Biden ile Yeni Bir Başlangıç

Yazan  08 Kasım 2020

ABD de bir dönem, 20 Ocak 2021 de tamamen sona ermiş olacak. Biden bıçak sırtı bir seçimin galibi. Hala kapanmayan sandık ve sonuçlanmayan yasal süreçler var.

Karmaşık bir seçim sistemini anlamak kolay değil. Ama şu anda kurucuların eyaletler için koyduğu kurallara bile uymaya özen gösteriyorlar. Yeniden sayma işlemleri, keyfi bir başkan olan Trump için bile keyfi değil. Kuralların ayrıntısı eyaletten eyalete değişse bile, otomatik sayma halinde(%1 in üstündeki fark halinde) ikinci sayımın maliyetini eyalet halkı,  %1 altında fark olduğunda ise maliyeti sayımı talep edenin ödemesi gerekiyor. İkinci sayım maliyeti de eyaletten eyalete farklı. Örneğin 2016 seçimlerinde kritik eyaletlerden Wisconsin’de yeniden sayım maliyeti 3.6 milyon Dolar’mış. Açıkçası damadının “çekil” uyarılarını dinlemezse, Trump pamuk elini kesesine epeyce sokacak veya bağnaz ırkçı cumhuriyetçiler kendisine destek olacak. Nerede bizde ki “haydi bir daha sayalım veya sonucu beğenmedim. Yeniden seçim yapalım” düzeni!

Bürokrasinin,“Giden Ağam, Gelen Paşam” a Yaklaşım Farkı

2012 seçimlerinin hemen öncesinde birkaç cumhuriyetçi düşünce kuruluşunun Bangkok’ da düzenlediği bir toplantıya davet edilmiştim. O yıl 6 Kasım tarihinde yapılan seçimlerden bir gün önce bile gruptaki çoğu bürokrat, cumhuriyetçi adaydan yana tavır koyuyor ve söylem benimsiyordu. Hiç kaybetmedikleri neşeli tavır ile şahıslar üzerinden değil, “ Fil fildir. Eşek ise sadece bir başka türlü at” (The elephant is elephant, whereas the donkey is just another horse) diye semboller üzerinde konuşuyor, gözü kapalı iken demokrat olup da, gözleri açılınca cumhuriyetçi olan yavru kendi fıkraları anlatıyorlardı. Seçim ve sayım sürecinde daha sessiz ve edepli oldular. Sayım tamamlanınca, hepsi bir anda “hepimiz Amerikalıyız” demeyi bir ulusal tavır olarak ortaya koydu. Bürokrasi devam edecekti. Partizan olamazlardı. Ulusal menfaat, fil ve eşekten farklıydı. Çünkü konu insandı, ülkeydi.İşte bu nedenle batı ülkelerinde ve ABD de, seçimden seçime bürokrasi kıyımı olmaz.

Hele hele bizde olduğu gibi temel kurumların bürokrasilerine sık sık ve keyfi dokunulmaz. Bunlardan biri ABD Merkez Bankası olan Federal Reserve Bank’tır (FED). Nitekim Paul Volcker üç başkan döneminde FED başkanlığı yapmış ve döneminde ABD de o tarihte %10 oranında seyreden enflasyonu,Volcker kuralı denilen ve faizleri iki katına çıkaran bir uygulama ile gemlemeyi başarmıştır. Allen Greespan ise 1987 -  2006 yılları arasında başta Ronald Reagan’ın ikinci dönemi olmak üzere, sırası ile George H. W. Bush, Bill Clinton ve George W. Bush dönemlerinde FED başkanlığı yapmıştır. Greenspan göreve geldiğinde bunun uzun süreli olacağını bildiği için söylediği iki söz hala hatırımda. Bunların ilki, “ başkanlar gelir; başkanlar gider. Ama FED başkanı yerinde oturur.”, diğeri ise “FED başkanı az konuşur. Ama konuştuğu zaman onu herkes dinler”.

Bu iki cümle, şimdi salgın ve deprem haberlerini bir kenara itip, dikkatle izlediğimiz ABD seçim sonuçları açıklanırken, ABD gibi bir ülkede kurumların ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmesi bakımından önemli. Trump gibi iş başına geldikten sonra ilk fırsatta FED başkanını değiştiren keyfi bir başkanın, neyse ki ABD de hala o kadar tercih edilen bir başkan olmaması, o ülkede hala keyfi uygulamaların bürokrasiyi alet olarak kullanmasının bir sınırı olduğunun işareti.

Görünen Köyün Keyfi Olmayan Kılavuzları

Biden işte her şeyden önce kural ve kurumlara saygının tekrar gün yüzüne çıkacağı, hukukun üstünlüğünün yeniden tasdik edileceği bir dönemi başlatacak. Sivil ve askeri bürokrasinin “hepimiz Amerikalıyız” ikrarı ile tüm Amerikalıları, ırk, din, dil, cin ve menşei ayırımı yapmaksızın kucaklayacağını yemin edecek ve kamplara bölünmüş ABD yi birleştirmeye çalışacak. İşi kolay değil. Bir taraftan salgın, diğer taraftan da Trump’ın siyasallaştırmaya büyük bir çaba harcadığı anayasa mahkemesi süreci ile mücadele ederek işe başlayacak. Biden’ı bekleyen en önemli badirelerden biri, 10 Kasımda Yüce Mahkemenin oylayacağı kapsamlı sigorta yasası (Affordable Care Act). Salgının ortasında, Trump’ın gönderdiği yargıçlarla akıbeti belirsiz hale gelen bu yasa, eğer insanları sağlık hizmetinden mahrum ederse, iç barış nasıl sağlanır?

Biden durgunlukla mücadele işinin parasal yönünü, FED’e, bırakacak, önümüzdeki ay da dâhil olmak üzere, Beyaz Saray’a duhul edeceği 20 Oca 2021 i takip eden aylarda görevi kendisi bırakmadıkça Jerome Powell’la çalışmaya devam edecektir. Ülkenin parasal istikrar ve güvenilirliğinin aklına estikçe değiştirilen FED başkanını ile sağlanamayacağını Biden çok iyi biliyordur. Zaten Powell isterse 14 yıl görevde kalabilir. Bunun ne kadarını Biden ile geçireceği şimdiden belli değil.Ama Biden’ın veya atayacağı hiçbir kabine üyesinin FED e müdahalesinin söz konusu olmayacağına kalıbımı basarım.

Trump’ın oranlarını indirdiği kurumlar vergilerini Biden’ın hemen arttırma girişiminde bulunacağını sanmıyorum. Ama mutlaka salgın ile mücadele için gerekli olan ve halen gündemde bekleyen üç trilyon civarındaki meblağın, yeni seçilen senato ve temsilciler meclisinden geçmesi ve Biden tarafından hemen onaylanması söz konusu olacaktır.  Ama şiddeti artan salgın dolayısı ile yine ihtiyacı olan evlere adam başına 500-1000 dolar göndermek için IRS yani ABD maliyesi ve hazinesi seferber olacaktır.

Biden yönetiminin içeride yapacak çok işi var. Sınırdaki kamplarda bekleyen 500 ü aşkın anası-babası kayıp çocuk için ne yapılacak? Meksika sınırına örülen duvar devam edecek mi?  Başkan yardımcısı Kamala Harris’in bu ve “siyah yaşamlar önemlidir”(Black Lives Matter) konularında bir insan, eski bir savcı ve şimdi en yüksek tepedeki yönetici olarak izleyeceği yol, yordam ve politikanın özü ne olacaktır? Bunları her halde ancak 2021 in Şubat ayından itibaren göreceğiz.

Denizlerin Ötesine Esecek Biden Rüzgârının Şiddeti Ne Olacak?

Barış, çok taraflı ilişkiler ve uluslararası kurumlara saygı,Biden yönetiminin dünyaya 2021 başından itibaren vaadi olacak. Barış derken, gerektiği taktirde savaşmaktan kaçınmayacağı hususu gözden uzak tutulmamalı. Bu nedenle, yeni yönetimin Orta Doğu’dan ve Baltık Denizi çevresinden ABD birliklerini çekmesi söz konusu olmayacaktır. 

Öte yandan Biden yönetiminin WTO, WHO, IMF ve NATO gibi uluslararası örgütlerle, bunları güçlendirerek işbirliği yapacağının, Trump zamanında yenilenen Serbest ticaret anlaşmalarına ise bağlı kalacağının varsayılması gerekir. Trump’ın son bir hamle ile inşa ettiği İsrail-Sudan, İsrail-BAE ve İsrail- Bahreyn köprülerinin üstünden yürüyeceği ama Filistin çıkarlarının da gözetilmesi Biden’ın gündeminde olacaktır. Çin ile ilişkilerin normal rayına oturması, Rusya Federasyonu ile ilişkilerde yaptırım yerine uzlaşmaların, İran ile ilişkilerde ise JCPOA in yeniden tazelenmesi beklenmelidir. Paris anlaşmasına yeniden taraf olmanın yollarını arayacağına, AB ve özellikle Fransa-Almanya ekseni ile ilişkileri sağlamlaştıracağına, bu bağlamda Boris Johnson’ın, Kuzey İrlanda barışını ve Good Friday anlaşmasını tehlikeye atacak girişimlerine prim vermeyeceğine kesin göz ile bakabiliriz. . Nitekim Johnson hemen bir açıklama yaparak, anlaşmayı koruyacağı sözü vermek zorunda hisseti.

Doğu Akdeniz netameli konusuna gelince, burada Biden yönetiminin Libya ateşkesinden yana tavır koyarak barışı destekleyeceğini düşünmekteyim. Doğu Akdeniz’de karşılıklı tahrikleri hoş görmemesi ve bu konuda ülke ayırımı yapmayan bir Amerikan politikası izlemesi Türkiye’nin isteği olacaktır. Ancak bunun olması için Biden yönetimi Türkiye’nin de nerede olacağına karar vermesini isteyecektir. Bu bağlamda, S400 lerin akıbeti ve Türkiye ile askeri işbirliğinin NATO kurumsal ekseni kadar, Türkiye ile ilişkilerde kurumların rolü daha önemli hale gelecek, geçmişte olduğu gibi ABD bürokrasisinden bile belli ödemeler karşılığında Türkiye veya Türkiye ile ilgili şahıslar ve kurumlar hakkında kararlar bekleme eğiliminin önü kesilecektir. Şahsileşmiş, keyfi ilişkilerin sonu, umudum o ki Türkiye için de iyi olacaktır.

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Gözde Kılıç Yaşın   - 03-12-2020

Kıbrıs Meselesinde Kritik Dönem

Kıbrıs meselesi önemli bir dönüm noktasında; adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm üretilebilir.