Türk-Yunan Sınırı Frontex Ekiplerine Emanet!

Yazan  10 Kasım 2010
Kamuoylarının baskısını hisseden yönetimler yasadışı göç konusunda bugüne kadar kendi istediği “çözümlerin parçası olmayan” Türkiye’yi dışarıda bırakarak tek taraflı adımlar atmaktadır.

Atina'nın talebi üzerine Türkiye ile Yunanistan kara sınırlarını bundan sonra AB'nin dış sınırlarının güvenliğinden sorumlu "Frontex" ekipleri koruyacak. Yunanistan'ın yasadışı göçle mücadele edilmesi için yaptığı talep AB tarafından kabul edildi ve böylece Frontex bünyesindeki "Acil Sınır Müdahale Timleri" (Rapid Border Intervention Teams - Rabit's) 2007 yılında oluşturulduğundan beri ilk kez kara sınırında böyle bir göreve gönderilmiş oldu. Söz konusu ekip 26 Ekim tarihinden bu yana Yunanistan'ın Evros (Meriç) ilinin Orestiada (Kumçiftliği) bölgesinde göreve başladı. AB İçişleri Komisyonu Üyesi Cecilia Malmstrom, Türk-Yunan kara sınırına uzman gönderme kararının, "Türkiye'den gelen kaçak göçmen sayısındaki 'endişe verici' artış üzerine alındığını; Yunanistan'ın kesinlikle bu yöndeki mücadeleyi tek başına idare edebilecek durumda olmadığını" söyledi.

Ekibin görev süresi iki ay olarak belirlenmiştir. Görev süresinin uzatılıp uzatılmayacağına bölgedeki duruma göre karar verilecektir. 175 kişiden oluşan sınır muhafaza personeli, 24 farklı ülkeden katılımcılardan oluşmaktadır. Söz konusu ekip, Yunan güvenlik güçlerinin kontrolünde faaliyet gösterecek ve gerekirse "ateş açma" yetkisine sahip olacaktır.

Frontex ekipleri, yaklaşık bir yıldan bu yana Doğu Ege'deki Türk-Yunan deniz sınırında kaçak göçmenlerle mücadele konusunda görev yapmaktaydı. Hatta, bu durum, Frontex'e ait uçak ve helikopterlerin, özellikle Didim açıklarındaki aidiyeti tartışmalı Bulamaç (Farmakonisi) Adası üzerinde gerçekleştirdikleri uçuşların Türk hava sahasını ihlal etmesi nedeniyle iki ülke arasında gerginlikler yaşanmasına yol açmıştı.

Yunan yetkililere göre, Türkiye ile Yunanistan arasındaki deniz sınırının söz konusu Frontex ekiplerince "daha sıkı korunması" nedeniyle, Türk-Yunan kara sınırı üzerinden Yunanistan'a girmeye çalışan kaçak göçmen sayısında oldukça büyük bir artış gözlenmiştir. Yunan yetkililer, bu bağlamda, 2010 yılının ilk sekiz aylık döneminde (Ocak-Ağustos) Türk-Yunan kara sınırından geçen kaçak göçmen sayısının 25.000 olduğunu, bu sayının geçtiğimiz yıl ise 5.500 civarında olduğunu belirtiyorlar. Yetkililer ayrıca, kaçak göçmenlerin özellikle Meriç Nehri'nin Kumçiftliği'nin de yer aldığı 12,5 kilometrelik bölümünü tercih ettiklerini ifade ediyorlar. Bu nedenle, Atina yönetimi "RABİT" olarak adlandırılan ekiplerin Meriç Nehri boyuna konuşlandırılmasını istedi.

Yunanistan, kaçak göçle mücadele konusunda geçmişten bu yana Türkiye'yi "üzerine düşen görevi yapmamakla" suçlamaktadır. Yunanistan'da Frontex ekibinin göreve başlamasını olumlu karşılayanlar olduğu gibi, kaçak göçmen sorununun PASOK ve YDP hükümetlerinin yanlış göçmen politikalarının sonucu olduğunu ve Frontex'in "kelle avcılarının" bölgede göreve başlamalarının hata olduğunu belirten "Sol Çevresel İşbirliği" gibi platformlar da bulunmaktadır. Yunan hükümetinin bu yöndeki kararını kınayan ve Frontex ekiplerine karşı çıkanlar, Türkiye ve Yunanistan arasında son dönemde yeniden ivme kazanan dostluk ve işbirliği ilişkilerine rağmen, Türk-Yunan sınırındaki mayınların halen temizlenmemiş olmasını da kınamaktalar.

Çoğunluğunu Afganistan, Pakistan, Bangladeş, İran ve Irak gibi ülke vatandaşlarının oluşturduğu kaçak göçmenlerin Avrupa ülkelerine geçiş yapıp daha iyi bir hayata kavuşmak için Türkiye'yi "transit ülke" olarak kullanmaları yeni bir olgu değil. Ancak, "umuda yolculuğa" çıkan bu insanlar her zaman "mutlu sona" da kavuşamıyorlar. Meriç Nehri'nde veya Ege Denizi'nde boğularak hayatlarını kaybeden pek çok göçmen var. 2001 yılbaşı gecesinde Antalya açıklarında fırtınaya kapılarak parçalanan gemide can vererek "Kiriş World" sahiline vuran cesetler ise maalesef hala hatıralardadır.

Ekonomik kriz içindeki Yunanistan açısından ise söz konusu kaçakların barınma ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması ya da geldikleri ülkelere teslim edilmeleri konusunun oldukça büyük bir sorun haline gelmeye başladığı da muhakkak. Ancak, Yunanistan'ın hem maddi hem de yasal prosedürler açısından sorun yaratacak bu kaçakları, küçük botlara bindirmek suretiyle Türkiye sahillerine geri gönderdiği de unutulmamalıdır.

"İklim Değişikliği Konferansı"na katılmak üzere 22-23 Ekim tarihlerinde Atina'ya giden Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreou arasında gerçekleşen görüşmede de kaçak göçmen konusu ele alınmış ve iki ülkenin kaçak göçmenlerle mücadele konusunda işbirliği yapma niyetleri bir kez daha ortaya konulmuştur. Yunan kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Yunanistan, Türkiye ile AB arasında kaçakların Türkiye'ye iade edilmelerinin öngörüldüğü bir anlaşma yapılmasını talep ederken, Türkiye ise buna karşılık olarak AB'nin Türk vatandaşlarına uyguladığı vize şartlarını yumuşatmasını istemektedir.

Yasadışı göç konusunda Türkiye ile AB arasında işlerlik kazanabilmiş bir mekanizmanın halen tesis edilememiş olması, Ankara'yı şimdi Frontex timlerinin Türk-Yunan kara sınırında konuşlandırılması olgusuyla karşı karşıya bırakmaktadır. Bilindiği üzere son zamanlarda Avrupa'da yabancı düşmalığı artmaktadır. Bu bağlamda, kamuoylarının baskısını hisseden yönetimleri yasadışı göç konusunda bugüne kadar kendi istediği "çözümlerin parçası olmayan" Türkiye'yi dışarıda bırakarak tek taraflı adımlara başvurmaktan çekinmemektedir.

Kaçak göçle etkin mücadele elbette Türkiye gibi kara ve deniz sınırları uzun, coğrafi şartları çetin bir ülkede AB'nin ileri sürdüğü standartlara göre olamayabilmektedir. Diğer taraftan, bu mücadele ciddi maddi kaynak da gerektirmektedir. Hal böyle olmakla beraber, Frontex'in Türkiye üzerinden transit yasadışı göçün azaltılmasını sağlaması durumunda, bugün Türkiye'yi eleştiren Yunan tezlerinin doğrulanmış olacağı da üzerinde durulması gereken bir husustur. Buna ilaveten, Brüksel'in, Meriç Nehri boyuna Frontex ekipleri konuşlandırarak AB'nin dış sınırlarının nereden geçtiğine dair bir anlayış ortaya koyması da AB'ye tam üyelik müzakereleri yürüten Ankara için ayrı bir sorun olma potansiyeli de taşımaktadır.

Yeliz Karadaş

Doğum Yeri: Ankara

 Eğitim Durumu

 İlk-Orta-Lise Eğitim: Kırklareli, Erzurum ve Ankara  

Üniversite: Ankara Üniversitesi DTCF Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı Bölümü

Yüksek Lisans:  2000-2001 döneminde Yunanistan Patra Üniversitesi’nde burslu olarak tezsiz master programına katılmıştır.

Tez Konusu:   “Etnik Yapının Siyasi Hayata Etkileri”       

 Uzmanlık Alanı: Türk-Yunan İlişkileri, Karadeniz Araştırmaları

Bildiği Diller:

Yunanca 

İngilizce

Bugüne Kadar Çalıştığı Yerler:

2000-2005 yıllarında T.C. Dışişleri Bakanlığı Gümülcine Başkonsolosluğu’nda tercüman olarak görev yapmış, 2005-2008 yılları arasında İsrail’de yaşamıştır.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mehmet Zeki Bodur   - 14-11-2019

GÖÇ TANIMLARININ KULLANILMASINA YÖNELİK KAVRAMSAL ÇERÇEVE ÜZERİNE DEĞERLENDİRME

Göç ve göçmen konusu üzerinde halen, uluslararası ve ulusal anlamda sözleşmelerde yapılan tanımlar dışında, herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir kavramsal tanım bulunmamakta birlikte, bu durumun temel sebebinin, hem göçmenlerin hem de mültecilerin aynı güzergâhları kullanarak göç hareketlerini sürd...