Başbakan’ın İtirafı

Bir çok aydın AB tam üyelik sürecinde AB’nin Türkiye’ye yönelik siyasetlerinin ülkemizi etnik merkezli bir federasyona sürüklemek istediğini dile getirdi. Bu politikaların Türkiye’yi bir iç savaşa ve parçalanmaya sürükleyebileceğinin altı çizildi.

Ancak AB yanlısı siyasi partiler ve AB resmi lobisi olan büyük basın AB'ye şüphe ile bakan bu yaklaşımı aşağıladı.

AB'nin çifte standarta dayalı ve ard niyetli politikalarını dile getirenlerin tezleri tartışmaya dahi gerek görülmedi. Kıbrıs'da, Ege'de, PKK meselesinde ve nihayet şimdi Ermeni meselesinde Türkiye'yi haksız gören "resmi Türk muhalifi" çevreler, hemen ilkel bir paranoya ebediyatına başladılar. "AB faşizmi" diyebileceğimiz bu çizgi, demokrasi adına kendi görüşlerinden başka hiçbir görüşün değerlendirmeye değer olmadığını ileri sürdü.

Bu tutumun AB'ci Türk politikacıları tarafından da büyük ölçüde paylaşıldığı görüldü. AB tam üyeliğini kendi başarısızlıklarının Türk halkının önüne koyduğu büyük faturayı ödemek için tek araç olarak gören politik zihniyet, "AB'ye girince herşey iyi olacak" yaklaşımı ile politika yaptı, yapmaya devam ediyor. Ancak 17 Aralık ile birlikte, Ab lobisi yolun sonuna geldi. 17 Aralık belgesi Türkiye'nin AB tam üyeliği perspektifini çok büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Uçu açık,"ne zaman" biteceği ve "hangi statü" ile biteceği belli olamayan bir süreç başladı. Ancak bu süreç içinde AB bizden geri dönülmesi mümkün olmayan adımlar atmamızı istiyor. Diğer bir ifade ile tam üyelik için ödeme yapmamız isteniyor ama sonunda ne alacağımız ve ne zaman alacağımız belli değil. Bu ortamda AB lobisigittikçe "galiba bir yanlış yaptık" havası içine girdi.

Türk olan her şeye "milli kimlik tahribatı" yüzünden düşman olanlar hariç diğer AB'ciler artık paranoya edebiyatı yapmıyorlar. AB'nin Türkiye'yi etnik fay hatlarına ayırmak istediği şeklindeki eleştiri ve tespitler karşısında sadece susuyorlar. Tedbirli davranmayı tercih ediyorlar. İşte bu ortamda siyasi kariyerinin tamamını AB tam üyeliğine bağlamış olan Başbakan Erdoğan'ın tespiti gündeme düştü.

Erdoğan, "AB'nin birçok dayatmaları oluyor. Hatta bizi parçalamaya yönelik gayretler içerisinde önümüze tezler geldiği de oluyor" dedi. Başbakanın söyledikleri şaka değil. AB'nin Türkiye'ye ülkemizi parçalamayı hedefleyen tezleri ileri sürerek yaklaştıklarının söylenmesi, AB'nin Türkiye'yi bölmeyi hedefleyen politikalarını aleni yaptıklarını gösteriyor. Yapılan tespit entelektüel bir tespit değildir. Erdoğan'ın yaptığı tespit, devletin bütün gizli bilgilerine sahip bir kişinin bu bilgilere dayanarak yaptığı açıklamadır.

AB, Erdoğan hükümetinin AB tam üyeliği konusunda teslimiyetçi çizgiye varan samimiyetine rağmen ülkemize yönelik temel bölücü çizgisini değiştirmemiştir.Türkiye'yi tam üye "yapmamak" konusunda artık kesin bir görüş oluşturduğu görülen AB'ye karşı "pazarlığa" devam edelim politikasını izlemenin açık bir aymazlık zemini oluşturduğu görülmektedir. AB ile ilişkilerin zemini yeniden düzenlenmeden ve tam üyelik politikası terk edilmeden ikili ilişkileri sağlıklı ve Türkiye'nin menfaatlerine düzenlemek mümkün değildir.

Yeni bir politika sadece Türkiye için gerekli ve yararlı değildir. Bu politika ayni zamanda AB içinde gerekli ve yararlı olacaktır. Çünkü Türkiye herşey rağmen bölünmeyecektir. Türk halkı, ülkesinin karşı karşıya bırakılmak istediği ağır tehditleri aşacak büyük bir deneyim ve tarihsel direnç gücüne sahiptir. 20 yüzyılın başında 9 milyonluk, aç, bitap, yoksul Anadolu'yu bölemeyen Avrupa'nın 75 milyonluk dünyanın ilk 20 büyük ekonomisi içindeki Türkiye'yi bölmesi mümkün olmayacaktır. Ancak Anadolu'da Avrupa kıtasına fanatik bir şekilde düşman bir Türk halkı ortaya çıkacaktır. Hem de haklı olarak.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 04-12-2019

Doğu Akdeniz, Libya, Suriye, Fransa ve NATO

Recep Tayyip Erdoğan Başbakan iken, 28 Şubat 2011'de ''NATO Libya'ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu?