KKTC’de Yerel Seçimlerin Siyasete Etkisi

Yazan  29 Haziran 2010

Kıbrıslı Türkler, bir yılda üçüncü kez sandığa gittiler. 2009 Nisan’ında parlamento seçimlerini gerçekleştiren KKTC, 2010 Nisanı’nda cumhurbaşkanını seçmişti. 27 Haziran 2010’da ise KKTC seçmeni, bu kez, yerel seçimler ve Gazimağusa’da boşalan milletvekilliği için oy kullandı. Gazimağusa bölgesi milletvekili olan eski Başbakan Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesi ile boşalttığı koltuk için yapılan ara seçimde, iki güçlü aday yarıştı. Eroğlu’nun seçimler öncesi Genel Başkanı olduğu Ulusal Birlik Partisi-UBP Gazimağusa milletvekilliği için Eroğlu’nun kızı Resmiye Canaltay’ı aday göstermişti. CTP-TDP ittifakının adayı ise Hüseyin Angolemli idi. Yerel yönetimlerde ise 28 belediye başkanlığı için 47'si bağımsız 99 aday yarıştı.[1]

Pazar günü gerçekleştirilen seçimleri önemli kılan ayrıntılar:

1-      Milletvekilliği ara seçiminin galibi, siyasi partilerin önümüzdeki dönem siyasetlerinin belirlenmesi açısından olduğu kadar KKTC Hükümeti’nin devamlılığı açısından da önemliydi. 50 sandalyeli KKTC parlamentosunda, UBP hükümeti 26 milletvekili ile riskli bir iktidar oluşturmuştu. Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesi ve Tahsin Ertuğruloğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bağımsız aday olması üzerine parti üyeliğinin düşmesi sonrasında UBP’nin parlamentodaki sandalye sayısı da 24’e düşmüştü. Parlamentodaki yeni dağılım, UBP’nin 24 milletvekili ile dışarıdan destekli bir azınlık hükümeti kurmasını gerektirmişti. UBP’nin beklentisi, Gazimağusa’da boşalan bir milletvekilliği için yapılan ara seçimi kazanmak ve iktidarını biraz daha güvenceli hale getirmekti. Gücün gücü doğurması, milletvekili transferini de gündeme getirebilirdi.

2-      UBP’nin aday olarak Eroğlu’nun kızını göstermesi ise her ne kadar bu kararın anketler sonrasında verildiği söylenmişse[2] de çeşitli spekülasyonlara sebep olmuştu. En önemli tepki ise kararın “Eroğlu hanedanlığı” anlamına gelecek olması ile ilgiliydi. Konuyu önemli kılan diğer bir sebep, Canaltay’ın meclise girmesinin KKTC’nin “Tansu Çiller”ini yaratacak bir sonuca doğru evirilmesi ile ilgiliydi. İhtimaller arasında belki önce turizmci kökeninden dolayı Turizm Bakanlığı, ardından Kasım 2010’da yapılacak Kurultay’da Genel Başkan adaylığının söz konusu olması ve sonrasında da “KKTC’nin ilk kadın başbakanı” ünvanını alması bulunuyordu. Böylesi bir gelişme aşamalı şekilde gerçekleşeceği için her bir aşamada UBP tabanının onayı alınmış varsayılacaktı.

3-      Cumhurbaşkanlığı seçimleri süreci, yıllarca birbirine rakip olan UBP ile UBP’den kopan milletvekilleri[3] ile kurulan Demokrat Parti-DP arasında bir yakınlaşma doğurmuştu. Yakınlaşmayı doğuran sebepler arasında DP’den istifa ederek UBP’ye geçmek üzere hareketlenen partililerin yönetimi zorlaması da vardı. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sağdaki birlikteliği zorunlu kıldığı iddia edilen diğer şartlar ön plana çıkarılmıştı. Özellikle Tahsin Ertuğruloğlu’nun adaylığının UBP’nin oylarını böleceği endişesi ve Türkiye’deki hükümetin Mehmet Ali Talat’ın adaylığını böylesi bir strateji ile desteklediği iddiası, en önemli gerekçe yapılmıştı. Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında ise İrsen Küçük’ün Başbakanlığı’nda oluşan UBP’nin azınlık hükümetine DP dışarıdan “koşulsuz” destek vererek işbirliğini sürdürdü. İttifak yerel seçimlerde de devam etti. DP, milletvekilliği ara seçiminde UBP’nin adayı Resmiye Canaltay’ı desteklerken belediye seçimlerinde de ortak adaylar üzerinde anlaşıldı. 28 belediyeden 8’inde DP adaylarının, 20’sinde de UBP adaylarının desteklenmesi kararlaştırıldı. Seçimlerin bir önemi de böylesi bir ittifakın halkın gözündeki değerinin ölçülmesi bakımından gerçekleşecekti. Çünkü Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucunu Eroğlu lehine kesinleştiren DP tavrı, kamuoyu yoklamalarında, DP’nin olduğu gibi UBP’nin oy oranlarında da artış gerçekleştirmişti.

4-      Söz konusu ittifakın başarısı, iki partinin oy oranında yarattığı artıştan fazlasını da doğurabilirdi. Nitekim iki parti de neredeyse aynı tabana sesleniyor. İki partinin hem ittifak içerisinde olup hem de birbirinin seçmeni için ya da ÖRP’nin her seçimde daralan seçmen çevresi için yarışmasından daha iyisi güçlerini birleştirmek olabilirdi. Bu nedenle gündeme sık sık getirilen ihtimaller arasında, DP’nin UBP ile birleşerek yuvaya dönmesi ihtimali ve hatta siyasette defalarca gözlemlenen cilveler sonrasında bunun Serdar Denktaş’ın liderliğinde gerçekleşmesi de bulunuyordu. Denktaş’ı kabul etmeyecek UBP’lilerin ayrı ve yeni bir bölünme yaratması da, herhalde madalyonun diğer yüzünü oluştururdu.

5-      Benzer bir seçim ittifakına sol cephede de gidildi.  Eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın eski partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi-CTP ve Mehmet Çakıcı liderliğindeki Toplumcu Demokrasi Partisi-TDP de aslında cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kurdukları ittifakı, yerel seçimlerde sürdürme kararı aldılar. Mehmet Ali Talat, cumhurbaşkanlığı seçimlerine, 2009 parlamento seçimlerinde ağır yenilgi alan eski partisi CTP’nin adayı olarak değil “bağımsız aday” olarak girmişti. Ancak CTP ve ardından da TDP de Talat’ı desteklediklerini açıklamışlardı. UBP ve DP’den ayrılan milletvekillerine, çeşitli vaatlerle, Türkiye’deki hükümet tarafından kurdurulduğu iddia edilen ve AKP’nin desteğinin kendilerinde olduğu imajını sürekli canlı tutmaya çalışan Özgürlük ve Reform Partisi-ÖRP de Talat’ı desteklemişti. Hatta ÖRP liderinin Talat’a desteğini, Türkiye’deki temasları sonrasında açıklaması sağdaki (UBP/DP) tepki birleşmesini tetikleyen önemli bir unsur olmuştu. ÖRP’nin bu desteği, esasen UBP ve DP’ye yakın görüşte olan tabanını da eritmişti. UBP-DP ittifakı ve elbette ki TDP’nin yerel seçimlerde iddialı olmaması CTP-TDP ittifakının belediye seçimlerinde de sürdürülmesi sonucunu doğurdu. ÖRP de bu ittifakı desteklemeyi tercih etti. Dolayısıyla siyasi partiler bir anlamda iki cepheye bölündü. Bir tarafta KKTC’yi yaşatmak isteyenler, diğer tarafta ise Talat’ı destekleyenler yer aldı. Seçimler, soldaki birleşme açısından da test niteliği taşıyordu.

6-      Talat’ın cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmesinin faturası ise CTP’nin iktidar dönemindeki kötü yönetimine ve başarısız addedilen şimdiki Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer’e kesilmişti. Talat’ın tekrar CTP’nin başına geçeceği söylentisi üzerinden de bir beklenti oluşturulmuştu. Bu konuda çok kesin açıklamalar yapmayan Mehmet Ali Talat’ın ayrı ayrı iken oy kaybı yaşayan CTP ve TDP’yi birleştirerek siyasi hayata dönmesi ihtimaller arasındadır. CTP tabanında Soyer’in süresinin dolduğu inancı her geçen gün artarken tek başında iktidar şansı olmayan TDP’nin Kıbrıs’ın birleşmesi ihtimalini güçlü bir sol duruşla canlı tutmayı hedeflemesi, böylesi bir ihtimali gerçeğe döndürebilecektir. Yerel seçimlerde CTP’nin kayıp yaşaması da, mevcut durumunu koruması da (Soyer’in başarısız yönetimine bağlanarak) hatta oylarını arttırması da (Talat’ın liderlik ihtimalinin yarattığı umuda bağlanarak) aynı sonucu doğuracak ve Talat liderliğe davet edilecektir. Dolayısıyla seçimler, Talat’ı yeniden aktif siyasetin içerisinde görmek isteyenler açısından bir fırsat olarak değerlendirilecektir. 

Seçim Sonuçları

KKTC’de kayıtlı bulunan 164 bin 486 seçmen önceki seçimlerle neredeyse aynı oranda sandığa gitti. Bazılarına göre dört seçmenden birinin sandığa gitmemesi nedeniyle seçimler düşük katılımlı olarak değerlendirilmelidir. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi önemli bir seçimde katılımın yüzde 75 olması, yerel seçimlere gösterilen ilgiyi “yoğun katılımlı” olarak değerlendirmeyi gerektiriyor. Seçime yoğun katılım, kimilerine göre kurumlara duyulan güvensizlikle[4] kimilerine göre ise demokrasinin olgunlaşmış olması ile ilgiliydi. Gerçekte katılımın yüzde 72 oranında gerçekleşmesi, bu denli sık tekrarlanmasına rağmen seçim yorgunluğunun gözlemlenmediğinin belirgin işaretiydi. Aynı zamanda yönetime aktif katılımdan vazgeçilmediğinin ve sorunların çözümü ihtimaline duyulan umudun yitirilmediğine de. Nitekim örneğin Bulgaristan’da seçimlere düşük katılımın gerçekleşmesi, halkın “geleni gidenden farksız bulması” nedeniyle ve temel sorunlara çözüm bulunmasına inançsızlık duyulması ile yorumlanıyor. Ancak yine de belirtmek gerekir ki, önceki seçimlerde yaşanan heyecan ne siyasi partilerde ne de seçmende gözlemlenmedi. Dolayısıyla heyecan duyulmayan bir seçime aktif katılım, bir yönüyle işsizlerin iş bulma mücadelesiyle de doğrudan ilgiliydi. Açıkçası, partili olmanın avantajlarıyla da…

Gazimağusa milletvekilliği için gerçekleştirilen ara seçiminin galibi, CTP-TDP ittifakının adayı Hüseyin Angolemli oldu. Hâlbuki ilk sonuçlara göre geride kaldığı açıklanan Canaltay, sonradan 8 oy farkla seçimin galibi ilan edilmişti. Ancak UBP’nin sevinci ertesi güne yani Yüksek Seçim Kurulu’nun oy sayımında hata yapıldığı ve Angolemli’nin iki oy farkla seçimin galibi olduğunu açıklamasına dek sürdü. Durumun karmaşıklığı elbetteki oy sayımına UBP itirazını da beraberinde getirdi. Çekişmeli bir yarış yaşandığı gerçeğine rağmen[5] UBP’nin önce Başbakanı’nı ardından Cumhurbaşkanı’nı çıkardığı Gazimağusa’da hem belediye başkanlığını[6] hem de milletvekilliğini CTP lehine kaybetmesi, parti içinde bir hesaplaşmaya neden olmasını gerektiren türden bir gelişmedir. Nitekim UBP-DP ittifakının Gazimağusa ilçesindeki oy oranlarının yüzde 70’e vardığı dile getirilmektedir.[7] DP’nin de desteğine rağmen Gazimağusa’da böylesi bir yenilginin söz konusu olması, ittifaka duyulan güveni de zedeleyecektir. Canaltay’ın adaylığının yanlış bir tercih olduğu söyleminin yaygınlaşması ise UBP’nin yapılanmasında yenilenmeyi ve Eroğlu’ndan tamamen bağımsızlaşmayı getirebilecektir. Yine de Canaltay’ın UBP Kurultay’ın da aday olmak istemesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Belediye seçimlerinde ise 28 belediyenin 25’inde mevcut başkanlar koltuğunu korudu. Üç belediyede ise değişim yaşandı. Çatalköy Belediye Başkanlığı ve İnönü Belediye Başkanlığı UBP’den bağımsız adaylara geçti; Vadili Belediye Başkanlığı DP’li olan ama partisinden ayrılan bağımsız adaydan yine bir DP’liye geçti.[8] Yerel seçimler sonucunda 28 belediyeden 12’sini UBP, 8’ini CTP, 5’ini DP, 3’ünü de bağımsız adaylar kazandı. Yani UBP hedeflediği 20 belediyeden 12’sini; DP ise hedeflediği 8 belediyeden 5’ini kazandı. Matematiksel olarak yerel seçimlerin galibi UBP oldu.

UBP’nin 25 Haziran 2006 tarihli yerel seçimlerde kazandığı 10 belediyeyi sayıca 12’ye çıkarması bir başarı olarak değerlendirilebilir. Ancak geçtiğimiz yıl CTP’yi devirerek iktidara büyük bir coşkuyla gelmiş olan UBP’nin iktidar partisi olma avantajının sadece +2 belediye olması ise düşündürücü kabul edilmelidir. Aynı şekilde 2006’da iktidarda iken 8 belediye kazanan CTP’nin bu sayıyı 2010 seçimlerinde koruması da not edilmeye değer bir sonuçtur. DP ise 2006 seçimlerinde kazandığı 6 belediyeden birini bu seçimlerde kaybetmiş görünmektedir.

Milletvekilliği ara seçiminden sonraki en önemli konu başkent Lefkoşa’nın Belediye Başkanlığı’nı kimin kazanacağı idi. Siyasilerin “amiral gemisi” ismiyle andığı Lefkoşa’da galip Cemal Bulutoğulları ile UBP idi. Bulutoğulları’nın DP’nin Belediye Başkanı iken 9 Şubat 2010’da istifa ederek UBP’ye geçmesi ise zaten UBP-DP yakınlaşma serüvenini başlatan kilometre taşlarından biri olmuştu. DP’nin Lefkoşa’da kendi eski partilisini UBP adayı olarak desteklediği de eklenmeli. Halbuki aralarındaki ittifaka rağmen CTP ve TDP Lefkoşa’da  birer aday çıkarmıştı. 

Siyasetin Seyrine Seçimin Etkileri

Seçimlerin iki önemli sonucundan biri, seçim öncesinde ortaya dökülen kirli çamaşırların ve suçlayıcı iddiaların seçim sonuçlarını etkilememesidir. 25 Belediye Başkanı’nın yerlerinde kalması bunu göstermiştir. Diğer önemli sonucu ise tüm dünyada geçerli olan yerel seçimlerde isimlerin ve hizmetlerin kazandığı tezinin KKTC’de de gerçekleşmiş olmasıdır. Dolayısıyla seçim ittifakları, partiler arasında yapıldı ancak seçimleri adaylar kendi isimleri ile kazandılar. Yine de parti ittifakları, tabandan yapılan çağrıların karşılanması bakımından önemliydi. Aynı zamanda ileriye taşınması düşünülebilecek bir pratik sağladı.

UBP’nin Gazimağusa’da eski Başbakan Derviş Eroğlu’ndan boşalan yeri yine bir UBP’li milletvekili ile dolduramaması, Hükümet krizinin Kasım’daki UBP Kurultay’ını beklememesi sonucunu doğurabilir. Meclis aritmetiğindeki değişim UBP’yi daha da zorlayacak gibi görünüyor. Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın iflası ve bu krizin iyi yönetilememesi zaten süreci zorlamaktadır. DP’nin dışarıdan desteklediği UBP Hükümeti’ni, yerel seçimlerin atlatılması ile birlikte KTHY nedeniyle daha sert eleştirmesi kaçınılmazdır. KTHY krizi, iki parti arasındaki yakınlaşmanın ileri taşınmasında önemli bir engel ya da iyi bir bahane olacaktır. Yine de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Eroğlu’nun galibiyetinin esaslı mimarlarından olması, UBP hükümetini dışarıdan “koşulsuz” desteklemesi ve yerel seçimlerde de uyumluluğunu sürdürmesi, DP’nin kilit parti olma konumunu güçlendirmiştir. ÖRP yönetimi ise tabanına rağmen soldaki ittifakı desteklemiş olsa da  UBP için her zaman yedekte kalacaktır. Azınlık hükümetinin devam ettirilemediği noktada, sempati toplamış olan DP’nin oylarını arttırmaktansa geleceği olmayan ÖRP ile kurulacak bir koalisyonu savununlar çoğunlukta olacaktır.

Seçimler siyasi yelpazenin sol kanadı bakımından Nisan 2009 parlamento seçimlerinin ya da Nisan 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bir rövanşı olamamıştır. Öte yandan, aritmetik olarak yerel seçimlerin galibi de UBP olmasına rağmen UBP’nin 2009’da sağladığı başarıyı perçinleyen bir sonuç aldığını söylemek de mümkün değil. UBP “dönüşü muhteşem” olan bir parti imajından ziyade “erken yorulmuş” bir parti imajı vermektedir. Dahası sanki siyasi arenadaki yegane hedefi Cumhurbaşkanlığı makamında kendi adayını görmek olan ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında kilitlenen bir siyasi parti görüntüsü vermiştir. Derviş Eroğlu’ndan boşalan sandalyeye Eroğlu’nun kızının aday gösterilmesi ise önemli bir taktik hata olarak not edilmiştir. Başarısızlık UBP tabanındaki tepkiyi daha da arttıracaktır. Neredeyse tamamı genç ve yeni isimlerden oluşan UBP Hükümeti’nin dinamizmini kaybetmesinde ve yarattığı yüksek profil imajını erken tüketmesinde, UBP’nin tamamen Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kanalize olmasının etkisi büyüktür. Diğer taraftan seçim sonuçları, UBP’nin yeniden şekillenmesi ve toparlanması ile Talat’ın solda birlik amacıyla aktif siyasete davet edilmesi için fırsat yaratmıştır. Soldaki bir birleşme ise, sağda ondan daha güçlü konumlanacak başka bir birleşmeyi tetikleyecektir.

 

EK:

27 Haziran 2010 tarihinde gerçekleştirilen yerel seçimlerde 28 belediye başkanlığı şöyle dağılmıştır:

Lefkoşa

Cemal Bulutoğluları

UBP

GaziMağusa

Oktay Kayalp

CTP

Girne

Sümer Aygın

CTP

Güzelyurt

Mahmut Özçınar

UBP

İskele

Halil İbrahim Orun

UBP

Akıncılar

Hasan Barbaros

CTP

Alayköy

Hulusi Manisoy

CTP

Değirmenlik

Osman Işısal

CTP

Gönyeli

Ahmet Yalçın Benli

CTP

Akdoğan

Adem Ademgil

UBP

Beyarmudu

İlker Edip

UBP

Geçitkale

Kıvanç Buhara

Bağımsız

İnönü

Ali Öncü

Bağımsız

Paşaköy

Habil Tülücü

UBP

Serdarlı

Mehmet Kerimoğlu

UBP

Tatlısu

Ahmet Hayri Orçan

DP

Vadili

Mehmet Adahan

DP

Yeni Boğaziçi

Cemal Biren

CTP

Alsancak

Yücel Atakara

UBP

Çatalköy

Mehmet Hulusioğlu

Bağımsız

Dikmen

Yüksel Çelebi

CTP

Esentepe

Erdal Barut

DP

Lapta

Fuat Namsoy

UBP

Lefke

Mehmet Zafer

UBP

Büyükkonuk

Sezai Sezen

UBP

Dipkarpaz

Mehmet Demirci

UBP

Mehmetçik

Ahmet B.Adalıer

DP

Yeni Erenköy

Özay Öykün

DP

 



[1] Ayrıca KKTC genelinde 148 yerde muhtarlık, 112 yerde de azalık seçimi yapıldı. 148 muhtarlık için 353, 448 azalık için ise 840 aday yarıştı.

[2] Resmiye Canaltay ile Selda İçer tarafından yapılan röportaj için “Resmiye Canaltay Sessizliğini Bozdu”,  Havadis, 30 Mayıs 2010. Canaltay bu röportajda iddiaların çoğunu yanıtlamıştır.

[3] DP, 1992'de UBP'den ayrılan 9 milletvekili tarafından Hakkı Atun’un Genel Başkanlığı’nda kuruldu. DP, 1993 erken genel seçimlerinde 17 yıllık iktidarı UBP'nin elinden aldı. KKTC’nin Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, genelde açık bir şekilde, seçimlerde DP’yi desteklemiştir.

[4] Hasan Hastürer, “Kandırmak İsteyen Kendi Kendini Kandırsın”, Havadis, 28 Haziran 2010

[5] 162 sandıkta Canaltay toplam 11 bin 927; Angolemli 11 bin 929 oy aldı.

[6] DP’nin Belediye Başkanı adayı desteklenmiştir.

[7] Birol Ertan, “KKTC’de Seçim Sonuçları”, 28 Haziran 2010, www.habergazete.com

[8] UBP İnönü Belediye Başkanı Hasan Basri Beycanlı seçimi kaybederken, bu göreve bağımsız aday Ali Öncü getirildi. Vadili’de Demokrat Parti’den (DP) seçimi kazanan ancak bu seçime bağımsız olarak katılan Şahin Sapsızoğlu seçim yarışını kaybetti ve yeni başkan, Mehmet Adahan (DP) oldu. 2006 seçimlerinde UBP’nin kazandığı Çatalköy’de ise bu kez bağımsız aday Mehmet Hulusioğlu kazandı. Bkz, “Belediyelerde Fazla Değişiklik Yok” (Dilek Çetereisi’nin Haberi), Kıbrıs Gazetesi, 28 Haziran 2010 

Gözde Kılıç Yaşın

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR