“..yaşayanlar, ölüleri kıskanacak.”
Dünyanın genel durumu 19. Yüzyıla benzemeye başladı. Kendini dünya işlerinden soyutlayıp, Amerika kıtasına odaklanmak (Monroe Doktrini) isteyen ABD, kendi çıkarları olduğunda Samsun’a, Çin ve Japonya kıyılarına kadar donanması ile gelip büyük pastadan (silahlı gemi diplomasisi ile) pay peşinde koşmuştu. Bugünkü ABD, İngilizlerin bir zamanlar kurduğu gibi bir emperyal imparatorluk değil hegemonyadır. Hegemonya, fiziken işgal etmez, uzaktan kontrol eder, bunun için rejim değiştirme, iç işlerine karışma, şantaj, zorlayıcı diplomasi gibi yöntemler izler. Büyük savaşları pahalı ve gereksiz bulur. İçeride zayıflayan ABD, küresel yarışta üstünlük için her zaman daha fazla kaynak peşinde oldu. Dünya nüfusunun %3’üne sahip olmasına rağmen, kaynaklarının %50’sini kontrol eden ABD, Çin’in yayılmasını en büyük tehdit olarak görüyor. Batı Yarımküreyi tahkim ederken küresel ölçekte Çin’in manevra alanlarını daraltmak, başta az bulunur mineraller olmak üzere dünya kaynaklarına daha fazla el koymak istiyor.
Transatlantik ittifakı (NATO) ise çatırdıyor. İngiltere başbakanı Kramer, yeni bir NATO kurmaktan bahsediyor. ABD; Norfolk, Napoli ve Brunssum’daki üç önemli komutanlığı İngiltere, İtalya ve Almanya’ya devrediyor. Avrupa, kendi yolunu belirlemeye çalışıyor. Trump’ın büyük stratejisi, Çin ile rekabetinde işine yaramadığını düşündüğü Avrupa’nın yerine Rusya Federasyonu’nu yanına almak. Bu stratejisini Hint Pasifik ve Orta Asya projeleri ile takviye ediyor. Rusların sessizliğinin arkasında yapılan gizli bir anlaşma var; Ukrayna’da Rus işgal bölgelerinin tanınması ve Rusların Kırım’ı ilhakı karşılığında ABD’nin ülkenin madenlerine el koyması ve İran senaryosunda rol. Ruslar, ABD ile anlaşma karşılığında Latin Amerika’daki tek kaleleri olan Venezüella, Suriye ve İran’dan vazgeçtiler. Suriye’de bir askeri üsleri olacak. Orta Asya’daki gelişmelerde suskunlar çünkü İran senaryosunda sürpriz bir aşamada yer alacaklar. Avrupa’nın yükünden kurtulmak ve izole etmek, Ruslara büyük ödül olarak uzatıldı. Avrupa, ABD’nin tavrı karşısında Çin’e yanaşmaya başladı; Hızlı düşünemeyen Çin, bu yakınlaşmaya hazır değil, Avrupa ile ABD arasındaki çekişmeden yararlanmak istiyor.
Trump’ın küresel deniz savaşı doktrini şu ülkelerde rejim değişikliği stratejisi öngörüyor; Venezüella, İran, Küba, Rusya, Çin ve Hindistan. Bu ülkelerin ismi Dışişleri Bakanı Marco Rubio tarafından Senato Komitesi’nde ifade edildi. Listeden anlaşılacağı gibi Rusya da aslında hedef listesinde hatta Türkiye de var. Saklı listede isimleri olan Türkiye, S.Arabistan, Mısır ve Pakistan can havli ile birbirlerine sarılıyor. İngilizler, 19. Yüzyılda olduğu gibi Avrasya’da Ruslarla mücadelenin ön cephesi oluyor. İngilizlerin yeni oyun planına başka bir makalede değineceğiz. Çin ile savaş Batı Yarımküre tahkim edildikten sonra ama Trump (eğer kalırsa) önce Çin ile anlaşmaya çalışacak. Trump’ın karşısında “derin devlet” var, “daha derin devlet” içinde ise belirli bir Siyonist ekip onu şimdilik kullanıyor. Epstein olayı, sadece küresel güç elitinin içindeki kırılmayı ve yaşadığı ahlaksızlığın boyutunu değil, Batı uygarlığının sonunu hazırlayan yozlaşmanın tehlikeli boyutlarını da ortaya koyuyor. Bu makalede, küresel elitin kara gündemi ve içinde yaşanan kırılmalar, Trump’ın oyun kitabı ve bunun değişik coğrafyalara olan yansımalarına odaklanacak, nihayet konuyu Türkiye’ye de getireceğiz.
Trump’ın Küresel Elit içindeki yeri
Gazinocu Trump’ın devlet yönetimi anlayışı; ırkçılık, yabancı düşmanlığı, patalojik yalancılık, aptalca tehdit etme, şantaj yapma ve twitter ile haberleşme gibi özelliklere sahip. CIA Direktörünün arkasında olduğu askeri-istihbarat kompleksinin çeşitli katmanları var. Önce Trump’ı Rusya ile gizli ilişkileri üzerinden vurmaya çalıştılar (Russiangate) ancak iki yıl süren uğraşıdan sonuç alamayınca Ukrayna ile ilgili telefon görüşmeleri skandalına sarıldılar. Şimdi sırada Adalet Bakanlığı ve FBI’ın arkasında gözüktüğü Epstein dosyaları var. Trump ise finansal küreselleşmeye karşı ve onunla birlikte sanayi kapital ve ekonomide şirket hâkimiyeti öne çıkıyor. ABD’deki güç merkezlerinin son durumunu şu şekilde özetleyebiliriz;
- Ekonomik güç eliti olan İsrail yanlıları ve Wall Street CEO’ları.
- Milli kapitalist elit.
- Güvenlik ve savunma sanayi kompleksine bağlı Pentagon Generalleri.
- Küreselciler (Küresel sermayenin iş eliti).
Yukarıdaki grupların içinde en etkili olanlar ekonomik elit ve generaller. Onları iş eliti ve milli kapitalistler izlemektedir. Bu kişiler belirli bir partiden gelmemekte, sık sık güç mücadelesi içinde yer değiştirmektedirler. Soros da Küreselci yani ulus-devletlere karşı olan tek dünya düzeni tarafında bir Yahudi idi. Richard Sprencer gibi milliyetçiler de aslında etnik İsrail devletinin taraftarı olan anti-semitik beyaz Siyonistlerdir. İsrail’in yanında olanlar küreselci/milliyetçi bölünme içindedir. Ancak, Küreselcilik uluslararası bankerler için küresel çerçevede tek dünya hükümetine giden yolda ABD’yi üs yapmaktır. Trump’ın kilit ekonomik kadroları başlangıçta İsrail yanlısı neo-liberaller ve ekonomik milliyetçiler arasında paylaşılmıştı ama sekiz ay sonra bu grubun yerine Trump’ın generalleri ile ittifak halindeki Siyonist-küreselciler geldi. Kısaca, Trump’ı korumak ve yeni başkanlık seçimlerinde desteklemek ise en başından beri Küreselci Siyonistlere, İsrail yanlısı Ortadoğu politikası taraftarlarına kalmış durumda.
Trump, milliyetçi ve yalnızcı (Batı Yarımküreci politikaları nedeniyle kendisi ile uğraşanların Küreselciler olduğunu suçlamaktadır. Küreselciler de aslında daha derin devlet içindeki Yahudilerin yönettiği Küresel Elit ama farkları küresel hegemonya ve tek dünya düzeni peşinde olmaları. Büyük şirketler ve derin devlet daha çok bu grupta olduğu için Trump’ın işi zor. Trump’ın finansörleri muhafazakâr Yahudiler ve Hıristiyan Evanjelikler, en çok onlardan medet umuyor. Trump’ın Siyonist politikalarının ve İsrail ile ilişkilerinin önemli ayakları var. Yönetim içinde ikisi de fanatik Hıristiyan Siyonist olan İsrail büyükelçisi Mike Huckabee ve Savunma Bakanı Pete Hegseth. Ortadoğu elçisi Steven Witkoff, Yahudi asıllı bir Siyonist. Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz da İsrail lobi gruplarının adamı ve bunların hepsi Gazze ve Batı Şeria’yı ilhak peşindeler. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da İsrail lobi gruplarının desteği ile bugünlere geldi. CIA Direktörü John Ratchcliffe, benzer şekilde ve İran senaryosunun güçlü destekçisi.
“Rus İstihbaratı” başlıklı kitabımda Donald Trump’ın Ruslarla bağlantılarını ve nasıl devşirildiğini anlatmıştım. Trump, ABD içindeki Hıristiyan/Yahudi Siyonistlerin arkasında olduğu, Yahudi bankerlerin desteklediği bir kukla. Aynı zamanda ABD’deki Rothschilds ve Rockefeller aileleri arasında 2012’de başlayan ayrışmanın Rothschilds tarafında. Trump, aslında daha çok Rockefeller tarafının kontrolünde olan derin devlet ile mücadele etmiyor. Ama Amerikan derin devleti içindeki yapısal çekişmenin bir ürünüdür. İkinci seçim döneminde Trump’a destek olan 346 şirket, ödüllerini aldı. Trump’ın yanındaki oligarkları Elon Musk (Twitter), Mark Zuckerberg (Facebook), Jeff Bezos (Washington Post) algoritmaları ile onun önünü açmaya devam ediyorlar. Sadece Elon Musk’ın Starlink, SpaceX, Tesla ve xAI gibi şirketleri bile Trump’ın arkasındaki teknoloji gücünü anlamaya yeter. Trump, Putin gibi tekrar tekrar başkan olacağı bir anayasa peşinde çünkü kendisini korumaktan dünya değilse bile ABD’ye çok lazım olduğu narsisizmine sahip. Türkiye, Macaristan veya Rusya’yı örnek alabilir. Onun ideolojisi “Amerikan milliyetçiliği” ama kan bağı ile ulusal kimlik istiyor.
Trump ve Epstein
ABD Adalet Bakanlığı’nın, Siyonist ve pedofili Jeffrey Epstein ile ilgili yaklaşık 3 milyon belgeyi son ifşaatları, özellikle küresel elit çevresinde büyük bir fırtına kopardı. Skandalın, Amerikan toplumundaki siyasi kutuplaşmayı daha da derinleştirmesi bekleniyor. Seçim kampanyasında Jeffery Epstein dosyalarını açıklama sözü veren Trump, iktidara gelince yayınlamayı reddetti. Nedeni bu skandal içinde 1.200 kadar kız çocuğunun hayatını mahvetmedeki rolü. Hâlbuki Adalet Bakanlığı’nı muhaliflerine karşı 1.500 kadar davada silah olarak kullandı. ABD Adalet Bakanlığı Başsavcı Yardımcısı Todd Blanche tarafından kabul edilen Jeffery Epstein dosyaları küresel düzeyde bomba etkisi yarattı. Epstein, görünürde ABD merkezli bir figürdü ancak küresel elit ağının bir parçasıydı. Londra, Paris, Monaco hattında dolaşan; aristokrasi, finans ve diplomasi çevrelerine rahatça girip çıkabilen bir isimdi. Epstein, küresel planın üstün ırk projesi içinde acımasız yöntemlerle DNA kopyalıyordu. Gazinocu Trump’ın Epstein ile masum ilişkileri olduğuna inanmak çok zor. Trump da Epstein gibi ahlaksızlığı ve hukuksuzluğu normalleştirmiş biri, üstelik zihinsel olarak öğrenme sorunu var. Kendisi gibi ahlaksız ve empati duygusu olmayan Trump, ise Epstein dosyaları üzerinden kendisine, onu destekleyen milyarderlere, başta İsrail olmak üzere istihbarat ve karanlık işler ağına zarar gelmesinden endişe ediyor.
Epstein’in sağ kolu Ghislaine Maxwell, sahadaki isimdi; Maxwell ise kapıları açan, çevrelere erişimi sağlayan kişiydi. Maxwell’in babası Robert Maxwell, İngiltere’nin en büyük medya patronlarından biriydi ve MI6 ile ilişkileri olduğu uzun yıllar konuşuldu. Özellikle Ghislaine Maxwell’in babasının Rus ya da İsrail ajanı olduğu gibi bilgiler İngiliz basınında yer aldı. İsrail, Mossad aracılığıyla yıllarca geliştirdiği kapanı bütünüyle deşifre etme tehdidiyle, Trump’ı ve ABD siyasi elitini Siyonist amaçlar doğrultusunda daha ileri hamlelere zorluyordu. Muhtemelen Adalet Bakanlığı ve FBI’ın da içinde olduğu, derin devlet Siyonist kadrolardan kurtulmaya çalışıyor. Bu gayreti 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında ABD’yi Irak’ta savaşa sokmaya çalışan AIPAC ve İsrail ajanlarına yönelik George Tenet’in başında olduğu CIA operasyonlarında da gördük. Uzun süre bekleyen Epstein dosyaları yapay zekâ ürünü sahte fotoğraflarla, abartılmış yorumlarla küresel eliti ve İsrail’i hedef alıyor. Epstein meselesi, bir ahlak dosyası değil, elit yönetim biçiminin karanlık yüzünü açığa çıkaran bir meşruiyet krizine dönüştü. İddialara göre, dosyalarda yer alanların ancak %10’u doğru. Hatta KGB’nin bal tuzaklarının hikâye edildiği ve seks şemalarının KGB’den alındığını iddia edenler de var.
Trump’ın Demokratlardan farkı; küresel hegemonya yerine Batı Yarımküre’ye odaklanmak, Rusya ile savaşmadan yanına çekerek Çin ile daha çok ekonomik alanda rekabet ve İran’ı vurmak. Demokratlar ise Ukrayna Savaşı ile Rus ordusunu yok etmek ve Rusya’yı parçalamak, İran ile bir geçici anlaşma yaparak Çin ile büyük savaşa hazırlanıyorlardı. Trump için İsrail lobisi en büyük baskı grubu ve İran için bastırıyorlar ama o Ortadoğu ile bağlantılarından bir an önce kurtulmak istiyor.
İşte bu aşamada Epstein olayı, içeriden bir şantaj ve elit entrikası olarak devreye giriyor. Trump, var olmak ile bildiği yolu izlemek arasında bir noktada. NATO’yu göz ardı etmek, Avrupa’nın savunmasını Avrupalılara bırakmak, Big Tech’in Grönland planı, Siyonist sermaye ve İsrail baskısı arasında sıkışmış durumda. Öte yandan, Avrupa’nın Rusya’ya yakınlaşması ülke içinde büyük tepki çekecektir. Trump, ülkesinde olduğu kadar Avrupa’da da büyük tepki görüyor. Avrupa’da yapılan son anketler Trump’ın %51 oranında “düşman” olarak görüldüğünü gösteriyor (bu oran öncekine göre %42’lik keskin bir düşüş). %38 cevap vermemiş, %2 kararsız.
Ortadoğu’da ise İran senaryosu Çin öncesi güç ve zaman kaybına neden olabilir, Çin oyuna erken girerek ABD’yi zamansız yakalamak istiyor. İran senaryosu, bu aşamada hala Çin öncesi zaman ve enerji kaybı ama Küreselcilere rağmen İsrail’in boyunduruğu devam ediyor.
Epstein olayının medyaya yansımaları ile uzun zamandır üzerine kitaplar ve makaleler yazdığımı dünyayı arka planda yöneten Küresel Elit’in gün yüzüne biraz daha çıkması yanında çalışma kuralları ve dokunulmazlığı ile yeni veriler edinmiş olduk. Açıklanan bağlantılar ve resimler bu elit içindeki insanlar içindeki tanışıklıkları ve ilişkileri öğrendik. Epstein bu karmaşık dünya içinde; İsrail ve ABD istihbaratının manivelası olarak kendine korumalı bir alan bulmuş, serbest bir operatör. Epstein’in 2015-2019 yılları arasında İsrail başbakanlığı yapmış Ehud Barak’ı birkaç evinde ağırlaması ise İsrail ajanı olduğunu gösteriyor. Koruma zırhı içinde suçu ve ahlak dışı ilişkilerini normalleştiriyor, görmezden geliniyor. Kolay para ediniyor, kendinde her devletin önemli kişileri, yöneticileri ve Avrupa asaletinin üyeleri ile temas etme, onların özel hayatlarına girme imkânı buluyor. Bu rolde onlara küçük kız, fuhuş teklif edecek bir ağ kurmuş. Öte yandan, bu organize işler sadece fuhuş ve ahlaksız diğer işlerle ile sınırlı kalamaz, işin içine küresel elitin kara para, uyuşturucu vb. işleri de giriyor. Ortaya çıkarılması, yargılanması hala çok zor bir hikaye ve bu yüzden yayınlanan dosyaların pek çoğunda bilgiler ve isimler yer almamış, büyük ölçüde dezenformasyon var.
Epstein ve Türkiye
Epstein, kesinlikle Küresel Elit’in bir parçası; 1973’de David Rockefeller tarafından kurulan Üçlü Komisyon’un (Trilateral Commission) 1990’lardan itibaren üyesi. Kimi zaman bir şeyleri finanse ediyor, çoğunda suç sayılacak seks trafiği içinde. Para ve elit bağlantıları Epstein’e her kapıyı açmış. Teknoloji şirketlerine ve yatırım bankalarına fon aktarmış. Yatırım yöneticisi olarak zenginlere nasıl vergi kaçıracağı tavsiyelerinde bulunmuş. New York Times’a göre Epstein, elitleri baştan çıkarma ve maniple etme uzmanı ve bunun için elinde bir harem var. Epstein dosyaları, zengin bir finansör ile etrafındaki kraliyet aileleri, siyasi liderler, milyarderler, bankerler ve akademisyenler arasındaki küresel ağı gösteriyor.
Epstein, 2008 yılında tutuklanana kadar Küresel Elit arasında bir etki ağı oluşturmuş ve buna daha 2019 yılında hapiste ölene kadar devam etmiş. Epstein hakkında öncelikle bunun bir bireysel olgu değil; finans, siyaset, akademi ve filantropi bir araya geldiği bir elit ağının düğüm noktası olarak görmeliyiz. Esptein’in ağı, ulusal sınırları, ülke rejimlerini ve kültürel değerleri aşıyor. Gücü, denetim olmadan kapıları aşıyor. Yargılansa bile açık suçlardaki ahlaki yoksunluk dikkate alınmıyor, elit mobilitesi devam ediyor. İşlerini, suç olsa bile, kurumsal hoşgörü ve profesyonel normalleştirme ile yürütüyor. Eşine rastlanmamış bir sapık olmasına rağmen, sistem ona karşı hareketsiz ve denetimsiz. İstediği her ortama giriyor, sadece işlere değil, ahlaki değerlere de yön veriyor. Epstein’in finansal çözümcü, filantropik (hayırsever) bağlantıları ve tanınmış kişilere yakınlığı kendisine şöhrete dayalı bir kalkan sağlıyor.
Epstein, bağlantılı olduğu Küresel Elit içinde teknoloji milyarderleri, eski ABD başkanı, İngiliz, Norveç ve Suudi Kraliyet ailesi, eski ve yeni ABD bakanları, valiler ve önde gelen iş dünyası yöneticileri ve akademisyenler var. Bu kişilerin hepsi ile özel ilişkiler kuran Epstein, onlara fahişelik yapmak üzere yaşça küçük kızlar ayarlamış. Açıklanan belgelerden, Donald Trump ile ilişkisi 2004 yılında kesilmiş gibi gözüküyor. Ancak, Trump’ın şimdiki Hazine Bakanı Howard Lutwick’in 2012 yılında Epstein adasına gittiği anlaşılıyor. Epstein, bu gücü ve parayı nasıl edindiği henüz anlaşılamadı.
Polonya başbakanı Donald Tusk, Esptein’ın Rus istihbaratı ile bağlantılarının soruşturulmasını isterken, Ruslar ise onun kendi casusları olduğuna dair söylentileri reddediyor. Polonya gibi Letonya ve Litvanya da kendi ülkeleri ile olan bağlantıları konusunda soruşturma başlattı. İngiltere’de ise Epstein’dan para alan 2003-2004 yıllarında bilgi karşılığı para alan bakan Peter Mandelson, Starmer hükümetinden kovuldu. Bunu Starmer’in yardımcısı McSweeney izledi. Kraliçe’nin ikinci oğlu Prens Andrew ise geçen yıl seks suçlamaları nedeni ile unvanını kaybetmişti. Norveç’te ise Epstein ile yakın ilişkileri ortaya çıkan Nobel Komitesi başkanı Jagland ve prens Mette-Marit hedefte. Fransa’da eski kültür bakanı Jack Land, Epstein dosyalarında para akladığı ile ilgili bilgiler üzerine istifa etti. Ayrıca Macron ve Sarkozy ile iletişim bilgileri var. Avustralya’dan eski hazine bakanı Larry Summers ve eski başbakan Kevin Rudd, 2014 yılında bir toplantıya davet edilmiş.
Epstein, İsrail başbakanı Ehud Barak’a tavsiye veriyor, Hintli iş adamları ile Jared Kuhner arasında toplantı düzenleyebiliyor, Vladimir Putin ile görüşmek için Kremlin’den üst düzey bürokratlarla görüşebiliyor ya da Türkiye’de Merkez Bankası’nın başına birinin geçmesi için Ankara’da bağlantıları olduğu anlaşılıyor. Yani dışişleri bakanlığı ya da büyükelçilikler olmadan da ülke bürokrasisi ile doğrudan temas kurabiliyor. Epstein, her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de ülke içindeki önemli bağlantıları ve organize işleri var. Ancak, Türkiye için sadece Epstein üzerinden yürümek, miyopluk olur. Bu sırları çözmeye “Türkiye’deki Amerika” ile “Küresel Sermaye ve Türkiye” başlıklı kitaplarımda anlattığım Thornburg Raporu ve Bernard Naum’un Türkiye’deki zengin sınıfı nasıl kurduğu, Küresel Elit’in ülkemizdeki bağlantılarının geçmişi ile başlamak gerekir. Ancak bu yoldan gidilirse ülkemizdeki her uğursuzluğun, Kürtçülüğün, Ortadoğu’daki olayların arkasındaki asıl ağın içinde Soros ve Epstein gibi isimlerin ne kadar küçük kaldığını görürüz. Daha da ötesinde Türkiye’nin son on yıllarda içine bulaştığı altın, uyuşturucu, petrol kaçakçılığı vb. kara para işlerinin, bunların Türkiye’de devlet içindeki ve onların manivelası olan mafya ile bağlantılarına da ulaşabiliriz.
Trump’ın Oyun Kitabı
1950’lerden Soğuk Savaş’ın sonuna kadar olan dönemde Avrupa’da yaklaşık 300 bin Amerikan askeri varken, bugün sadece 80 bin civarında. Bununla beraber ABD’ye olan finansal ve ticari bağımlılığı hala çok fazla. Özellikle Fransa, Almanya, Hollanda ve İngiltere’nin ABD ile ilişkileri önemli düzeyde. Transatlantiğin iki yakası arasındaki anlaşmazlığın temelinde ABD elitinin artık Avrupa’nın askeri yükünü çekmek istememesi var. Trump, Batı Yarımküreye odaklanırken Çin’i hedef almak, Rusya’yı yanına çekmek, Ortadoğu’da ise İsrail için İran ile savaş ve bölgeye yeni bir düzen vermek istiyor.
Yeni ABD güvenlik stratejisi önceliği Rusya-Ukrayna Savaşı’nın çözümüne vermişti. Sonraki önceliği ise başta Ortadoğu olmak üzere dış coğrafyalardaki Amerikan askeri varlığının çekilerek Batı Yarımküre’ye özellikle göçleri durdurma ve uyuşturucu trafiğini önlemeye odaklanmaktı. Diğer önemli görülen konu Hint-Pasifik bölgesinde Çin’i Tayvan’a karşı müdahaleden caydırmak için yük paylaşımı yapılmasıydı. Batı Yarımküre’ye öncelik veren Trump’ın amaçları, CFR tarafından istekleri cesur ama yöntemleri belirsiz olarak yorumlandı. Rusya ile yakınlaşan ve uluslararası hukuku tanımayan ABD, Avrupa ve NATO için kötülük kaynağı olmaya aday.
Küresel nitelikli etkinliği olan bir bölgesel güce dönüşme fikri ABD düşünce kuruluşları ile ortak yapılan toplantılarda (Pentagon - NDU vb) tartışılıyordu. Kontrollü geri çekilme ve yeniden konumlanma kolay olmaz. Demografik ve ekonomik bir krizin ortasında daha da zor. ABD refahının üçte ikisi küresel kontrolden geliyor. Ve öncelikler göreceli. Örneğin mevcut ABD doları stokunun dörtte biri Körfez’de. Güç boşluk kaldırmaz ve dağılmayı bir yerden tetikler. Asya Pasifik’e odaklanma da gittikçe küçülen bir hayal. Birkaç yıl içinde daha görünür olacak. Durum 1945’lerdeki İngiltere’ye benzeyebilir.
Trump’ın yeni (birleştirme) stratejisi; yükümlülükleri azaltmak, masrafları müttefiklere yüklemek, Batı Yarımküre’ye çöreklenmek, ikinci alanları önceliklendirmek ve ülkeyi yeniden sanayileştirirken Çin’e karşı zaman kazanmak üzerine kurulu. Bu retoriğe rağmen, Trump, derin-devlet ile bağlantılı teknoloji devlerinin baskısı altında veri alt-yapısından gözetleme sistemleri, Arktik bağlantılardan uzaya-dayalı sistemlere kadar büyük projelere onay vermek zorunda. Diğer tarafta Büyük Teknoloji (Big Tech) var ve dijital, lojistik ve kaynak hâkimiyeti için Grönland’ı istiyorlar.
Trump’ın uluslararası eşkıyalığının hedefinde; Suriye ve Venezüella’dan sonra Somali, Nijerya, İran, Irak, Yemen var. Kontrolden çıkmış Trump, dünyayı kaosa sürüklerken ABD’yi de en güçlü olduğu kurumlarından başlayarak çürütüyor. Trump, “yalnızcılık” yanlısı gözükse de aslında müdahaleci, emperyalist ve sömürgeci.
Donald Trump’ın kurduğu Barış Konseyi, BM yerine gölge bir yapı olarak uluslararası düzeni parçalamayı amaçlıyor. Trump, Gazze ya da Grönland gibi konularda bu yapı üzerinden kendi kararlarını onaylatmak istiyor. Konseye seçilenler liderleri kendisine sadık olan ülkeler. Bir milyarlık dolarlık üyelik karşılığı uluslararası sorunların çözümü için üyelik sunuyor. Çin, daveti reddederken, İsrail, Macaristan ve Azerbaycan kabul etti.
ABD’nin yeni güvenlik ve savunma stratejilerinden anlaşılacağı gibi; Amerikan gücü yumuşak bölümünü terk edip, “güç yolu ile barış” ve “Önce Amerika” söylemleri ile tamamen kaba güce dönüşüyor. Böyle giderse yeni dünyada ABD süper güç olmayacak ama demokrasi diye bir yönetim biçimi de kalmayacak. ABD dış politikasının “serbest ticaret” gibi en önemli kaldıraçlarından biri olan “demokrasi” yayma aletlerini yok eden Trump, ülkedeki seçimleri manipüle etmek, hukuğun üstünlüğünü hiçe saymak ve liberal olmayan bir düzen peşinde. Artık başka ülkelerde serbest ve adil seçimler yapılıp yapılmadığı Trump ve ABD’nin umurunda değil, hatta diktatörler çok daha kullanışlı ve kestirme işlere uygun olarak görülüyorlar, “akıllı adam” iltifatı alıyorlar. Trump’ın yarattığı sarsıntı öyle büyük ki sadece İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yerine oturmuş dünya düzeninin taşlarını değil, kendi ülkesini de başka bir şeye dönüştürüyor. Ve bu en çok ABD ve müttefiklerine zarar verirken; Ruslar ve Çinliler bile olanlara inanmakta güçlük çekiyorlar.
Ancak, Trump’ın işleri iyi gitmiyor. Pentagon, Trump’ın askeri üslerin azaltılması, bazılarının kapatılması planını sulandırdı. Savunma Bakanı Pete Geseth, “şu anda” ABD’nin Avrupa’daki asker sayısını azaltma planının olmadığını söyledi. Trump’ın gangster tarzı bir eylemle Maduro’yu kaçırmak dışında askeri başarısı olmadı. Üstelik güvenlik olmadığı için Amerikan şirketleri Venezüella’dan uzak duruyor. Trump, İran’da savaş yoluyla rejim değişikliğinin ABD’nin bölgesel müttefikleri, dünya ekonomisi ve en önemlisi kendi iktidarı için yaratacağı tehlikeyi, belirsizliği görerek, Muskat müzakeresiyle son anda frene bastı. Ancak, derin devletlerin uzun süredir üzerinde çalıştığı savaş makinesinin durması kolay değil.
Batı Yarımküre; Amerika Kıtası Gelişmeleri
ABD uzun zamandır Venezüella içinde eski başkan Maduro’yu devirmek için hazırlık yapıyordu. CIA’nın Latin Amerika’da giriştiği pek çok darbe tecrübesi var; Guatemala (1954), Şili (1963-1973). Genellikle işbirlikçilerin fonlanması ve içeride kamuoyunu manipülasyonu için etkileme operasyonları uygulandı. Venezüella’daki kadın başkan CIA’nın elemanı idi ve operasyon planını hazırladı. Ancak, Trump’ın karşısına bardak gibi dizdiği petrol şirketi yöneticileri bile Venezuela’ya yatırım yapmayı “güvenlik yok” gerekçesiyle reddetti. Maduro’nun kaçırılmasını yeterli bulmadılar. Venezüella’nın petrol parası Katar’da bağımsız bir hesaba yatıyor, buradan ABD tarafından bir kısmı Venezüella hükümetine aktarılıyor.
ABD, Grönland’ı satın almayı ilk 1867’de denemiş ama 1921 yılında Danimarka zorla el koymuştu. Danimarka, adayı ele geçirmek yerlilerin beslendiği denizleri zehirlemiş, açlığa mahkûm etmişti. ABD, Grönland’ı NATO kapsamındaki araştırma projeleri (Project Iceworm) ve nükleer atma vasıtaları zincirinin parçası olarak kullandı. 1966 yılından itibaren adada nükleer başlıklar depolandı. Danimarka hükümeti, adada yaşayan 57 bin kişi her yıl bütçesinin yarısı olan 600 milyon dolar sağlıyor. Ülkenin çoğunluğu Danimarka’dan ayrılmak istese son ankete göre %85’i ABD egemenliğine karşı.
Latin Amerika işleri Kübalı Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun sorumluluğunda ve sırada Küba var. Venezüella’nın ABD eline geçmesi ile Küba; petrol, elektrik ve ticaret hattını kaybetti. Küba’ya operasyon devlet başkanının oğlu üzerinden geliyor.
Latin Amerika ile ilgili gazetelerde yazmayan pek çok uğursuz haber var.
- ABD, Kolombiya’nın uyuşturucu tarlalarını düzenlemek için fon ayırdı. Kolombiya rejimi Mayıs ayındaki seçimlerde değişecek; askerleri ayarladı, ABD tarafında sağ bir iktidar gelecek. Mevcut Kolombiya devlet başkanı kokainman ve kadın bağımlısı, ülkeyi yönetemiyor; bu yüzden ordu komutanları bir iki kez uyarıda bulunmuştu.
- Arjantin’de ABD’nin adamı geldi, IMF’den para almaya başladı.
- Bolivya ve Nikaragua; Çin ve Rusya ekseninde ancak ABD’nin hedefinde.
- El Salvador, Kosta Rika, Honduras ABD’nin yanında.
- Uruguay, ABD’ye döndü.
- ABD, Brezilya’yı sallıyor.
- Panama ile anlaşma uzatılmadı ve yeni bir oyuna geçiliyor.
ABD, Kanada’yı tehdit etti ancak İngilizler de karşı koyduğu için işi zor. Kanada-Çin-İngiltere; ABD’ye karşı gibi ama bu bir Batı oyunu da olabilir.
ABD, Avrupa ile anlaşarak Grönland’ın önce kaynaklarına el koymak, sonra örtülü işgal ve ilhak planlıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’a ilişkin açıklamaları, Avrupa Birliği (AB) üyelerinin savunma harcamalarını artırma yönündeki istekleri, Kanada’ya yönelik iddiaları Atlantik ittifakında tarihinin en büyük krizinin yaşanmasına neden oluyor.
ABD’nin içine yuvarlandığı ekonomik, ideolojik ve sosyal kriz nedeni ile merkez çökerken çevre dağılıyor. Avrupa ülkeleri seçilmiş müttefiklerle kendi oyunlarının peşinde düşüyor.
- İngilizler, Kuzey ülkeleri üzerinden Ukrayna ve Kafkasya üzerinden Rusların içine yeni Büyük Oyun peşinde.
- Avrupa’da Polonya, İtalya ve Macaristan ABD’nin vasalı; bu ülke üzerinden Almanya-Fransa ikilisini hedef alıyor. Almanya ve Fransa, Rusya’ya yanaşmayı konuşuyor. Alman derin devleti; İtalya ve Fransa ile yeni bir projeksiyon peşinde.
- Trump’ın eylemlerine karşı Almanya ve Fransa, yanlarına Polonya, İspanya, İtalya ve Hollanda’yı alarak altılı bir ekonomik grup (E6) oluşturuyor. Brüksel AB’nin merkezi olması rağmen Belçika dâhil değil. En istenmeyen ülkeler Macaristan, Romanya ve Bulgaristan.
- İtalya hem ABD hem de Rusya’ya oynuyor.
Trump’ın güvenlik garantisini kaldırdığı Avrupa artık kendini ABD’siz yürümek ve kendi savunma kimliğini kurmak zorunda hissediyor. Özetle, bu boşanmanın ABD ve Avrupa için bundan sonra geri dönülmez sonuçları olacak.
Rusya; Suriye’den sonra Latin Amerika’yı da ABD’ye bıraktı, Çin; Avrupa’ya oynuyor, Avrupa’nın Çin’e ilgisi ise bir tuzak.
Türkiye-S.Arabistan-Mısır-Pakistan İttifakı
2020 yılındaki Karabağ Savaşı’ndan beri Türkiye-Azerbaycan-Pakistan üçlüsü arasındaki ittifak yakın zamanda Somali ve Libya’ya uzandı. Ankara, bu ülkelerle birlikte Osmanlı etki bölgesini canlandırıyor. İkinci eksende ise Afrika-Avrasya boyutu var. Çin’den Pakistan’a oradan Türkiye’ye gelecek Çin Ekonomik Koridoru bekleniyor. Rus boyunduruğundan çıkmak için NATO standartlarını hedefleyen Kazakistan da denkleme katılıyor. Azerbaycan, geçen Kasım’da yaptığı gibi Kazakistan Silahlı Kuvvetleri de NATO standartlarında olmak istiyor. Bunların hepsi Trump’ın Uluslararası Barış ve Refah Rotası ile uyumlu olacak. ABD, Güney Kafkasya’dan Orta Asya’ya uzanmak istiyor ve Pakistan’a da burada rol var.
Ortadoğu’da S.Arabistan, Pakistan, Türkiye ve Mısır dörtlüsünün liderleri Yeni Ortadoğu’da yerlerinin olmadığını anladı; bir büyük gücün yedeğinde olmak bize yetmiyor, sıra bize de gelecek ittifakı kuruyorlar. İsrail’e karşı olmaktan ziyade ABD’nin İran operasyonu sonrasına hazırlık yapıyorlar. İttifak olarak bir güç merkezi oluşturmaktan öte denge kurabilmek peşindeler.
Suudi Arabistan ve Mısır’ın da Sudan, Somali gibi bölgelerde İsrail-Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) birlikteliği hedef alınırken, Pakistan Hindistan’a karşı bu ittifakı geliştiriyor.
Mısır, Nil’in su sorunu nedeniyle Etiyopya ile yaşadığı soruna Sudan’dan gelen göçmen sorununu ekledi. Kahire, BAE-İsrail destekli Hızlı Destek Kuvvetleri’ne malzeme taşıyan konvoyu Libya’da havadan vurmak zorunda kaldı. Mısır’ın bu nedenle Libya’nın doğusundaki Hafter yönetimiyle de arası bozulmuş durumda.
Pakistan, Türkiye ve S.Arabistan arasındaki Ortak Stratejik Savunma Anlaşması, taraflardan birine yapılan saldırıyı diğerine de yapılmış farz ediyor ve otomatik askeri karşı koyma nükleer boyutu da kapsıyor. Bu anlaşmanın arkasındaki nedenler sorgulanıyor. Öncelikle Ortadoğu’da devam eden belirsizlik ve bu ülkelerin sınırlarında yaşanan istikrarsızlıklar ilk akla gelenler ama asıl neden ABD-İsrail projeksiyonlarının öngörülemezliği.
İsrail’in Eylül 2025’de Katar’ı vurmasına ABD’nin koruma sağlamaması S.Arabistan’ı tetikledi. Pakistan ise Afganistan sınırı ile başı belada ve ABD’nin Belucistan’daki ayrılıkçılara desteği de dâhil uğursuz istihbarat operasyonları ile karşı karşıya. ABD, Pakistan’ı Çin’den uzaklaştırmak istiyor. Pakistan, Hindistan ile Mayıs 2025’deki son çatışmasında Çin’in verdiklerinden beklediği performansı alamadı ve şimdi Pekin’den daha özerk olmak istiyor.
Üç müttefik birbirlerini tamamlayacaklar. Pakistan, nükleer gücü ve iyi eğitilmiş ordusu; S.Arabistan para ve siyasi ağırlığı; Türkiye ise savunma sanayi ve harekat tecrübesi olan ordusu ile ittifak içinde öne çıkıyor. Pakistan’ın en güçlü adamlarından general Asim Münir, Aralık 2025’de Libya’da Hafter Yönetimi ile 16-18 adet JF-17 Thunder jet uçağı satışını görüştü. Türkiye’nin ayak izlerini takip eden Pakistan ardından Somali ile bir savunma anlaşması yaptı.
Eylül 2025’de S.Arabistan ve Pakistan, Hint-Ortadoğu ekseni için bir stratejik anlaşma imzalamıştı. Ancak, bu ülkenin stratejik vizyonları çok farklı ve ilişkiler kırılgan. İran senaryosu dışında Batının, Çin dostu Pakistan yerine Hindistan’ı tercih edeceği kesin. Pakistan, 2024 yılında silah ihtiyacının %81’ini Çin’den sağladı. Çin özel askeri şirketleri Yol-Kuşak Projesi tesislerini korumak için Pakistan içinde çalışıyor ve istihbarat üssü kurdular.
Pakistan, Türkiye üzerinden Batılı savunma pazarına ulaşmayı amaçlıyor. Pakistan, Türkiye ve S.Arabistan ile üçlü savunma anlaşmasını İran ve BAE gibi Ortadoğulu aktörleri kızdırmadan yürütmek zorunda. Pakistan için kötü haber, BAE’nin Hindistan ile yakınlaşması, savunma ve ticaret anlaşması yapması. İran ise henüz başı büyük belada iken Pakistan konusu bekliyor.
Mısır, Nil’in su sorunu nedeniyle Etiyopya ile yaşadığı soruna Sudan’dan gelen göçmen sorununu ekledi. Kahire, BAE-İsrail destekli Hızlı Destek Kuvvetleri’ne malzeme taşıyan konvoyu Libya’da havadan vurmak zorunda kaldı. Mısır’ın bu nedenle Libya’nın doğusundaki Hafter yönetimiyle de arası bozulmuş durumda.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır; Somali ve Sudan’da birbirlerine yakın politika izleniyor. Bu üç ülkeye Pakistan eklendi. Pakistan’ın Sudan’a satmayı planladığı uçakların maliyetinin Suudi Arabistan tarafından karşılanması düşünülüyor.
Somali’de İsrail ve BAE, Somaliland’ı tanıdı, Türkiye ile karşı taraftalar.
Libya’da Pakistan ve Türkiye paslaşıyor ve bu Somali’de de devam ediyor. Bu işbirliği daha önce Azerbaycan için yapıldı ve Kazakistan’da da var.
Trump, Türkiye ve Organize Suçlar
Mafya tipi işler artık devlet yönetimlerinin de bir yöntemi oldu. Pek çok devlette kara para, uyuşturucu, fuhuş, insan kaçakçılığı devletin örtülü gelirlerinin kaynakları arasına girdi. Devlet mafya ilişkisi basit bir yoldan çıkma hadisesinin ötesinde, ABD tarafından yıllardır dünyanın değişik bölgelerinde mafyaları kontrolü sağlamak, muhalifleri susturmak için kullanıyor.
Ortadoğu’yu İngilizlerden devralan ABD, 1950’lerden beri bir Arap aristokrat tabakası yetiştirdi; bir şah (İran), sultanlar (Abu Dabi, Umman), emirler (Bahreyn, Kuveyt, Katar, Dubai) ve krallar (Suudi Arabistan, Ürdün, Fas). Fas’tan İran’a bu istikrarsız bölgede Amerikan silahlarına bağımlı askeri ittifaklarla kendine sadık rejimler oluşturdu. Bu ülkelerin iç güvenliğini, Amerikan sermayesinin ve ülke elitlerinin özel beklentilerini karşılamak için CIA sağladı.
ABD bir yandan ülkeleri uyuşturucu ile mücadelede yetersiz kalmakla suçlarken, CIA elemanları dünya genelinde uyuşturucu gelirlerinden yolsuzluk cennetleri yaratır.
1986 yılına kadar ABD’de kara para aklamak suç değildi. Bugün BM tahminlerine göre aklanan kara para 800 milyar dolar ile 2 trilyon dolar arasında, dünya GDP’nin en az % 2-3’ü oranında. ABD içinde en çok aklama, emlak sektörü üzerinden yapılıyor. Bu yüzden bol bol ister ABD kaynaklı ev alma programları seyrediyorsunuz. Kara para aklama trafiği içinde Avrupa’dan Fransa, İspanya, İtalya, Monako, İngiltere, Hollanda, Belçika öne çıkıyor; bağlantı uçlarında Türkiye ve Dubai var.
CIA, Dubai üzerinden afyon ve gizli silah satışını yürütmektedir. Yaratılan bu Altın Hilal’de İran, Afganistan ve Pakistan bulunmaktadır. Singapur ise 1968 yılında İngiliz Sterling döviz bölgesinin parçası olarak finansal merkez oldu. Singapur, daha çok Endonezyalı hükümet ve iş adamlarının kara para aklama işleri ile tanındı. Singapur, ekonomisini ayakta tutmak için Çin’den gelecek kara parayı çekecek kumarhaneler inşa etti.
Son yıllarda Ortadoğu ve Orta Asya coğrafyasında yaşanan göçler bu trafikte patlama yarattı. Çoğunluğunu fahişelik, seks turizmi, seks köleliği ve işçilik amacı ile yasal olmayan yollardan insan trafiği oluşturmaktadır. Organ ve bebek kaçakçılığı da bu trafiğe eklenmelidir.
Hemen tüm dünyada küçük büyük birçok istihbarat servisi küresel mafya ile ortaklaşa çalışmakta ve hatta zaman zaman ona rakip olacak düzeyde faaliyetlere girişmektedir.
Organize suçların arkasında devletler ve özellikle istihbarat örgütlerinin olması yanında pek çok devletin bu kara ekonomiyi önemli bir gelir kaynağı görmesi; organize suçlarla mücadelede en büyük zorluktur.
2023-2025 yılları arasında özellikle devlet bağlantılı aktörlerin faaliyetlerinde ve işbirliğinde artış görüldü. Lojistik, finans ve teknoloji alanındaki özel şirketlerin payı da gittikçe artıyor. Uyuşturucu özellikle sentetikler ve kokain kullanımı artıyor. Bunları finansal suçlar (kara para) takip ediyor.
Genelevci bir aileden gelen ve oldum olası mafyavari çalışan gazinocu Trump için bu yollar en bilindik ve en sevdiği işlerdi. Şimdi kendince bazı akıl oyunları ile uluslararası sistemi de buna uyduruyor. Uluslararası organize suç örgütleri özellikle uyuşturucu, insan ve hafif silah kaçakçılığı ile ilgilidirler. Ancak, devletler uzun zamandır uyuşturucu kadar, altın (değerli madenler), petrol kaçakçılığı ile özel bütçeler oluşturmakta, hatta dış politikadaki kirli işlerini bu paralarla finanse etmektedirler. Bunun için devlet içi örtülü bir yapılanma kadar, kara parayı aklayacak özel mekanizmalar kurmuşlardır.
Önceki FBI Direktörü James Colbey, ABD Başkanı Donald Trump hakkında mafyavari işlerle uğraştığı suçlaması yapmıştı. Trump’ın devlet şantajı yolu ile son yıllarda başta Suudi Arabistan olmak üzere pek çok ülkeden karşılıksız para istediğini biliyoruz. ABD’nin son yıllardaki bu tür işleri başta Almanya dâhil pek çok ülkeyi şantajına aldı ama bunlar yazılacak şeyler değil.
Türkiye’de kara para işleri 1980’li yıllarda Turgut Özal yönetimi ile başladı. Ancak, AKP ile birlikte işler değişti. Sınırsız ve karşı konulmaz bir tek adam rejimine dönüşmeye çalışan iktidar, Ortadoğu’da terör bataklığına bulaşırken, kara para trafiği ile ideolojik projelerini finanse etme yolunu seçti. İran ile altın-gaz alışverişi, Suriye’deki cihatçılar, Yasin el Kadı, Saleh al Aruri, Hamas bağlantıları, İnsani Yardım Vakfı (İHH) ile bağlantıları bu trafiğin ifşa olmuş kanallarıdır. Uçak ve TIR’lar ile para, altın ve silah taşıma işlerinde hassas devlet kurumlarını, kargo şirketi gibi kullandı. Uyuşturucu işi Kolombiya’dan; malumunuz modernize edilmiş ATA uçağı Brezilya’da yakalandı. ABD’nin taşeronluğu ile Türkiye; Nijer (uranyum), Sudan (altın), Somali (petrol/doğal gaz), Mali (altın) peşinde. Venezüella ise sadece petrol değil altın ve uyuşturucu işinde de var.
ABD’nin hem Suriye hem de Ukrayna dosyalarında Türkiye'ye güvendiği biliniyor. Ancak, Türkiye’den istenen Latin Amerika ve Afrika'dan Doğu Asya’nın uzak bölgelerine kadar uzanan jeopolitik meselelerde Ankara’nın yardım programları görüntüsü arkasında karanlık ağlarının derinleşen rolüdür.
Organize suçlar, 2025 yılı itibarı ile 9’u en üst olmak üzere, 66 ülkede (BM üyesi ülkelerin %34.2’si) yüksek suç oranı, ama düşük seviyede mücadelesi var. Türkiye, organize suçlar sıralamasında 193 ülke arasında 10., suçla mücadelede ise 131. sırada.
Türkiye’yi uluslararası sahnede ilgi çekici hale getiren de Latin Amerika ve Afrika’dan Doğu Asya’nın uzak bölgelerine kadar jeopolitik meselelerde artan İslamcı ve akçeli işlerdeki rolünün sağladığı potansiyel oldu.
Son dönemde ABD ile ilişkiler eskiden olduğu gibi devlet kurumları arasında değil, liderler arasında şekilleniyor. ABD derin devleti (Pentagon ve CIA) bağları çoktan koparan ve kaleleri bir bir düşmekte olan Ankara, içeride ve dışarıda konumunu koruyabilmek için Trump’ın manevra alanına oldukça bağımlı. Bu ilişkide ABD kural koyan, Türkiye ise kurala uyan ve uygulayan aktör rolünü oynuyor yani pazarlık yok. Aslında Türkiye’nin içinde neler olduğu Trump’ın zerre kadar umurunda değil. Trump, Türkiye’ye Kongre nezdinde meşruiyet kazandırmak istiyor çünkü Kongre’de Türkiye karşıtlığı çok güçlü. İlişkiler görüntüde çok dostane olsa da Trump’ın ayarsızlığı nedeni ile aniden tehdide evrilmeye müsait. İkili ilişkiler güç gösterme ve görüntü dostluğunun bir kombinasyonuyla yürütülüyor.
Makalenin devamı için;
https://www.academia.edu/164674652/Küresel_Güç_Eliti_Trump_ve_Epstein