ABD’nin Ukrayna Siyaseti

Yazan  23 Mart 2014

Suriye’deki sorunlar çözümlenmemişken Ukrayna’daki siyasi kriz Amerikan dış politikasının önemli konularından biri haline gelmiştir. AB ile Rusya arasında bir hâkimiyet krizinin en üst seviyesine dönüşen Ukrayna krizinde ABD AB ile ilgili hareket etmiştir. Bu kriz dolayısıyla yaşanan gerilimde taraflar yaptıkları açıklamalarda da açıkça belirttikleri gibi savaşmak yerine diplomasiyi kullanarak anlaşma ve uzlaşma yoluna gidecektir.

Çatışmanın Kökeni ve ABD’nin Rolü

Ukrayna’nın coğrafi konumuna bakıldığında eski İngiliz Başbakanı Winston Churchill’in meşhur konuşmasında belirttiği “Demir Perde”nin sınırını oluşturduğu görülecektir. Polonya, Macaristan, Romanya gibi ülkeler “Soğuk Savaş” döneminde Sovyet kontrolüne zorlayıcı yöntemlerle girmiştir. Hatta bu ülkelerin bir kısmının tarihi süreçte Habsburg Hanedanlığının ardından Prusya’nın kontrolünde olduğu düşünülürse bugünkü modern batının ataları tarafından kontrol edildiğini söylemek mümkündür. Ukrayna’nın Karadeniz’e açılan kapısı olan Kırım da Batı ve Rusya çatışmasının önemli sahnelerinden olmuştur.  1853–1856 yıllarında yaşanan Kırım Savaşı’nda Avrupa Osmanlı Devleti yanında yer almış, Osmanlı Devleti Batılı bir devlet olarak kabul edilmiştir. Ancak Ukrayna bunun aksi bir durumdadır. Yani gerek kültürel gerek de dini olarak Rus kültürüne yakınlığı açıktır. Dolayısıyla Ukrayna batı sınırlarında Rusya’nın doğal uzantısı olarak tanımlanmaktadır. Böylece Ukrayna tarihten buyana Rusya’nın batı sınırında önemli bir direnç noktası haline gelmiştir.

Rusya için bu derece önemli olan bir ülke, Batı Bloğu için de önem arz etmektedir. Rusya’nın direncini kırmak ya da en azından zayıflatmak için Batı, Ukrayna üzerinden siyasi faaliyetler yürütmektedir. Ukrayna aynı zamanda Avrupa için Rusya üzerinden başta doğal gaz olmak üzere bir enerji koridoru halindedir. Dolayısıyla Ukrayna, Avrupa ve Rusya arasında bir tampon bölge özelliğine sahip olmaktadır. Bu bölgenin siyaseten hâkimi olabilmek için Avrupa daha önce de girişimlerde bulunmuştur. Tarihe “Turuncu Devrim” olarak geçen halk olaylarında da Avrupa ile Rusya karşı karşıya gelmiş; Rusya’nın uluslararası alandaki gücünün bugüne nispeten düşük olması olayların Avrupa’nın istediği şekilde yönlendirilmesine sebep olmuştur. Aralık 2004’ten Şubat 2005’e kadar yaşanan olayların otoriter yönetim karşısında özellikle gençlerin protestosuna sahne olduğu ve yaşanan durumun ABD ve Avrupa devletlerinin müdahalesiyle gerçekleşmediği iddiaları savunulmuştur.[1] Ancak, USAID, National Democratic Institute for International Affairs, International Repablican Institute, NGO Freedom House gibi gerek doğrudan ABD hükümeti destekli gerek de hükümet organı olan kuruluşların Ukrayna’da faaliyet göstermesi de dikkat çekicidir.[2] ABD, Ukrayna bağımsızlığını ilan ettiği dönemden beri yardım ve düşünce kuruluşları ile siyasi faaliyetlerini sürdürmektedir. Dolayısıyla ABD Ukrayna’da bağımsızlıktan itibaren kurguladığı yumuşak gücü kullanabilmektedir. Geçmişten beri Batı ile Rusya arasında gerginlik alanı oluşturan Ukrayna 2014’te yeniden bir krize sahne olmuştur.

ABD-Rusya Çekişmesinin Odağı Ukrayna

Gelişen tarihi süreç içinde, Batı Bloğunun liderliğini alan ABD ile on yılda önemli gelişmeler sergileyen Rusya önce Suriye şimdi de Ukrayna üzerinden mücadele etmektedir. “Turuncu Devrim” sonrası giderek Rusya lehine dönüşen Ukrayna siyaseti, Batı’nın endişesini artırmıştır. Rusya’nın Ukrayna üzerinden Avrupa’ya gönderdiği doğal gaz ise Moskova için en önemli koz haline gelmiştir. Avrupa ve ABD ise bu noktada ekonomik önlemleri ön plana çıkarmıştır. Bunun yanında başta ABD olmak üzere Avrupa ülkeleri de Ukrayna iç siyasetinde etkili olabilmek için faaliyet gösteren yardım ve düşünce kuruluşlarından yararlanmıştır. Hem Ukrayna dışından müdahaleler hem de Ukrayna’daki gergin durum, “Turuncu Devrim” döneminden daha kötü bir hal alarak ülkenin bölünmesine sebep olmuştur. Bu durum ABD önderliğindeki Avrupa ile Rusya arasında bir siyasi çekişmeye de dönüşmüş durumdadır. Hatta gerginlik zaman zaman askeri çatışma olasılığını da akıllara getirmektedir. ABD’nin krize müdahale konusunda bölgeye askeri gemi sevk etmesi ve 1853–1856 Kırım Savaşı benzetmesi üzerinden olayların bir savaşa dönüşeceği beklentileri gelişmiştir.

Tarihi olayların güncel olaylarla karşılaştırılması konunun anlatılması için önemli bir dayanak noktası olsa da, anakronik yaklaşımlar tahlili zayıflatabilmektedir. Rus Çarlığı, ekonomik, siyasi ve askeri gelişim arayışı içinde zayıflamış olan Osmanlı Devleti ile savaşmıştır. Osmanlı Donanmasının Sinop’taki hezimetinin ardından, Rus Çarlığının ekonomik kaynaklara erişeceğini anlayan İngiltere ve Fransa gibi dönemin büyük güçleri de “realist dönem” etkisi ile savaşa katılarak Rusya’nın ilerlemesini durdurmuştur. Kırım Savaşı döneminde Rusya’nın GSMH’sı 12,7 milyar dolarken; Fransa’nın 11,8 milyar dolar İngiltere’nin ise 12,5 milyar dolardır. Aynı göstergeler 1830’larda Rusya için 10,5 milyar dolar, Fransa için, 8,5 milyar dolar, İngiltere için ise 8,2 milyar dolardır.[3] Bu göstergelerden de anlaşıldığı gibi yirmi yıllık bir süre içinde ekonomik olarak dönemin büyük güçleri İngiltere ve Fransa’nın önündeki Rus Çarlığı avantajını kaybetmeye başlamıştır. Uluslararası sistemi nispeten de olsa düzenleyebilecek Birleşmiş Milletler gibi bir kurumun bulunmaması ve “realist dönem” özellikleri ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’nun günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin aksine Kırım’daki fiili hâkimiyeti olayları savaşa sürüklemiştir.

Ancak güncelde, ABD, Fransa ve İngiltere’nin hem ekonomik hem de askeri olarak önünde yer almaktadır. Ayrıca Almanya gibi bir başka büyük güç Rusya ile yakın ilişkiler içindeyken, Fransa ve İngiltere’nin konu ile çok da ilgili olmadığı gösterilen tepkilerden anlaşılmaktadır. Almanya’nın ekonomik önlemler konusundaki tavrı bile itidallidir. Bunun yanı sıra, Kırım’da fiili hâkimiyeti söz konusu olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yerini Türkiye Cumhuriyeti almıştır. Bunların hepsinden önemlisi de “klasik realist dönemin” sorunları silahla çözme davranışının yerini, diplomasinin öne çıktığı bir dönem almıştır. Dolayısıyla tarihi olayların gelişimi açısından bazı benzerlikler arz etse de Kırım Savaşı benzetmesi üzerinden bugünkü olayları yorumlamaya çalışmak tahlilde hatalara yol açabilecektir. Rusya’nın Kırım’ın referandum sonuçlarını onaylamasının ardından ABD Başkanı Obama, sorunun çözümü için tarafların diplomasiyi öne çıkararak toplantılara başlaması gerektiğini belirtmiştir.[4] ABD, Ukrayna’da iktidara gelen yapıyı gerek John Kerry’nin gerek de Victoria Nuland’ın ziyaretleriyle açık bir şekilde desteklemiştir. Yani, ABD hem diplomatik çözüm söylemi ile uluslararası arenada kendisine alan sağlamaya çalışmış hem de Ukrayna iç siyasetinde elini güçlendirme yoluna gitmiştir.

Bir başka açıdan da, Rusya’nın Kırım ve Ukrayna meselesine gösterdiği önemi ABD göstermemektedir. ABD’nin Afganistan ve Irak işgalinden sonra uluslararası askeri müdahale seçeneğini tercih etmemesi ülke ekonomisinin düzeltilme çabası ve Amerikan karşıtlığı algısının ortadan kaldırılması çabası ile açıklanmaktadır. Obama dönemi ile başlayan bu genel siyaset anlayışı Ukrayna krizi sırasında da devam etmektedir. Ayrıca Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry, ABD’nin izolasyonist bir politika izlediği eleştirilerini Cumhuriyetçileri suçlayarak reddetmiştir. Kerry yaptığı açıklamada Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisindeki çoğunluklarını kullanarak, bütçeleri ve alınan kararları engellediğini böylece Obama hükümetinin iş yapmasına imkân tanımadıklarını belirtmiştir. Dolayısıyla ABD iç ve dış siyasetteki etkiler sebebiyle Ukrayna konusunda da tıpkı Suriye meselesinde olduğu gibi yaptırımların uygulanması noktasında etkili olmaya çalışacaktır.

Sonuç

Hem ABD hem de Avrupa ülkeleri çeşitli yaptırımlarla Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi ve Ukrayna karşısında takındığı tavra karşı koymaya çalışmaktadır. Ancak ABD Başkanı Obama’nın da açıkça ifade ettiği gibi bir askeri çatışmanın gerçekleşmesi şu şartlar altında mümkün görünmemektedir. Ukrayna olaylar sonucunda AB’ye yakınlaşırken; Kırım ise Rusya tarafında yer almıştır. Rusya açısından Karadeniz’de stratejik önemi haiz olan bir bölgenin kontrol altına alınması bir başarıdır. Bunun yanında Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılması Kiev ile AB’nin ilişkilerini daha da yakınlaştıracak belki de gelecek dönemde bir tam üyelikle sonuçlanacaktır. Böylece Batı Bloğu ile Rusya çekişmesinde Ukrayna yeni bir sınırı oluşturacaktır.

ABD’nin bu olaylar karşısında tavrı ise, uluslararası kurumları kullanarak diplomatik yollardan çözüm arayışları olacaktır. Bu girişimler devam ederken ekonomik etki alanını kullanan ABD, Rusya’nın kırılgan ekonomik yapısından faydalanarak Moskova’yı zayıflatmaya çalışacaktır. Ukrayna’nın NATO ile ortak tatbikat hazırlıkları yapması, ekonomik olara AB ve ABD ile daha da yakınlaşması bu önlemlerin emareleri olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak Rusya, Kırım ile Karadeniz’de oldukça stratejik bir noktayı kazanmış durumdadır.

 


[1]Nadia Diuk, “In Ukraine, Home Grown Freedom”, The Washington Post, 04.12.2004. http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/articles/A34008-2004Dec3.html(18.03.2014)

[2]Ian Traynor, “US Campaign Behind the Turmoil in Kiev”, The Guardian, 26.12.2004. http://www.theguardian.com/world/2004/nov/26/ukraine.usa(18.03.2014)

[3]Paul Kennedy, Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri, çev: Birtane Kaynakçı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2002, s: 216. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz: a.g.e, ss:215-223.

[4]Obama’dan Ukrayna Toplantısı Çağrısı, BBC Türkçe, 18.03.2014 http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/03/140318_obama_toplanti.shtml(19.03.2014).

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 17-08-2019

Rusya Güvenli Bölge Planını Destekliyor mu?

Güvenli bölge aldatmacası…