Obama Ekibinde Yaprak Dökümü - Beyaz Saray’dan Kaçış mı?

Yazan  12 Ekim 2010
Türkiye’nin Washington’da dostlarının azaldığı ve Yahudi Lobisi, Kongre ve düşünce kuruluşlarında Ankara aleyhtarı seslerin arttığı bir dönemde Beyaz Saray’da Türkiye’ye “dost bir sesin” olmayışının olumsuz pratik sonuçları olabilir.

Obama'nın ekonomi ekibinden üç üst düzey isimden (Christina Romer, Larry Summers ve bütçe direktörü Peter Orszag) sonra Beyaz Saray Genel Sekreteri Rahm Emanuel görevinden ayrılacaklarını açıklamışlardı. Bu listeye Cuma günü Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones da eklendi. Başkanın baş siyaset danışmanı David Axelrod'un Kasım seçimlerinden sonra Obama'nın 2012 kampanyasının sorumluluğunu almak için Beyaz Saray'daki görevinden ayrılacağı tahmin ediliyor. Savunma Bakanı Robert Gates'in ise 2011 yılında görevi devretmek istediği biliniyor. Sözcü Robert Gibbs için bile Demokrat Parti Başkanlığı'na geçebileceği söyleniyor. Kabaca söylersek, Obama'nın belki de en yakın 10 danışmanının yarısından fazlası Ocak'tan itibaren görevde olmayacak.

Türkiye'de hakim olan görüş dış politikada kişilerin çok önemli olmadığıdır. Biz bu konuda farklı düşünüyoruz. Çünkü politikayı insanlar belirler ve uygular. Bunların dünya görüşleri, kişilikleri ve aralarındaki kimyanın bazen neredeyse yapısal faktörler kadar önemli sonuçları olabilmektedir. Başkanların Beyaz Saray'daki ikinci yılının sonuna doğru personelinde bazı değişiklikler yapması normaldir. Ama Obama'nın ekibinde yaşanan personel değişiklikleri zamanlama (seçim sonrası yerine öncesi), hız ve boyut olarak alışılmışın biraz ötesinde gibi görünüyor. Uzun çalışma saatlerinin zorlayıcı etkisi, yeni kan ihtiyacı ve bir parça da olsa kişisel çekişmelerin burada bir payı olabilir. Ama bu ölçekteki bir değişiklik bir tür başarısızlık ve memnuniyetsizlik itirafı gibi de görülebilir. Ayrılanların bir kısmı yaklaşan başarısızlığın bir parçası olmak istememiş ya da Obama bu başarısızlıklardan bazı isimleri daha fazla sorumlu görmüş olabilir. Ama elbette esas önemli soru bu kadro değişiminin yönetimin siyaset, strateji ve performansına nasıl etki yapacağıdır.

Obama aslında özellikle içeride tarihi sayılabilecek adımlar atmış ise de (canlandırma paketi, sağlık ve finans reformu) seçmenlerin kendisine ve partisine duydukları güven ve verdikleri destekte ciddi düşüşler yaşanmıştır.

Rahm Emanuel "zor", zorlayıcı, acımasız, sonuç odaklı, sivri dilli ve hatta biraz da "küfürbaz" bir genel sekreterdi. Bu nedenle sadece muhalifler değil Beyaz Saray personeli tarafından korkulan ve çok da sevilmeyen biriydi. Normalde Beyaz Saray'da kimsenin egosu Başkan'dan büyük olmamalıdır. Emanuel zaman zaman bu kuralı bozmuş olabilir. Demokrat Parti'nin sol kanadı onu Obama'nın değişim isteyen yanına ket vuran biri olarak gördüler. Yerine gelen Pete Rouse pek fazla öne çıkmadan perde arkasında iş görmeye çalışan bir takım oyuncusu olarak görülüyor. Hakim görüş, Beyaz Saray Genel Sekreterinin egosunu kontrol altında tutan biri olması gerektiği yönündedir. Obama'nın da, Emanuel yerine onun tam tersi karakterde birini seçmesi kişisel olarak yakın olmasına rağmen aslında eski genel sekreterin tarzından ve performansından çok da memnun kalmadığını düşündürtmektedir.

Kasım seçimlerinde Temsilciler Meclisi ve bir ihtimal Senato'da Cumhuriyetçilerin çoğunluğu ele geçirecek olması Beyaz Saray'ın daha düşük profilli ve uzlaşmacı bir çizgi tutturmasını gerektirebilecek. Obama "sert bir ekip" ortaya çıkarıp Washington sisteminin tıkanmasını Cumhuriyetçilerin uzlaşmazlığına ve inatçılığına yıkmayı da düşünebilir ama biz Obama'nın karakterinin buna çok uygun olmadığını düşünüyoruz. Ayrıca ABD'nin belki de en büyük problemi olan bütçe açığı ve kamu borcunun kontrol altına alınması[1] için partilerin işbirliği ve uzlaşmaya muhtaç olduklarını ABD Başkanı da çok iyi biliyor.

Dış politikada da yeni başkanların halefleri ile farklarını vurgulama hissini daha güçlü hissettikleri ilk yılların geri kalması ile beraber "mevsim normallerine" yaklaşılması ihtimali artabilir. Yeni muhafazakar Robert Kagan, demokrasi, müttefikler ve Amerika'nın biricikliğinin vurgulanması konularında bu yönde bir değişimin halihazırda yaşanmaya başladığını düşünüyor[2].

Obama ekibi içinde açık tartışmaya imkan tanıyan bir "rakipler takımı" anlayışını benimsese de, özellikle muhalifleri tarafından dışarıya kapalı, tecrit edilmiş bir kadro ve karar alma mekanizmasına sahip olmakla itham ediliyor. Ayrılanların yerine genelde zaten Yönetim'in içinde olan isimlerin getirilmesi ve dışarıdan yeni kana ihtiyaç duyulmaması da bu eleştirilere bir haklılık kazandırıyor. Halk desteği % 70'lerden 45'lere gerileyen bir Yönetimin daha "araştırıcı" olması beklenebilirdi. Anlaşılan Obama genelde doğru şeyleri yaptıklarını ama halkın kendilerini anlayamadığını ve ama belki de 2012'de "zamanı geldiğinde" anlayacağını düşünüyor.

Emanuel'in İsrail ordusundaki hizmeti bir yana bırakılırsa hemen tamamı askeri tecrübesi olmayan kişilerden oluşan Obama yönetimine askeri bir inandırıcılık da katacağı düşünülerek dahil edilen Jones'un, bu görevin "altın standardı" olan Brent Scowcroft gibi bir isim olacağı düşünülüyordu. "Politbüro," "mafya" ve "kampanya ekibi" diye adlandırdığı Axelrod ve Emanuel gibi Obama'nın yakın siyasi danışmanları ile ve kendi altında olmasına rağmen Obama ile geçmişi daha eski genç ekipten bazı isimlerle anlaşamadığı biliniyordu. Başka şeylerin yanında, generalin mesaisini normal saatler dışına taşırmaktan çok hoşlanmamasından dolayı günde 15-16 saate kadar çalışan genç personelin (Denis McDonough ve Ben Rhodes gibi) saygısını kaybettiği söyleniyordu. Bunların dışında Jones'un karar alma sürecini yönetme konusunda çok etkili olamadığı iddia ediliyordu. Ama Jones'un Obama'nın yakın ekibinde İsrail'e ve Yahudi Lobisi'ne karşı en mesafeli kişi olmasının da bu erken ayrılıkta rolü olup olmadığı merak konusudur[3]. Jones görevi kabul ederken Obama'nın önemli güvenlik meseleleri ile ilgili karar alırken "en sonunda kendisi ile görüşeceği" sözünü almıştı ama bunun her zaman gerçekleşmediği düşünülüyor. Obama ve hatta Emanuel Jones'u aşarak seçim kampanyasından beri beraber çalıştıkları Donilon ile görüşmekte bir sakınca görmediler[4].

Başkan ve general ilişkilerinde bir türlü kişisel elektrik yaratamadılar. Jones'u altındakilere karşı korumamakla Obama ciddi bir liderlik kusuru işlemiş olabilir.

Jones ile ilgili rahatsızlık epey erken bir zamanda duyulmuş, "günlerinin sayılı olduğu" "kulaklara fısıldanmış" ve bu durum onu bir tür "topal ördek" durumuna düşürmüştü. Jones'dan görevi devralan Tom Donilon'un başkanlığını yürüttüğü, önemli kararın alındığı ya da seçeneklerin oluşturulduğu ve bu nedenle zaten kilit bir dış politika yapma birimi olan Vekiller Komitesi'nin (Dışişleri, Pentagon, UGK, CIA ve Genel Kurmay'ın 2 numaralarının yer aldığı siyaset oluşturma komitesi. Deputies' Committee) konumu son dönemde daha da artmıştı[5]. Yeni iki numara Denis McDonough oldu. Donilon'un son aylarda de facto UGD olduğu bile söyleniyordu. Bu açıdan bakıldığında onunla devam edilmesi bir süreklilik sağlayacaktır. Hem Jones hem Donilon askerlerin Afganistan'a daha fazla asker taleplerine mesafeli yaklaşmışlardı. Hemen Aralık ayında "Obama'nın savaşı" Afganistan ile ilgili mevcut stratejinin performansını ve geleceğinin tartışılacağı kritik bir gözden geçirme süreci yaşanacağı için bu devamlılık ilave önem taşıyor. Donilon'un ayrıca Demokrat Parti'nin aktif sol kanadı ile yakın olduğu ve önümüzdeki Temmuz'dan itibaren Afganistan'dan çekilme seçeneğine daha da yakın olduğu tahmin ediliyor. Donilon'un Irak'tan bir an önce çekilip ağırlığı İran ve Çin'e verme yanlısı olduğu düşünülüyor[6].

Öte yandan, Bob Woodward'un kitabından öğreniyoruz ki, Robert Gates askerlerle ilişkisi oldukça sorunlu olan ve bütün seçenekleri dikkate almadan acele karar vermeye meyilli olarak gördüğü Donilon'un Ulusal Güvenlik Danışmanı görevine gelmesinin "felaket olacağını" düşünüyor[7]. Savunma Bakanı'nın da uzun olmayan bir süre içinde ayrılacağı ve Dışişleri Bakanı'nın Donilon'a göre ismiyle daha ağır basacağı dikkate alındığında önümüzdeki dönemde Clinton'un etkisinin artması şaşırtıcı olmaz. Cumhuriyetçi Parti'de kadın politikacıların öne çıkmaya başlamasıyla beraber (ve birçok başka nedenle) 2012'de Obama'nın yardımcısı olarak Clinton'u seçeceği iddiaları da boş bir fantezi olmayabilir.

Yukarıda bahsedilen personel değişiklikleri arasında Türkiye'yi en fazla ve direk olarak ilgilendirenin Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones'un ayrılması olacağı söylenebilir. Bilindiği kadarıyla Jones sadece Türkiye'yi tanıyan ve anlayan bir asker olmanın ötesinde, Orta Doğu'ya yönelik jeopolitik görüşlerinde önemli bir paralellik gösteren Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile de özel denebilecek bir ilişki geliştirmişti. Süleymaniye olayı sırasında da Türk Genelkurmayı'nın döndüğü isim Merkez Kuvvetler Komutanı değil o sırada NATO Başkomutanı olan Jones olmuştu. Barış süreci konusunda İsrail'i zorlamak, Irak'tan çekilmek ve İran'la diplomasiyi ciddi şekilde denemek gibi konularda Türkiye ile benzer eğilimlere sahip olan Jones'un yerine gelen yardımcısı Tom Donilon ile benzer bir frekans tutturulacağından emin değiliz. Uzun yıllar Türkiye ile en azından "sorunlu" denebilecek bir ilişki yaşayan Joe Biden ile birlikte çalışan (ve eşi de halen Biden'ın asistanlığını yapan) Donilon'un Jones'tan farklı olarak Türkiye'ye hususi bir "muhabbet duyduğunu" düşünmek zordur. Türkiye'nin Washington'da dostlarının azaldığı ve Yahudi Lobisi, Kongre ve düşünce kuruluşlarında Ankara aleyhtarı seslerin arttığı bir dönemde Beyaz Saray'da Türkiye'ye "dost bir sesin" olmayışının olumsuz pratik sonuçları olabilir.



[1] Şanlı Bahadır Koç, "'Çukurdaysan Kazmayı Kes: Bütçe Açığı ve Amerikan Gerilemesinin Ekonomi Politiği'", 21. Yüzyıl, Mart 2010, ss.31-44.

[2] Robet Kagan, "America: Once Engaged, Now Ready to Lead", Washington Post, 1 Ekim 2010.

[3] Jones'un Washington Enstitüsü'nde verdiği demeçte Yahudi Lobisi hakkında yaptığı şakalar muhtemelen unutulmamıştır. Nathan Guttman, "James Jones' Jewish Joke - Funny or Inappropriate?", Forward, 25 Nisan 2010.

[4] Scott Wilson, "James Jones to Step Down as National Decurity Adviser", Washington Post, 8 Ekim 2010.

[5] ABD güvenlik politikalarını oluşturma sürecinde Ulusal Güvenlik Komitesi'nin (NSC) rolü için bkz. Şanlı Bahadır Koç, "Arzın Merkezine Seyahat: ABD Ulusal Güvenlik Konseyi - Journey to the Center of the World: U.S. National Security Council, Avrasya Dosyası, 2005, No. 2, ss. 240-263.

[6] David Sanger, "Donilon to Replace Jones as National Security Adviser", New York Times, 8 Ekim 2010.

[7] Bob Woodward, Obama's Wars, New York: Simon & Schuster. 2010. s. 343.

Şanlı Bahadır Koç

Adı  Soyadı: Şanlı Bahadır KOÇ

Doğum Yeri:  Eskişehir

 Eğitim Durumu

İlk Öğretim-Lise:: Eskişehir Anadolu Lisesi

 Üniversite: Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Yüksek Lisans: Bilkent Tarih Bölümü, Tez Konusu“Noel Buxton: Portrait of a Philantrophist as a Turcophobe.

İlgi Alanı: ABD iç siyaseti ve dış politikası, Türk dış politikası, Orta Doğu siyaseti, Güvenlik karar alma mekanizmaları ve istihbarat teorisi

 Bildiği Diller:

İngilizce

Bugüne Kadar Çalıştığı Yerler:

* ASAM (2001-2009)

* Hürriyet Gazetesi (2009)

Bilimsel Çalışmalar

1997’den bu yana Foreign Press Review adlı yabancı basın derlemesinin editörlüğünü yapmaktadır.

Makaleleri

Enerji ve Güvenliği Üzerine Notlar 29 Kasım 2010.  

Amerikan Travması ve Kongre Seçimleri 23 Kasım 2010

Füze Savunması Üzerine 20 Soru ve 5 Seçenek 20 Ekim 2010

Obama Ekibinde Yaprak Dökümü - Beyaz Saray’dan Kaçış mı? 12 Ekim 2010

"Kürt Devleti" Üzerine Notlar ve Çeşitlemeler 23 Eylül 2010

Mullen’ın Ankara Ziyareti 7 Eylül 2010

ABD’nin Afganistan’daki Seçenekleri 24 Ağustos 2010

Financial Times Haberinin Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Düşündürttükleri 18 Ağustos 2010

İsrail-ABD-İran-Türkiye Dörtgeni 26 Temmuz 2010

Bay Netanyahu Washington’a Gitti: Böyle mi Olacaktı, Obama? 16 Temmuz 2010

Stratejik Dehlizlerde Derinlik Sarhoşluğu: Bir AKP Dış Politikası Eleştirisi Temmuz 2010

Rus Casusluk Olayı: "John Le Carre mi, Austin Powers mı?" 5 Temmuz 2010

“Mahalleye Hoş Geldin”:Türkiye’nin Orta Doğu’da İlk Günü 02 Haziran 2010

Nükleer Takas: “Savaşı Bitiren Anlaşma” mı, “Acem Oyunu” mu? 20 Mayıs 2010

ABD Irak’tan Çekilirken Riskler ve Hesaplar 1 Mayıs 2010

ABD-İsrail İlişkilerinde “Normalleşme” Sancıları 22 Nisan 2010

Obama’nın Nükleer Cazibe Taarruzu: Bardağın Üçte Biri Dolu 9 Nisan 2010

ABD-İsrail İlişkilerinde “Tektonik Kayma” mı? 5 Nisan 2010

Irak Seçimleri: Sonun Başlangıcı, Başlangıcın Sonu 19 Mart 2010

Ermeni Karar Tasarısı Üzerine Notlar, Yorumlar ve Öneriler 8 Mart 2010

Bütçe Açığı ve Amerikan Gerilemesinin Ekonomi Politiği 19 Şubat 2010

Cemaat-skeptic 6 Ocak 2010

AKP bir seçim daha kazanırsa burası FC olur 4 Ocak 2010

ABD bu işin neresinde? 29 Aralık 2009

Türkiye-Ermenistan Protokolü Üzerine Düşünceler 3 Eylül 2009

"Obama’nın Savaşı":AfPak Üzerine Notlar 20 Nisan 2009

Obama’nın Türkiye Gezisi ve Türk-Amerikan İlişkileri 19 Mart 2009

ABD ve Orta Doğu Barış Süreci Mart 2009

Obama’nın “Kırkı Çıkarken” Mart 2009

ABD-PKK “İlişkisi” Üzerine Notlar Şubat 2009

Mahşerin Üç Atlısı: Ross, Holbrooke ve Mitchell 5 Şubat 2009

SOFA ABD için Irak’ta “Sonun Başlangıcı” mı? Ocak 2009

Obama Döneminde ABD ve Asya 15 Ocak 2009

Obama’nın Güvenlik Kabinesi Üzerine Notlar 4 Aralık 2008

 Yeni ABD Başkanı Obama ve Türk-Amerikan İlişkileri 6 Kasım 2008 - eksik

ABD Başkanlık Seçimlerinin Türk-Amerikan İlişkilerine Muhtemel Etkileri 30 Ekim 2008

ABD Başkanlık Seçimleri Ekim 2008

Obama’nın Biden’ı Tercihinin Bir Tahlili 26 Ağustos 2008

Amerikan Sağı Üzerine Notlar Ağustos 2008

Gürcistan Krizi, ABD ve Türkiye 11 Ağustos 2008

Obama'nın Dış Gezisi 29 Temmuz 2008

Başkan Bush’un Avrupa Gezisi ve Transatlantik İlişkileri 18 Haziran 2008

ABD Seçimleri (ppt) - 10 Haziran 2008

"Sessiz Tsunami": Global Gıda Krizi (ppt) - 29 Nisan 2008

Amiral Fallon'un İstifası 13 Mart 2008

ABD ve PKK İlişkisi Üzerine Notlar 22 Kasım 2007

“İçeride Liberal, Dışarıda Şahin”: K. Irak’a Harekat Üzerine Notlar 25 Ekimy 2007

K.Irak'a Ekonomik Müeyyideler Üzerine Sorular 25 Ekimy 2007

Irak "Hamle"sinin Muhasebesi Eylül 2007

Türk-Amerikan İlişkileri - Yeni Dönemin Gündemi Eylül 2007

ABD, K. Irak ve Türkiye Üzerine Notlar ve Sorular Haziran 2007

ABD ve Orta Doğu: "Müflis mirasyedi" mi "stratejik deha" mı? Mayıs 2007

Recommendations for Strengthening U.S.-Turkish Relations February 26, 2007

ABD'nin Irak'taki Seçenekleri Ocak 2007

'Topal Ördek'le İki Yıl Daha: 2006 Kongre Seçimleri Aralık 2006

U.S.: Empire, Gulliver or the “First Among Unequals” (ppt) - ASAM 2023 Conference - October 2006

Türk-Amerikan İlişkilerinde “İkinci Bahar” mı, “Sonun Başlangıcı” mı? Stratejik Analiz - Haziran 2006 -

Irak’ta Direnişin ve İşgalin Gölgesinde Demokrasi Deneyi Avrasya Dosyası - İslam ve Demokrasi Özel Sayısı

Gurur ve Önyargı: ABD İran Gerginliği ve Türkiye Stratejik Analiz Nisan 2006 - (pdf)

Arzın Merkezine Seyahat: ABD Ulusal Güvenlik Konseyi - Journey to the Center of the World: U.S. National Security Council Avrasya Dosyası 2005

Dört Tarz-ı Siyaset: Türk-Amerikan İlişkileri ve Başbakan Erdoğan’ın Washington Ziyareti Temmuz 2005

11 Eylül’den Sonra Türk-Amerikan İlişkileri: Eski Dostlar mı Eskimeyen Dostlar mı? Avrasya Dosyası - 2005

“Dört Yıl Daha”: Yeni Bush Yönetimi ve Dünya Aralık 2004

2004’ten 2005’e Türk-Amerikan İlişkileri Aralık 2004

Türkiye, Iraklı Kürtler ve Statükonun Meşruiyeti Nisan 2004 - eksik

Askerî Alanda Devrim: Askerî Bir Senfoni Ocak 2004

Çirkin Amerikalı’ ile ‘Güven Bunalımı’: ‘Süleymaniye Krizi ve Türk-Amerikan İlişkileri Temmuz 2003 - ( pdf )

The Middle East: A Land of Opportunity and Peril for Turkey - May 2003

Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Notlar: Ataerkil Yapıdan Tüccar Mantığına mı? Mayıs 2003

Türkiye, ABD ve Irak Harekâtı: Hayır Diyebilen Türkiye? - Şubat 2003

Değişim, ‘Sense of Proportion’ ve Tarihin Yararları ile Sınırları Üzerine Nisan 2003

ABD Güvenlik Politikalarında Güç Kullanımı ve Caydırıcılık Ağustos 2002

“Yalnız Kovboy” ya da “Eşit Olmayanlar Arasında Birinci”: ABD Dış Politikasında Tektaraflılık-Çoktaraflılık Tartışmaları Mart 2002

İyi, Kötü ve Çirkin: ABD'nin Orta Doğu Politikaları Ocak 2002

Unilateralism corrupts, absolute unilateralism corrupts absolutely Turkish News, May 21, 2002

ABD ve Afganistan: Çıkış Var mı? Kasım 2001

Realism and Change

Crime and Punishment - Deterrence and its Failure in Theory and Practice 2001

“Tüketebileceğimizden Daha Fazla Değişim” ya da Eskimeyen Dünya Düzeni Ekim 2001

“ABD-AB İlişkilerinde Metal Yorgunluğu” Haziran 2001

2002-2004 yılları arasında ASAM için yazdığı kısa “Günlük Değerlendirmeler” için bkz. http://ajp1914.blogspot.com/

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 22-08-2019

Kıbrıs'ta Türk kimliğini silme operasyonu

2007 sonrasında başlayan açılım politikalarının Türkiye'yi getirdiği nokta, Ocak 2013'te başlayan sözde çözüm süreci gerçekte büyük bir yıkım süreci olan PKK terör örgütüyle müzakereler olmuştu.