İran’ın Yüksek Oranda Zenginleştirilmiş Uranyum (HEU - Highly Enriched Uranium) stoklarının tek bir yeraltı kompleksinde toplanmış olabileceğine dair analizler ilk bakışta bu materyalin askeri bir operasyonla ele geçirilmesini teorik olarak mümkün kılan bir çerçeve sunmaktadır. Ancak bu tür bir senaryonun yalnızca teknik değil, aynı zamanda stratejik, politik ve kriz yönetimi boyutlarıyla değerlendirilmesi gerekmektedir. Çok katmanlı bir analiz yapıldığında ise söz konusu operasyonun gerçekçi bir seçenek olmaktan ziyade sınırları son derece zorlayacak bir ihtimal hatta pratikte “uygulanamaz” bir senaryo olduğu ortaya çıkmaktadır.
Öncelikle bazı otoritelerce uydu görüntüleri ile elde edilen mevcut veriler, İran’ın farklı zenginleştirme seviyelerinde önemli miktarda uranyum stoklarına sahip olduğunu işaret etmektedir. Açık kaynaklı değerlendirmelere göre bu stok, yaklaşık 400 - 450 kg seviyesinde % 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyum, bunun yanında % 20 seviyesinde yüzlerce kilogram ve daha düşük zenginlik oranlarında tonlar mertebesinde materyalleri içermektedir. % 60 zenginlik seviyesi, silah sınıfı yani %90 zenginlik seviyesine oldukça yakın olup, bu miktarın daha ileri zenginleştirme ile kısa sürede stratejik bir kapasiteye dönüşebileceği teknik olarak bilinmektedir. Bu nedenle söz konusu materyaller yalnızca teknik bir nükleer unsur değil aynı zamanda İran’ın müzakere gücünün merkezinde yer alan stratejik bir kaldıraçtır.
Ancak bu materyalin fiziksel yapısı onu klasik askeri hedeflerden tamamen farklı bir kategoriye yerleştirmektedir. Zenginleştirilmiş uranyumun büyük bölümünün Uranyum hekzaflorür (UF₆) (Uranyum ile Flor elementinin oluşturduğu bir kimyasal bileşiktir ve nükleer yakıt döngüsünde özellikle zenginleştirme sürecinin ana girdisi olarak kullanılır) formunda depolandığı varsayımı, taşınabilirlik açısından belirli avantajlar sunsa da bu avantajlar yalnızca kontrollü endüstriyel süreçler için geçerlidir. UF₆, özel silindirler içinde ve çoğu zaman yüksek güvenlik standartlarına sahip “B tipi” taşıma konteynırları içinde muhafaza edilir ve bunlar sıradan konteynerler değildir. Darbelere, yangına ve basınca dayanıklı olacak şekilde tasarlanmış, kalın metal gövdeli ve çoğu zaman 10 ton üzerinde ağırlığa sahip sistemlerdir. Bu tipte birden fazla böyle konteynerin toplam ağırlığı kolaylıkla yüzlerce ton seviyesine ulaşabilmektedir. Ve bu ağır yüklerin taşınması, yalnızca kamyonla değil, vinç sistemleri, özel platformlar ve koordineli lojistik altyapı gerektirecektir.

ŠKODA VPVR/M taşıma ve depolama sandığı, taşıma için isteğe bağlı amortisörlerle donatılmıştır. (Idaho Ulusal Laboratuvarı)
Bu teknik gerçeklik askeri operasyon tartışmasını doğrudan değiştirecektir çünkü burada söz konusu olan materyal ele geçirilen bir mühimmatın veya dokümanın hızla tahliye edilmesi değildir. Aksine son derece ağır, hassas ve riskli bir nükleer materyalin, kontrollü koşullar altında yerinden çıkarılması ve taşınmasıdır. Bu süreç lojistik operasyon zorlukları nedeniyle zaman alacaktır, bu da operasyonun birkaç saatlik bir müdahale değil, günler sürebilecek bir saha hakimiyeti gerektirdiği anlamına gelmektedir.
Bölgeye herhangi bir operasyonun başlatılması, İran’ın bu girişimi egemenliğine doğrudan tehdit olarak değerlendireceği açık olmakla birlikte, yalnızca İran ile sınırlı kalmayacak bir kriz de üretebilecektir. Bunun da ötesinde operasyon süresinin uzunluğu göz önüne alındığında, İran’ın veya bölgedeki müttefik aktörlerin karşı saldırı kapasitesi ciddi bir değişken haline gelecektir. Operasyon devam ederken hedef bölgeye yönelik füze saldırıları, asimetrik müdahaleler veya bölgesel gerilimi tırmandıracak adımlar atılması ihtimali oldukça yüksektir. Bu durum operasyonu yalnızca teknik açıdan değil stratejik açıdan da sürdürülemez kılacaktır.
KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer) tehditleri boyutu ise bu senaryoyu daha da kırılgan hale getirecektir. Uranyum hekzaflorür (UF₆)’ün çevresel koşullarda açığa çıkması durumunda nemle reaksiyona girerek Hidrojen florür (HF) gazı oluşturduğu bilinmektedir. HF gazı son derece toksik ve aşındırıcıdır. Özellikle kapalı alanlarda hızla ölümcül konsantrasyonlara ulaşabilmektedir. Bu nedenle bir askeri operasyon sırasında konteynerlerin zarar görmesi ya da kontrolsüz bir açığa çıkma olayı yaşanması, operasyon alanını anında kimyasal tehdit bölgesine dönüştürebilecektir. Uranyum zenginleştirme tesislerinde baskın risk olarak var olduğu bilinen radyasyon türü olan Alfa parçacıkları nedeniyle “radyolojik risk” daha düşük görünmekle birlikte, partikül formda solunma veya iç kontaminasyon gibi durumlar ölümcül ve uzun vadeli etkiler doğurabilecektir. Bu bağlamda operasyon yalnızca askeri bir müdahale olmaktan çıkacak, potansiyel bir KBRN krizine dönüşebilecektir.
Bununla birlikte en temel sorulardan biri hala belirsizliğini korumaktadır.
İran gerçekten bu zenginleştirilmiş uranyumu tek bir lokasyonda mı tutmaktadır?
Nükleer programların yapısı gereği, yüksek değerli materyaller genellikle dağıtılmış, gerektiğinde hızla taşınabilir ve gizli tutulabilir şekilde yönetilir. Bu çerçevede sınırlı bir zaman dilimine ait uydu görüntülerine dayanarak tüm stokların tek bir yerde bulunduğunu varsaymak analitik açıdan zayıf bir çıkarımdır. İran’ın söz konusu materyalin bir kısmını daha önce farklı lokasyonlara taşımış olması ya da paralel depolama yapıları kullanması ihtimali oldukça güçlüdür. Nitekim 12 Gün Savaşı sırasında Tahran, bu materyalin güvenli bir şekilde başka bir ülkeye nakledildiğini de dile getirmiştir. Eğer durum gerçekten böyleyse, operasyonun hedef seti dahi belirsiz hale gelecektir.
Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, zenginleştirilmiş uranyumun askeri bir operasyonla ele geçirilmesi senaryosu teorik düzeyde tartışılabilir olmakla birlikte, pratikte başarıyla sonuçlanma ihtimali son derece düşüktür. Bu tür bir girişim hem teknik hem de stratejik açıdan son derece karmaşık, yüksek riskli ve çok sayıda değişkene bağlıdır. Daha açık bir ifadeyle, bu senaryo ancak “belirli varsayımların kusursuz şekilde gerçekleştiği” bir çerçevede anlam kazanmaktadır.
Bu nedenle söz konusu operasyon, mevcut koşullar altında değerlendirildiğinde, uygulanabilir bir askeri seçenekten ziyade fantastik bir bilim kurgu senaryosuna daha yakın görünmektedir. Uluslararası sistemin gerçekleri, nükleer materyalin fiziksel özellikleri ve KBRN riskleri birlikte ele alındığında, rasyonel stratejinin bu tür bir ele geçirme girişiminden ziyade nükleer kapasitenin sınırlandırılması ve denetlenmesine odaklanan diplomatik araçlar üzerinden şekillenmesi daha olası ve sürdürülebilir bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.
Sümeyra UÇAR, MSc.
KBRN Tehditleri Uzmanı
KAYNAKLAR:
- Bulletin of the Atomic Scientists
Analiz: İran'ın Haziran saldırılarından önce yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu İsfahan'a transfer etmiş olması muhtemel.
2- The Washington Post
3- New York Post
Trump, İran'dan ülke içinde bulunan 1.000 pound (yaklaşık 450 kg) uranyuma el koymak için yüksek riskli bir baskın düzenlemeyi düşünüyor.
4- Reuters
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan Grossi'ye göre, İran'ın bomba yapımında kullanılabilecek uranyum rezervlerinin büyük bir kısmı muhtemelen İsfahan'da bulunuyor.