G.E.Fuller’in ’’Türkiye’nin Kürt Meselesi’’ adlı kitabının (İslamsız Dünya, Yeni Türkiye Cumhuriyeti kitapları da bulunmaktadır) önsözünde ABD’nin Türkiye eski Büyükelçisi M. Abramowitz’in yazdıkları ne kadar dikkat çekicidir. Şöyle diyor: ’’…Kürtler, 1.Yasal bir Kürt kimliğini ortaya koyan, 2.Güneydoğudaki mevcut askeri yaklaşımı çarpıcı biçimde azaltan ve değiştiren, 3.Kürt siyasi partilerini taciz etmek veya kapatmak yerine koruyan, 4.KÜRTLERİN KENDİ DİLLERİNDE EĞİTİM ALMALARINA İMKÂN VEREN, 5.Merkezi idareden yerel idareye geçen bir çözüm talep ediyorlar.
Bu öneriler hiçbirimize yabancı gelmiyor değil mi?...
Kürt sorunu diye ortaya atılan tezler aslında Hristiyan Batı emperyalizminin Türkiye’ye karşı sunduğu Türkiye’yi parçalama projesi değil de nedir? Toplumun önüne konan bu halklara özgürlük projesi bir bölücülük, feodalite ve terör sorunudur. Tarih boyunca hiçbir devlet kurmamış, bir devlet içinde azınlık olarak yaşayamamış, bugün dahi isimleri Türk-Müslüman olan bu insanlar, onlarca başkaldırıda bulunmuşlardır. Bunlarda bazıları şunlardır. 1820 Zaza, 1839 Garzan, 1841-1847 Bedirhan, 1914 Bitlis, 1919-1922 Simko, 1921 Koçgiri, 1925 Şeyh Sait, 1926 Jilyan-Hazro, 1937 Dersim ve 1984’de başlayan Pkk isyan ve ayaklanmaları neticesinde binlerce vatandaş hayatını kaybetmiş, Osmanlı’ya ve Türkiye Cumhuriyetine çok zaman kaybettirmiştir.
MÖ 3000 (7000)-900 arasında Anav, Afanasiyeva, Andronova kültürleri ile tarih sahnesine çıkmaya başlayan Türkler, Altay-Sayan-Tiyanşan-Ural Dağları, Baykal Gölü, Sibirya Bozkırları, Hazar Denizi Kuzeydoğusunda, İç Moğolistan’da ve Türkmenistan-Aşkabat çevresinde yaşamış ve yine bu bölgelerde MÖ 220’de kurdukları Hun Devleti ile dünya tarihine Türk adını duyurmuşlardır. Geçen zaman içinde batıya göç eden Türkler Anadolu, K.Afrika, Mısır, Hicaz, Yemen eyaletleri, Balkanlar, D. Avrupa’ya yerleşmişler ve yaklaşık 100 milyon km2’ye hükmetmişlerdir. Bu coğrafyalarda Maniheizm, Budizm, Gök Tengrici, Musevi, Hristiyan dinlerini zaman zaman kabul etmişler ve sonunda bir adalet ve hak dini olan Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Türkler İslam’ın kılıcı olmuş ve manevi duyguları İslam’la daha da güçlenmiştir.
2026 Türkiye’si 783.562,38 km2’lik kara toprakları ve 462.000 km2’lik Mavi Vatanı (Karadeniz, Ege ve Akdeniz’deki yetki alanları), 86 milyon nüfusu (%80’i Türk, %17’si Kürt ve %3’ü diğer etnik gruba mensup vatandaşlar), yaklaşık 19 triyon TL’lik bütçesi, 958 milyar dolar dış ticaret hacmi (İhracat 273.434 milyar dolar, ithalat 365.524 milyar dolar), 1.799 milyar TL bütçe açığı, 25.200 milyon dolar cari açığı, 1.565 milyar dolar GSYH’sı, kişi başına düşen milli geliri 18.198 dolar, dünya maden rezervlerinin %3.65’i, üretimin %1.7’si, 69 milyon ton petrolü (45-50 milyon ton yıllık ham petrol ve petrol ürünleri tüketimi), 713 milyar metreküp doğalgaz rezervi (55-60 milyar metreküp tüketimi), 122.519 MW elektrik kurulu gücü, 362.952 GWh elektrik üretimi, kişi başına yaklaşık 4.000 kWh elektrik tüketimiyle dünyanın 17nci ekonomisine sahip güçlü bir ülkedir. Türkiye sahip olduğu bu imkânlarla bu coğrafyada huzurlu bir şekilde yaşamak istemektedir. Gelin görün ki emperyalistler Türkiye’nin huzur içinde yaşamasına uzun yıllardır müsaade etmemektedirler. Osmanlı’da başlayan ve milli devlet ilkesi ile kurulduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile devam eden ayaklanmalar, kışkırtmalar, isyanlar ülkenin çağdaşlaşmasına, kalkınmasına önemli darbeler vurmuştur. 1820,1839, 1841, 1914,1919, 1921 (Koçgiri), 1925 (Şeyh Sait), 1926, 1930 (Menemen), 1937, 1938 (Tunceli) ve 1984 (Marksist- Leninist pkk) bunlar ve diğer isyanlar etnik, iktidarı devirmek ve dini temelli olan Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaklaşık 100 isyan gerçekleşmiştir. Diğer taraftan, Sevr’i reddedip, parçalayıp, yırtan Türkiye üzerine Hristiyan dünyası adeta bir kâbus gibi çökmeye başlamıştır. 1860’lı yıllarda Osmanlı devletinde 160.000 civarında Kürtçe, İbranice, Rumca ve Ermenice kitap olduğu ifade edilmektedir. Diğer taraftan ülkede hem eğitimi yönlendirmek hem de misyonerlik faaliyetlerini kolayca yürütmek, böylece Türkün geleneklerini, ananesini, neticede töresini değiştirmek için Fransız, İngiliz, İtalyan, Alman ve Amerika okulları açılmıştır…
Aslında Türkiye uzun yıllardır kendi içinde yönetenlerle karşı olanlar arasında devam eden bir kavganın içindedir. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bu kavgaları nefret, kızgınlık, şaşkınlık içinde ve fakat sakin bir şekilde izlemiş, seçimden seçime oyunu kullanarak iktidarları değiştirmiştir. Ancak sosyal yapısının güçlü olmasından kaynaklanan milli devlet yapısı Ortadoğu ve Asya’ya ulaşma konusunda emperyal devletlerin önünde bir engel teşkil etmiş, hala da etmektedir. Vatan, devlet, millet, bayrak, din, dil Türk Milletinin vazgeçilmezleri olarak adeta genlerine işlenmiştir. İşte bu toplumun inanç sistemini yıkmak için zaman içinde dış mihraklı düşünce kuruluşları ve içeridekiler dil, din, milli devlet, vatan konularını kurcalamaya başlamışlardır. Hedef Türkiye’yi parçalamak…
2003 yılında ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice tarafından The Washington Post gazetesindeki makalesinde şu ifadeler hem düşündürücü hem de ürkütücüdür. ’’Ortadoğu'da 22 ülkenin sınırları değişecek, buna Türkiye de dahil’’ Bu konuda bazılarının da söylediklerini birer cümle ile aktaralım. B.Clinton ’’ Amerikan kontrolünde bir halife ile İslam dünyasını yönetmek bizim için en masrafsız yoldur.’’, G.Fuller ’’ Kemalizm’e son verin Osmanlı’yı övün.’’, S.Huntington ’’ Türkiye Atatürk’ün mirasını reddetmelidir.’’
BOP içinde yeri olan ve Arap Baharı masalı ile başlayan Ortadoğu’nun işgali İNGİLTERE-ABD-İSRAİL-RUSYA ve ÇİN’in gayretleriyle iktidarların yıkılmasına sebep olmuş emperyal devletlerin inatçı, söz dinlemez liderleri öldürülmüş veya kaçmışlar, ülkeleri de paramparça olmuştur. 21. Asırda milletleri yok etmek, insanları yuvalarında uzaklaştırmak da neyin nesidir diyecek noktada değiliz. Zira emperyal güçlerin ayak sesleri yanlış politikalarla da birleşince stratejik derinlik alt üst olmuştur(!).
TÜRKİYE TÜRKLERE BIRAKILMAYACAK KADAR DEĞERLİDİR. Bu sözü kim söylemiştir? İngiliz Başbakanı Churchill mi? ABD Dışişleri Bakanı Kissinger mi? ABD Dışişleri Bakanı Madeline Albright mı? İngiltere Başbakanı Ewart Goldstone mı (Medeniyetimizin bekası için Türkleri Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu’da yok etmeliyiz ifadesini dile getiren kişi.). TÜRKİYE, emperyal güçler için Ortadoğu, Afrika, Kafkaslar, Asya, Adalar Denizi (Ege), Akdeniz, Karadeniz, Doğu Avrupa’ya hakim olma yolundaki tek güçlü ve engel teşkil eden bir ülkedir. Zira hidrokarbon yatakları, madenler ve su kaynaklarına erişimde adeta bir köprü görünümündedir. Türkiye’ye rağmen bu coğrafyada asla ve asla yeni bir düzen kurulamayacağını emperyalizmin bekçileri çok iyi bilmektedirler. İşte bu sebeple bu büyük coğrafyada önce İslamiyet’i yıkmak ardından petrol, doğalgaz, maden ve su kaynaklarını ele geçirmek hedefini benimsemiş bir hareketin başlaması için BOP adını verdikleri bir yıkım projesini hayata geçirmişlerdir.
İşte bu ortamda Türk insanı hafızasını yoklayarak son yüz yılda başına neler geldiğini değerlendirirken şu olayları dikkate almaktadır.
İkinci cumhuriyetçiler diyen bir grup, 1923 Cumhuriyetini ekonomik ve sosyal konularda halktan yana tercihlerini kullanmayan ve sınıfsal çıkarların dikkate alınmadığı baskıcı bir cumhuriyet olduğunu söylüyorlardı. Neredeler? 1923 Cumhuriyeti Türk Milleti’nin vazgeçilemez bir hayat tarzıdır. Halklar arasında bir ayrım yok, her vatandaş iş kuruyor, milletvekili, bakan, cumhurbaşkanı, bilim insanı, bürokrat, belediye başkanı, yazar-çizer, sanatçı, asker olabiliyor. Her insan kendi yöresinin değerlerini yaşıyor ve koruyor. Her insan kendi dilini konuşuyor, dini vecibelerini yerine getiriyor, adalet önünde de herkese adil davranılıyor. Niçin yeni bir cumhuriyet istiyorsunuz? Bu grup ülkenin manevi değerlerine oldukça uzak, materyalist bir topluluğun mensuplarıydı.
Bir zamanlar ülkede toplumun büyük bir kısmı tarafından tasvip görmeyen ve ülkede komünist rejimi kurmak için çaba sarf edenlerin belli bir elit grup etrafında örgütlendiği bilinen bir gerçek. Halk bu zihniyete pek el uzatmadı. Zira bu hareket her daim Sovyet Sosyalistler Birliği’nin etkisinde faaliyetlerini yürütmüştür. Sanki o günün Rusya’sında halkların özgürlüğü mü vardı? Proleter Diktatörlük işçi sınıfını mı koruyup kolluyordu? 1917 Ekim Devrimi sonrası Rusya’da Lenin tüm imparatorluk ailesini (Çocuklar dahil) öldürmüş, Kızıl Ordu beş milyona yakın insanı ortadan kaldırmış, Polonya (Katin katliamı), Macaristan, Ukrayna, Baltık ülkeler işgal edilmiş, korku içinde uzun yıllar yaşamaya mahkum edilmişlerdir. 1944 yılında Stalin’in dört yüz bin Kırım Tatar’nı sürgüne göndermesi bugün bile yürekleri dağlamaktadır. Stalin döneminde kaç kişinin öldürüldüğü bilinmemektedir (50.000.000’dan fazla olduğu ifade edilmektedir). Mesela Sovyet Rusya’nın karanlık yüzü olan GULAG TAKIMADALARI’nda 20.000.000 kişinin soy kırıma uğradığı söylenmektedir (A.Soljenitsin’in Gulag Takımadaları adlı kitabını lütfen okuyunuz). Bu baskı ve sömürü düzeni 1991’de komünizm yıkılan kadar devam etmiştir.
Bugün Rusya Federasyonunun rejimi federal yarı başkanlık sistemi olan cumhuriyettir. Rusya Federasyonu çok partili temsili demokrasi ile yönetilmekte olup, federal hükûmet üç erkten meydana gelmiştir. Yasama, yürütme, yargı. 2.540 milyar dolar GSYH ve kişi başına düşen milli geliri 17.466 dolar ve 150 milyar dolar savaş bütçesi ile dünyanın dokuzuncu büyük ekonomisi ne sahip otoriter bir sistemle yönetilmektedir. Rusya’nın Suriye, Belarus, Ermenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Libya, Moldova, Küba ve diğer bazı ülkelerde toplam 30.000 askeri gücü, silah araç ve gereçleri bulunmaktadır. Rusya hiçbir zaman masum bir ülke olmamıştır. Durum bugün de aynıdır. 2014’de Ukrayna’yı işgal ile başlayan Büyük Rusya hayalleri Kırım, Donetsk ve Luhansk (Donbas Bölgesi) ilhakı ile neticelenmiştir. 24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşında bugüne dek 1.500.000 insanın öldüğü ifade edilmektedir. Putin’in tek gayesi Ukrayna’da Rus yanlısı bir hükümet kurmaktır.
Sovyet komünizmi ile mücadele edilirken birden karşımıza Çin komünizmi çıktı. İki komünist görüş Türkiye içinde çatışmaya başladı. Toplum uzaktan uzağa ülkede neler olduğunu takip ederken de bu akımları asla desteklemedi.
1 Ekim 1949’da Mao’nun başkanlığındaki Çin Komünist partisi kapitalizmin izlerini yok etmek için kültür devrimini başlatmış ve iktidarda kaldığı 27 yıl boyunca Çin’de yaklaşık 40.000.000 insanın öldürüldüğü iddia edilmektedir. Karşı devrimcilere karşı uygulanan ve soykırım boyutların ulaşan katliamları öğrenen toplum bu rejimin pek hayırlı olmadığına inanmış ve ne Sovyet ne de Çin komünizmine geçit vermemiştir.
Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti, Çin Komünist Partisi tarafından yönetilen tek parti rejimine sahip sosyalist cumhuriyettir. 19.400 milyar dolar GSYH ve kişi başına düşen 13.806 dolar ve 250 milyar dolar savaş bütçesi ile dünyanın ikinci büyük ekonomisine sahip teknoloji devi bir ülkedir. Çin yüz yıllardır nüfusunun büyük kısmına uyguladığı baskılarla bilinmektedir. Günümüzde bu istibdat rejimi Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri’ni yok etmek için büyük kıyımlar yapmaktadır. Ayrıca komşusu Myanmar’ı dünyanın gözü önüne sömürmekte (Yılda yaklaşık 40.000 ton NTE almakta ve üretimini kontrol etmektedir), buradaki halk hareketlerini de askeri güç kullanarak bastırmaktadır. Diğer taraftan Çin tarafından yönlendirilen 24 milyon nüfuslu Asya Kaplanı olarak bilinen Tayvan’a karşı uyguladığı politika hiç de masum değildir. İlhak edildiği taktirde hangi ülke sesini yükseltebilir ki?
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın süper gücü olmaya başlayan ve kendilerini Tanrı’nın seçilmiş insanları olarak gören ABD’leri, günümüzde 30.620 milyar GSYH ve kişi başına düşen 89.599 dolar ve de 1trilyon dolar savaş bütçesi ile artık dünyanın baş belası haline gelmiştir. 1823 Monroe Doktrini günümüzde de geçerliliğini korumaktadır (ABD, sınırları dışındaki devletlere karşı ABD’nin çıkarlarını koruyan bir ilkeler bütünü). Karıştırmadığı ülke, yıkmadığı iktidar, değiştirmediği rejim, işgal etmediği toprak, el koymadığı kaynaklar ve neticede milyonlarca ölen insan… Yeni yönetimi ve başkanı ile dünyaya adeta kan kusturmaktadır. Emperyalist Batının ses çıkarmaması aynı düşünceye sahip olmalarındadır. Peki çıkan cılız sesler ya da çıkmayan gür seslere n’oldu? Her iktidar köşeye çekilerek olayları seyrediyor. Peki neden?
İşte bu hengâme içinde vatanını seven, Türk Bayrağını korumak için canını vermeye hazır, inancına saldırıya saldırı ile cevap vermeyi ilke edinmiş , ancak fakirlikten inleyen evinde, parklarda, bahçelerde elini çenesine dayamış, ya da başını avuçlarının içine almış düşünen ve olayları değerlendirmeye çalışan fakirleşmiş Türk insanı kara kara düşünmektedir. Ben ne yaptım da bugün çok büyük sorunlarla karşı karşıya kaldım? Günümüz Türkiye’sini ve dünyada cereyan eden olayları da bilgisi çerçevesinde kendi aralarında şöyle konuşuyor ve değerlendiriyor:
Zengin kaynaklarımız olduğu halde bu ülke neden et, ot, bakliyat ithal ediyor? Fiyatlar hızla yükselirken ücretlerin artmama sebebi nedir? Gıda enflasyonun resmi rakamlara göre %30’lar civarında seyretmesi niçin önlenemiyor? İthalatı önlemenin tek yolunun üretim olduğunu herkes bilmektedir (Yıllık enflasyon %31). İthal edilen hayvanların domuz yemleri ile beslenmediği kontrol ediliyor mu? Buğday, arpa, mısır, saman, mercimek, kuru fasulye, nohut, pamuk, ayçiçeği yağı, hayvan yemi, pamuk, ceviz et ve daha birçok ürün daha ithal ediyormuşuz? Neden?
Sıcak paraya bağlı ekonomik kalkınma ne kadar sürebilir? Üretimin giderek azaldığı bir ülkede sürekli ithalat bütçenin açık vermesi sonucunu doğurmaz mı? Alım gücünün düşmesi de bizleri böyle kara kara düşündürmektedir.
Mafyanın, uyuşturucu çetelerinin böylesine artmasına kim ya da kimler göz yummuştur? İktidarın bu konuya ciddi şekilde eğildiği görülmektedir. Uyuşturucu baronları, sokak çeteleri, dev şirketlerin yaptıkları usulsüzlükler, kara para aklama, rüşvet, bahisçiler iktidarın gücü ile temizlenerek ülkenin rahat bir nefes alması sağlanabilir. Bu haberler bizleri çok üzmektedir.
Gabar’da çıkan petrol için bir bakanın ’’ Çıkan petrolü koy traktörün deposuna çalıştır’’ sözüne hepimiz şaşırdık. Petrol bir işlemeden geçtikten sonra benzin, mazot ve diğer ürünler elde edilir. Bu nasıl düşüncedir? Biz bunlara inanmıyoruz. Doğalgazın artık evlerimize ulaşmasını istiyoruz. Ne zaman geliyor bu gaz? Doğu Akdeniz’in önemi tüm dünya tarafından bilinmektedir. Bölgede başlamış olduğumuz doğalgaz ve petrol aramalarına yeniden başlamak iyi sonuçlar almamızın önünü açabilir.
Adalar Deniz (Ege) asker bulundurulmaması gereken adalar ve kayacıkların Yunan istilasından kurtulması için gerekli çalışmalar yapılmalı gerekirse askeri harekâta başvurulmalıdır. Yarın bir gün kara sularını 12 mile çıkarılmış bir Yunanistan ile karşı karşıya kalmamak için tedbirler bugünden alınmalıdır.
Kim vatan toprağında terör olsun ister ki? Vatan topraklarından bir parça isteyenler ne zamandan beri kurucu önder oldu? Yılar önce ip atarak bu adamı asın diyen bir zihniyetin zaman içindeki gelişimi… Bizlerin başından sanki kaynar sular döküldü. Yıllardır bizi kandıran bir milliyetçi grup şimdilerde neler yapıyor? Çıkışlar iktidarı da tedirgin edebilir. 50.000 kişinin katili, bir terör örgütünün başı nasıl oluyor da önder olabiliyor? Bizler bu ifadelere, yaklaşıma, davranışa çok kızdık, içerledik, samimi bulmadık. Düne kadar Kürt sorunundan bahsetmeyen milliyetçilere n’oldu? Bu milliyetçi dünya görüşünün fikri olabilir mi? Terörsüz Türkiye için herkes çalışsın, ama böyle düşüncelerle toplumun karşısına çıkılmasın. Yarın birgün federasyonu içeren yeni bir istekle gelirlerse konulacak tavrın ne olacağını merek ediyoruz. Anayasa ve yasalar önünde tüm Türk vatandaşları eşit değil midir? Yoklukla savaşan vatandaşa bakınız bir de önderin yandaşlarına…
Deprem ülkenin gerçeği. Geldi mi zengin, fakir ayırt etmeden vurur geçer. Ülkenin hemen her yerinde depremin tehlikelerini azaltmak için daha çok çalışmak gerekmektedir. İstanbul yıkılırsa Türkiye’nin çok büyük zarar göreceği unutulmamalıdır.
Türkiye güneyinden ve doğusundan kürt grupları tarafından çevrelenmiş durumda. İran’ın doğusundaki ayrılıkçı kürt gruplarına dikkat etmek gerekir. Devletimizin bu konuda dikkatli olduğunu biliyoruz. İran’da rejimi bile değiştirecek Hristiyan koalisyonunun sonraki hedefi Türkiye’yi parçalamak olabilir mi? Kitabı Mukaddes’e göre İsrail oğullarına vaat edildiği söylenen topraklara ulaşmak için İsrail rahat durmamaya devam edebilir mi? Türk Devleti gücü ve halkının inancı ile düşman tehditlerine her daim hazırdır. Biz de hazırız… İran sen de ne kadar zayıf bir ülkeymişsin. Savaşın başlayacağı gün gibi aşikârken, sen dini liderini koruyamıyorsun. Ne demeli?...
Bizler yani vatandaşlar olarak devletimizin önemli görevlerde bulunan yöneticilerinin biraz daha dikkatli korunmalarını tavsiye ediyoruz. Ne yapacağını bilmeyen İran Ankara, İncirlik ve Kürecik için kötülükler düşünebilir.
İşte vatanını, bayrağını, ülkesini seven sade bir vatandaş olarak naçizane düşüncelerimiz ve isteklerimiz bunlardır.
Ana muhalefet ne yaptığını bilmeyen, ekonomik ve sosyal konularda net bir düşünce ortaya koymayan kadrolarıyla yola devam ederse sonuç hüsran olabilir. İktidar bloğu yeni hamlelerle ülkeyi düzlüğe çıkarma çabasını artırabilir. Terörsüz Türkiye konusunda da kurucu önderin (!) dışında toplumsal bir mutabakat sağlayarak, 30 adet silahın bırakılmasıyla terörsüz Türkiye kavramına kimsenin onay vermeyeceğini bilerek, kürtçülüğe karşı çıkarak Türk halkına güven vererek bu meseleyi çözmelidir.
Ortadoğu’daki karmaşıklığı BOP’un bir parçasının ötesinde değerlendirmek gerekir. Çünkü ABD ve emperyalist batı çok büyük oynamaktadır. Türkiye yeraltı, yerüstü ve su kaynakları, münbit toprakları, denizlerle çevrili coğrafyası, turizmi, dini yapıların çekiciliği ile gözlerin üzerinde olduğu bir ülkedir. TÜRKLERİN TÜRKLERE BIRAKILMAYACAK KADAR DEĞERLİ OLDUĞUNU dile getiren emperyalist bir Hristiyan güruha karşı çok dikkatli olunmalıdır.