Hesap Sormak

%25’lik AKP iktidarı başı dönmüş bir şekilde iş ve dış politikada Türkiye’nin zararlarını telafi etmekte zorlanacağı adımlar atıyor. İktidara gelmelerinin bedellerinden birisi olan KKTC’yi yok etme süreci hızla işliyor.

AKP hükümeti Annan Planı'nı destekleyerek olağanüstü bir risk almıştı. Ancak Rum tarafı daha stratejik düşündü ve kendi lehine olan bu planı daha lehine reddederek daha lehine bir zemin oluşturma arayışı içine girdi.

Bunun içinde AKP'nin Avrupa Birliği tutkusunu sonuna kadar istismar edebileceğinin bilinci içindeydi. Çünkü AKP'nin Türk halkına "sanal bir AB üyeliği" dışında satabileceği hiçbir şeyin olmadığını görmüştü. !7 Aralık 2004'de AB, Türkiye'nin önüne "ucu açık" yani ne zaman biteceği belli olamayan ve "ne şekilde" tam üye mi yoksa imtiyazlı statü mü olduğu belli olmayan bir süreç koymuştu. AKP iktidarı bu açık mağlubiyeti bile Türk halkına zafer gibi sunmaya çalıştı.

Şimdi AKP'nin Türkiye'yi nasıl bir çıkmazın içine soktuğu daha iyi anlaşılıyor. Çünkü "yalan söylemeyi" alışkanlık haline getirmiş olan bir kuruluş olan AB 3 Ekim'de başlayacak olan Türkiye-AB Müzakerelerinin başlaması dahi tehlikeye düşmüş durumda. Nitekim Başbakan R.T. Erdoğan, AB üyesi ülkelerin başbakanlarına mektup yazarak 3 Ekim'de görüşmelerin başlamasının ertelenmemesini talep etti.

Müzakerelerin başlamasının tehlikeye girmesinin nedeni ise Kıbrıs. 17 Aralık görüşmelerinde Türkiye Ek Protokol ile Kıbrıs Rum Yönetimini Gümrük Birliğine alacağını ama diplomatik olarak tanımayacağını ileri sürmüştü. AB üyeleri de bunu kabul etmiş görünmüşlerdi. Ancak 3 Ekim öncesinde AB üyelerinde "beliren" görüş, Türkiye'nin Rum Yönetimini diplomatik olarak tanımasının müzakerelere başlamak için kaçınılmaz olduğu doğrultusunda.

Aslında Türkiye Ek Protokolu imzalayarak Kıbrıs Rum Yönetimini tüm Kıbrıs'ın temsilcisi olarak büyük oranda kabul edecek adımlar atıyor. Mesela Ek Protokolun imzalanması ile birlikte KKTC'den Türkiye'ye yapılacak ihracata ve Türkiye'den KKTC'ye yapılacak ithalata Rum kesimi menşe şehaadatnamesi verecek. AKP iktidarı, Rum gemi ve uçaklarının Türk liman ve hava limanlarını kullanamayacağını söylüyor ancak Rum tarafı bunun olmayacağını Türkiye'nin bu konuda geri adım atacağını belirtiyor.

Bu diplomatik tanımama rezaleti sürerken Erdoğan'ın "dear friend" yani iyi arkadaşı Tony, İngiltere Başbakanı, "Korkma sevgili Recep, imzala, bu imza ile Rumları tanımış olmzsın" diyor. AKP'lilerde kapıda bekleyen basın mensuplarına "bakın biz sizs söylemiştik. Koskoca İngiltere başbakanı da söylüyor. Ek Protokolu imzalamakla Rum kesimini Kıbrıs'ın temsilcisi olarak tanımış olmayız" diyorlar.

Hiç kimse şunu sormuyor:"AB içinde büyük bir değişim yaşanıyor. Almanya ve Fransa'da Türkiye'nin tam üyeliğine açık bir şekilde karşı çıkan iktidarlar oluşuyor. AB bir kaos içine sürükleniyor. Bu ortamda Türkiye'nin 3 Ekim görüşmelerini bu tür tavizler vererek başlatmasının ne gereği var?" Bu haklı ve basit bir soru. Cevabı da basit. AKP iktidarı meşruluğunu aldığı %25 oya değil, AB ve ABD'nin AKP'ye verdiği dış desteğe dayandırıyor.

AKP kendi halkından korkuyor. Onun için halkın AB masalı ile oyalanması gerekiyor. Bu arada verilen tavizler, Türkiye'nin tasfiye edilen menfaatleri çok büyük bir önem taşımıyor. Tabii, Türkiye'nin menfaatlerini gerçekten savunabilmek için "Türk'üm" diyebilmek ve bununla gurur duymak lazım. Bütün bunların hesabı bir gün sorulacak. Türkiye ne kadar ağır bir krize girerse hesapta o kadar "ağır" sorulur.

Son Not: PKK'nın sizi uyutmasına izin vermeyin, Kerkük'ü unutmayın. Kerkük kaybedilemeye doğru hızla ilerliyor.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 17-08-2019

Rusya Güvenli Bölge Planını Destekliyor mu?

Güvenli bölge aldatmacası…