Savaşmayı bilmeyenler, anlamadan yok olurlar.
Giriş
İran ile ABD-İsrail arasında 28 Şubat’ta başlayan savaş ilk ayını doldururken, savaşın geldiği aşama ve olası müteakip seyri ile ilgili genel bir değerlendirme yapmak istiyoruz. Sovyet Devrimi’nin teorisyenlerinden Troçki, devam eden Birinci Dünya Savaşı’na uzak durmak fikrini savunanlara; “Siz savaşta olmayabilirsiniz ama savaş sizinle ilgili olabilir.” demişti. Nitekim kısaca “İran Savaşı” diye adlandırdığımız bu savaş, başta Türkiye, Rusya ve Ortadoğu olmak üzere hemen hemen tüm Dünya ülkelerini bir şekilde etkileyecek önemli sarsıntılar yapmaya başladı bile. Bu savaşı analiz etmenin en önemli zorluğu, uluslararası ilişkiler disiplininin geleneksel kalıplarına hiç de uygun olamayan karar verme ve kriz yönetimi yöntemlerinin kullanılıyor olması.
Trump’ın politikaları en başından beri insani değerlerden uzak, birer eşkıyalık gösterisi olmaya devam ediyor. Trump, Amerika’yı Yeniden Büyük Yapmak (MAGA) için tüm dünyayı, uluslararası hukuku hiçe sayıyor, İsrail ile birlikte katliam düzeyindeki saldırıları normal görüyor. Bu sosyopat kişilik, sözde demokratik Amerikan toplumunun hem de ikinci kez seçtiği bir başkan. Erich Fromm’un dediği gibi “hasta toplumlar, hasta liderler üretiyor”. Ama işin diğer tarafına bakarsak olanları sadece kötü olanlara değil, zayıf devletlere de bağlamalıyız. 21. Yüzyılda yaklaşık 70 kadar devlet, güçlü olanların avı olmaya aday. Ülke güçlü olabilir ama devlet kendi içinde zayıf konumda olabilir. Trump ile birlikte üç emperyal bölgeye ayrılmaya aday yeni uluslararası düzende; ABD, Çin ve Rusya yeni avlar peşine düşecekler ve bu durum Türkiye’yi de çok ilgilendiriyor.
Birleşmiş Milletler Şartnamesi temel olarak diğer devletlerle ilişkide üç kurala dayanır; devlet egemenliğine saygı, toprak bütünlüğüne riayet ve içişlerine müdahale etmemek. 2000’li yıllara kadar dünya düzeninde bu üç kurala ve uluslararası hukuka dayanan yani “kurallara dayalı düzen” hâkimdi. Ancak sonrasında ABD, başka devletlerin iç işlerine müdahale etmek için BM içinde bir çalışma grubu kurdurdu ve Liberal Dünya Düzeni diye bir model uydurdu. Bu model hiçbir zaman onaylanmadı ama Afganistan, Irak, Libya, Suriye gibi ülkelerde uygulandı. Bu modele göre Koruma Hakkı, Kurtarma Hakkı gibi bazı kavramlar üretildi. Örneğin Suriye’de Esat halkına zulüm ediyor dendi ve sözde halkı kurtarmak için ülkeye önceden sokulan cihatçılarla iç savaş başlatıldı.
2002’de Afganistan’dan başlayarak tüm askeri müdahaleler ve renkli devrimler ABD’nin sözde diktatörle mücadele kılıfına sokuldu. Bunları yaparken ne uluslararası hukukun müdahale kriterlerine ne de bir BM kararına referans yapıldı. Ancak, şimdi Trump ile birlikte ne eskinin renkli devrim aletleri (NED, USAID vd.) kaldı ne de liberal bir dünya düzeni anlayışı. Trump, dünyayı kuralsız ve kaos içinde bir ortama sürüklüyor ve arkasındaki Küresel Elit’in planları için her olasılığın önünü açıyor. Trump aslında İran ile savaşı istemiyordu; MAGA için büyük savaşlardan kaçınmak gerekirdi ama arkasındaki derin devlet; Çin ile savaş, daha derin devlet ise Büyük İsrail için İran ile savaşa zorluyordu.
İsrail’in kullandığı Küreselci Siyonist Elit tarafından savaşa zorlanan Trump, İranlı liderlerin öldürülmesi ile ülkenin teslim olacağını sandı. Halen direnişin sona ermesi için Devrim Muhafızlarının misilleme kabiliyetinin bitmesini bekliyor. Ancak, savaş İran için rejimi korumadan hayatta kalma stratejisine dönüştü. Savaş, Hürmüz Boğazı’nda tıkandı ve bir yandan uzayacak savaşa bir an önce son vermek için bir çıkış stratejisi aranıyor diğer yandan askeri seçenekler örneğin bir kara harekâtı hazırlığı yapılıyor. İran’ın tuzağı da burada saklı.
İran Savaşı ve Küresel Plan
İran ile ilgili savaş planları 1990’lı yıllara dayanıyor. NATO’nun en detaylı ve ciddi savaş planlarının başında geliyordu ve NATO ülkeleri ile birlikte Ortadoğu ülkelerindeki müttefiklerinin de katılımını öngören bir plan vardı. İran’da 2008’deki ortaya çıkan muhalif Yeşil Hareket ile birlikte gittikçe tabanı geliştirilen bir ayaklanma stratejisi de bu savaşa senkronize olacaktı. İran’ın mozaik stratejisi biliniyordu ve tüm ülkenin işgali gibi bir niyet yoktu ama gene de 1.5 milyon civarında bir asker kullanılacaktı. Çıkar hesabı basitti; Ortadoğu petrollerinin %24’ü S. Arabistan’da, %12’si Irak’ta ve %8’i Kuveyt’te idi. İran ise %16 ile büyük bir pastaydı. 1953’de Musaddık döneminde de hesap aynıydı; Ortadoğu petrollerinin %60’ı kontrol altına alınacaktı.
Devrimden sonra hiçbir esaslı takviye almayan İran ordusunun silah ve teçhizatı Şah döneminden kalmaydı. 1980’lerdeki Irak Savaşı’nda ordu teçhizatı oldukça yıprandı. Hava Kuvvetleri uçakları ise kullanım ömrünü tamamladı ve uzun süredir zaten yedek parça olmadığından uçamıyorlardı. İran kendi ülkesini ABD gibi konvansiyonel olarak büyük bir güce karşı savunamayacağını bildiği için “ileriden savunma” konsepti ile Irak (Şii militan gruplar), Lübnan (Hizbullah), Gazze (Hamas), Yemen (Hutiler) ile bir Şii Direniş Ekseni kurdu. İran’ın tıpkı Kuzey Kore gibi ABD’ye karşı iki şansı vardı; kaleşnikof menzilindeki militan saldırılar ve füze menzilindeki nükleer silah. İsrail’in büyük düşman seçilmesi ve açıkça nükleer silah kullanmakla tehdit edilmesi, konuyu Tel Aviv için de beka sorunu haline getirdi.
Savaş aslında 2018 yılına planlanmıştı ama solcu Barack Obama, Amerikan vatandaşları için sağlık sigortasına daha fazla para ayırmak istiyordu. Füze Kalkanı gibi teknolojik gelişmeler de henüz hazır olmadığından İran’ı bir anlaşma ile oyalamak, kaynakların daha çok yeni tehdit Çin’e ayrılması planlandı. Ancak, İran paranoyası içindeki İsrail’in desteklediği Trump iktidara geldiğinde önce İran ile yapılan anlaşmayı iptal ettirdi. Trump’ın ilk döneminde İran’a savaş açacak fırsatı olmadı. Daha derin devleti içindeki Siyonistler, Rusya ve İran konusunda anlaşamıyorlardı. Sonuçta Trump, ikinci döneminde İran tehdidini ortadan kaldırmak için harekete geçmeye mecbur kaldı. Trump, gerçekte çok daha büyük bir planın, Küresel Elit’in Üçüncü Dünya Savaşı sonrası geçilecek Yeni Dünya Düzeni için kapıyı açacak kullanışlı bir aktör olarak tarihe geçecek.
Çatırdayan Transatlantik ittifakı (NATO) ise Trump’ın Hürmüz için kapıyı çalması ile yeniden canlanıyor. Hürmüz Boğazı’nı açmak için 32 üyeye rağmen, 22 ülkenin adı geçiyor. İngiltere başbakanı Keir Starmer, yeni bir NATO kurmaktan bahsediyor. ABD; Norfolk, Napoli ve Brunssum’daki üç önemli komutanlığı İngiltere, İtalya ve Almanya’ya devrediyor. Avrupa, bir yandan kendi yolunu belirlemeye çalışıyor. İngilizler, 19. Yüzyılda olduğu gibi Avrasya’da Ruslarla mücadelenin ön cephesi oluyor. İngilizler, Kuzey ülkeleri üzerinden Ukrayna ve Kafkasya üzerinden Rusların içine yeni Büyük Oyun peşinde. Alman derin devleti; İtalya ve Fransa ile yeni bir projeksiyon peşinde.
Büyük Avrasya Projesi (BAP)
Aslında Rusya ve İran ile ilgili planlar, 2010’lu yıllarda geliştirilen Büyük Avrasya Projesi’nin parçası idi. Küresel Elit’in Afrika’dan Çin sınırlarına tüm ulus-devletleri yok etmek istiyordu. Bunun için devlet kontrolünün olmadığı karanlık bölgeler ile büyük bir kırılma başlatıldı. Ruslar, Şubat 2022’de Ukrayna’da tuzağa düşürüldü. Ordusu yok edilmek üzere olan Rusya’nın rejimi test edilmeye başlanmışken, Trump Ruslar için can simidi oldu. 7 Ekim 2023’de Gazze’de yaşanan saldırılar ile artık hedef açıkça İran’dı. Üç aşamalı plana göre; önce Gazze’den Hamas tahliye edilecek, sonra Lübnan, Suriye ve diğer ülkelerdeki Direniş Ekseni kırılacak ve sonra sıra Tahran’a gelecekti. Lübnan’daki Hizbullah, Direniş Ekseni’nin omurgasıydı ve şimdi omurga da tahliye ediliyor.
BAP’a dönecek olursak; İran’dan sonra sıra Rusya, Kore ve Çin’e gelecek. Öncesinde Kafkasya’da Çeçenistan, Dağıstan ve İnguşetya’da İngilizler ikinci cepheler açacak. Ama asıl hazırlık Çin sınırlarında; 1945’den sonra işgal ettiği Mançurya, İç Moğolistan, Doğu Türkistan ve Tibet’te başlatılacak ayaklanmalar ile için sahne hazırlanıyor. Devam eden Afganistan-Pakistan Savaşı, Orta Asya’da kurulan cihatçı örgütler, Horasan IŞİD’i vb. hepsi Avrasya’daki büyük kırılmanın katalizörleri. Azerbaycan ve Ermenistan’dan sonra Orta Asya’daki Türk Devletleri yakın zamanda ABD ve Avrupa Birliği’nin yakın ilgisi altındalar. 2035 civarında Güney Çin Denizi ve Tayvan arasında çıkacak Üçüncü Dünya Savaşı’na hazırlanılıyor ama Çin Komünist Partisi 2022 yılında aldığı karar ile Tayvan’ın işgalini 2027’ye çekerek, Batının Planı’nın bozmaya çalışıyor.
Ancak, İran Savaşı’nın yaşandığı bu dönemde dünyayı üç egemenlik bölgesine ayırmak isteyen Trump’ın ABD’si ile Çin ve Rusya arasında saklı bazı anlaşmalar var. Alaska’da yapılan görüşmelerde Ruslardan Ukrayna’ya karşılık Venezüella, Suriye ve İran operasyonlarına müdahil olmaması istendi. Trump’ın Çin’i ziyaretinde ise Tayvan için göz kırpıldı. Şu anda ne Rusya, ne Çin ABD’nin İran operasyonu açık bir eleştiri getirmediler. Ama Ruslar kan kokusu aldılar. Savaşın ileri aşamasında parsayı toplamak isteyecekler. İran’a bugüne kadar gerçek anlamda destek olmadılar çünkü ABD ve Araplarla ilişkileri İran ile olandan çok daha önemliydi. Çin’e gelince, Ortadoğu’da kendisi için en doğru zamanı bekliyor. ABD ve Arap ülkeleri ile ilişkilerinin rejimi ölmekte olan İran’dan çok daha önemli olduğunu düşünüyor. Rusya gibi ABD yaptırımlarına maruz kalmak istemiyor.
Harita: Trump, Putin ve Şi’ye Göre Dünya

ABD ve Çin arasında başta Avrasya olmak üzere hemen her coğrafyada satranç oynanıyor. ABD başkanı Trump, Afganistan’daki Bagram üssüne tekrar dönme niyetini açıkladı. Öte yandan, Afganistan, Pakistan, Orta Asya ülkeleri ve Çin arasında kalan bölgede çeşitli militan saldırıları var. Horasan IŞİD devleti 2015 yılında kuruldu ve Orta Asya’daki Çin enerji projelerini engellemek için özellikle sınır bölgelerinde saldırılar yapıyor. 2020’deki Doha Anlaşması ile El Kaide ve Taliban, ABD’yi hedef almayacaklarını kabul etti[1]. İran ve Afganistan’da El Kaide, eli kolu serbest dolaşıyor. El Kaide, Taliban ile ilişkisini hiçbir zaman kesmedi. Pakistan’ın geniş ve mineral zengini vilayeti Belucistan son 20 yıldır sık sık büyük bölücü terör saldırılarına maruz kalıyor. Avrasya derinliğinde Afgan Taliban’ı, Tehrik-i Taliban Pakistan,
Ukrayna’da ise gelinen aşama şu şekilde özetlenebilir; Ukrayna kaybetmiyor, Rusya kazanmıyor. İki taraf da masada etkili olmalarını sağlayacak sahada taktik kazanımlar peşinde, belirli yerleri ele geçirmeye çalışıyorlar. Sahada askeri işler bitmeden yapılacak anlaşma kalıcı olamaz. Ukrayna’da da daha savaşı uzun süre konuşacağız. Trump, Rusya ile anlaşırken Avrupa’yı unuttuğu için savaş Avrupa Birliği’nin üç büyüğüne kaldı çünkü Ukrayna onlar için Rusları dışarıda tutacak bir güvenlik duvarı. Şu an Avrupalılar Rusya’yı Karadeniz’den sökmeye çalışıyor. Karadeniz’deki çatışmalar savaşın askeri sonucu için belirleyici olacak. Ruslar ise Trump’ın vaatleri ile bir zafer hikâyesi yazıp, başka bir cephede savaş açmaya hazırlanıyorlar.
İran Savaşı’nın Seyri
ABD-İsrail ikilisi Gazze Savaşı’nın başından beri İran’ın askeri hazırlığını özellikle füze kabiliyetlerini test ediyorlardı. 24 Ekim 2024’de Hamas lideri İsmail Haniyeh’in öldürülmesi sonra İran, Pandora’nın Kutusu’nu açtı ve füze yetenekleri belirgin hale gelmeye başladı. Amerikan-İsrail ittifakı hedefleri şunlardı; siyasi güç yapısını, askeri aygıtı ortadan kaldırmak; halk ayaklanmasına zemin hazırlamak için iç güvenlik güçlerini zayıflatmak ve iktidardaki rejime hizmet eden tüm devlet kurumlarını yıpratmak. İsrail istihbaratı İran içinde yeterli hazırlığı yaptığını düşünüyordu böylece Trump’ın çok az masraflı bir Havadan Rejim Değiştirme Harekatı’na razı etti. Ne İran işgal edilecek ne de ülke inşası yapılacak, Venezüella’da olduğu gibi sessizce rejim değişecek, Batının onayladığı biri ülkenin başına geçecekti.
Trump, savaş başladığında İran halkına şöyle seslendi; “Biz işimizi bitirdiğimizde gidin iktidarı alın.” Trump, bunun için dört haftanın yeterli olduğunu düşünüyordu. Ancak hesaplar tutmadı çünkü İran’ı bu şekilde dize getiremezlerdi. Tahran savaşı “hayatta kalma (beka)” savaşına dönüştürdü ve kolay teslim olmayacaktı. ABD’nin İran cephesine sürdüğü askeri yığınak için kara unsuru ya da amfibi birlikler yoktu. Başlangıçta planlandığı gibi İran’ın hava ve deniz kuvvetleri, önemli askeri tesisleri yok edildi çünkü zaten yok gibiydiler. İran zaten bunlar yok gibi plan yapmıştı. Bu nedenle, ABD ve İsrail için İran içinde çok az hedef vardı. İran’ın misillemesi ABD ve İsrail hedeflerine yönelik füze ve İHA’lar ile baraj ateşleri oldu.
İran, savaşın başından beri belirli birkaç stratejiyi kademeli olarak kullanıyor. İran için zafer, Amerikan ordusunu yenmek değil; kendi şartlarına göre hayatta kalmak. Yani hayatta kalma ve caydırıcılık iki ana strateji. Öncelikle ABD-İsrail harekâtının mümkün olduğunca kısa sürmesi için ağır bedel ödetmek, caydırmak peşinde. Diğer yandan, “kümülatif caydırıcılık” ile ABD ve İsrail’e destek olan ülkelerin stratejik bölgelerini ya da bu ülkelerdeki Batılı üsleri hedef alıyor. İki taraf da birbirinin mühimmatının ya da sabrının bitmesinin belirleyici olduğunu düşünüyor. Trump’a göre İran’ın füze kabiliyeti %8’e düştü[2], bağımsız kaynaklar ise %64 azaldığını söylüyor.
İran bundan sonrasında füzelerden çok İHA sürüleri, hızlı hücum botları ve deniz mayınlarına güveniyor. ABD işgale kalkarsa Mozaik stratejisi ile tüm ülkeyi bölge bölge savunmaya yönelik bir plan uzun zaman önce geliştirilmişti. Bu yüzden İran liderliği elden çıkınca İran Devrim Muhafızlarının bölge komutanları B Planı’na geçti yani kendi bölgesinde bağımsız savunma yetkisi aldı. Şu aşamada İran’ın Devrim Muhafızları’nın elinde çok fazla füze kalmasa da İHA’lar ile altı ay kadar daha dayanabilir. Ama Trump’ın bu kadar zamanı yok gibi. Kasım ayındaki ABD ara seçimlerinde Cumhuriyetçiler Kongre’de çoğunluğu kaybedebilir. Üstelik Trump’ın MAGA tabanı, bölünmeye başladı. Trump acilen bir zafer hikâyesi ile çıkış arıyor. Askeri sahada bu ancak İran’ın bazı bölgelerinin kontrolü ile gelebilir.
İran’ın Kurduğu Tuzak
Herhangi bir savaşta siyasi amacı sağlamak için askerlerin iki tür hedefi olabilir; rakip silahlı kuvvetleri yok ederek direnmekten caydırmak ya da stratejik bir bölgeyi örneğin başkentini ele geçirerek teslim olmaya zorlamak. Trump, şimdi bir yandan İran’a bazı şartlar kabul ettirerek bir an önce bir çıkış bulmaya çalışırken, diğer yandan bir işgal harekâtına hazırlanıyor[3]. Meşhur Hava İndirme Tümeni ve Deniz Piyadelerini bölgeye gönderiyor. Stratejik bölge olarak sırası ile Hürmüz, Harq adası ve Kuzistan bölgesi elden çıktığında İran biter. Ancak, bu savaş senaryosunu daha önce defalarca oynamış olan İran’ın gizli bir planı var.

ABD’nin öncelikle işgal etmeye çalışacağı Hürmüz’ün girişindeki üç ada için tuzak kuruldu. ABD’nin buraya inmesine izin verilecek sonra füze ve İHA’la ile toplu imha yani Amerikan askerlerine büyük bir kayıp verdirilecek. Bu kayıpların, ABD’nin savaştan çekilmesi için Amerikan toplumunda büyük bir infial yaratıp, anahtar rol oynayacağı düşünülüyor. İran’ın henüz kullanmadığı ve sakladığı bir güç çarpanı daha var; henüz görmediğiniz hızlı hücum botları. Bu botlar ABD savaş gemilerine karşı yönlendirilerek askeri kayıplarının zirve düzeyine çıkması bekleniyor. Ancak, burada pek çok tehlike var. ABD istediği gibi çıkış bulamazsa taktik nükleer silaha başvurabilir.
ABD, 2009 yılındaki Yeşil Hareket’ten beri İran ile ilgili savaş senaryosuna paralel bir ayaklanma senaryosu geliştiriyordu. O zamandan beri İran içinde pek çok ayaklanma oldu ve uzun süren bu ayaklanmalar sık sık yaşanırken her seferinde ayaklanmaya toplumun yeni bir kesimi dâhil edildi. İran Savaşı başlamadan önce bu kesimlerin eline silah verilerek bir sonuç alınması bekleniyordu ama henüz bir hareket yok. Çünkü İran halkı, bombalar düşerken rejime karşı ayaklanmaktan korkuyor. Yani halk savaşın getireceklerinden ve yaşamlarından endişeli. Haklılar çünkü iç savaş ve kaos riski büyük.
Bununla beraber, ABD çekilse bile molla rejimi uzun yaşamaz; Azerbaycanlılar, Beluciler, Kürtler ve diğerlerini bir arada tutacak bir liderlik ortalıkta yok. ABD çekilse bile bu kriz bitmeyecek. Çünkü İsrail’in güvenliği için ABD, Güliver gibi Ortadoğu’da gezinmeye ve sopasını göstermeye devam edecek. İran ile ilgili kriz yönetiminin ABD çekildikten sonraki safhaları şu şekilde öngörülüyor;
- İç savaş ve göçler,
- Başka ülkelerin İran’a girmesi,
- Federasyon/Bölünme,
- Avrasya’daki krizlere entegre olma.
Bugünkü İran, ABD çekildikten sonra Hürmüz Boğazı geçişlerinden vergi almayı planlıyor ama çok kalmayacaklar. Kan kokusu almış ülkeler kapıda bekliyorlar. Beklenen tarih 2028. ABD eğer İran’a saplanırsa eş zamanlı olarak başka bir güç ile savaşacak hazırlık yapıyor. Büyük güçler, Libya ve Suriye’de olduğu gibi vekil güçleri ülkeyi oymaya başlayacak.
İran ve Ortadoğu’yu Bekleyenler
İran hayatta kalsa bile başka bir Ortadoğu olacak ve artık Tahran’ın eski gücünü yakalaması çok zor. Bunun sebepleri şu şekilde sıralanıyor[4];
- Filistin davasıyla bağlantılı ideolojik yönü çöktü.
- Askeri kapasite ve savunma altyapısı tükendi.
- Vekil güçlerinin kayıpları ile birlikte bölgesel etkisi de oldukça geriledi.
- İran’ın iç kırılganlığının ortaya çıktı.
- Doğrudan ve dolaylı ekonomik kayıpları izolasyonlar nedeni ile karşılayamayacak.
- Siyasi ve diplomatik konumun zayıfladı.
- Yeni Ortadoğu Tahran'ın aleyhine yeniden şekilleniyor.
Görüldüğü gibi savaş sonrası iç öncelikler ülkeyi yıpratacak ve Tahran'a karşı sert uluslararası ortamda ülkeyi bölgesel sistemin dışına itecek.
Savaş, İran’ın vekil güç ağını oldukça zayıflattı ve ileriden savunmaya dayalı stratejik derinliğini yok etti[5]. Artık İran’da reformlarla da olsa eski yapıyı korumak mümkün değil. İran’ın bölünmesi ile birlikte bu coğrafyada yeni güç eksenleri, yeni devletler ve ittifaklar ortaya çıkacak. İran’daki istikrarsızlık başta Pakistan olmak üzere komşu coğrafyalara ve Çin sınırına doğru yayılacak. Komşu ülkelere muhtemelen Türkiye’ye de büyük göçler olacak. Eğer nükleer silah kullanılmış ise kirlenmiş bölgelere uzun süre girilemeyecek.
Körfez İşbirliği Konseyi dışişleri bakanları İran’ın saldırganlığını kınadı. Buna Filistin’in Mahmut Abbas’ı da kaldı. İsrail’e karşı olmaktan ziyade ABD’nin İran operasyonu sonrasına hazırlık yapıyorlar. İttifak olarak bir güç merkezi oluşturmaktan öte denge kurabilmek peşindeler. Arap ülkeleri bir yol ayırımında ve ABD’nin alternatifi olacak üç seçenekleri var[6];
(1) Doğu ekseninde Çin ve Rusya’ya yaklaşmak.
(2) Kendi içinde yakınlaşarak Arap NATO’su kurmak.
(3) Üçüncü ülkeler olarak kendilerine silah sistemleri verebilecek bazı Avrupa ülkeleri (İngiltere, Almanya, Fransa vd.), Avustralya (BAE’de üssü var), Hindistan veya Japonya’ya yanaşmak.
Bugünkü ABD yönetimine göre; dünya, demokratlar ve otokratlar olarak ikiye ayılıyor ve Türkiye, diğer tarafta. ABD’nin Ortadoğu saklı listesinde yer alan Türkiye, S.Arabistan, Mısır ve Pakistan can havli ile birbirlerine sarılıyor. Bu ülkelerin liderleri Yeni Ortadoğu’da yerlerinin olmadığını anladı; bir büyük gücün yedeğinde olmak bize yetmiyor, sıra bize de gelecek ittifakı kuruyorlar. Yeni Ortadoğu, İran, Irak ve Türkiye’deki yırtılmalar ile birlikte ortaya çıkacak ve Afrika’dan Yemen’e ve hatta Azerbaycan’ı da içine alan daha geniş bir alana yayılacak. Sırada Irak ve Türkiye var.
İran Savaşı’nda Savaş Teknolojisi ve Alınan Dersler
ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaşın arka yüzünde Siyonist sermaye ve büyük teknoloji şirketleri var. Ukrayna, Gazze ve İran sahnesinde uydu, sensör, yapay zekâ teknolojilerini uçak, füze, İHA gibi ateş platformları ile senkronize eden bir hedefleme ve öldürme zinciri teknoloji ile karşı karşıyayız. Hedefleri bulmak, sınıflandırmak ve kimin öleceğine karar vermek yapay zekâ algoritmalarına bırakıldığı için “yapay zekâ katliamları” yaşanıyor ve bunu önleyecek etik kurallar ortada yok. Uzun zamandır istihbarat teşkilatları hedef bulma konusunda uzmanlaştılar ve bu alan kariyer sektörü oldu. İran saldırısı öncesi örneğin Tahran’ın dijital haritası çıkarılmış, her sokak izlenecek şekilde gözetleme ve kamera sistemleri kurulmuştu.
İran Savaşı, Gazze’de gördüğümüz savaş şekline benzer bir kabiliyet mücadelesi ile sürüyor. Üretilmesi ucuz İHA’lar ve füzeler ile küçük botların öne çıktığı kabiliyetlerin bol ve saldırgan şekilde kullanılarak rakip savunmanın doyum noktasını aşmasını sağlamak. Böylece ABD’nin pahalı sensör, füze ve manevra kabiliyetlerinin hakkından gelmek. Bu taktiği Ruslar da Ukrayna’da Batıya karşı kullanıyor. Ancak, Ruslar artık İran’ın Şahit drone’larına ihtiyaç duymuyor. İran’dan çaldıkları teknoloji ile Tataristan’da büyük bir fabrika kurdular. Buraya kadar çıkarılacak sonuç şu; savaş aynı zamanda bazı mühimmatın çok miktarda kullanılmasını gerektirebilir.
ABD, İran’da iki yeni silahı test ediyor; Lucas İHA ve Prism balistik füzesi. PrSM, eski taktik füze ATACMS’ın yerini alıyor. Kısa menzilli ve katı yakıtlı balistik füze olan PrSSM’nin 500 km. ancak GPS ile rotası değiştirilebiliyor.
Bu savaştan çıkarılacak erken dört ders şu şekilde[7];
(1) Coğrafyadan savunma amaçlı olarak kullanmaya çalış.
(2) Zamanını dost ülke kazanmakla geçir.
(3) Bir savaşta ülkenin başsız kalmasını imkânsız hale getir.
(4) Mükemmel teknolojilerin hakkından gelecek birkaç özel sistemin olsun.
Türkiye ve TSK açısından bu süreç; kritik sivil altyapı savunmasının hayatiyetini, yerli mühimmat stoklarının stratejik önemini ve ucuz drone sürülerini durdurmak için düşük maliyetli savunma sistemlerine duyulan ihtiyacı ortaya çıkarmaktadır.
Türkiye, Türk Dünyası ve İran Savaşı
İran’ın çökmesi Ortadoğu ve Avrasya’da pek çok tuğlanın dökülmesine yol açacak. Sonsuz savaş stratejisi devam ediyor. Bu coğrafyada pek çok mayınlı bölge bir zincir halinde patlamayı bekliyor. İran Savaşı’nın nasıl sonuç vereceği belli değil ancak savaş başlarken Ortadoğu’da üç eksen vardı[8]; İran’ın Şii Direniş Ekseni, İsrail ile Abraham Anlaşması kapsamında aynı potaya girmiş İran karşıtı Sünni Körfez Ülkeleri ve Türkiye’nin Katar ile birlikte Suriye, Gazze, Libya ve Afrika’nın bazı kesimlerde etki bölgesi oluşturmaya çalıştığı başka bir Sünni eksen. Görüldüğü gibi bir yandan Körfez Ülkeleri diğer yandan İran ile Ortadoğu’da kendi etki bölgesini kurmak için yarışan bir Türkiye var.
İran’daki molla rejimi en başından beri hiçbir zaman bize dost olmadı. Açıkça düşman olmasa da bu coğrafyadaki en büyük hasımlarımızdan biri olmaya devam ediyorlar;
- 1990’lı yıllarda Türkiye’ye yönelik ideolojik faaliyetler ve siyasi cinayetler.
- Türkiye aleyhine Yunanistan ve Ermenistan ile savunma anlaşmaları.
- KKTC başta olmak üzere tüm dış politika konularında Türkiye aleyhine tutum.
- Başta Hazar Denizi geçişi olmak üzere Türkistan’dan gelen enerji ve ulaştırma projelerini engelleme.
- Güney Azerbaycan’a baskı ve göç ettirerek demografi değişimi.
- Karabağ Savaşı’ndan Ermenistan’ı desteklemek.
- Türkistan ile bağlantı sağlayacak olan Zengezur yolu projesini engelleme.
- Urumiye Gölü su kaynaklarını kurutarak Azerbaycanlı nüfusu göç ettirmek.
- GAP projemize karşı çıkmak, Türkiye’yi su konusunda suçlamak.
- PKK Terör Örgütünün faaliyet ce geçişlerine göz yummak.
- Afganistan üzerinden gelen uyuşturucu ve insan göçünü desteklemek.
- Türkiye’nin Irak ve Suriye’de PKK Terör Örgütü ile mücadelesini engellemeye çalışmak.
- Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki operasyonlarına karşı çıkmak.
- Irak’ta Kalkınma Yolu projemize karşı çıkmak.
- Irak ve Suriye Türkmenlerine baskı.
Ankara, İran Savaşı’ndaki tavrı ile ilgili olarak henüz açık bir yön belirlememiş olsa da, İran’daki savaş konusunda Batı basınında çıkan haberler; Ankara’nın bu savaşa müdahil olmak istemediği hatta molla rejiminin kalmasını istediği yönünde[9].Türkiye’nin İran konusundaki endişeleri öncelikle yeni ve büyük bir göç dalgası, İran’da çıkabilecek iç savaşın yaratacağı istikrarsızlıklar, bölünme ile birlikte yeni bir Kürt özerk bölgesinin ortaya çıkması ve nükleer bir saldırının olumsuz etkileri öne çıkıyor. Bu arada bu savaş Kıbrıs adasının stratejik önemini bir kere daha ortaya çıkardı ve adayı kendi malı gibi görmeye çalışan Yunanistan ve Avrupa Birliği’nin Türkleri hiçe sayan uygulamalarına karşı hazırlıklı olmalıyız.
Büyük resimden bakıldığında Avrasya’da beklenen gelişmeler Üçüncü Dünya Savaşı öncesi Türkiye ve Türk Dünyası’nın birleşmesi için aşağıdaki fırsatları doğurabilir;
(1) İran’da rejim değişikliği
(2) Rusya’nın dağılması.
(3) Çin’in Batı sınırlarında yaşanacak savaşlar sonucu Doğu Türkistan’ın özgürlüğü.
Bu fırsatlar değerlendirildiği taktirde 1000 yıldır Çin ve Rusya arasına sıkışmış Türkistan, İran engelinin ortadan kalkması ile Türkiye ile birleşebilir. Rusya’nın dağılması le bu birliğe özgür kalacak 10 kadar yeni Türk devleti (Tataristan, Tuva, Başkurdistan, Altay, Saka (Yakut), Balkar, Karaçay, Kumuklar, Nogaylar, Adige vd.) katılabilir.
Sonuç
Yaşamakta olduklarımızın sonucu, dünyanın tekrar Orta Çağ’a dönmesi yani devlet egemenliğinin ve uluslararası hukukun hiçe sayıldığı, büyük balığın küçüğü yuttuğu, krallıklar yani “anarşi” dönemine doğru gitmemizdir. Gelinen konjonktür her ne kadar ABD, AB ve Rusya’yı Türkiye konusunda dikkatli olmaya itmiş olsa da, birikmiş faturaların hesabını kesmek için uzun zamandır dişlerini sıkarak bekliyorlar. Bu coğrafyada var olma ve yok olma arasındaki mesafe oldukça kısalmış durumda ve kendi gücümüze dayanmak yanında müttefiklerimizi artırmak zorundayız. Geleceğimiz için Türk Dünyası ile birlikte hareket etmeliyiz. Bu yönde kapasite geliştirmeli ve Türk Devletleri Teşkilatı içindeki siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri dinamikleri hızlandırmalı, bir Türk NATO’su kurmalıyız.
Öte yandan, Batının geliştirdiği yapay zekâ ile hedefleme ve öldürme zinciri teknolojisi, uçaklara hedef koordinatı bildirmekten ibaret geleneksel anlayışın çok ötesine geçti. Coğrafi istihbaratı savaş sistemlerimizin omurgasına yerleştirecek yeni bir savaş anlayışı için yeni bir savunma kültürü ve buna uygun yapılanmalara ihtiyaç var. Coğrafi Bilgi Sistemlerimizi uydular, radarlar ve sensörlere entegre ederek yeni sensör-atış platformu ilişkileri yaratmalıyız. Yeni savunma vizyonunun gerektirdiği yaratıcılık ve teknolojilere olan ihtiyacımızı belirlemek için öncelikle yeni bir kurmaylık anlayışına ve askeri liderlere ihtiyacımız var. Savaşlarda anlaşılması zor ve yerinde çözümler için emekli askerlerden yararlanmalıyız. Aksi takdirde Gazze, Ukrayna ve İran’da maruz kalanlar gibi savaşı anlamadan yok olabiliriz.
[1] Joe Zacsk, It’s Time to Confront Afghanistan and Iran About Al-Qaeda, Foundation for Defence of Democracies, (February 24, 2026).
[2] İnci Mecdi, Dünyayı şaşkına çeviren saldırı: İran gizli füze kapasitelerine mi sahip? Şark’ul Avsat, (22 Mart 2026).
[3] Stephen Collinson, Why Trump may not be able to TACO in Iran — even if he wants to, CNN, (March 24, 2026).
[4] Rüstem Mahmud, Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları, Şark’ul Avsat, (23 Mart 2026).
[5] Babek Chalabi, Iran at a Historical Crossroads, Al Majallah, (March 25, 2026).
[6] Arman Mahmoudian, Amid War with Iran, the Arab World Is Looking for New Partners, USF Global and National Security Institute, (March 24, 2026)
[7] James Holmes, Taiwan’s Four Lessons from the Iran War, U.S. Naval War College, (March 24, 2026).
[8] Gad Yishayahu, The Iran War and Post-Global Order, The Cambridge Middle East and North Africa Forum, (March 8, 20206).