Merkel’in Sahte Fırtınalı Türkiye Ziyareti- Aynur LAHİ

Yazan  05 Nisan 2010
Son iki aylık süreçte Yunanistan’a yapılacak ekonomik yardım tartışmaları Almanya’nın gündemini meşgul ederken, Başbakan Angela Merkel’in Türkiye ziyareti öncesinde ve sonrasında Alman basınında Türkiye’ye ilişkin çok sayıda yazı yayınlandı.

Başta Merkel'in imtiyazlı ortaklık ile ilgili bilindik açıklamaları tekrar etmesi; sonrasında ise Başbakan Erdoğan'ın Almanya'da Türk liselerinin açılmasına ilişkin önerisi tarafların karşılıklı sert açıklamalarıyla iki ülke arası ilişkileri germiştir. İki günlük ziyarette liderlerin daha ılımlı ifadeleri tercih etmeleri ve provokasyonlara başvurmaması havayı yumuşatmış olsa da, Alman basınında genel olarak 'zoraki gülümsemelerle' dolu bir ziyaret şeklinde değerlendirilmiştir.

Alman basınında ön plana çıkan konulardan biri Almanya'da Türk liselerinin açılması olmuştur. Başbakan Erdoğan'ın Die Zeit gazetesine verdiği röportajda, Türkiye'de eğitim veren liseleri örnek göstererek Almanya'da yaşayan Türklerin de buna benzer eğitim kurumlarına sahip olmasının önemi ve önce anadillerini öğrenmeleri gerektiğine ilişkin açıklaması Alman basınında ciddi tepki yarattı. Konuya ilişkin yapılan yorumlarda Almanya'da bulunan Türklerin toplum ile bütünleşme ve özellikle 3. nesil dâhil Türklerin Almancayı konuşma konusunda yaşadığı sorunlara vurgu yapılmıştır. Bu sorunun üstesinden gelmek için Türklerin Türkçe dersi yerine daha çok Almanca dersi görmeleri gerektiği belirtilmiştir. Buna karşılık Süddeutsche Zeitung ve Westdeutsche Allgemeine Zeitung gibi günlük gazetelerde Almanya'da zaten buna benzer okulların var olduğu; Türkçe'nin yanı sıra Almanca da eğitim verecek okulların açılmasının bir sakınca yaratmayacağı; iki liderin de daha çok iç politik kaygılarla bu konuya tepki verdikleri şeklinde yorumlar getirmişlerdir.

Merkel'in ortak basın toplantısında Almanya'da Türkçe okulların açılabileceği 'Ama Türkçe, Almanca öğrenmemek için bahane oluşturmamalı' açıklaması bu yorumu doğrular niteliktedir. Merkel hem bu konuyu hem de genel olarak Türkiye'nin AB'ye üyeliğini eyaleti seçimleri öncesinde muhafazakar seçmeni etkilemek için bir iç politika malzemesi olarak kullanacağı anlaşılabilir. Bu süreçte Türkiye'nin üyeliği ile ilgili yapılan anketler Alman kamuoyunun %60-70'lere varan oranlarda Türkiye'nin üyeliğine karşı olduğu göstermiştir. Bu durum Merkel'in zaten savunduğu imtiyazlı ortaklığı daha çok savunmasına neden olmakta, ve Merkel'in bu konuda elini güçlendirmektedir.

Alman basınında tartışılan bir diğer konu Türkiye'nin AB'ye üyeliği olmuştur. Ocak ayında Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle'nin ziyareti sırasında Türkiye'nin üyeliğini destekleyici mesajlar vermesi İktidar ortağı Hristiyan Demokratlarda tepki yaratmıştır. Hatta imtiyazlı ortaklık konusunda ısrar eden başbakan ile buna karşı çıkan dışişleri bakanı'nın dış politikada kimin son sözü söyleme hakkına sahip olduğu tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Oysa Hrıstiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ile Hür Demokrat Parti (FDP) arasında imzalanan koalisyon anlaşmasında, Türkiye ile müzakerelere ucu açık olarak devam edileceği ifadesi yer alıyor. Muhalefette bulunan Sosyal Demokrat Parti ise Merkel'in Hrıstiyan Demokrat Parti'nin lideri olarak değil, Almanya Başbakanı olarak taşıdığı sorumluluklar çerçevesinde kalması gerektiğini belirtmiştir. Merkel de ziyaret süresince imtiyazlı ortaklığı telaffuz etmeyip, üyeliğin açık uçluluğuna vurgu yaptı.

Basında yer alan haberlerde Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan görüşler Türkiye'nin büyük fakat fakir bir ülke olduğu, Suriye, İran, Irak gibi sorunlu komşulara sahip olduğu, Başbakan Erdoğan'ın Batı'ya sırtını döndüğü ve İslam dünyası ile ilişkilere öncelik verdiği ve Kıbrıs sorunu gibi bilindik argümanların yanı sıra, Ermeni soykırımı ve Ermenilerin sınır dışı edileceğine ilişkin açıklamaları da kullanmışlardır. Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanlar Türkiye'nin özellikle enerji ve güvenlik konularındaki önemine vurgu yapmakla birlikte, AB'ye tam üye olmadan da Türkiye ile Almanya arasında iyi ilişkiler kurulabileceğini ve bu ilişkilerin imtiyazlı ortaklık çerçevesinde de geliştirilebileceğini savunmuştur. Buna karşılık Die Welt ve Süddeutsche Zeitung gazetesinde yayınlanan yorumlarda ise Türkiye'nin AB üyelik sürecinde çok ciddi reformlar gerçekleştirdiğini, AB'nin hristiyan birliği olmadığını, ortak değerlere dayalı bir birlik olarak tüm koşulları yerine getiren Türkiye'yi birliğe almak zorunda olduğunu, ahde vefa ilkesinin bunu gerektirdiğini dile getirmiştir.

Alman iş çevrelerinin Başbakan Merkel'i Türkiye ile ilişkiler konusunda uyaran açıklamaları basında yer almıştır. Türkiye'nin en önemli ticari partnerlerden biri olduğu ve stratejik bir bölgede gittikçe büyüyen bir Pazar niteliği taşıdığı ısrarla üzerinde durulan konular olmuştur. İş dünyası, iki ülke ilişkilerini olumsuz etkileyecek imtiyazlı ortaklık tartışmalarının yanlış olduğunu, üyeliğin açık uçlu bir süreç olduğuna vurgu yapılması gerektiğine dikkati çekmişlerdir. Türkiye ile Almanya arasında 25 milyar dolara yaklaşan ticaret hacmi iş çevrelerinin bu duyarlılığını açıklamaktadır.

Almanya ile Türkiye arasında İran'a yönelik uygulanacak yaptırımlar konusunda yaşanan fikir ayrılıkları Alman basınında yer alan bir diğer konudur. Merkel, İran'ın nükleer programında yeterince şeffaf olmaması durumunda Tahran'a yaptırım uygulanmasından yana bir tutum izliyor. Başbakan Erdoğan ise İran'a yaptırım uygulanmasının istenilen çözümü sağlamayacağı nedeniyle karşı çıkmaktadır. Özellikle Başbakan Erdoğan'ın Die Zeit gazetesine verdiği demeçte İran'ın barışçıl amaçlarla nükleer enerji kullanacağı, oysa İran'ın bir diğer bölge ülkesi olan İsrail gibi nükleer silahlara sahip olmadığı şeklindeki açıklaması yankı uyandırmıştır. Ziyaret süresince de bu konuda bir ilerleme kaydedilememiştir.

Ziyaret sırasında tarafların daha ılımlı ifadeler kullanmaları, Merkel'in imtiyazlı ortaklığı ifadesini kullanmaması, Başbakan Erdoğan'ın da ziyaret öncesi takındığı sert tutumdan vazgeçmesi, sorunların ortadan kalktığı anlamını doğal olarak taşımamaktadır. Sorunlar bir nevi halı altına süpürülmüştür. Fakat bu durumun iki ülke ilişkilerini ve Türkiye'nin AB üyeliğini nereye götüreceği belli değildir. Türkiye'nin müzakere süreci devam ederken tarafların sorunları sürekli ertelemeleri, nasıl olsa müzakereler uzun sürecektir düşüncesiyle hareket edilmesi, sorunların artmasına ve bu sürecin baltalanmasına yol açacaktır.

Aynur LAHİ

Adı  Soyadı: Aynur LAHİ 

Doğum Yeri:  Kosova 

Eğitim Durumu
İlk -Orta Öğretim: Almanya
Lise: Kosova

Üniversite: Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, aynı zamanda İktisat Bölümünde de çift anadal yapmıştır

Yüksek Lisans: 2008 yılından bu yana Ankara Üniversitesi – AB ve Uluslararası Ekonomik İlişkiler Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. 

Uzmanlık Alanı: AB Balkanlar Politikası, Türkiye-AB İlişkileri

Bildiği Diller:

Almanca

İngilizce

Arnavutca

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mehmet Zeki Bodur   - 30-03-2020

BREXIT İLE SARSILAN AB, CORONAVİRÜS SONRASINDA “ITALEXIT” İLE DAĞILMAYA DEVAM EDER Mİ?

İlk olarak Aralık 2019 ayında Çin’in Wuhan Şehrinde ortaya çıkarak tüm dünyaya yayılan Coronovirüs salgını olarak da bilinen COVİD-19 hastalığı, BM Dünya Sağlık Örgütü (WHO)  tarafından 11 Mart 2020'de pandemi (salgın) olarak sınıflandırıldı.