Fransa Kaybolan Otoritesinin Peşinde

Yazan  02 Ekim 2020

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Suriye'de cihatçı gruplardan ayrılan savaşçıların Gaziantep'ten geçerek Dağlık Karabağ'da cepheye katılmak üzere yola çıktıklarına dair ellerinde güçlü kanıtlar olduğunu söyledi.

Macron, "Dağlık Karabağ'daki Suriyeli cihatçılar meselesi 'oyunu değiştiren' çok ciddi bir gerçek" ifadesini kullandı.

AB liderler zirvesi öncesi konuyla ilgili açıklama yapan Macron, şöyle konuştu:

"Bugün elimize geçen kesin bilgilere göre, cihatçı gruplara bağlı Suriyeli savaşçılar, Gaziantep üzerinden Karabağ'da cepheye katılmak üzere yola çıktı. Bu sonuçları değiştirecek çok büyük bir yeni gelişme. Önümüzdeki saatlerde Avrupa Konseyi'nde konuşacağız. Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump'la elimizdeki bilgiler hakkında görüşüyoruz.

Fransa, İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa ve Ortadoğu’da kaybettiği otoritesini yeniden sağlamak amacıyla küresel bir aktör olduğunu her seferinde ispat etmeye çalışıyor. Bu doğrultuda ilk önce Suriye, ardından da Libya politikalarında Türkiye’nin tam karşısında yer alan Fransa, kendisine bölgede rakip olarak gördüğü Türkiye’nin önemli bir aktör olarak görünmesini engellemek istiyor. Ülkesindeki kötü ekonomik tablonun gidişatına ve artan işsizlik oranlarının gerilemesine çare olamayan Macron, dış politikada agresif davranarak otoritesini korumak istiyor.

Avrupa Birliği içerisinde yaşanması muhtemel otorite boşluğundan faydalanarak Avrupa’nın liderliğine soyunmak isteyen Macron, ülkesini dış politika anlamında yalnız bırakacak hamlelere bir yenisini eklemekten çekinmiyor. Libya’da, Birleşmiş Milletlerin tanıdığı meşru hükümeti desteklemek yerine Halife Hafter’in yanında yer alan Fransa’nın bu duruşu, başta Avrupa Birliği üyesi ülkeler tarafından eleştirilmiş ve tepki toplamıştır. Fransa’nın, Doğu Akdeniz’de hiçbir hak ve menfaati bulunmamasına rağmen Yunanistan ve GKRY’yi Türkiye’ye karşı kışkırtması, bölgesel ve küresel güç olma iddiasını taşıyan Fransa’nın agresif politikasını gözler önüne sermektedir.

Fransa, uzun yıllar boyunca sömürgeci devlet sıfatıyla bulunduğu Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında yeniden otorite kurma çabası içerisine girmiştir. Bunu Libya, Suriye ve Lübnan politikalıyla da görmekteyiz. Özellikle Lübnan’da yaşanan ve Fransa’dan Lübnan halkına miras kalan anayasa çerçevesinde yaşanan hükümet krizinde, Fransa’nın baskılayıcı rolü inkar edilemez bir gerçektir. Lübnan’da siyaseten de varlık gösteren Hizbullah’ın, Fransa ile yaşadığı derin ayrılık hükümet kurma krizinin ana eksenini oluşturmaktadır. Fransa Lübnan’da da siyasi çözümün bir parçası olmaktan ziyade, çözümsüzlüğün bir parçası olmayı isteyerek ya da istemeyerek tercih etmektedir.

Macron son yaptığı açıklamayla, Güney Kafkasya’da yaşanan çatışma ortamının suçlusu olarak dolaylı yönden Türkiye’yi hedef göstermektedir. Macron, Türkiye’nin cihatçı gruplara alan açarak Gaziantep üzerinden Karabağ’a gönderdiği iddiasında bulunarak bölgede çözümsüzlüğün parçası olmaya devam etmektedir. Minsk Grubunun da eş başkanı olan Fransa’nın bu yöndeki beyanı bölgedeki siyasi denklemi etkilemeyecektir. Minsk Grubu üyesi ülkeler uzun yıllar Karabağ sorununa çözüm olamamıştır, bundan sonraki süreçte de çözüm olmaktan uzak görünmektedir. Macron’un böyle bir iddiada bulunmasının sebebi, bölgesel sorunları çözerek yeniden küresel bir güç olduğunu ispat etme arzusundan kaynaklanmaktadır. Bu iddianın bölgesel bir etki yaratma ihtimali düşük görünmektedir.

 

KAYNAK:

https://tr.euronews.com/

 

Barış Yüksel

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Uzman

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR