli bilimlerin bir kenara itilmesi nedeni ile söndü. O dönemin çok önemli Türk bilim insanları ve sağladığı bilimsel gelişimler bir daha görülmedi. 19. yüzyıldaki Rus işgali ile Türk Dünyası’nın kuzey kolu tamamen karanlığa gömüldü. Bugün bu ışığın tekrar yanması ve coğrafyanın tekrar dünya uygarlığı içindeki merkezi rolünü edinmesi için önemli fırsatlar var.
Orta Asya, Orta Doğu’dan sonra küresel barış ve istikrarı etkileyen karmaşık jeopolitik gerilimlerin ve dinamiklerin merkezi olmaya başlıyor. Bunun nedeni, Gazze’de başlayan çatışmanın başka bölgesel gerilimleri de ateşleyerek, çok cepheli çatışmaların Orta Asya’ya yayılması ve kıtasal bir hal alması. İran, Pakistan ve Hindistan arasında askeri gerilim yükseliyor. Özellikle İran ile ilgili senaryoların Güney Kafkasya’dan Orta Asya ve Çin sınırlarına kadar etkisi olacaktır. Orta Asya’da siyasi dinamikler değişiyor ve bölge ülkeleri Çin ve Rusya’ya olan ekonomik ve enerji bağımlılıklarını azaltmak isterken, giderek ilişkiler Batı ile müttefiklik düzeyine kayıyor. Bu son bir yıl içinde bu iddiamızı destekleyecek çok önemli gelişmeler yaşandı;

Resim 1: Avrupa Birliği-Orta Asya Zirvesi (3 Nisan 2025-Semerkant)
Not: Avrupa Komisyonu Başkanı President Ursula von der Leyen, Özbekistan Başbakanı Abdullah Aripov ve Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa.
(1) 3-4 Nisan 2025 tarihlerinde yapılan ilk AB-Türkistan (Semerkant) Zirvesi; Avrupa Birliği (AB) gittikçe artan ölçüde Türkistan’ın stratejik açıdan önemli olduğunu düşünüyor. Ekonomik ve lojistik arayışlardan öte, büyük ölçekte, yaşanmakta olan jeopolitik gerçekler ve rekabet, Avrupa’yı Türkistan’daki Rus ve Çin etkisini azaltmak için bir fırsat arayışına soktu. Bu düşüncenin temelinde Orta Koridor için kesinlikle Rusya’yı by-pass edecek Orta Asya’dan gelen enerji güzergahını Kafkasya ve Karadeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşacak alternatif rotalar oluşturmak var. Bu arayış, 20 Ekim 2025’de Lüksemburg’da yapılan AB-Orta Asya ülkeleri Zirvesi’nde bakanlar düzeyinde de ele alındı.
(2) 8 Ağustos 2025’te Washington’da, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ABD Başkanı Donald Trump’ın himayesinde bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, kamuoyunda “Trump Koridoru” olarak da anılıyor ve ABD’nin Zengezur Projesi’ni 99 yıllığına sahiplenmesinin ötesinde Ermenistan ve özellikle Azerbaycan ile ilişkilerinin çok daha öteye taşındığını gösteriyor. Azerbaycan’da gittikçe kendini Batı ile Orta Asya arasında bir konumda ortaya koymaya başladı.
(3) Kazakistan, Orta Doğu ile değil Rusya’nın tekelinden kurtulmak için Batı ile daha yakın ilişkiler kurmak konusunda en ciddi adımları atıyor. Kasım 2025’de ABD’de yapılan Orta Asya Zirvesi’nde Trump yönetimi ile Arap ülkeleri ile İsrail’in ilişkilerini normalleştiren İbrahim Anlaşması’na katılma kararını açıkladı. Trump, Orta Asya’ya yapacağı ziyaret ile ABD’nin bölgenin geleceği için artık bekleyen değil, merkezi rolünü gösterecek. Orta Asya artık ABD için çevre alan olmaktan çıkıyor.
Kasım 2025’de ABD’de yapılan Orta Asya Zirvesi’nde Trump yönetimi ile Arap ülkeleri ile İsrail’in ilişkilerini normalleştiren İbrahim Anlaşması’na katılma kararını açıkladı. Bu açıklama ile Kazakistan, ABD’nin Orta Asya’da en yakın müttefiki konumuna yükseldi. Rusya’ya jeopolitik bağımlılıktan kurtulmak isteyen Kazakistan’ın ABD ile kurduğu stratejik ilişki sadece Türkistan değil, Türkiye ve hatta Orta Doğu coğrafyası ile ilişkilerde de yeni bir dönemi başlatabilir. Bu yakınlaşma Rusya kadar İran’ın da hoşuna gitmeyecektir. Kazakistan’ın ABD ve AB ile yakınlaşması bölgedeki diğer ülkeleri de içine çekecek Orta Asya’daki “büyük oyun” diplomasisinin, Washington ile Moskova ve Pekin yarışının önemli bir aşaması olarak görülmelidir.
ABD, Orta Asya ülkeleri ile artık Batı değerleri, demokrasi veya insan hakları dersleri vermekten vazgeçti ve ilişkiler artık pratik bir istikamette ilerliyor. Daha önemlisi ABD, Orta Asya ülkelerine tarafını seçmek konusunda baskı yapmıyor. Ancak, henüz ortada anlamlı, elle tutulur yükümlülükler yok. Görünen hedef Moskova ve Pekin’i kızdırmadan Batı ile bölgenin ekonomik ve yapısal bağlarının güçlendirilmesi. Orta Asya ülkeleri için ise Batı ile ilişkiler çok-yönlü dış politika kapsamında açıklanıyor ama aslında Rusları kızdırmadan onların tekelinden kurtulma, büyük güçler arasında bağımsız dünya politikaları izleme arayışı var.
Orta Asya’da siyasi dinamikler değişiyor ve bölge ülkeleri Çin ve Rusya’ya olan ekonomik ve enerji bağımlılıklarını azaltmak istiyorlar. Orta Asya ülkelerinin liderleri ve üst düzey yetkilileri artık ABD, İngiltere ve AB’deki karşılıkları ile buluşmaya öncelik veriyorlar. Bunu hem Çin ve Rusya’ya olan bağımlılıklarını azaltmak hem de kendi pazarlarını çeşitlendirmek içi yapıyorlar. Bağımlılığı azaltmak bu ülkelerin ulusal, finansal ve enerji güvenliğini artıracak. Ayrıca, ülkelerine arkasında Rus ve Çin gibi emperyal beklentisi olmayan Batı yatırımlarını çekmek istiyorlar.
Tarihi İpek Yolu’ndan Kuşak-Yol Projesi’ne; Çin’in Yeni Emperyal Planı
Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;
https://www.academia.edu/145446714/Yeni_Büyük_Oyun