Türk-Yunan İlişkileri

Geçen hafta Atina’da Yunanlı güvenlik uzmanları, emekli general, amiraller, dışişleri yetkilileri ile Amerikalı yetkililerin katıldığı ve dördüncüsü yapılan Doğu Akdeniz Güvenliği toplantısına katıldım.

Bu vesile ile Türk-Yunan ilişkilerini tekrar yakından inceleme ve Atina'daki tavrı gözlemleme imkanına kavuştum.Bu yazımda Türkiye ile Atina arasındaki sorunların niteliği üzerinde değil de Ankara ile Atina arasındaki sorunların çözümünde kullanılabilecek yöntemler üzerinde durmak istiyorum. İki ülke aralarındaki sorunların çözümü için üç değişik yaklaşımı benimseyebilirler.

Bunlardan birincisi "adım adım çözüm" yaklaşımı şeklinde adlandırabileceğimiz yaklaşım. Bu yaklaşımı benimser ise iki ülke en basit sorunlardan başlayarak zor sorunların çözümüne doğru gidilebilir. Çünkü basit sorunların çözümü iki ülke arasında bir güven ortamı yaratabilir ve bu güven ortamı da iki ülke arasındaki ilişkilerin çözümünü kolaylaştırabilir. Ancak adım adım çözüm yaklaşımının kesinlikle iki ülke arasındaki sorunları çözeceği güvencesini vermek mümkün değildir.

İkinci yaklaşım ise "Bu benim sorunum değil, Avrupa Birliği ile çöz" yaklaşımıdır. Esasen, 1999'dan bu yana Atina'nın bütün yumuşama yaklaşımı arkasında benimsediği yaklaşım budur. Atina, 1999'da Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin AB tam üyeliği adaylığına karşı çıkmamış ancak diğer ülkelere uygulanan Kopenhag Kriterleri dışında Türkiye'ye iki ek şart uygulanması gerektiği hususunu AB'ye kabul ettirmiştir. Bunlar, Ege ve Kıbrıs sorunlarıdır.

Böylece, Yunanistan, AB'nin arkasına sığınarak Türkiye ile sorunlarını halletme yolunu tercih etmiştir. Ancak, unutulmaması gereken nokta şudur ki, Fransa ve Almanya Türkiye'nin AB tam üyeliği konusunda Türk-Yunan ilişkilerindeki sıkıntılardan istifade etmektedirler. Türkiye, Yunanistan'a Kıbrıs'ta Annan Planını kabul edip Ege'de de Yunan çözümünü kabul ederek istediklerini verse bile, Paris ve Berlin yeni engellerle Türkiye'nin tam üyeliğinin önünde engel olacaklardır.

Bu durumda Türkiye'de Kıbrıs ve Ege'de taviz veren siyasi parti siyasetten silinirken, Türkiye'de göreve gelecek her hükümet halkında baskısı ile AB'den ve Yunanistan'dan intikam almak üzerine bir politika izleyecektir. Zincirdeki en zayıf halka Yunanistan olduğu ve tavizler Yunanistan'a verildiği için intikamda öncelikle Yunanistan'dan alınacaktır. Akla ilk gelen Ayasofya müzesinin tekrar cami yapılması ve Fener Rum Patrikhanesinin kapatılmasıdır. Bundan dolayı Yunanistan'ın bugün benimsemiş olduğu ve kısa vadede verimli gibi görünen bu yol yanlıştır ve Yunanistan'ı çok üzen sonuçlar ortaya çıkarabilir.

Üçüncü yaklaşım ise "Zihinleri dönüştürmek" şeklinde adlandırılabilir. Türk ve Yunan milletleri tarihin ilişkilerin bugününe yüklediği yüklerden kurtulmak ve jeopolitiği tekrar yorumlamak yoluna gidebilirler. Yunan devleti Osmanlı-Türk imparatorluğundan bağımsızlığını kazanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti ise Yunanistan ile bir savaştan sonra kurulmuştur. İki milletinde ilişkilerinin geleceği için tarihin esiri olmadan geleceği kurmaya yönelmesi için tarihi unutmadan tekrar üretmeme yoluna gitmeleri sağlıklı olacaktır.

Ancak iki ülke ilişkilerinde yük sadece tarih değildir. Yunanistan, kendisinden yedi kat daha kalabalık ve büyük olan Türkiye'den büyük ölçüde korkmaktadır. Bu korku Yunanistan'ı Türkiye'ye karşı saldırgan bir politikaya itmektedir. Bu saldırgan politikanın sonuçları ASALA'ya verilen destektir, PKK'ya verilen destektir ve şimdilerde Karadeniz bölgemizde yapılan Pontus çalışmaları hep saldırgan Yunan politikasının sonuçlarıdır. Ancak, Yunanistan'ın anlaması gereken Türkiye'nin kendisi için tehdit olmadığı ve bu tür Yunan saldırgan politikalarının Türkiye'yi Yunanistan için bir tehdit haline getirdiğidir.

AB içine girmiş olan Yunanistan Türkiye ile ilgili geliştirmiş olduğu tehdit algılamasını değiştirip Türkiye'yi iş yapılacak bir komşu olarak görmediği sürece Türk-Yunan sorunlarının köklü bir şekilde çözülmesi mümkün değildir.

Son ekleyen 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Editörü

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR