Reel Politik Açıdan Covid-19

Yazan  07 Temmuz 2020

 

ÖZET

Bu çalışmada Koronavirüs sürecinde mevcut durum incelenmiştir. Çalışmanın ilk kısmında Koronavirüs sürecinde Türkiye ekonomisini bekleyen fırsatlar ve tehditler ele alınmıştır.

Çalışmanın ikinci kısmında ise Yeni Dünya Düzeni ve Pandemi konusuna yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü kısmında ise Ulus Devlet ve Koronavirüs süreci incelenmiştir. Çalışmanın dördüncü ve son kısmında ise Türk Dış Politikası ve Koronavirüs süreci ele alınmıştır.

1. GİRİŞ

Çin merkezli ortaya çıkan Koronavirüs ile ilgili çok fazla söylem bulunmaktadır. Bunlardan bazıları bu virüsün biyolojik bir silah olarak laboratuar ortamında üretildiği yönündeyken, diğer açıklamalar ise bu virüsün doğal olduğu herhangi bir kişi veya grup tarafından üretilmediği yönündedir. Şüphesiz şu gerçektir ki; Virüs ortaya çıktığı andan itibaren ülkelerin ekonomik durumlarını ve insan yaşamını ciddi anlamda tehdit etmektedir. Özellikle sosyo-ekonomik hayatı yavaşlatmakta ve küresel piyasaları da derinden sarsmaktadır. Her ülkenin Koronavirüs ile mücadelesi farklılık göstermekle birlikte benzerlikleri de vardır. Ayrıca virüs ortaya çıktığı andan itibaren dünya ekonomik sisteminin ve siyasi ilişkilerinin tüm hassaslıklarını sergiledi, hatta derinleştirdi.

2. Türkiye Ekonomisini Bekleyen Fırsatlar ve Tehditler

Dünya ticaretine yön veren başta ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri olmak üzere, ekonomik açıdan gelişmiş ülkelerin çoğu, Çin ile olan ticaretini azaltmakta ve yatırımlarını tekrar gözden geçirmektedir. Oxford Economics’in Şubat-Mart tahminlerine göre, Koronavirüs depremi Çin ekonomisinde daralmaya yol açacak ve ülkenin 2019’da yüzde 6 üzerinde olan ekonomik büyüme oranı 2020’de 5.4 civarında seyretmekle  birlikte Çin’deki  üretimin yavaşlaması sonucu küresel piyasalar da yavaşlayacak. 1 Küresel ekonomideki büyüme 2009’dan beri ilk kez ciddi anlamda bir düşüş gösterecek.2 Özellikle Çin'de yatırımı bulunan ülkeler bundan sonraki süreçte Çin'den mal akışını azaltacak ve talep edeceği ürünlerde de ekstra güvenlik önlemleri ve gümrük vergileri koyacağı açıktır. Fakat önemli olan Çin'in bu talepleri ne zamana kadar karşılayacağıdır. Örneğin: Avrupalı büyük firmalar düşük maliyet sebebiyle üretimlerini Çin'de yaptırmayı tercih etmektedir. Tekstil ve teknoloji yatırımları buna örnek gösterilebilir.(Cep telefonu, bilgisayar vb.) Bununla birlikte Çin'e olan güven azalırken Koronavirüs nedeniyle ABD ve AB ile Çin arasındaki ticaretin kesintiye uğraması, Türkiye'deki bazı sektörleri de olumlu etkilemektedir. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerinin Çin'den mal akışını azaltması, toplam ihracatının yüzde 50'sini AB ülkelerine yapan Türkiyeli ihracatçılar açısından fırsat olarak görülmektedir.3 Bu durum Türkiye - AB ilişkilerine de ekonomik olarak pozitif etki yapacaktır. Diğer taraftan Türkiye'de yerli ve milli ürünlere olan talepte artacaktır. Özellikle teknoloji alanında Türkiye'de bulunan ürünlerin çoğu Çin'de üretilmektedir. İlerleyen süreçte Çin'e olan talep azalacağından dolayı Türkiye özellikle teknolojik alanda yerli ve milli ürünlerine yönelik girişimlere başlamalı ve halkın  ihtiyaçlarını kendi ürettiği ürünlerden temin etmelidir. Bu Türkiye'yi iktisaden güçlendireceği gibi yerli ve milli ürünlerin de önünü açacaktır ayrıca uluslararası alanda da iktisaden güçlü bir Türkiye yaratacaktır.

Dünya tarihini incelediğimizde savaşlar, salgınlar, doğa olayları ya da devrim gibi sosyal olaylardan sonra ülkeler gerek ekonomik gerekse politik anlamda dönüşümler yaşarlar. Örneğin: 1453 yılında Türklerin Akdeniz'e hakim olmaya başlaması ile birlikte dünya ticaret yolları da değişmiştir ve Akdeniz önemini kaybetmiştir. Bu hakimiyetten sonra Batılı devletler okyanuslara açılmakla birlikte coğrafi keşifler de bu dönem başlamıştır. Diğer bir örnek ise Sanayi Devrimidir. Sanayi Devrimini doğuran nedenlerden birisi de hızlı nüfus artışıdır. Özellikle 16.YY' dan başlayarak Avrupa'da hızlı bir nüfus artışı meydana gelmiştir. Nüfus artışının meydana gelmesinde özellikle bazı hastalıklara karşı tedbir alınması yeni ilaçların bulunması etkili olmuştur. Söz konusu dönemde ilaç sanayi ve kimya alanında gelişmeler yaşanmıştır. Bu örneklerden hareketle Koronavirüs salgını sonrası da şüphesiz birçok ülke ekonomi politikasını ve yatırımlarını yeniden düzenleyecektir ve yeni bir planlama yapacaklardır. Ayrıca Türkiye ileride tekrardan böyle bir sorun ile karşılaştığında hazır olması gerekmektedir. Bu salgının ortaya çıkardığı önemli olgulardan birisi de tüm dünyanın sağlık hizmetlerinde yetersiz kalmasıdır. Hatta birbirlerinin sağlık malzemelerine el koyan4 bunları elde etmek için farklı yollara başvuran devletler gündeme gelmiştir. Dolayısıyla ülkelerin bu süreçte birbirleri ile iletişim halinde olmaları ve virüs için yapılacak çalışmalarda ya da desteklerde bilgi alışverişi yapılması her ülke için elzemdir.

 

3. Yeni Dünya Düzeni Tartışmaları ve Pandemi

1918'de, devam eden Birinci Dünya Savaşı ile birlikte önce Avrupa sonra dünyanın bir çok ülkesini saran İspanyol Gribi salgını iki yıl boyunca üç büyük dalga halinde sürdü ve 50 milyon insanın yaşamında büyük sosyal ve ekonomik yıkıma neden oldu.5 Söz konusu dönemde savaşın etkisiyle beraber ekonomik ve siyasal anlamda da dünyada büyük değişiklikler yaşandı. Savaş ülkelerin altyapılarını çökertmiş, tüketim maddeleri yerine askeri ürünlerin üretimini artırmış, kitlesel işsizlik yaratmış, enflasyonun aşırı artışına neden olmuş, ülkelerin dış borçlarını ödenemeyecek seviyelere yükseltmiştir.6 Birinci Dünya Savaşının sonuçları kabaca dörde indirilebilir:7

a-) Endüstri, işçiler ve hükümet arasındaki siyasal işbirliği deneyleri, Faşistler, Komünistler ve bazı demokrat politikacılar tarafından arzulanan yeni bir '' korpore '' devlet anlayışını  ilham etti.

b-) Savaş sonrasının acı ve propagandaları, çok yakında yeni bir savaşın geleceğini haber veren nefret duyguları yarattı.

c-) Savaş ve barışı sağlama çabalarının ortak etkisiyle, savaş öncesi dönemi refahının temeli olan kredi sistemi zedelendi. Alman maliye ve parası mahvoldu. Bugün 14.000, yarın 24.000 mark olan bir ekmek almak için el arabalarında taşınan kağıt para desteleri, Avrupa devletlerinin Bismarck Almanyası'na layık gördükleri ekonomik durumun simgeleriydi. 1919 koşulları, bugün de süren, para değerlendirmelerinde büyük dalgalanmalar dönemini açtı.

ç-) Demokrasi dünyasının güç ve etkisi, bir daha geri gelmemek üzere, ABD'ye geçti. Bu durumu en iyi biçimde borçlanma göstermektedir. 1914'te ABD'nin Avrupa'ya 6 milyar dolar borcu vardı. 1918 yılına gelindiğinde, yani dört yıl sonra, Avrupa devletlerinin ABD'ye borcu 16 milyar doların üzerindeydi. Borçlanma, enflasyon ve savaş korkusu 1918 yılından beri ortadan kalkmış değildir. Üstelik Winston Churcill'in 1.Dünya Savaşı'nı anlatan kitabının adı olan '' Dünya Bunalımı '' bugünde sürmektedir.8

Yukarıda yazılanlardan anlaşılacağı üzere her büyük felaketten sonra dünyada ekonomik ve siyasal alanda değişiklikler yaşanmakta ve güçler dengesi değişmektedir.

1939 yılında başlayan ve 1945 yılına kadar sürecek olan 2.Dünya Savaşı dünyada büyük bir yıkım meydana getirmekle birlikte onarılamayacak şekilde insanlar üzerinde fiziksel ve psikolojik etkiler yaratmıştır. 1.Dünya Savaşının, savaşı kaybeden devletlere getirdiği ağır yükler sonucunda Avrupa'da faşist hareketler yükselişe geçmiştir: Almanya'da Hitler'in liderliğinde Nasyonal sosyalizm hareketi, İtalya'da Mussolini liderliğinde faşizm ideolojisi dünyada hakim olmaya başlamıştır. 1939 yılında Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesiyle birlikte başlayan savaş; ABD'nin savaşa dahil olması, SCCB ve Müttefik devletlerin savaşta göstermiş olduğu başarılar sonucunda Mihver devletler (Almanya,İtalya,Japonya) yenilgiye uğratılmış ve 1945 yılında savaş sona ermiştir. Savaş sonucunda milyonlarca insan hayatını kaybetmiş ve ekonomik anlamda ülkeler çok zor duruma düşmüştür. Savaşın doğrudan sonucu olarak, üçte ikisi sivil olmak üzere yaklaşık 6 milyon insan yaşamını yitirmiştir. Savaşın yenik tarafı olan Mihver devletleri, yani Almanya, Japonya ve İtalya 3 milyondan fazla sivil kayıp verdi; galip taraf olan Müttefiklerin kayıplarıysa çok daha fazlaydı: en azından otuz beş milyon sivil öldü.9 Tarihçi Thomas G.Paterson, ''1939-1945 felaketi öylesine zorlu, öylesine topyekun, öylesine şiddetliydi ki, bir dünya altüst oldu,'' diye kaydeder; '' yalnızca sağlıklı ve üretken işçi, çiftçi, tüccar, finansçı, ve entelektüellerden oluşan bir insan dünyası değil, yalnızca Nazi fırtına birliklerinin ve Japon kamikazelerinin askeri dünyası değil; bütün bunlar ve daha fazlası.''10

2. Dünya Savaşı sonrasında oluşan yeni düzende ekonomik ve askeri anlamda savaştan güçlü çıkan ABD ve SSCB uluslararası sistemde yerlerini almıştır. 1947 yılında başlayan Soğuk Savaş döneminde dünya iki süper gücün liderliğinde; SSCB liderliğinde Doğu bloğu ve ABD liderliğinde Batı bloğu olarak ikiye ayrılmıştır. Soğuk Savaş döneminde kurulan dünya düzeni iki kutuplu uluslararası sistem üzerine kuruluydu ve ideolojik denge sistemi oluşturulmuştu. Söz konusu dönemde en önemli tehdit unsuru ise nükleer başlıklı füzelerdi. ABD ve SSCB'nin elinde bulundurduğu nükleer silahlar sadece karşılıklı iki ülkeyi değil tüm dünyayı tehdit etmekteydi. Batı ittifakının işleyişinde en önemli ve yönlendirici ortak, temel olarak Amerika'ydı: ABD'nin ittifaktan anladığı, ittifak içindeki ülkelerin dengeyi korumak için uyumlu şekilde hareket etmelerinden çok, bu ortak girişimin direksiyonunda Amerika'nın olmasıydı.11 Söz konusu dönemde Batı bloğu ABD'den bağımsız hareket edememektedir ve ABD'nin yapmış olduğu dış yardımlar sonucu Avrupa ülkeleri ABD ile uyumlu bir politika izlemişlerdir. 44 yıl süren Soğuk Savaş sonucunda SSCB'de Gorbaçov'un iktidara gelmesiyle birlikte izlemiş olduğu ekonomik reform hareketleri; prestroyka (açıklık) ve glastnost (şeffaflık) politikaları, ekonominin zayıflaması ve hantallaşan bürokrasi karşısında SSCB ayakta kalamamış ve 1991 yılında dağılmıştır. Bu yıl Soğuk Savaş'ın bitiş tarihini de oluşturmuştur. Soğuk Savaşın bitmesinden sonra SSCB idaresindeki 15 ülke bağımsızlığını kazanmıştır ve ABD tek süper güç olarak uluslararası sistemdeki yerini almıştır.

Şuan ise en büyük tehdit virüsler ve salgın hastalıklardır. Tüm dünyayı tehdit eden Koronavirüs yeni dünya düzeni tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Yukarıda kısaca iki büyük savaşa ve Soğuk Savaş dönemine değinip bir çerçeve çizmek istedim.

Dünya nüfusu yaklaşık 7 milyarı geçmiş durumdadır.12 Şuan içerisinde bulunduğumuz virüs tehdidinden dolayı ziraat ürünlerine olan talep artmaktadır fakat sorulması gereken en önemli soru ziraat ürünleri 7 milyara yetecek kapasiteye sahip midir ? Kısa süreli yeterli olsa da uzun süre yetmeyeceği açıktır. Koronavirüs başladığı andan itibaren bir ülkenin kendi kendine yeterli olmasının ne denli önemli ve stratejik olduğu anlaşılmıştır. 1990 yılına kadar 'da Türkiye için kendi kendine yeten ülke denmiştir.13 Fakat Türkiye bugün geldiği nokta da ise ABD'den pirinç, Kanada'dan mercimek ithal etmektedir. Ayrıca Türkiye bu ürünleri ne kadar süre ithal edecektir, üzerinde durulması gereken önemli konulardan birisidir. Türkiye, tüm bunları göz önünde bulundurup tarım alanına ayrıca önem vermesi gerekmektedir. Virüs sonrası dünyaya baktığımızda sorun alanlarından birisi tarım alanı ve ziraat ürünleri olarak gözükmektedir.

Salgından dolayı hesapta olmayan ekonomik harcamalar devletleri ek bütçe koymaya itmiştir. Özellikle Almanya gibi gelişmiş ülkeler gerçekten ciddi rakamlar ayırırken gelişmekte olan ülkelerin ayırdığı rakamlar çok düşük oranda kalmaktadır.14 Bu durum süreci kontrol altına almayı zorlaştırmaktadır. Salgın sonrasında özellikle devletlerin acil durum ve hastalıklar için ayrıca bir bütçe oluşturması gerektiği anlaşılmaktadır.

Diğer bir husus ise dünyada Koronavirüs nedeniyle büyük bir takıntı yaratılmıştır. Örneğin: Kolonya alışkanlığı, eldivensiz sokağa çıkmama vb. gibi tüm dünyada insanlar bunlardan ötürü paranoyak olmuşlardır. Bunun anlamı ise dünyada bir korku kültürü oluşmuştur ve yeni şartlanmalar gelişmiştir. Devletler ise bu durumdan yararlanmaktadır. Söz gelimi yönetenlerin almış oldukları kararları yönetilenler sorgulamadan direkt kabul etmektedirler. Aldıkları kararlar ise korku kültürünün bir parçasıdır. Örneğin: Macaristan Başbakanı Orban'ın almış olduğu karara bakacak olursak; Orban virüsle mücadeleden çok çıkarmış olduğu acil durum yasası kararları ile diktatörlük tartışmalarına neden olmuştur ve ülkeyi kararnameler ile yönetip bazı kanunların uygulanmasını da askıya alabilecektir.15 Nitekim AB ülkesi olan Macaristan, AB hukuk ve kurallarına riayet etmesi gerekmektedir: AB ilkeleri ile çelişen bu durum pratikte doğru değildir. Yani virüs siyaset olarak metalaştırılmıştır. Milletlere kendi fiziksel ve ekonomik kaderlerini kontrol edemeyecekleri şeklinde bir algı yerleştirilmektedir. Yani insanların kendi kendini kontrol etmeye yeteneği olabilir fakat; böyle bir hakları olmadığı algısı ortaya çıkmaktadır. Bu hakkı ise devlet kullanmaktadır.

Korona tıbben de çok riskli görünmektedir. Çabuk yayılma gösterdiğinden dolayı insanların günlük alışverişini gerçekleştirdiği kağıt paralar üzerinden bile gündeme gelmiştir. Para sürekli el değiştirdiğinden dolayı acaba kağıt paradan virüs bulaşabilir mi ?16 Sorusu ile karşı karşıyayız. Para tarihi incelendiğinde zaman zaman ülkeler kağıt paranın değersizleştiğini ifade etmişlerdir. Yani Koronavirüs sonrasında yeni dönemde dijital para önem kazanabilir. Dijital paranın egemen unsur olarak kullanılmaya çalışılması meselesi ise bir büyük küresel krize de kapı aralayacaktır. Özellikle ABD'de gerçekleşecek olan Başkanlık seçiminden sonra seçilen kişi krizin de temel aktörü olacaktır. Dijital para meselesi; mevcut statükonun devamı mı yoksa yeni bir düzen ve sistemin habercisi mi ? Bunu zaman gösterecektir.

Maddeler halinde açıklayacak olursak;

a-) Virüs tüm görkemli yapıları kırılgan hale getirmekle birlikte insanların hakimiyet alanlarını elinden almıştır.

b-) Kriz yönetimi önem kazandı.

c-) Korku kültürü gelişti ve devletler ileride korku kültürü üzerine yeni stratejiler geliştirmeye yönelecek.

ç-) Tarikatların, cemaat önderlerinin, türbelerin ve tekkelerin şifa dağıtmadığı anlaşıldı. Bu açıdan dini alan boşaltıldı ve sağlığa kavuşmanın tıp bilimi ile mümkün olduğu görüldü.

d-) Bu süreçte en önemli aktör doktorlar olmuştur ve tıp teknolojisinin egemenliği gün geçtikçe artmaktadır.

e-) Koruyucu sağlık sistemlerini ve genel sağlık sistemlerini bu süreçten sonra topyekun değişim beklemektedir.

f-) Devletler ekonomik olarak küçülmeye gidecek.

g-) Dijitalleşme iş alanlarında daha çok önem kazanacak.

 

4. Ulus Devlet ve Koronavirüs

1991 yılında Soğuk Savaş'ın bitişi ile birlikte teknoloji,ulaşım ve iletişim alanında gelişmeler yaşanmış ve küreselleşme hız kazanmıştır. İlk zamanlarda küreselleşmeye olan yaklaşımlar pozitif ve övgü doluyken günümüzde ise özellikle Koronavirüs örneğinde olduğu gibi küresel sağlık tehdidi, ekonomik kriz tartışmalarıyla birlikte küreselleşmeye olan pozitif yaklaşım yerini kuşkuya ve güvensizliğe bırakmıştır. Özellikle ilerleyen zaman zarfında ulus devletlerin yükselişe geçeceği açıktır. Örneğin: Sokağa çıkma yasakları, karantina, sosyal mesafe kuralları vb. gibi alınan tedbirler ulus devlet düşüncesini güçlendirecektir. Diğer bir faktör ise salgın başladığı andan itibaren bölgesel ve küresel ulus üstü yapıların çözüm üretmekte yetersiz kaldığıdır. Ayrıca salgın karşısında her devlet kendi mücadelesini vermektedir. Örneğin: Avrupa Birliği'nin bu süreçte İtalya'ya yeterli destek vermemesi ya da çekimser kalması İtalya'yı büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştır ve AB karşıtı hareketleri de beraberinde getirmiştir.17 Her ne kadar AB tıbbi bir yapı olarak kurulmasa da İtalya'ya yönelik somut adımlar atılabilir ve planlı bir program ile destek sağlanabilirdi. Bu süreç atlatıldıktan sonra AB'ye üye ülkelerin üyeliğinin artıları ve eksileri konusunda değerlendirmeye gidecekleri muhtemeldir. Bu durum, ulus devletlerin daha çok güçleneceği anlamına gelmektedir. İlerleyen süreçte, Koronavirüs öncesi gördüğümüz, sınırları açık olan AB muhtemeldir ki sınırlarını kapatacaktır. Ayrıca bu süreçten sonra iç ve dış egemenliğe daha çok önem vereceklerdir. Bu durumda AB ülkelerinin ekonomik bağının zedelenmesine neden olacaktır. Bu zedelenme de büyük ihtimalle İtalya'dan başlayacaktır.

İkinci önemli husus ise NATO'nun mevcut durumudur. Koronavirüs salgınından sonra Rusya'nın tıbbi destek adıyla Avrupa'nın içlerine kadar asker göndermesinden sonra NATO'nun varlığı sorgulanmaya başlanmıştır.18 Oysa ABD dünya savunma harcamasının yaklaşık yarısını elinde bulunduruyor ve 2020 için bu rakamı yaklaşık 738 milyar dolara çıkarmıştır.19 Rakamlar bu kadar yüksek olmasına rağmen kimseye yardım yapılmamıştır ve ABD kendi ekonomik önceliklerini birinci sıraya koymuştur. NATO'nun ve ABD'nin bıraktığı boşluğu Rusya doldurmuştur. NATO'nun en güçlü üyelerinden biri olan İtalya'nın sokaklarında Rus askeri araçlarının görüntülenmesi NATO açısından kırılganlıkları ortaya çıkarmıştır ve ittifak içerisinde tartışılacak konulardan birisidir.
Üçüncü önemli nokta ise ABD, Rusya ve Çin arasında süregelen küresel liderlik mücadelesidir. Dünya savunma harcamasında ve silah ihracatında birinci sırada yer alan ve ayrıca bir çok ülkede askeri üssü bulunan ABD virüs karşısında atacağı adımlarda geç kalmıştır. Dolayısıyla Rusya ve Çin bu durumu kendileri açısından fırsata çevirmişlerdir. Ayrıca Washington'un Koronavirüs'e karşı uygun bir tepki verememesi, Amerikan becerisinin kaybolmaya başladığı algısını da belirgin hale getirmiştir. Böyle bir kriz karşısında Trump yönetiminin liderlik edememesi ABD'nin dünyadaki konumuna zarar vermektedir. ABD'nin güç kaybetmesi genel olarak Çin'in yükselişiyle eş zamanlı görülmektedir ve Çin şimdilik Koronavirüs salgınını kontrol altına almış durumdadır. Çinliler, İtalya'ya solunum cihazları ve sağlık ekipleri20, Afrikaya' da maskeler göndermektedir. Çinli yardım kuruluşu, üzerinde Fransızca, Flamanca ve Çince ''Birlik Güçlendirir'' yazan konteynırla Belçika'ya 300 bin maske göndermiştir.21 Çin hükümeti izlemiş olduğu bu politikalarla ''yumuşak güç''22 uygulamaktadır. Çin'in yumuşak güç uygulamalarının kısa sürede sınırlı etkisi olabilir fakat bu krizinde sona ermesi uzun zaman alacak gibi gözükmektedir. Ayrıca kriz devam ederken de Çin'in kritik bir anda önemli ekipman ve tıbbı destek sağlayabildiği, ABD'ninse sağlayamadığı mesajını vermektedir.

 

5. Türk Dış Politikası ve Pandemi


Türkiye bulunduğu coğrafya gereği iç ve dış sorunlarla karşı karşıyadır. Özellikle Suriye'de başlayan iç savaş ve beraberinde gelen kriz sonrasında çok fazla sayıda ülkeye giriş yapan Suriyeli mülteciler Türk ekonomisini ve Türk dış politikasını ciddi anlamda etkilemiştir. Diğer yandan Suriye'nin kuzeyinde bulunan terör örgütleri ülkenin sınırlarını tehdit etmekle birlikte söz konusu coğrafyada kurulması planlanan terör örgütü devleti Türkiye için bir beka sorunudur. Suriye'deki Esad hükümetinin kendi halkına karşı izlediği politikalar göz önünde bulundurulduğunda Türkiye tekrardan bir göç dalgası ile karşılaşabilir ve Koronavirüsün de etkisiyle Türkiye gerek ekonomik gerekse politik anlamda zor duruma düşebilir. Ayrıca söz konusu coğrafyada Türk askeri birlikleri Türkiye'nin güvenliğini sağlamak için bölgede görev yapmaktadır. Koronavirüs ile birlikte ülkeler ekonomik olarak küçülmeye gideceğinden dolayı, küçülen ekonomi ülkeleri zor durumda bırakacaktır. Türkiye kendi sınırları dışarısında askeri operasyonlar içerisinde olduğundan dolayı iktisaden de güçlü olması gerekir. Dış politikanın önemli sac ayaklarından birisi de ekonomidir. İktisaden güçlü olan bir ülke dış politikada daha etkili olur. Türkiye Koronavirüs nedeniyle ekonomi politikalarını tekrar gözden geçirmeli ve istikrarlı bir yol izlemelidir. Aksi taktirde Suriye'de kazanılan avantajların kaybolmasına neden olabilir ve sınır ötesinde gerçekleşen askeri operasyonlarda, Koronavirüs'ün getirdiği ekonomik problemlerden dolayı istenilen sonuçlar alınamayabilir ve bu durumda Türkiye'nin elini uluslararası alanda zayıflatabilir.

Yumuşak Güce (Soft Power) ihtiyaç duymalıdırlar. İstediklerinizi elde etmenizin dolaylı yolu, kimi zaman ''gücün ikinci yüzü'' olarak adlandırılır. Bir ülke, değerlerine hayran olan, kendisini örnek alan, refah seviyesine ve her şeye açık olmasına özenen diğer ülkeler kendisini takip etmek istediğinde de dünya siyasetinde istediği

sonuçları elde edebilir. Bu açıdan, sadece askeri güç ya da ekonomik yaptırım tehdidiyle diğerlerini değişmeye zorlamak değil, dünya siyasetinde gündemi belirlemek ve diğerlerini cezbedebilmek de önemlidir. Böylesi bir yumuşak güç, yani diğerlerinin sizin istediğiniz sonuçları istemelerini sağlamak, insanları zorlamak yerine ikna eder.

Türkiye'nin komşu ülkelerinden olan İran pandemi için dayanışma çağrısı23 yaptıysa da karşılık bulamamış ve ABD İran'a karşı uyguladığı ekonomik ambargoları kaldırmamıştır. İktisaden zor durumda olan İran pandemi karşısında da yalnızlığa terk edilmiştir. Özellikle Türkiye'nin Suriye ile güvenlik alanında yaşadığı sorunlar göz önünde bulundurularak İran'a yönelik bu konuda atılacak diplomasi adımları Türkiye'yi ileride bölgesel anlamda güçlendirecektir. Türkiye şuan ki durumda İran'a karşı yumuşak güç unsurlarını devreye sokmalıdır. Yukarıda yazılanlardan hareketle İtalya örneğinde olduğu gibi Çin ve Rusya devreye girerek ABD'den ve AB'den doğan boşluğu doldurmuşlardır. Böyle bir ortamda Türkiye, İran ile ilişkilerine ''bölgesel anlamda ve güvenlik odağında'' yaklaşmalıdır. Bu durum ileride Türkiye'yi kendi bölgesinde daha güçlü ve karizmatik bir ülke yapacaktır.

İkinci konu ise Doğu Akdeniz'dir. GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) 'nin Doğu Akdeniz'de tek taraflı olarak MEB (Münhasır Ekonomik Bölge) ilan etmesi, uluslararası hukuka aykırı olduğu gibi pratikte de doğru bir yaklaşım değildir. Söz konusu coğrafyada Türkiye, Libya ile mutabakat imzalamıştır ve bölgede yalnız olmadığı mesajını vermiştir. Fakat Libya 'da devam eden iç istikrarsızlık bu sürecin önündeki en önemli engellerden birisidir. Meşru hükümet olan Ulusal Mutabakat güçleri ile BM (Birleşmiş Milletler) tarafından tanınmayan Hafter hükümeti arasında çatışmalar sürmektedir. Hafter, Ulusal Mutabakat Hükümetini devirip iktidarın başına geçmek istemektedir. Ulusal Mutabakat hükümeti ise Türkiye'den bu konuda destek istemiştir. TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) almış olduğu karar ile Libya tezkeresi kararını onaylamıştır. Dolayısıyla Türkiye'nin Libya'ya asker göndermesi hukuki yönden doğrudur. Türkiye, Libya ile varılan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasıyla ABD desteğiyle Yunanistan-Güney Kıbrıs-Mısır ve İsrail tarafından geliştirilen Doğu Akdeniz Doğal Gaz Forumu oluşumuna yanıt verirken, bölgedeki hidrokarbon paylaşım mücadelesinde önemli bir adım atmıştır.24 Koronavirüs dolayısıyla oluşan bir belirsizlik ortamını fırsata çevirmeye çalışan ülkeler olacaktır. Türkiye'nin yalnızlıktan kurtulması ve diplomasiye ağırlık veren bir politika ve stratejisi belirlemesi gerekmektedir. Doğu Akdeniz bölgesinde Türkiye her ne kadar Libya ile mutabakat yapsa da bu konuda daha fazla iş birliğine ihtiyacı olduğu açıktır. Mısır'da darbe  ile iktidara gelen Sisi Doğu Akdeniz'de İsrail, GKRY ve AB ülkeleri ile gaz araştırmaları konusunda somut adımlar atmıştır. Türkiye ve Mısır arasındaki diplomatik ilişkiler Sisi'nin darbe ile iktidara gelmesiyle kesintiye uğramıştır. Fakat Türkiye söz konusu bölgedeki çıkarlarını göz önünde bulundurup gelişmelere pragmatik yaklaşmalıdır. Türkiye Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını korumak için Mısır ile alt düzeyde de olsa diplomatik ilişki kurması gerekmektedir. Aksi takdirde Libya'da devam etmekle olan bir iç istikrarsızlık söz konusudur. Dolayısıyla bu sürecin ne zaman çözüleceği ile ilgili bir şey söylemek mümkün değildir. Türkiye bunu göz önünde bulundurarak Mısır ile Doğu Akdeniz konusunda görüşmelere başlamalıdır. Söz konusu coğrafya da yalnızlığa itilmeye çalışılan Türkiye başarılı diplomasi hamleleriyle bunun üstesinden gelebilir ve Doğu Akdeniz'de ki çıkarlarını muhafaza edebilir.

Değinilmesi gereken bir diğer husus ise Doğu Türkistan25'da yaşayan Uygur Türkleridir. Çin hükümeti sürdürmüş olduğu asimilasyon politikalarına hala devam etmekte ve Uygur Türklerini yerleştirmiş olduğu kampları açık tutmaktadır. Türkiye'nin bu süreçte Doğu Türkistan'a yönelik diplomasi faaliyetlerine başlaması ve Uygur Türklerinin sağlık durumları ile ilgili bilgi alması gerekmektedir. Basında çıkan haberler Çin hükümetinin kampları hala açık tuttuğu26 ve bölgede yaşayan Türk ve Müslümanları bu salgından korumaya yönelik hamle atmadığı yönündedir. Açıkçası, Doğu Türkistan halkı Çin hükümeti tarafından ölüme terk edilmiştir. Bu süreçte Türkiye, bu konuyu Türk Konseyi ile görüşmeli ve bölgede yaşayan Türk ve Müslümanlara yönelik tıbbi yardım adımı atılmalı ve onların kaderini Çin hükümetine bırakmamalıdır. Ayrıca bu sorunu Birleşmiş Milletler'e taşımalı ve Birleşmiş Milletler nezdinde de bu konuda yapılacak çalışmalara liderlik etmelidir.

 

6. SONUÇ

Koronavirüs ortaya çıktığı andan itibaren ülkeleri ekonomik anlamda sarsmakla birlikte insanlığı da büyük ölçüde tehdit etmektedir. Yukarıda yazılanlardan anlaşılacağı üzere her büyük felaketten sonra dünyada yeni bir düzen kurulmuştur ve devletler gerek ekonomik gerekse siyasi anlamda değişiklikler yaşamıştır. Bu süreçten sonra da özellikle dijitalleşme alanı önem kazanacaktır. Günümüzde bazı firmalar personellerini evden çalışmaya yönlendirmiştir ayrıca eğitim süreçleri de internet üzerinden yada televizyonlardan yürütülmektedir. Dijitalleşme şuan da devlet liderleri tarafından konferans şeklinde yapılan dış politika alanına da yansımıştır. Bu süreçte dijitalleşmenin yapı taşlarını oluşturmaktadır.

Ekonomik ve askeri anlamda bir dev olan ABD Koronavirüs'e karşı izleyeceği politikalarda geç kalmıştır ve diğer ülkelere karşı bu konuda liderlik edememiştir. Bu süreçten sonra ABD'nin gücü tekrar sorgulanacaktır ve özellikle ABD çok fazla yatırım yaptığı savunma harcamalarına sağlık sektörünü de ekleyecektir. Bu dönemde kriz yönetimi de devletler için ayrıca önem kazanmıştır. Kriz yönetimi ile mücadele bu sürecin atlatılmasında ki en önemli unsurdur. Kriz yönetimi bir devlet olmanın özüdür. Kriz yönetiminde gösterilen başarılar devletlerin uluslararası alandaki imajını da olumlu etkilemektedir.

Türkiye bu süreçten sonra ar-ge çalışmalarına ve kriz yönetimine karşı önlemler almak zorundadır. Alınacak önlemler Türkiye'yi uluslararası alanda güçlü bir Türkiye yapacaktır. Türkiye mevcut dış politika sorun alanlarına bu süreçten sonra yeni stratejiler üretmeli ve diplomasi hamlelerini geliştirmelidir. Bulunduğu coğrafyadaki komşu ülkelere yönelik yumuşak güç unsurlarını devreye sokmalıdır. Yumuşak güç unsurları kısa sürede bir etki yapmasa da Koronavirüs problemi devam ettiğinden dolayı ve kısa sürede çözüme kavuşacak gibi gözükmediğinden önümüzdeki süreçte Türkiye'ye olumlu etki yapacaktır. Dolayısıyla Türkiye bu süreçte konferans yöntemiyle bölge ülkeleri ile irtibat halinde olmalıdır.

Türkiye açısından diğer önemli bir husus ise tarım ve ziraat ürünlerinin hayati öneme sahip olmasıdır. Türkiye şuan ki tarım ve ziraat ürünlerine yönelik yeni adımlar atmalı ve üretim kapasitesini geliştirmelidir. 1990'lı yıllarda Türkiye'ye söylenen kendi kendine yeterli ülke söylemini tekrar canlandırmalıdır. Koronavirüs'ün ortaya çıkardığı en önemli husus ise ülkelerin bu süreçten ders çıkarması ve yapılan hataları tekrarlamamasıdır.

 

 

KAYNAKÇA 

KİTAP

1-) Oral Sander, Siyasi Tarih, İlkçağlardan 1918'e, 30.Baskı, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara 2016, s.399-400

2-) Robert J. Mcmahon, Soğuk Savaş, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara 2013, s.9-11

3-) Henry Kissinger, Yeni Dünya Düzeni, 1.Baskı, Boyner Yayınları, İstanbul, 2016, s.103

-) Joseph S. Nye, Yumuşak Güç, 2.Baskı, BB101 Yayınları, Ankara, 2019, s.24-41

MAKALE

1-) Emre Ozan, Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkiler Disiplininin Doğuşu Üzerine Bir Değerlendirme, Akademik Bakış, Yaz 2014, 7.Cilt, Sayı 14, s.3

2-) Ergün Şimşek, Türkiye'de ve bazı ülkelerde baklagiller üretimindeki işgücü verimliliğinin karşılaştırılması, Akademik Ziraat Dergisi, 2019, s.81

İNTERNET KAYNAKLARI

1-)    Cafer    Talha     Şeker,    https://ordaf.org/post-corona-yolunda-kuresel-ekonomi-savasi/, (09.04.2020)

2-) https://www.oxfordeconomics.com/ (09.04.2020)

3-) Aram Ekin Duran, https://www.dw.com/tr/ekonomide-koronavir%C3%BCs-etkisi-hem- tehdit-hemf%C4%B1rsat/a-52624949, (09.04.2020)

4-) Tuba Altunkaya, https://tr.euronews.com/2020/03/22/cekya-cin-in-italya-ya-gonderdigi- covid-maske-vesaglik-malzemelerine-bilmeden-el-koydu (10.04.2020)

5-) https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-52150272, (10.04.2020)

6-) https://www.worldometers.info/world-population/, (16.04.2020)

7-) https://www.haberturk.com/macaristan-da-diktatorluk-tartismasi-orban-a-sinirsiz-suresiz-

tam-yetkihaberler-2630054, (16.04.2020)

8-) https://tr.euronews.com/2020/03/09/banknot-ve-madeni-paradan-koronavirus-bulasabilir-

mi, (16.04.2020)

9-)https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ab-komisyonu-baskanindan-italyaya-yardim-etmedik- itirafi/1806901, (16.04.2020)

10-)https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/rusyadan-italyaya-9-askeri-nakliye- ucagiylayardim,BpmFFK47ikGj1MnsxUkfeA/Rtxo9vxRoE6dthXUX0AB0g, (16.04.2020)

11-)Naim Babüroğlu, https://www.independentturkish.com/node/153356/t%C3%BCrkiyeden- sesler/koronasonras%C4%B1-abd-ab-ve-nato%E2%80%99nun-yerini-rusya-ve-%C3%A7in- mi-al%C4%B1yor, (16.04.2020)

12-)https://www.dw.com/tr/italyaya-koronavir%C3%BCs-yard%C4%B1m%C4%B1-

%C3%A7inden-maskevietnamdan-test-kiti/a-52918159, (17.04.2020)

13-) Patrick Cockburn, ''Küresel salgında liderlik edemeyen ABD, süper güç konumunu kaybediyor'', https://www.timeturk.com/ingiliz-gazeteci-patrick-cockburn-kuresel-salginda- liderlik-edemeyen-abd-superguc-konumunu-kaybediyor/haber-1430039, (17.04.2020)

14-)https://tr.euronews.com/2020/03/13/iran-uluslararasi-yardim-cagrisi-virus-covid-ayrim- yapmiyor-insanlikyapmamali-cevad-zarif (17.04.2020)

15-) https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-50918216, (17.04.2020)

Dolunay Baltürk

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü

Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 20-10-2020

Abraham Anlaşmalarının Orta Doğu’ya Vaadi

Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştüğünde çok taraflı bir anlaşmanın müjdecisi olmasına pek ihtimal vermek mümkün değildi.