“Bulgarların Kökeni Türk'tür”

Yazan  06 Mart 2014
Stoyan Dinkov: "Tarihimizdeki tüm gerçekler Türk olduğumuzu gösteriyor."

Bulgar tarihçi Stoyan Dinkov, “Turan- İskitler ve Hunlar’dan Türkler ve Bulgarlara” isimli kitabıyla bir anda dikkatleri üzerine çekmişti.O dönemde, bugün iktidarda olan Bulgaristan Sosyalist Partisi ile seçim koalisyonu kuran Yeşil Bulgaristan partisinin Genel Başkanlığı’nı da yürüten Dinkov, Avrasya Birliği’ni savunan isimlerdendir. Bugün ülkesi Bulgaristan’da bir anlamda “istenmeyen adam” muamelesi gören Dinkov, Bulgarların kökeninin Türk olduğunu savunması ile ünlü bir tarihçidir. Son dönemde Hazar bölgesindeki Bulgarları araştıran Dinkov, AB'den sonra Asya Birliğinin kurulacağını ardından AB ile Asya Birliği'nin birleşerek Avrasya Birliği'nin ortaya çıkacağını savunuyor.

Dinkov’un kitabı ve açıklamaları iki yönüyle Bulgaristan’da tepki çekmiştir. Bulgarların kökeninin Türk olduğunu söylemesi, üstelik bunu destekleyen verileri gündeme getirmesi, eleştiri oklarını çekmesinin ilk nedenidir. Aslında gerek Türkiye’den gerekse dünyadan bağımsız tarihçilerin önemli bir kısmı zaten Bulgarların kökenini Kumanlara dayandırmaktadır. Dinkov da, Bulgarların kökenlerinin Slav olduğu tezlerini reddetmekte, bunların zaten bilimsel hiçbir veriye dayanmadığını, destekleyici verilerin bulunmadığını söylemektedir. Dinkov’a göre Panslavizm, Bulgarların kendi tarihini öğrenmesini engellemiştir.

Dinkov’un, Bulgarların Osmanlı idaresi altındaki dönemini değerlendiren yaklaşımı da tepki görmektedir. Bulgaristan resmi tarih anlayışı Osmanlı dönemini, “istila, kölelik dönemi, boyunduruk altındaki dönem” şeklinde değerlendirmektedir. Dinkov ise Osmanlı İmparatorluğu idaresi altında asimile edilen, etnik kökenini kaybeden hiç bir millet olmadığını, aksine milletlerin Osmanlı yönetimince korunduğunu savunmaktadır. Bulgar topraklarının bölünmekten, Bulgarların da asimilasyondan Osmanlı yönetimi ile kurtulduğunu ifade etmektedir.  

Dinkov bugün içinse Türk topluluklarla daha yakın ilişki kurulmasını önermektedir.  Her ne kadar Dinkov’un görüşleri Bulgaristan’da geniş bir kesime yayılamamışsa da Macaristan’daki Turancılardan sonra Bulgaristan’da da Turancı görüşün farklı nedenlerle de olsa gündeme geldiğini söylemek mümkün.

***

Bulgar Gazeteci Dimitr Nikolov'un Stoyan Dinkov ile yaptığı röportajı, Dinkov’un görüşlerinin daha geniş çevrece görülmesini sağlamak adına sizlerle paylaşıyoruz. Söyleşi ilk olarak 26 Haziran 2011 tarihli Novinar Gazetesi'nde (Bulgaristan), Bulgarca olarak yayınlanmıştır. Ardından 24 Ocak 2012'de Mehmetemin Mehmetemin'in tercümesiyle Dünya Bülteni’nde “Bulgar tarihçi: Bizi yok olmaktan Osmanlı kurtardı” başlığıyla yayınlanmıştır.) 

 

''Yeşil Bulgaristan'' partisi lideri yazar Stoyan Dinkov, aynı zamanda ünlü Bulgar şair İvan Dinkov'un oğlu. Yeni çıkan ''Osmanlı – Roma imparatorluğu, Bulgarlar ve Türkler'' adlı kitabında Atilla döneminden günümüze kadar genel Bulgaristan ve Türkiye tarihini ele alıyor. Kitabında genel kabul güren ''Türk köleliği'' tezine ters düşüyor. Müellife güre Osmanlı İmparatorluğu Roma İmparatorluğunun devamı ve Bulgar halkı etnik kimliğini koruma konusunda zor bir süreçte olduğu halde Osmanlı sayesinde etnik varlığını koruyabilmiştir. Dinkov'a göre Osmanlı sultanları zamanın Avrupa idarecilerinden daha toleranslı bir idare sürmüştür. Dinkov Bulgaristan’ın Türki topluluklarla çok sağlam bir ilişki kurması gerektiğinin altını çiziyor. Ona göre dünyanın geleceği birleşmekte saklı. Avrupa Birliği’nden sonra Asya Birliği'nin de kurulacağına ve sonrasında Avrasya birliğinin geleceğine inanıyor.

Dimitr Nikolov: Sayın Dinkov kitabınızda Bulgaristan'ın Osmanlı idaresi altına girmesinin Bulgar milletini kurtardığını öne sürüyorsunuz. Neden bu şekilde düşünüyorsunuz?

Stoyan Dinkov: Şunu bilmemiz gerek, Bulgaristan büyük bir devletin parçasıydı. Dahası günümüzde var olan 52 devlet Osmanlı İmparatorluğunun idaresi altındaydı. Tüm bu devletler günümüzde bağımsız çağdaş birer devlettir. Bu devletler 400 ilâ 600 yıl arasında Osmanlının birer parçasıydılar ve aynı zamanda kendi inancını, yaşayış tarzını ve geleneklerini koruyabildiler. Osmanlı İmparatorluğu idaresi altında asimile edilen hiç bir millet yoktur. Osmanlı idaresi altına girip de Osmanlı devletinden dolayı etnik kökenini kaybeden millet yoktur.

Bulgaristan'ın Osmanlı idaresi altına girmesi milletimizi korumuştur, çünkü bu sırada memleketimiz çok ağır bir haldeydi. 14. asırda çok küçük topraklara sahip, güçsüz ve üçe bölünmüş bir haldeydi. Vidin Bulgaristan'ı dediğimiz parçaya Macaristan göz dikmişti. Sırbistan ve Romanya'nın da Bulgaristan'da gözleri vardı. Eğer Osmanlılar gelmeseydi tüm zayıfların başına gelen Bulgaristan'ın da başına gelecekti. Yunanistan Trakya topraklarını alacaktı. Sırbistan da bir pay alacaktı, çünkü o zamanlar onların dili bizim dilimize çok yakındı. Vidin Çarlığı da Macaristan'ın bir parçası olacaktı. Dobruca da Venediklerin idaresi altına girecekti, çünkü oranın yöneticisinin Venediklilerle çok iyi ilişkileri vardı. Bizden geriye ne kalacaktı? Hiçbir şey. Osmanlıların gelmesiyle etnik kimliğimiz tekrar sınırsız birliğine kavuştu, bu büyük Osmanlı topluluğundan  bir parça olsa da. Dobruca, Tırnova ve Vidin tekrar bir bütün oldu. Bulgarların sayısı bir buçuk milyondu. 19. asrın 60’lı yıllarında Bulgarlar 7 milyon civarındaydı, bu sayıya Kuzey Yunanistan'daki ve Üsküp civarındaki Bulgarlar da dahildir.

Osmanlı hakkında olumsuz algı olan kölelik tanımı nerden geliyor?

Bu Rusya'nın emelleri sonucunda gerçekleşiyor. Ulu Ekaterina zamanında Panslavizm görüşü ortaya çıkıyor. Rusya dile dayalı, etnik kökene dayalı olmayan bir temelle Slav milletlerini birleştirmeye çalışıyor. Ruslar bizi Slav sayarak bir kültürel hücum başlatıyorlar. Ana gayeleri bu toprakları ele geçirip İstanbul'a kadar varmak. Kitlesel bir propaganda başlatılıyor, güya Bulgarlar Slav ve çok çile çekiyorlar. Fakat Bulgaristan'a Rusya'dan çok akıllı adamlar gelmiş, -onlardan biri de Dostoyevskidir– o kölelerin ne şekilde yaşadığını çok farklı bir şekilde anlatmış. Ve ben ona güveniyorum.

Bulgar uyanışı bu propagandanın meyvesi mi?

Evet, Bulgar uyanışı bu propagandanın ve Matsin ideolojisinin meyvesidir. Aslında bunda kötü bir şey yok, lakin bu ideolojilerin İtalya'da özel konumu vardı. Bu ideoloji bizde aynı işlevi görmedi. Matsin'in devrimci görüşleri Rusların Panslavizm görüşüyle birleşince küçük bir kaos meydana getirdi.

Çoğu milliyetçi kişilerin Türkiye'ye karşı olan olumsuz tavrı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Siz bunun sadece bizde olmadığını biliyorsunuz. Dünya tarihine baktığımızda görüyoruz ki, her zaman karanlık güçler belirli amaçlar doğrultusunda milletleri en yakın dostlarından ayırmışlardır. Biz en yakın dostumuz Türkiye'den ayrı olunca onlar her isteklerini kolayca yerine getirceklerdir.

Siz Bulgarların kökeni hakkında hangi teoriyi destekliyorsunuz? Bulgarların Türk kökünden geldiğini mi, yoksa yeni ortaya atılan Fars kökenli olduklarını mı düşünüyorsunuz?

Bu konuda teori olamaz. Gerçekler söz konusu. Bizim tarihimizdeki tüm gerçekler Türk olduğumuzu gösteriyor. Diğerleri hepsi birer teoridir. Diğer teorileri destekleyen hiçbir gerçek delil yok. Neden Nagi Sent Mikloş hazinesi hakkında konuşulmuyor. Bu kesinlikle Bulgarlara ait ve onda Türk izleri var. Üzerinde Türk ve göçebe atları figürleri yer almaktadır. Bir spekülasyon var, güya üzerindeki güneş ve ay Farsları simgelermiş. Lakin onun üzerinde güneş ve ay değil yıldız ve hilal var. Bu ikisi Türklerde İslam'dan önce de vardı. Bu simgeler Han Omurtag döneminde de vardı. Bu simgeler aynı zamanda Osmanlıların da simgeleridir. Osmanlılar İslam topraklarını fethedince bu simgeler İslam'ın simgeleri haline geldi.

Türk topluluklarla yakınlaşma Bulgaristan'a yarar sağlar mı?

İlk yararı halkımız için olacak, kendimizi tanıyacağız. Kim olduğumuzu ve nereden geldiğimizi bileceğiz. Çok zamandır aldatıldık, ilk önce Slav diye, şimdiyse Fars kökenli diye. Bu topluma çok kötü yansıyor, çünkü bizde sivil anlayışlı bir toplum yok. Biz kim olduğumuzu bilmiyoruz. Bizler en büyük Türk devletinin mirasçılarıyız yani Atilla'nın. Biz Fransa'dan Moğolistan'a kadar uzanan bir cihan imparatorluğunun varisiyiz, büyük bir cihan devletinin. Atilla'nın oğlu İrnik Batı Rusyayı, Baltık bölgesini, Kiyev ve Kırım'ı yönetiyordu. Onun yönettiği devlete Bulgaristan diyorlardı hatta Kubrat'ın yönettiği Bulgaristan'dan bile eski. Bu, tüm dünyada biliniyor, bir tek biz bilmiyoruz. Bu Panslavizm'in bir gereğiydi. ani kendi tarihimizi bilmememiz Panslavizm'in bir sonucudur.

Aynı sorun Rusya'daki Bulgarlarda da vardı, Volga Bulgaristan'ının mirasçılarıyla. Onların durumu ne?

Şu an orda güzel şeyler oluyor. Onların partisi – Bulgar Ulusal Kongresi – en güçlü partidir. Gerçek bir özgür seçimde iktidar olabilirler.

Bulgaristan'ın Türki devletlerle ilişki kurması sizce ileride Avrasya Birliği’nin kurulmasına yarar sağlar mı?

İlk önce Asya Birliği olması lazım, sonra Avrupa Birliği ile Asya Birliği birleşecek. Bu, dünyanın geleceği... Bizim tarih yazarlarımız yalan yerine gerçekleri yazmaya başlarsa Bulgaristan'ın çok önemli bir yeri olacak. Biz sadece AB üyesi değiliz, aynı zamanda Slavca konuşuyoruz, velev ki zorla kabul ettirilmiş olsun. Ve dahası Hıristiyan'ız, yani bir çoğumuz. Geriye sadece gerçek tarihimizi yazmak kalıyor.

Dediniz ki Slavca zorla kabul ettirildi. Bu nasıl olur ki?

Hıristiyanlık kabul edilirken 100 bini aşkın Bulgar katledildi. Bu din, Bizans tarafından zorla kabul ettirildi. Zorla alfabe kabul ettirildi, öyle bir alfabe ki 4. asırdaki bir alfabe baz alınarak hazırlanmıştı. Proto –bulgarlar başka alfabe kullanıyordu– Türklerin kullandığı bir çeşit alfabedir. Bu alfabeden bazı harfler alınıp yeni alfabeye konulmuştu. Birinci Boris iktidarında Bulgaristan'a Bulgar hanları tarafından kovulan anti denen Slav kabileleri geri dönüş yaptı. Onlar Slav dilini empoze etmişlerdir. Ve böylece herkes Slavca konuşmaya başlamıştır. Bu dönemde insanlar okuryazar değillerdi. Biz alfabeden bahsediyoruz, muhtemelen o zaman sadece  1000 kişi okuma yazma biliyordu. Bir şeyler öğrenmek istediğinde Slavcayı öğrenmek mecburiyetinde kalıyorsun. Bu Doğu Roma İmparatorluğunun Bulgaristan'ı yok etmek için yaptığı en önemli harekettir.

Peki, Bulgarlar etnik kimliğini nasıl koruyabildiler?

Gerçekçi bakarsak biz yokuz. İkinci Bulgar Çarlığı Kumanlara ait... Genellikle burada yaşamak isteyen Proto Bulgarlar ağır koşullara mahkum edilmiştir,  hiçbir yere gitme hakkı olmayan kırsal köylüydüler. Ağır vergiler ödüyor, köle gibi çalışıyorlardı. Geri kalanları Kuman ve geri dönüş yapan Antilerdi. İkinci Bulgar Çarlığı hanedanı Kumanlardandı.

 

(Söyleşi ilk olarak 26 Haziran 2011 tarihli Novinar Gazetesi'nde (Bulgaristan), Bulgarca olarak yayınlanmıştır. Ardından 24 Ocak 2012'de Mehmetemin Mehmetemin'in tercümesiyle Dünya Bülteni’nde “Bulgar tarihçi: Bizi yok olmaktan Osmanlı kurtardı” başlığıyla yayınlanmıştır.) 

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Şule Çakır Türel   - 22-10-2019

Köylünün Fakirleşmesindeki Stratejik Kaygılar: "Kılıç ve Saban"

Toprak, nasıl ki uğrunda ölen varsa vatansa; vatan da toprağın her karışında çalışan üreten işleyen sahiplenen varsa vatan olmaya devam edecektir.   Birinci Dünya Savaşı sonunda işgal edilmiş, yanmış yıkılmış aç sefil bir ülkeyi zaferle taçlandırıp yeniden ayağa kaldırarak kısa zamanda kendin...