Yeniden Birleşmesinden Otuz yıl Sonra Almanya ve AB

Yazan  04 Ekim 2020

Utanç duvarının yıkılmasıyla doğu ve batı Almanya’nın birleşmesi daha dün gibi. 1989 da, taş üzerinde sadece anılarda kalacak kadar taş bırakıp birbirine sarılan Almanlar, ayrı kaldıkları yıllarda birbirlerinden ne kadar farklılaştıklarını

görmezden gelerek ertesi gün yokmuş gibi o “sihirli”[1]geceyi yaşadı. Değişimi uzaktan seyretmek ilginç, ama sonuçlarını tahmin etmek kolay değildi. Bölünmüş iki parçasını yeniden bir araya getirmek ise Almanya gibi fevkalade organize bir ülke için bile zor oldu. Başlangıçta umutlu bir gelecek beklentisi vardı. Ama adım adım uyum sorunları yaşadılar.Zorlukların üstesinden geldiklerinde iki kazanımları oldu: Artık hem daha güçlü bir Almanya doğdu. Hem de doğunun zoru, kolayı, kıtlığı, bolluğu, acıyı ve tatlıyı bilen kızı Angela Merkel Almanya ve AB'nin siyasi sahnesine giriverdi.

“Değişim Rüzgârları” ve “Zafer Gecesi”[2] nin Müteanni (Temkinli) Seheri

Aslında değişim rüzgârları, 1989 yılı öncesinde esmeye başlamıştı. Utanç duvarının yıkılmasından sonra fırtınaya dönüşünce, tarihte bir başka sayfa kapandı. Artık Batı Avrupa’nın kâbusu Sovyetler Birliği ve uyduları kalmamış, soğuk savaşın dondurucu havası yumuşamaya başlamıştı. Zaman içinde Doğu ve Orta Avrupa’nın geçiş dönemi ülkeleri,doğusunun ağır yükünü omuzlamakta zorlanan Almanya’nın ve o tarihte hala adı Avrupa Topluluğu olan bugünkü AB'nin kapısını çalmaya, cebine ellerini sokup karıştırmaya başladılar. Daha sonra çoğu AB kulübü üyesi olup, dışarı da kalan Belarus veUkrayna’yı büyük ölçüde kendi kaderlerine ve Rusya’nın Çarlık hayallerinin insafına terk ettiler.

Sınırları genişleyen AB nin ulaştığı refah düzeyi yadsınamaz. Ama bugün İngiltere’nin birlikten ayrılması ile 27 katarlı bir trenin lokomotifi haline gelen Almanya, bazı görüşlere göre hala gönülsüz bir hegemon. Aslında diğer AB üyelerinin Almanya’nın yeniden siyasi ve askeri bir iddia kazanmasını  isteyip istemedikleri de pek belli değil. Kaldı ki eğer bugün AB eşitlerin dengesi ve onların inandıkları ilkeler üzerine oturan bir birlik ise, Almanya’nın yeniden bir hegemon rolü üstlenmesi düşüncesinin hiç akla gelmemesi gerekir. Bununla birlikte, Almanya o zafer gecesinin seherinden itibaren, AB bütçesine yaptığı katkı ve birlik kurumları üzerindeki gölgesi ile kendine yakın bir iddia sahibi olan Fransa ve şimdi artık birlikten kopan İngiltere’ye göre baskın bir liderlik rolü üstlendi.AB nin kasası, hamisi ve gözetmeni haline geldi.

2019 yılında AB bütçesine katkısı 25. 82 milyar Avro olan Almanya’yı, 21 milyar Avro[3] katkı ile Fransa izlese bile,  Almanya’nın ekonomik yardımları, teknik danışmanlığı ve reel üretim katkısı ile diğer hiçbir AB üyesinin rekabet etmesi söz konusu değil. Bu nedenle ne zaman AB de bir finansal kriz patlasa, hala hemen Almanya’nın elini cebine götürmesi ve çözüm bulması beklenmekte.

“Değişim Rüzgârı”Çocuklarının Rüyası

Fransa ve İngiltere, 30 yıl önce, bölünmüş bir Almanya ile bir arada yaşamanın mümkün ve hatta daha kolay olduğunu ve Birleşik Almanya’nın dev gövdesi ile Avrupa ve dünya için yeni sorunlar yaratabileceğini düşünmekteydi.  Bu düşünce, 30 yıl sonra hala akılları ambargo altında tutan bir korku olmakla birlikte, 14 yıldır görev başında bulunan Şansölye Merkel’in iddiasından çok, tepkisizliğinden de endişe eden AB üyeleri olduğunu söylemek mümkün. Ama bu şikâyetler, 2021 de Merkel görevden ayrılınca ne hale gelir? Yoksa iddiası AB ni ve dünyayı korkutacak bir Almanya’dan daha mı fazla endişe edilir? İşte bu sorular yeniden gündeme yavaş girmektedir.

Bugün 27 ülkeli AB, hala ABD ve Çin’e rakip bir bölgesel güç. Üyelerinin Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYİH) düzeyleri dünya ortalamalarının üzerinde. Üstelik 1999 yılından bu yana dolaşımda olan Avro, bir rezerv, bir referans para birimi ve tasarruf saklama aracı olarak rağbette. 1970 li yıllardan beri Avrupa entegrasyonu nice ekonomik ve finansal krizi atlatabilmiş ve sadece bir üyesini fire vermişse, “Değişim Rüzgârı”çocuklarının rüyası gerçek olmuş demektir. Evet, AB nin güney kanadı, ortak para birimi Avronedeni ile muhatap oldukları parasal disiplinden şikâyetçi. Zaman zaman Almanya’nın kendilerini bir tür ekonomik ve siyasi baskı altında tuttuğunu iddia etmekte, ama dara düştükleri zaman, Almanya’ya avuç açmaktan da çekinmemekteler.

Ayrıca, birlik dışında ortaya çıkan siyasi sorunlara ve algılanan güvenlik tehditlerine karşı AB nin sesinin Almanya olması, hepsini rahatlamakta. Buna rağmen Almanya Rusya’ya karşı 2014 yılından bu yana yaptırım uygulayarak, AB adına Ukrayna ve Kırım’ın statüsü ile ilgili duruma somut tepki gösterdiğinde,zaman zaman bunu desteklememekte veya hatta Almanya’nın Rusya’ya karşı durdurduğu ihracatı telafi etmekten çekinmeyecek kadar ileri gitmekteler.Bir taraftan Almanya’nın Rusya’dan yaptığı doğal gaz ithalatına bağımlı olmasını, gazı Rusya’dan akıtacak olan boru hattı projelerine yeşil ışık yakmasını ve Çin ile ortak 5G teknolojilerine girmesini siyasi projeler olarak değerlendirip kınarken, kendileri de aynı kervana katılmak için çeşitli yollar aramaktalar.

Salgın ve Ekonomik Durgunlukla Otuzuncu Yıldönümünü Kutlarken

Geçen ayın son haftasından itibaren Almanya’nın yeni bir durgunluk dönemine girdiği rakamlarla resmen kanıtlandı. Son verilere göre ikinci çeyrekte yüzde 11.3 küçülen Alman ekonomisinin 2019 ve 2020 yılları ikinci çeyrek kıyaslamasında gösterdiği küçülme tablosu ise daha düşündürücü ve – yüzde 33.5 oranında. 2020 yılı sonu itibarı ile beklenen büyümenin yüzde  -5.9 olması bir yana, en son enflasyon oranının -.yüzde 0.2 ve 2020 sonu beklentisinin yüzde sadece 0.5 olması,  durgunluk pençesine takılan bir Alman ekonomisinin dünyaya ilanı. Ama yüzde 4.4 işsizlik oranı, Almanya için önemli bir tutanak ve işleyen makinasının kanıtı.

Almanya’nın AB GSYİH,2sı içindeki payı 2019 itibarı ile yüzde 22.6, 2019 yılında AB nüfusunun içindeki payı yüzde 18.6 ve AB Konseyindeki oyu toplam oyların %8.2 olarak gözüküyor. Savunma harcamaları NATO’nun hedef yüzde 2 oranının altında kalmakla birlikte, Almanya, AB savunma harcamalarının yüzde 19 unu sağlamakta. Halen hem Almanya, hem de AB, dünyanın diğer ülke veya bölgeleri gibi salgınla birlikte bir başka ekonomik durgunluğun pençesinde.

Ama Almanya, reel ekonomik gücü ve siyasi tutarlılığı ile tehlikeli bir hegemon olma iddiasına kapılmaksızın AB rüyasına inanmaya ve Avroyu ne pahasına olursa olsun ortak para olarak yaşatmaya devam ederse, bu artık olgunluk yaşına gelen tüm “değişim rüzgârı” çocuklarının 21. Yüzyılın ikinci çeyreğine devredecekleri bir miras olacak. Unutmayalım bu çocuklardan biri de görevini gelecek yıl devretmeye hazırlanan Angela Merkel.

 

[1] Scorpions grubunun 1990 yılında bestelediği “ Winds of Change” adlı şarkı 

[2] “ Winds of Change” in güftesi o anı bu şekilde betimlemektedir.

[3]“Amount contributed to the budget of the European Union (EU) in 2019, by member state(in billion Euros)”, statista.com/statistics/316691/eu-budget-contributions-by-country/#:~:text=In%202019%20Germany's%20contributions%20to,of%20any%20EU%20member%20state.

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 20-10-2020

Abraham Anlaşmalarının Orta Doğu’ya Vaadi

Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştüğünde çok taraflı bir anlaşmanın müjdecisi olmasına pek ihtimal vermek mümkün değildi.