KKTC’nin Yayınladığı 9 Mayıs “AB Günü” Mesajı

Yazan  02 Haziran 2022

1. Giriş

KKTC’nin bağımsız ve egemen bir Devlet olarak yayınladığı 9 Mayıs “AB Günü” mesajında,[1] diğer hususlar meyanında, Kıbrıs için tek çözüm şeklinin “egemen eşit iki ayrı devletin varlığına dayalı çözüm” olduğunun vurgulanması kuşkusuz yerinde olmuştur.

Bununla beraber, mesajda yer alan “AB’den beklentimiz, temel ilkeleri arasında önemli bir yer tutan halkların egemenlik hakkına saygı ilkesi uyarınca, Kıbrıs’ta ayrı bir halk olan Kıbrıs Türkü’nün egemenlik talebini dikkate alması ve buna uygun şekilde hareket etmesidir” şeklindeki ifade görüşüme göre gerçek durumla bağdaşmamaktadır.

Çünkü, Kıbrıs Türk halkı artık bu aşamada “egemenlik talebinde” bulunuyor değildir ve olmamalıdır.

Kıbrıs Türk halkı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğuşunda “eşit kurucu ortak” olarak sahip olduğu “egemenlik” hakkını 15 Kasım 1983 sabahı esasen kullanmış ve bağımsız KKTC’nin kuruluşunu Bağımsızlık Bildirisi ile dünyaya ilân etmiştir. Bağımsızlık Bildirisi, KKTC Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan ve 5 Mayıs 1985 tarihindeki Referandum ile KKTC halkı tarafından yüzde 70,18 oyla kabul edilen Anayasa’nın da ayrılmaz parçası olmuştur.

KKTC halkının ve devletinin günümüzde vazgeçilmez ısrarlı talebi, bağımsız ve egemen KKTC’nin Türkiye dışındaki Devletler tarafından da siyasî olarak diplomatik yöntemlerle tanınması olmalıdır.

Ayrıca, “beklentimiz 24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleşen Annan Plânı referandumu sürecinde AB’nin Kıbrıs Türk halkına verdiği sözleri yerine getirmesidir” gibi çağrıların da, “egemen eşitlik temelinde iki devletli” çözüm çağrımızla bağdaşır yanının bulunmadığı kanaatindeyim.

2. Verilen Sözler KKTC’nin Tanınması İçin Olmadı

“AB’nin verdiği sözlere” atıfta bulunuyorsak, 18 yıl önce bu günlerde BM ve AB dahil, uluslararası camiada Kıbrıs Davamızla ilgili olarak bize verilen sözlerin neler olduğunu; bu sözlerin hangi sınırlı çerçeve içinde ve hangi münhasır siyasî hedefe yönelik olarak telâffuz edildiğini doğru hatırlamamız gerekir. Aradan uzun zaman geçmiştir. Hafızamız bizi yanıltıyor olabilir!

KKTC ve GKRY’de aynı gün ayrı ayrı yapılan Referandumların öncesinde ve bilinen sonuçlarının ertesinde uluslararası plânda yapılan değerlendirmeler, Türk tarafına verilen sözler, KKTC’nin ve Türkiye’nin umudunun ve beklentisinin aksine, KKTC’nin siyasî ve diplomatik tanınmasına ilişkin olmamıştır.

3. Verilen Sözler Federal Çerçevede Yeniden Birleşme Amaçlı

BMGS’nin o zamanki değerlendirmelerindeki ve AB’nin ve bazı Avrupalı Liderlerin verdiği sözlerdeki yöneten düşüncenin, eski tabirle “fikr-i müdirin”, niyetin, şunlar olduğu açıkça anlaşılıyordu:

Birincisi , iki toplumlu, iki kesimli federal çözüm yoluyla  sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” temeli ve çatısı altında Ada’da “yeniden birleşmeyi” [reunification] teşvik etmek;

İkincisi,  Kıbrıs Türk toplumu ile  ekonomik açıdan güçlü ve müreffeh Kıbrıs Rum toplumu arasındaki ekonomik ve mâlî dengesizliği gidermek suretiyle “yeniden birleşme” hedefine doğru ilerlenmenin kolaylaştırılmasına katkıda bulunmak;

Üçüncüsü, Kıbrıslı Rumlar reddederken “Kıbrıslı Türklerin” ve Türkiye’nin Annan Plânı’na destek vermiş olması karşısında Türk tarafını sözde “ödüllendirmek” ve böylece Türk tarafının “yeniden birleşme” hedefine bağlı kalmasını teşvik ediyor olmak.

Bunun içindir ki, 24 Nisan 2004 Referandumlarının ertesinde Türk tarafına verilen sözlerin tamamı, “iki toplumlu, iki kesimli federal çözüm” şeklindeki siyasî bir amaca mâtuf ve hedefe odaklı olarak Kıbrıslı Türklerin üzerindeki ticaret, hava ulaşımı gibi kısıtlamaların hafifletmesi veya kaldırması yönündeki genel niyet beyanının ve “Kıbrıs Türk Toplumu” için öngörülen bazı ekonomik ve sosyal kalkınma yardım programlarının ötesine geçmemiştir.

4. Referandumların Sonucunda Demeçler, Açıklamalar

a. AB Genişleme Komiseri

Nitekim, o dönem de AB’nin “Genişleme” işlerini yürüten Komiseri Günter Verheugen referandumların ertesi günü Almanya’nın ARD televizyonuna verdiği demeçte “…şimdi ciddi olarak ele alacağımız şey, Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonunu sona erdirmenin bir yolunu bulmaktır…” demiştir.[2]

Verheugen 26 Nisan 2004 günü verdiği demeçte de şunları söylemiştir: [3]

“…Kıbrıslı Türkler bu sonuçtan dolayı cezalandırılmamalıdır. Komisyonun çıkaracağı Yönetmelik bu amaca hizmet edecektir. Ticaret konusuna gelince, şimdi Kuzey'in tecridini sona erdirmemiz gerekiyor. Komisyon bu amaçla çeşitli tedbirler almaya hazırdır. Kıbrıslı Türkler olumlu irade ortaya koydular…”

b. AB Konseyi

AB Konseyi’nin  26 Nisan 2004 tarihinde Lüksemburg’daki toplantısında kabul edilen Bildiri’de de Kıbrıs konusunda şu ifadeler yer almıştır:

Kıbrıs Türk toplumu, Avrupa Birliği içinde bir gelecek arzu ettiğini açık biçimde ortaya koymuş bulunmaktadır. Konsey, Kıbrıs Türk toplumunun tecridine son vermeye ve Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik kalkınmasını teşvik ederek Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini kolaylaştırmaya kararlıdır.

Konsey, bu amaçla, Komisyon’dan Ada’nın ekonomik entegrasyonuna ve iki toplum arasındaki ve onların AB ile olan temaslarının geliştirilmesine özel önem atfeden kapsamlı öneriler sunmasını istemektedir. Konsey, bir çözüm bulunması halinde Kıbrıs’ın Kuzey kesimi için kullanılmak üzere daha önce  tahsis edilmiş olan 259 milyon avronun şimdi bu amaç için kullanılmasını tavsiye etmektedir.

Konsey, Kıbrıs Türk Toplumu’na geleceklerinin AB üyesi birleşik bir Kıbrıs içinde olduğuna dair teşvik edici bir işaret gönderme arzusunda olduğu için, Daimî Temsilciler Komitesi’nden, AB’ne Katılım Antlaşması’nın 10. Protokolü’nün 2. Maddesinde öngörülen rejime dair Tüzük’ün 1 Mayıs’tan (2004) önce kabulünü mümkün kılacak şekilde belge üzerindeki müzakerenin hızlandırılmasını talep etmektedir.”

c. AB’nin “Kıbrıs Türk Toplumu” İçin Yardım Programları

AB, ortaya koyduğu bu yaklaşım istikametinde “Yeşil Hat Tüzüğü”, “Dış Ticaret Tüzüğü”, “Mâlî Yardım Tüzüğü” gibi belgeleri ve “Kıbrıs Türk Toplumu için Yardım Programı’nı” kabul etmiş; BM ile işbirliği halinde “iki toplumlu (bicommunal) Komitelerin” oluşturulmasına katkıda bulunmuştur.[4]  

AB’nin 2004’de “Kıbrıs Türk Toplumu” için hazırladığı “Yardım Programı” hakkında belgelerde de şu ifadeler yer almaktadır:

Kıbrıs, AB'ye 2004 yılında fiilen bölünmüş bir ada olarak katıldı… O tarihten itibaren, AB Komisyonu  “Kıbrıs’ın iki toplumunu birbirine yakınlaştırmak için her türlü çabayı gösterdi…26 Nisan 2004'te AB Konseyi, ‘Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonuna son vermek ve Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik kalkınmasını teşvik ederek Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini kolaylaştırmak’ konusundaki kararlılığını açıkladı….Kıbrıs Türk toplumu için hazırlanan AB Yardım Programı, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik kalkınmasını teşvik ederek Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır…” [5]

d. BMGS Kofi Annan’ın Değerlendirmeleri

Bu konu bağlamında, BMGS’nin Referandumların sonuçları hakkındaki değerlendirmelerinin de hatırlanması faydalı olur.

BMGS Kofi Annan 24 Nisan 2004 referandumundan sonra BM Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) sunduğu 28 Mayıs 2004 tarihli raporunda [6]  Kıbrıs Türk tarafının plâna "evet" oyu vermiş olmasının sonuçlarını bakınız nasıl değerlendirmiştir:

Paragraf 87:

“Kıbrıslı Türklerin kararını memnuniyetle karşılıyorum. Açık ve ikna edici bir şekilde Kıbrıs'ın iki toplumlu, iki kesimli bir federasyon şeklinde yeniden birleşmesinden yana çıkmışlardır... Kıbrıslı Türkler çözümü tercih ederlerken 1983'te yaratmaya niyet ettikleri 'devletin' tanınmasını amaçlayan on yıllar boyunca sürdürdükleri politikaları da terk etmişlerdir."

[“I welcome the decision of the Turkish Cypriots. They have clearly and convincingly come out in favour of the reunification of Cyprus in a bicommunal, bizonal federation…. In opting  for a settlement, the Turkish Cypriots have broken with the decades-old policies of  seeking recognition of the ‘state’ they purported to create in 1983.”]

Paragraf 90:

" (KKTC’ni)Tanımaya ve ayrılmaya yardım etme BMGK’nin kararlarına açıkça aykırıdır ve güttüğümüz hedefe de ters düşer. Aynı zamanda, bu yöndeki (tanıma) adımlar yeniden birleşme için oy vermiş bulunan Kıbrıslı Türklerin iradelerine de saygısızlık teşkil eder. Bununla beraber bu oylama (referandum), onları (Kıbrıslı Türkleri) baskı altına almak ve tecrit etmek için mevcut olabilecek her türlü gerekçeyi ortadan kaldırmıştır. AB’nin yeni durumda hızla harekete geçmesi memnuniyet verici bir ilk adım olmuştur. AB’nin bu adımlarını yeni adımların takip edeceğini umuyorum. Kıbrıslı Rumların, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyeliğinden elde edilecek kazançlardan mümkün olduğu ve izin verilebildiği ölçüde Kıbrıslı Türkleri de yararlandıracakları yolunda açıklamış oldukları niyetlerini de not etmiş bulunuyorum."

[Recognition or assisting secession are clearly contrary to the resolutions of the Security Council, and would be contrary to the entire goal in view. Nor would such steps respect the will of the Turkish Cypriots, who have voted for reunification. However, this vote has undone whatever rationale might have existed for pressuring and isolating them. The rapid reaction of the European Union to the new situation  was a welcome first step. I hope that the European Union will follow up these steps with further ones. I have taken note of the expressed Greek Cypriot intention for the  Republic of Cyprus, as a member of the European Union, to extend to the Turkish  Cypriots as many of the benefits of European Union membership as are “possible  and permissible.”]

Paragraf 93:

“…Güvenlik Konseyi’nin üyelerinin Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye’yi yeniden birleşme hedefine bağlı kalmaya devam etmeleri için teşvik edeceklerine inanıyorum. Bu bağlamda, Güvenlik Konseyi üyelerinin, tanıma sağlamak veya ayrılmaya yardımcı olmak amacıyla değil, bu amaçla - ki bunun  Güvenlik Konseyi’nin 541 (1983) ve 550 (1984) sayılı kararlarıyla da tutarlı olduğunu varsayıyorum - Kıbrıslı Türklerin tecridine etkili olan  ve kalkınmalarını engelleyen gereksiz  kısıtlamaların giderilmesi yolunda ikili plânda ve uluslararası kuruluşlarda bütün Devletlere önderlik etmelerini ümit ederim.”

[“.., I believe that the members of the Council should encourage the Turkish Cypriots, and Turkey, to remain committed to the goal of reunification. In this context and for that purpose and not for the purpose of affording recognition or assisting secession, I would hope they can give a strong lead to all States to cooperate both bilaterally and in international bodies to eliminate unnecessary restrictions and barriers that have the effect of isolating the Turkish Cypriots and impeding their development, deeming such a move as consistent with Security Council resolutions 541 (1983) and 550 (1984).”]

e. BMGS Kıbrıs Özel Danışmanı

BMGS’nin o dönemdeki Kıbrıs Özel Danışmanı ve BMGS Yardımcısı Alvaro de Soto, 8 Haziran 2004 günü BMGK üyelerine brifing vermiş ve diğer hususlar meyanında şunları ifade etmiştir:

“…Genel Sekreter, Konsey'e Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye'yi bu amaca bağlı kalmaya teşvik etmesini tavsiye etti. Genel Sekreter, Konseye, Kıbrıslı Türkleri tecrit etme ve gelişmelerini engelleme etkisi olan gereksiz kısıtlamaların ve engellerin ortadan kaldırılması için hem ikili plânda hem de uluslararası kuruluşlarda işbirliği yapmaları için tüm Devletlere güçlü biçimde önderlik etmesi çağrısında bulundu. Genel Sekreter sözlerini çok dikkatli seçmiştir. Genel Sekreterin tavsiye ettiği eylem, vurgulamam gerekir ki, Devletlere yöneliktir. Sözde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) Devlet statüsü, Devlet işlevleri veya Devlet kurumları kazandırmak anlamında değildir.

Genel Sekreter, raporunda ayrıca, Kıbrıslı Türklerin plânı onaylayarak yeniden birleşme hedefine bağlı kaldıklarının işaretini anlaşılır biçimde vermiş olmalarını memnuniyetle karşılamış bulunmaktadır.  Bu Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik iyi niyet ifadesinin ötesinde bir tutumdur. Kıbrıs Türk halkınınayrı, egemen bir devlet arayışından açıkça geri adım atması Kıbrıs Türk tarafının yirmi yılı aşkın süredir izlediği yol bakımından esaslı bir dönüş teşkil etmektedir.”

f. Beşler’in ve Almanya’nın Sözleri

24 Nisan 2004 Referandumlarının ertesinde Kıbrıs uyuşmazlığını sürekli olarak izleyen, BM’nin pozisyonunun belirlenmesinde aktif rol oynayan; konunun doğrudan ilgili taraflarının dış  münasebetlerinde ikili ve çok taraflı plânda  ağırlıklı yerleri olan  BM’nin Daimî üyelerinin ve ayrıca Almanya’nın 24 Nisan 2004 Referandumlarının ertesinde dile getirdikleri sözleri de hatırlamaya çalışalım:

A) BÜYÜK BRİTANYA

Dışişleri Bakanı Straw (24 Nisan 2004): “…Kıbrıs Türk toplumunun çözüm için bu kadar açık farkla yüksek oy vermesinden memnun oldum. Sonuç, son yıllarda Kıbrıs Türk toplumunda ne kadar köklü bir tavır değişikliğinin gerçekleştiğini göstermektedir. Kıbrıslı Türklerin dünyada tecrit edilmiş durumlarına son verme, Kıbrıslı Rumlarla yeniden birleşmiş bir adada yaşama ve ortak güvenlik ve refahlarının geleceği için en iyi garanti olan Avrupa Birliği'ne birlikte katılma isteklerini çok iyi anlıyorum. Bunun bizim de hedefimiz olduğunu ve nihai olarak gerçekleşmesi için çalışmaya devam edeceğimizi bilmelerini istiyorum...” [7]

Başbakanı Tony Blair (18 Mayıs 2004):

“Kuzey Kıbrıs'ın tecridini sona erdirmek için artık harekete geçmeliyiz… Bu, ticaret ve seyahat üzerindeki yaptırımların kaldırılması demektir. Bu aynı zamanda halen dağıtılmak üzere ayrılmış bulunan AB fonlarının gerçekten dağıtıldığından emin olmamız anlamına da geliyor." [8]

B) FRANSA

Dışişleri Bakanlığı’nın Açıklaması (25 Nisan 2004):

“…Fransa, Komisyonun Aralık 2002 tarihli Kopenhag Avrupa Konseyi sonuçlarına uygun olarak adanın kuzey kesiminin ekonomik kalkınmasını teşvik etmek ve onu Birliğe yaklaştırmak için uygun önlemlerin alınmasını önermesini umuyor...” [9]

C) AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın Açıklaması (26 Nisan 2004):

“Açıkçası çok hayal kırıklığına uğradık. Önemli bir fırsatın, tarihi bir fırsatın kaçırıldığına inanıyoruz. AB bugün toplanıyor. Kıbrıslı Türklere yardım etmeye nasıl devam edeceklerine dair bazı açıklamalarda bulunacaklarını düşünüyorum. Pozisyonumuzu gözden geçiriyoruz. Avrupalı ​​meslektaşlarımızla uyumlu bir şekilde hareket ediyor olduğumuzdan emin olmak için Avrupa Birliği'nin eylemlerini de dikkate alacağız.” [10]

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher [11]

26 Nisan 2004:

“Bu çözüme oy veren cesur Kıbrıslı Türklere ancak övgü ifade de edebiliriz... Yeni bir müzakere plânı yok; yeniden müzakere yok! Anlaşma bu...”

6 Mayıs 2004:

“SORU: …New York'ta Bakan Powell, Mehmet Ali Talat'ı “Başbakan” olarak adlandırdı. Neyin (Başbakanı)?

BOUCHER: …ABD tanıma politikasında şu ya da bu şekilde bir değişiklik yok….

SORU: O halde yanlışlıkla mı söylendi? Doğru mu?

BOUCHER: Hayır. Tanımlayıcı bir terimdi”.

1 Haziran 2004:

Kıbrıs Türk tarafının tecridini hafifletmek için elbette adımlar araştırıyoruz. Geçen hafta Kıbrıs büyükelçimiz, Kıbrıslı Türklerin vizelerinin geçerliliğini uzatmaya yönelik olan ve özellikle ABD’ne gelebilecek öğrencilerin seyahatini kolaylaştırmaya matuf attığımız bir adımı açıkladı…Atabileceğimiz diğer adımlara da bakacağız ve bunları uygun zamanda duyuracağız.”

17 Haziran 2004:

BMGS’nin 28 Mayıs 2004 tarihli raporunun yararlı, güzel bir rapor olduğunu düşünüyoruz… Sanırım (ABD) vizelerinin uzatılması Kıbrıs’taki büyükelçimiz tarafından Mayıs sonunda duyuruldu. İnsanların turist pasaportlarını kullanarak giriş çıkış yapmalarına yönelik diğer izinleri de tezekkür etmekteyiz. Bunlar atacağımızı söylediğimiz adımlardır. Kıbrıslı Türklerin tecridini hafifletecek adımlardır. Ve bu adımlar kesinlikle onların izolasyonunu kolaylaştıracaktır.

(“Sizce bu adımlar izolasyonu mu hafifletecek yoksa çatışmaya doğru atılan bir adım mı olacak?” sorusuna cevaben)

“Seyahat neden çatışma yaratsın? Seyahatin, insanların izolasyonunu hafifleteceğini ve dünyayla ve özellikle Avrupa ile etkileşimlerini kolaylaştıracağını ve Avrupa'nın bir parçası olma hedeflerini sürdürmelerine yardımcı olacağını düşünüyoruz… Bu iyi bir şey."

8 Temmuz 2004:

“AB'nin attığı adımları memnuniyetle karşılıyoruz. Ada’nın nihai olarak yeniden birleşmesini desteklemeye yardımcı olabileceği için, özellikle Kuzey'den doğrudan ticaretle ilgili olarak uygulanacak tedbirleri dört gözle bekliyoruz. Avrupa Birliği ile koordinasyon halindeyiz ve AB'nin yaptıklarıyla uyumlu ve onlarla işbirliği ve koordinasyon içinde çok çeşitli politika ve programları gözden geçirmeye devam ediyoruz.”

BMGK’nin 22 Ekim 2004 tarihindeki toplantısında ABD Delegesi’nin yaptığı oy açıklama konuşması: [12]

Raporun (BMGS’nin 28 Mayıs 2004 tarihli raporu), Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs'ta bir çözüme varmak için mümkün olan her şeyi yaptığına ilişkin değerlendirmesini desteklemeye devam ediyoruz...Raporunun 93. paragrafında yer alan, (KKTC’ni) tanınma amacı taşımadığı yönündeki tavsiyesine desteğimizi yineliyoruz. Güvenlik Konseyi, Kıbrıslı Türkleri tecrit etme ve gelişmelerini engelleme etkisi olan gereksiz kısıtlamaları ve engelleri ortadan kaldırmak için tüm devletleri hem ikili hem de uluslararası kuruluşlarda işbirliği yapmaya teşvik etmelidir. Genel Sekreterin, böyle bir hareketin Güvenlik Konseyi'nin 541 ve 550 sayılı kararıyla tutarlı olacağı yönündeki değerlendirmesine de katılıyoruz. Konseyin, Genel Sekreterin Kıbrıs'taki İyi Niyet Misyonu hakkındaki raporunu  (28 Mayıs 2004) bugüne kadar onaylamamış olmasından üzüntü duyuyoruz ve Güvenlik Konseyi'nin bunu yapmasını dört gözle bekliyoruz…”

D) RUSYA FEDERASYONU

Önce Rusya’nın Kıbrıs uyuşmazlığına hangi açıdan baktığını ve yaklaştığını kısaca hatırlatmakta fayda görüyorum:

Kıbrıs adası tarihin akışı içinde güçler arası rekabete ve çatışmaya sürekli konu ve sahne olmuştur. NATO’nun ve Varşova Paktı’nın teşekkül etmeleriyle birlikte Avrupa’da ve hattâ dünya çapında “dehşet dengesine” dayalı olarak oluşan “iki kutuplu”  güvenlik düzeni çerçevesinde de Kıbrıs adası Doğu – Batı stratejik dengesinin Akdeniz’deki başlıca unsurlarından biri haline gelmiştir.

ABD ve İngiltere, Ada’nın genel olarak NATO’nun, özel olarak kendi nüfuz alanları içinde kalmasını sağlayacak politikalar uygulamaya başlamışlardır. Bu iki devlet, Türkiye ile Yunanistan arasındaki  Kıbrıs’a ilişkin  ihtilâfa, hem kendi öz çıkarlarının korunup kollanması  hem de  NATO içinde tesanütün devamının sağlaması saik ve maksadıyla yaklaşmışlardır. 1960 Kıbrıs Antlaşmalar sistemi bu yaklaşım ve politikaların mahsulü olmuştur.

Gerçekten de, 1954 sonlarında BM Genel Kurul’unda uluslararası siyasetin ve diplomasinin gündemine giren Kıbrıs ihtilâfı, ABD ve İngiltere’nin ortak önderliğinde NATO çerçevesinde yürütülen temaslar ve Türkiye ile Yunanistan arasında BM zemininin dışında Zürih’te yapılan ve son aşamada İngiltere’nin de Londra’da iştirak ettiği müzakereler sonucunda 16 Ağustos 1960’da Lefkoşe’de Antlaşmaların imza edilmesiyle çözüme kavuşturulmuştur. Sovyetler Birliği titizlikle bu sürecin dışında tutulmuştur.

Sovyetler Birliği’nin ve günümüzde de Rusya’nın Kıbrıs sorunu hakkındaki politikalarına ise, temelde “sıcak denizlere ulaşma” tarihi emel ve hedefleri, bununla bağlantılı olarak, Doğu Akdeniz’deki stratejik çıkarlarının korunması ve Ada’da komünist ideolojiyi esas alarak kurulmuş olan Rum AKEL Partisi vasıtasıyla elde ettikleri siyasî tesir imkânlarının korunması amacı şekil vermiştir. Kıbrıs uyuşmazlığının NATO ve AB için bir çıban başı olarak kalmasını sağlayacak şartların yaratılması da dünyanın halihazır konjonktüründe Rusya için başlıca tercih olduğu belli olmuştur.

Çünkü, Rusya, BMGK’nin veto yetkisine sahip Daimî üyesi olarak belirli ölçüde Kıbrıs sorununda söz sahibi olmasına rağmen, müzakere sürecinde çözüm şeklini etkileyebilecek konumda olmadığının; sunulan plânların Batılı mutfaklarda Batı’nın damak tadına da cevap verecek kıvam ve lezzette pişirilip kotarıldığının farkındadır. Rusya BMGK’deki tutumunu bu farkındalıkla şekillendirmektedir.

Bu değerlendirmemizin somut bir misalini Rusya’nın Annan Plânı hakkında sergilediği tutumda görmüş bulunuyoruz. Şöyle ki:

İçinde Rusya’nın da bulunduğu G-8 toplantısı 20 Haziran 1998 günü Köln’de yapılmıştır. O zaman Bonn’da Büyükelçi idim. BMGS Kofi Annan’ın Kıbrıs uyuşmazlığının çözümüne dair sonradan literatüre Annan Plânı olarak geçen girişiminin genel çerçevesi ve temel unsurları o toplantının sonunda yayınlanan Bildiri ile belirlenmiştir. Bildiri’de “G-8 üyeleri Kıbrıs müzakere sürecine tam ve sürekli destek vermeyi taahhütle, sonucunu Kasım ayındaki AGİT Zirve toplantısına bildirebilmeyi ümit ederler” ifadesi yer almıştır.   Böylece Rusya’nın da onayını alan bu Bildiri BMGK Belgesi olarak yayınlanmıştır. [13]

G-8’in oluşturduğu çerçeve BM Güvenlik Konseyi tarafından 29 Haziran 1999 tarihinde kabul edilen 1250 sayılı kararın metnine aynen dercedilmiştir. [14]

1250 sayılı referans alınarak Annan Plânı üzerinde BMGS’nin iyi niyet görevi çerçevesinde yürütülen müzakere sürecinin takvimi, AB’ne katılacak “Kıbrıs” dahil 10 yeni üye ile Katılım Antlaşmalarının törenle Atina’da imza edileceği 16 Nisan 2003 tarihinden önce anlaşmaya varılması beklentisiyle düzenlenmiştir. Öngörülen bu tarihten önce anlaşma ortaya çıkamadığı için Katılım Antlaşması “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile imza edilmiştir. Katılım Antlaşması’nda üyeliğin 1 Mayıs 2004 tarihinde başlayacağı hükme bağlanmıştır.

Annan Plânı üzerinde uzatmalı olarak devam edilen müzakerelerde 2004 Mart ayı sonunda mutabakat hasıl olduğu açıklanmıştır.

Kıbrıs Katılım Antlaşması’nın 1 Mayıs 2004 Cumartesi günü yürürlüğe gireceği dikkate alınarak çözüm anlaşması üzerindeki referandumlar için Nisan ayının son Cumartesi günü olan 24 Nisan 2004 tarihi belirlenmiştir.

İngiltere çözüm antlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte BM’nin antlaşma hükümleri çerçevesinde yerine getirmesi gerekecek işler ve işlemlere dair ABD’nin ortak sunucu olduğu bir karar tasarısını Güvenlik Konseyi’ne sunmuştur.

Referanduma sunulacak antlaşma metninde “Birleşmiş Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” askersizleştirilmesi öngörülüyor; Ada’ya silâh satışı ve sevkiyatı yasaklanıyor; yasağın ve antlaşmanın güvenlikle ilgili hükümlerinin uygulanması bakımından mandası yeniden belirlenecek BM Barış Gücü’ne de sorumluluk ve görev veriliyordu.

İngiltere ve ABD karar tasarısı Antlaşma’nın yürürlüğe girmesi halinde Kıbrıs’taki BM “iyi niyet” misyonu ve Barış Gücü tarafından üstlenilecek görevlerin plânlanmasına dairdi. BMGK’nin 21 Nisan 2004 tarihinde yaptığı toplantıda söz alan Rusya Delegesi, BMGS’nin Kıbrıs sorununa ilişkin iyi niyet görevini ve sorunun BMGK kararlarına dayalı ve Kıbrıs’taki iki toplumun açıkladıkları iradeye uygun  âdil çözümü için BMGS’nin sarfettiği çabaları sürekli olarak desteklediklerini vurgulayarak şunları ifade etmiştir:

“Rus heyeti, bugün Konsey'de oylanacak olan karar taslağı üzerindeki çalışmanın yapılandırılma biçimini derin esefle karşılamaktadır.  Bu çalışma Kıbrıs sorununun âdil çözümü için  Ada’da yeni bir BM Barış Gücü’nün faaliyetine dair parametrelerin belirlenmesi  ve silâh ambargosunun uygulanması hakkında ciddi  kararların yazımını gerektirmektedir.  Böyle teknik ve hukukî bakımdan karmaşık bir karar çok kapsamlı ve dikkatli bir tahlil gerektirir. Halbuki, karar tasarısının sunucuları diğer Konsey üyelerinin görüşlerini almayı ihmâl ederek ve esasen tartışmadan da vazgeçerek karar taslağını oylanmak üzere Konsey’e sunmuşlardır. Bu karar taslağının referandum arifesinde bu kadar hızlı bir şekilde kabul edilmesine sadece Konsey üyelerinin çoğunluğunun değil, uyuşmazlığın çözümüyle doğrudan ilgili tarafların da  karşı çıkan görüşler ifade etmiş oldukları olgusuna Konsey’in dikkatini çekiyoruz. Bu koşullar altında, Rus tarafının, gelecekte tüm taraflarca kabul edilebilir olan Güvenlik Konseyi kararlarının alınmasını temin edecek karşılıklı saygı esasına dayalı normal çalışma ortamını sağlama amacıyla ve teknik gerekçelerle karar taslağını veto etmekten başka seçeneği bulunmamaktadır.”

24 Nisan referandumlarından 3 gün önce Rusya’nın Annan Plânı’nın mimarlığını yapan İngiltere’nin ABD ile birlikte sunduğu karar tasarısına  kullandığı veto, GKRY’deki komünist kökenli AKEL Partisi için bir işaret fişeği olmuştur. AKEL’in yüzde 40’ı aşan red oylarının diğer karşı oylara katılmasıyla referandumda  çözüm plânı yüzde 76 oyla reddedilmiştir.

Rusya Federasyonu’nun kuruluşundan sonra BMGK’de kullandığı ilk üç vetonun ikisi Kıbrıs konusunda olmuştur: 1. Kıbrıs BM Barış Gücü’nün bütçesine ödeme yöntemi ( 1993); 2. Bosna- Hersek (1994); 3. Kıbrıs Annan Plânı (2004).

Rusya, Annan Plânı üzerindeki referandumların bilinen sonuçlarından sonra BMGS Kofi Annan’ın hazırladığı yukarıda da zikrettiğimiz 28 Mayıs 2004 raporun  BMGK’de  engellemiştir.

BMGK’nin 22 Ekim 2004 tarihindeki toplantısında Rusya Federasyonu Delegesi’nin yaptığı oy açıklama konuşması[15]

“Rusya Federasyonu, BMGK kararları, özellikle 1251 (1999) sayılı karar ve BMGK’nin diğer kararları uyarınca Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm bulunmasına yardım etmektedir. İki Kıbrıs toplumu arasındaki ekonomik ilişkiler de dahil olmak üzere, müzakere sürecinin yenilenmesi için elverişli bir ortamın oluşturulmasının önemi konusunda hemfikiriz. Bu bağlamda, BMGK’nin 541 (1983) ve 550 (1984) sayılı kararlarının hükümlerine kesinlikle uymalıyız.”

Rusya Federasyonu’nun atıfta bulunduğu 1251 sayılı kararda “Kıbrıs sorununun çözümü, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü korunan, tek egemenliğe, tek hukukî kişiliğe sahip bulunan, içinde tek vatandaşlığın olduğu, iki toplumlu ve iki kesimli bir federasyon çerçevesinde ilgili Güvenlik Konseyi kararlarında tarif edilen şekilde siyasî bakımdan eşit iki toplumu ihtiva eden bir Kıbrıs Devleti’nin üzerinde kurulmalıdır ve böyle bir çözüm bütün halinde veya kısmî olarak herhangi bir ülkeyle birleşmeyi ve taksimin ve ayrılmanın her şeklini yasaklamalıdır” hükmüne yer verilmektedir.

Zikredilen 541 ve 550 sayılı kararlar münhasıran KKTC’nin ilânı hakkındadır. KKTC’nin ilânının “hukuken geçersiz” olduğu vurgulanmış; ilân kararının geri alınması istenmiş ve uluslararası topluma KKTC’nin tanınmaması çağrısında bulunulmuştur.

E) ÇİN

Çin Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde Kıbrıs konusunda yer alan 17 Mayıs 2004 tarihli Bilgi Notu:[16]

Çin her zaman Kıbrıs’ın bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve bağlantısızlığına saygı gösterilmesini, Kıbrıs sorununa ilişkin BM kararlarının ciddiyetle uygulanmasını ısrarla istemiştir. Çin hükümeti Kıbrıs sorunundan derin kaygı duymaktadır ve BMGS’nin sorunun çözümüne yönelik tüm çabalarını desteklemektedir. İki toplumun, BMGS ile işbirliği içinde hiçbir çabayı esirgemeden müzakereler yoluyla farklılıklarını tedricen  azaltmalarını ve ilgili BM kararları temelinde karşılıklı güven tesis etmeye, en kısa zamanda kabul edilebilir çözümler bulmaya çalışmalarını ümit ediyoruz.

F) ALMANYA

Dışişleri Bakanı Fischer’in Açıklaması, 24 Nisan 2004:

“Alman Hükümeti, Kıbrıs'ta bugün yapılan referandumda Ada’nın sadece Kuzey kesiminde "evet" oyu alınmasından üzüntü duymaktadır. Ada’nın Güneyindeki vatandaşların Annan Planı'nın sunduğu  yeniden birleşme büyük fırsatını değerlendirmemiş olması hayal kırıklığı yaratmıştır. Ne yazık ki, yeniden birleşmiş bir Kıbrıs şimdi 1 Mayıs'ta Avrupa Birliği'ne katılamayacaktır.” [17]

Şansölye Schröder'in Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası'nın açılış töreninde yaptığı konuşma, Köln, 27 Nisan 2004 [18]

“…Avrupa Birliği'nin yakın çevresindeki en büyük sorunlardan biri bugüne kadar Kıbrıs meselesiydi.

Bayanlar ve Baylar, uzun süredir Ada'nın yeniden birleşmesi ve yeniden birleşmiş bir Ada'nın AB'ye katılmasının çoğunlukla Türkiye yüzünden başarısızlıkla sonuçlanacağı iddia ediliyordu. Ancak günümüzde son zamanlarda elde edilen sonuçları incelememiz gerekiyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB'ye katılmasını sağlayacak çok makul bir plan hazırladı. Birçoğu bunun Türkiye yüzünden dağılacağına inanıyordu.

Çok az insan bunun başkaları yüzünden başarısız olabileceğini düşündü ve yazdı. Başbakan Erdoğan, kendileri yüzünden başarısızlığa uğramaması için gerekli adımları atacaklarını söylemişti. Bunu, son Türkiye ziyaretim sırasında Başbakan Erdoğan ile yaptığımız görüşmeden ilk elden biliyorum.

Bayanlar ve Baylar, sonuçlar çok açık. Ülkenin arzu edilen yeniden birleşmesi ve yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB'ye katılması Kıbrıslı Rumlar yüzünden başarısız oldu. Bu durum için hepimiz üzgünüz. Bu aynı zamanda Türkiye'nin izlediği politikayı da takdir etmemiz gerektiği anlamına geliyor."

5. Türkiye Ve KKTC Yüksek Zemin Kazandı – Fırsat Kaçırıldı

Kıbrıs adasında 1974 Ağustos sonundan itibaren oluşmaya başlamış olan statüko (status quo) Şubat 1975’de KTFD’nin kurulması ve Ağustos 1975’de BM’nin gözetimindeki nüfus mübadelesi ile gelişmiş ve nihayet Kasım 1983’de KKTC’nin ilânıyla pekişip kökleşmiş bulunuyordu. 2002 yılının sonlarına doğru ilerlendiği dönemde, statüko 28 yıldır Ada’da oluşmuş bulunan sükûnet ortamında devam ediyordu. BMGS Ganalı Kofi Annan, Kıbrıs’taki statükoyu sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni” esas alarak “iki toplumlu, iki kesimli federal” çözümle değiştirmek maksadıyla İngiltere ve ABD’nin yönlendirmeleri ve fikri katkılarıyla hazırladığı Plânı Türkiye’deki 3 Kasım 2002 seçimlerinin hemen ertesinde 11 Kasım’da taraflara sundu. Bunu yaparken o tarihlerde New York’ta kalp ameliyatı geçirip nekahetini tamamlayamamış olan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Lefkoşe’ye henüz dönememiş olduğunu BMGS dikkate almadı. Çünkü BMGS’nin süratle hareket etmesi gerekiyordu. BMGS, sunduğu Plân üzerindeki müzakerelerin takvimini AB’nin 16 Nisan 2003 günü “Kıbrıs” dahil 10 yeni üye ile genişleyecek olmasına göre düzenlemişti.

Ayrıca, Türkiye’de 2002 Kasım ayında kurulmuş olan Hükûmet’in Programında  “Hükûmetimiz, Kıbrıs sorununa mutlaka bir çözüm bulunmasının gereğine inanmaktadır” şeklinde çözüm için bir kararlılık mesajı yer almaktaydı. BM ve AB bu fırsatı değerlendirmek istiyordu.

Sanki toplum mühendisliğinin ustaca bir algı operasyonu için düğmeye basılmış gibiydi!

Resmî şahsiyetlere ve özel sektör yetkililerine ve medya yoluyla da kamuoyuna Türkiye’nin “AB üyeliği önündeki tek veya başlıca engelin Kıbrıs sorunundaki çözümsüzlük olduğu” şeklinde bir anlayışın hâkim olmaya başladığı hissediliyordu.

Annan Plânı’nın  Ada’daki iki devlette ayrı arı referanduma sunulmasının  “Sonuçları ve Etkileri” hakkındaki görüşlerimi daha önce 2013’de yayınlamıştım.[19]

O zaman diğer hususlar meyanında, şunları ifade etmiştim:

Annan Plânı üzerinde iki ayrı referandum düzenlenmesi, Kıbrıs’ta iki ayrı halk ile belirleyici ve kurucu nitelikte iki ayrı egemen iradenin var olduğunu kanıtladı. BMGS Annan’ın çözüm girişiminin de sonuç vermemesi, BM’nin Kıbrıs sorununa çözüm arayışları bakımından aslında uygun bir zemin olmadığını da daha belirgin şekilde gösterdi… KKTC ve Türkiye Kıbrıs sorununa ilişkin diplomaside tarihî bir zirve noktasında yüksek zemine kavuştu…Böyle bir değer yargısında bulunurken Annan Plânı’nın Ada’daki gerçekler üzerine bina edilmiş; Kıbrıs Türk halkının geleceğini teminat altına alan ve Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili uzun vadeli çıkarlarını koruyan bir muhteva taşıdığını söylüyor değilim.

Kıbrıs Türk tarafını ve Türkiye’yi Kıbrıs diplomasisinde yüksek zemine çıkaran faktör, anlaşmayı kabul etmesi olgusundan ziyade, anlaşmaya Rumların “hayır” demesi oldu.”

Bu sonuç karşısında Türkiye’nin muhtemel hareket tarzı hakkında da şu görüşlerimi paylaşmıştım:

“…Uluslararası toplumun yaygın biçimde destek verdiği bir çözüm sürecinin Rum uzlaşmazlığı yüzünden sona erdiği o tarihî noktada KKTC’nin ve Türkiye’nin üzerine bulundukları haklı ve yüksek zeminde ortaya kesin bir tavır koyup, çözüm arayışlarında hiçbir şeyin artık 24 Nisan 2004’den önceki gibi olmayacağını dünyaya ilân etmeleri gerekirdi diye düşünmekteyim. Bu çerçevede Kıbrıs sorununun Rum halkının verdiği oylarla tercih ettiğini ortaya koyduğu Ada’daki iki devletli status quo temelinde bir anlaşma ile halledilmesine hazır olduklarını da açıklamalarında fayda mülâhaza ederdim. Böyle bir tavır, kanaatimce, Annan Plânı’na arka çıkmakla Türkiye’nin aldığı hesaplı olduğuna inanmak istediğim büyük risklerle ve sonunda elde ettiği çarpıcı neticeyle mütenasip olurdu….Türkiye ve KKTC’nin üçüncü Devletlerden tanınma isteme sürecini başlatması da gerekirdi. Bu yapılmadı. Rumlar Annan Plânı’nı reddetmekle nasıl çözüm için tarihî bir fırsatı heba ettilerse, Türkiye ve KKTC’de artık nafile bir egzersiz olduğu kesinleşen BM zeminindeki çözüm arayışları sürecine noktayı koymak ve KKTC’nin diğer ülkelerce tanınması diplomatik sürecini başlatmak için önemli bir fırsatı kaçırdı.”

Referandumların hemen ertesinde AB, Kıbrıs sorununa çözüm arayışının devamı şartıyla Türkiye ile katılım [accession] müzakerelerine başlatılmasını gündeme getirmekte gecikmedi. AB’ne katılım müzakerelerinin başlatılması konusu böylece Türkiye’nin güncel dış politikasının öncelikli hedefi haline geldi. 

Başbakan Erdoğan 24 Aralık 2004’de verdiği demeçte Kıbrıs konusunda referandumların sonucu hakkında “Güney Kıbrıs'ı mağlup ettik mantığıyla, anlayışıyla, amacıyla” hareket edilmesinin doğru olmayacağını vurgulayarak “bu mantıkla olaya yaklaşırsanız bunun adı uzlaşma değildir, bunun adı ben mantığıdır. Orada ne uzlaşma ne barış olur. Şimdi iş nereye doğru götürülüyor, Kıbrıs olayına, Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs arasındaki sürtüşmelerin adeta başlatılmasına. Biz AB sürecini böyle bir sürtüşmeye kurban etmek istemiyoruz” dedi. [20]

Türkiye AB ile katılım müzakerelerinin başlaması için tarih almayı başardı.  Müzakereler 3 Ekim 2005’de başladı. Bununla beraber, Türkiye’nin, Annan Plânı sürecinde  uluslararası camia ile birlikte hareket etmesinin, “bir adım önde yürümesinin” diplomaside söylem plânında getirdiği  kazançların, millî Kıbrıs davamızla ve AB katılım süreciyle ilgili somut bir başarıya tahvil edilmesi mümkün olamadı. Aradan geçen 17 yıl içinde AB ile ilişkilerimizin ve müzakere sürecinin gelmiş olduğu nokta da malûmdur.

6. Sonuç

Annan Plânı referandumundan sonra AB yetkilileri ve diğer ilgili aktörler uğradıkları hayal kırıklığı, referandumun sonucu hakkında yanılmış ve ayrıca Rumlar tarafından aldatılmış olmanın verdiği mahcubiyetin ezikliği ve Rum yönetimine duydukları öfke atmosferi içinde ama “yeniden birleşme” yoluyla KKTC’ni ortadan kaldırmak ve sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni” yaşatmak maksadıyla “Kıbrıs Türk toplumuna” yönelik bazı hayırhah sözler dile getirmişlerdir. Bu sözleri günümüzde tutmalarını temenni etmenin artık bir anlamı kalmadığı gibi,  AB’nin tutmuş olduğu bazı sözlere uygun olarak yapmakta olduğu uygulamalardan da KKTC’nin kendisini kurtarması zamanı çoktan gelmiş ve geçmektedir.

Annan Plânı sürecinde Rumlar tarafından aldatıldıklarını söyleyen AB’nin kendisi aslında sürekli olarak Türkiye’yi ve KKTC’ni aldatmıştır; aldatmaya da devam etmektedir. 

Günümüzde KKTC’nin ve Türkiye’nin Kıbrıs konusunda yapacağı hamlelerin hareket noktası ve karşılaşılabilecek tepkiler, maruz kalınabilecek baskılar bakımından savunma hattı “egemen eşitlik temelinde iki devletli çözüm” olmalıdır.

Zamanımızda yeniden hissetmeğe ve hattâ yaşamaya başladığımız ciddi Doğu – Batı gerginlikleri içinde Türkiye’nin belirginleşerek artan jeostratejik – jeopolitik önem ve değerinin dış politikada millî hedeflerimiz bakımından değerlendirilmesi temenni edilir ve beklenir.

 


[1] KKTC Cumhurbaşkanlığı - Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın “Avrupa Günü” mesajı;  “AB, Kıbrıs konusunda yanlı tutumundan vazgeçmeli” (kktcb.org)

[2] EU to reward Turkish Cypriots | World news | The Guardian

[3] What the World said After the Referanda / Rep. of Turkey Ministry of Foreign Affairs (mfa.gov.tr)

[4] COUNCIL REGULATION (EC) No 389/2006 of 27 February 2006 establishing an instrument of financial support for encouraging the economic development of the Turkish Cypriot community and amending Council Regulation (EC) No 2667/2000 on the European Agency for Reconstruction                                                                                    EUR-Lex - 32006R0389 - EN - EUR-Lex (europa.eu)

[5] Aid Programme for the Turkish Cypriot community | European Commission (europa.eu);                                     Bringing Cypriots closer together, EU promotes free movement across Cyprus (europa.eu)

[6] S/2004/437

[7] Athens News Agency: Daily News Bulletin in English, 04-04-26 (hri.org)

[8] Blair Promises Support for Cyprus and EU - Son Dakika Flaş Haberler (hurriyet.com.tr)

[9] What the World said After the Referanda / Rep. of Turkey Ministry of Foreign Affairs (mfa.gov.tr)

[10]  Remarks with Danish Foreign Minister Per Stig Moeller (state.gov)

[11] What the World said After the Referanda / Rep. of Turkey Ministry of Foreign Affairs (mfa.gov.tr)

[12] S/PV/5061                                                                                                                                                                    https://documents-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/PRO/N04/566/83/PDF/N0456683.pdf?OpenElement

[13] 24 Haziran 1999 tarihli ve S/1999/711 simgeli BMGK Belgesi

[14] S/RES/1250 (1999)

[15] S/PV/5061                                                                                                                                                                   

[16] Problem of Cyprus (mfa.gov.cn)

[17] Volksabstimmung auf Zypern: Große Enttäuschung - n-tv.de

[18] Cologne Alliance – Istanbul Teilnahme am Gründungsakt der "Türkisch-Deutschen IHK" - Cologne Alliance - Istanbul (koeln-istanbul.de)

What the World said After the Referanda / Rep. of Turkey Ministry of Foreign Affairs (mfa.gov.tr)

[19] Kıbrıs’ta Çözüm Süreci Mi? Çözülme Sarmalı Mı? (21yyte.org)

Büyükelçi (E) Tugay ULUÇEVİK - Kıbrıs’ta Çözüm Süreci Mi? Çözülme Sarmalı Mı? (oncevatan.com.tr)

Kıbrıs’ta Çözüm Süreci Mi? Çözülme Sarmalı Mı? (pau.edu.tr)

[20] Erdoğan: Kıbrıs’a marjinal yaklaşım başarıyı engeller - Son Dakika Haber (hurriyet.com.tr) 

Tugay Uluçevik

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR