Suriye ve Irak’ta Olasılığı Yüksek Senaryolar

Yazan  20 Aralık 2019

Türkiye, Hem Oyun Kurucu-Hem Oyun Bozucu

Birinci Dünya Savaşı sonrası Suriye’yi şekillendirenler; İngiltere ve Fransa iken, bugün gelinen noktada ABD ve Rusya, Suriye’nin kaderinde başat aktör konumundadır. İngiltere ve Fransa, stratejik avantaj peşinde olmanın yanı sıra; Suriye’ye müdahil olmayı kendilerinde tarihsel bir hak olarak görmektedir,ABD ile yakın iş birliği içerisinde kalarak Suriye coğrafyasından pek ayrılmak istememektedirler.

İngiltere;Suriye sahasında görünürde çok öne çıkmıyor gibi olsa da, geleneksel emperyalist alışkanlığı gereği ABD’ye Suriye’de kılavuzluk etmektedir. Fransa ise Suriye’de var olmanın ötesinde, daha ziyade Doğu Akdeniz havzasında etkin olma ve inisiyatif almanın peşindedir. Nitekim Fransa, Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin hukuksuz girişimleriyle, Kıbrıs Adası’nın güneyinde ihalesi yapılan bazı parsellerde arama faaliyetlerinde bulunmaktadır.

Türkiye ise bölgesel güç ve tarihsel avantajıyla, bu küresel aktörlerin denge levhasında yer almaktadır.Yani Türkiye’nin coğrafi ve jeopolitik konumu gereği,hem ABD hem Rusya nezdinde kendi lehine stratejik iş birliğine zorlayan bir pozisyona sahiptir.

Türkiye bu anlamda, Suriye sahasında; bir tarafta oyun kurucu ve bir tarafta oyun bozucu konumundadır/olmak zorundadır.Türkiye,elbette bu avantajını; ABD ve Rusya’nın karşılıklı menfaat çatışmalarından istifadeyle kullanabilme becerisi oranında kullanabilecektir.

Irak-Suriye Arasında, İran’a Karşı Sünni Kuşak

ABD; Suriye’de bulunan İran Şii milislerinden, rejime olan desteklerinden ve özellikle İsrail’i yakın kuşaktan tehdit eder bir konuma ulaşmasından ciddi anlamda rahatsızdır. Suriye sahasında 70 binden fazla İran destekli Şii milisi bulunmaktadır.

İran; İsrail’i tehdit olarak gördüğünden, Irak-Suriye coğrafyası üzerinden İsrail’e karşı, tehdittin uzaktan karşılanması stratejisini izlemektedir. Suriye sahasında bulunan Şii güçler, aynı zamanda Lübnan siyaseti üzerinde de ciddi baskı oluşturmaktadır.

ABD’nin tüm amacı; İran’ın Suriye’ye uzanan askeri ve siyasi kollarını kırmaktır. ABD, bu nedenle öncelikle; İran’ın Akdeniz’e uzanımını kesecek şekilde, Irak sahasında askeri konuşlanmasını artırmaktadır. Çünkü, Irak coğrafyası; İran Şii milislerinin Suriye-Lübnan sahasına ulaşmasına fırsat veren bir konumdadır.

ABD Irak’taki konuşlanmasıyla; sadece İran’a karşı değil aynı zamanda Çin’in İran-Irak üzerinden düşünülen Kuşak-Yol projesinin Akdeniz’e sahildar ülkelere uzanımının önüne set çekmeyi amaçlamaktadır.

Kısacası, İran'ın Suriye sahasına ulaşmadan Irak’tan itibaren önünün kesilmesi arzulanmaktadır. Bunun gerçekleşebilmesi için, Irak-Suriye arasında Sünni bir kuşak oluşturmakla mümkün olacaktır. İşte bu Sünni kuşağın oluşabilmesi amacıyla, Irak’ta iç istikrar daha da bozularak, yeni sancılı bir dönemin yaşatılması istenmektedir.

Irak, Suriye’den Önce Parçalanabilir

Irak’ta söz konusu Sünni kuşağın oluşturulması adına, Irak yeniden ABD’nin hedef tahtasındadır ve zaten kırılgan olan istikrarı ve dengesi daha da bozulmak suretiyle çok parçalı federal bir yapıya doğru evirilebilecektir. Şöyle ki;

  • Irak Şiileri; İran/Kum ekolü ve Irak/Necef ekolü olarak iki grup halinde Irak’ın güneyinde,
  • Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, etnik-Sünni temele dayalı mevcut kendi coğrafyasında,
  • Orta-batı Irak sahasında ise Sünni bölgeden oluşan bir federal yapılanmanın dayatılabileceği düşünülmektedir.

Bunlardan en önemlisi, yukarıda da vurgulandığı gibi, orta-batı Irak sahasında Şii hattının önünü kesecek Sünni bir blokun gerçekleştirilmesidir. Bu Sünni blokun Irak’ın Anbar bölgesinde oluşturulacağını ve bu bölgedeki aşiretlerin şimdiden silahlandırıldığını da hatırlatalım. Bu arada, bu projenin finansmanın da bazı körfez ülkelerince sağlanacağını da unutmayalım.

ABD’nin Niyeti,Çin Kuşak-Yol Projesine Set Çekmek

Irak-Suriye arasında oluşacak Sünni federal yapıyla, ABD’nin elde edebileceği hedef;

  • İran’ın Akdeniz’e uzanımının önüne geçmek,
  • Önüne set çekmeyi düşündüğü Çin Kuşak-Yol projesinin güzergâhı üzerinde pazarlık konusu yapabilmek,
  • Projenin ABD’siz olamayacağı ve hatta ABD’nin Ortadoğu’da menfaat alanlarına girilemeyeceği noktasına getirmek olacaktır.

Öte yandan İran’ın temel amacı ise;

  • Şii hatlarıyla İsrail’i askeri anlamda tehdit etmeyi sürdürmek,
  • Çin projesine kendi ülkesinden itibaren eklemlenmek suretiyle, Akdeniz’e uzanacak bu proje içerisinde geleceğe dair hâkim güç olmak niyetindedir.

İran’ın şii hattı güzergâhı; hem siyasi, hem askeri, hem de ekonomik maksatlıdır. Diğer bir ifadeyle, şii yayılmacılığının hedefinde siyasi olduğu kadar, ekonomik kazanımlara ulaşmak yatmaktadır. Çin ve İran’ın gelecekteki ekonomik kazanımlarını engellemek için; Kuşak-Yol projesinin Çin ve İran ekseninden Akdeniz’e ulaşmasının ABD’ye rağmen mümkün olamayacağına inanan ve engellemeye çalışan bir ABD’yi görmekteyiz.

ABD, Yeni Enerji Koridoru Peşinde

ABD, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e çıkış için uğraştığı koridordan umudunu bugünkü konjonktür itibariyle yitirmiş, bir şekilde Türkiye ve Rusya’nın etkisi altına bırakmayı göze almıştır. Buna mukabil,terör örgütüYPG ile birlikte ağırlıklı olarak konuşlandığı Deyrizor bölgesinde bir süre daha kalıcı olmaya devam edecektir.

ABD bilahare, Deyrizor bölgesinin kontrolünü;yerel aşiret-kabile gruplarının üzerinden parayla sağlayacak ve aynı zamanda YPG’nin önemli bir kısmını sahadan tasfiye ederek, Irak sahasında İran’a karşı konumlandırmak üzere aktaracaktır.

Aynı zamanda Deyrizor bölgesi üzerinden; Suriye-Irak-Ürdün sınırının birleştiği yerde bulunan Tanf bölgesine ve oradan da Suveyda (Dürzi bölgesi) üzerinden Golan/İsrail hattına kadar uzanan koridorda, enerji nakil güzergâhı olarak kontrolü ellerinde bulunduracaktır. ABD’nin oluşturacağı bu koridorun, yine Irak tarafında yerel aşiret-kabile güçleriyle oluşturulacak Sünni kuşak ile bir birini tamamlaması hedeflenmektedir.

Nitekim ABD, Suriye’deki konuşlanmasını Irakta’ki tertiplenmesinin arka bahçesi ve tamamlayıcısı olarak görmektedir. Bu nedenledir ki, Irak-Suriye sınır hattında Sünni bir tampon bölge oluşturarak Suriye sahasının bir kısmıyla bütünleştirmek istemektedir.

Gerek enerji nakil güzergâhı, gerekse Sünni bölgenin oluşturulması projeleri, ABD’nin Tanf bölgesindeki varlığı üzerinden yürütülmektedir. ABD’nin bu çöl bölgesinde son derece kritik bir konumda olan üssünden, bu nedenlerle asla vaz geçmemektedir.

Güvenli Bölgeye;Roj Peşmergeleri ve Aşiret-Kabile Güçleri

ABD, güvenli bölge sahasını her nekadar Rusya’ya terk etmiş gibi görünse de, halen bölgeye olan ilgisinde ve desteğinde bir değişiklik yoktur. Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyine yönelik yaptığı üç askeri harekâtın sonunda terör koridoru önlenirken, ABD ve Rusya’nın ise alandaki faaliyetleri iç içe girmiş, bukarmaşık yapıdan çıkış yoları arayışları devam etmektedir. Kısacası sahada tam bir kilitlenmişlik yaşanmaktadır.

Gerek ABD gerekse Rusya, Türkiye’ye sunulacak çözüm önerilerine; Türkiye’nin kendi kriterlerine uygun ve güvenliğine ilişkin tatmin edici olmadığı takdirde sıcak bakmayacağını bilmektedirler.Uluslararası camianın Suriye’ye yönelik beyanatlarına ve konuşmalarına bakıldığında, başta ABD ve Rusya olmak üzere, küresel güç odaklarının alternatif projeler üzerinde çalıştıkları muhakkaktır.

Önümüzdeki yakın vadede;

  • Türkiye’nin YPG’ye karşı ısrarlı tutumu nedeniyle; Resûlayn batısından Derik-Sincar üçgeni bölgesi,başlangıçta Rusya’nın kontrolünde kalacak, bilahare IKBY’nin egemenliğine bağlanacak,
  • Bu bölgede; YPG’nin içinde olmadığı kabile-aşiret unsurlarından istifadeyle bir güç teşkil edilecek ve bu güç Roj peşmergelerinin de entegre edildiği bir model olacaktır.

Böyle bir saha gerçeğinin yaşanması durumunda; Türkiye’nin kontrolünde bulunan Barış Pınarı Harekât Alanı’nın karşılığında;Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekât bölgesinin tamamen, İdlib’in bir kısmının Türkiye’nin egemenliğine bırakılması veya Türkmeneli şeklinde merkezi otoriteye bağlı bir seçenek gelişebilir.

Suriye Güneyi’ne Özerk Dürzi Bölgesi

Şam’ın güneyinde ise bir Dürzi bölgesi kurulacaktır. Ülkenin yaklaşık % 3’ünü Dürziler oluşturmaktadır. Dürziler geçmişte, birçok mücadeleyi kaybeden taraf olma gibi tarihsel acı tecrübeleri nedeniyle, iç savaşta olabildiğince sessiz kalmayı tercih etmişlerdir. Suveyda bölgesi Dürziler’in tarihsel bölgesidir. Geçmişte de bu bölgede; 1922 de Dürzi emirliği kurulmuş ve 1936 da kaldırılmıştır.

Dürziler; İsrail’de, Suriye’de ve Lübnan sınırları içerisinde yaşamaktadırlar. İsrail’de yaşayan Dürzilerle İsrail yönetiminin sıcak ilişkileri mevcuttur, hatta İsrail ordusunda önemli görevlerde bulunan Dürzi subaylar vardır.

Her üç ülkede yaşayan Dürziler’in aralarında sosyolojik ciddi farklar gözlemlense de, İsrail Dürzileri’nin diğer ülkelerdeki Dürzilere yakın bir yönelişleri bulunmaktadır. İsrail, Golan Tepeleri ile oluşturduğu doğal tampon hattının daha da güçlendirilmesi adına, Golan Tepeleri’nin ön cephesine doğru uzanan özerk bir Dürzi bölgesi oluşturulacaktır.

Esad’ın Tasfiyesi, Seçimlere Kadar Geçici Yönetim

Fırat’ın doğusunda zımni bir mutabakat ya da saha gerçeğinin oluşturduğu son durum; ABD ve Rusya’nın önümüzdeki dönemde Fırat’ın batısına yönelik tutumlarını, nihayetinde Suriye’nin genelini de şüphesiz etkileyecektir.

Gelinen noktada, hiçbir grup zafere diğerlerinden daha yakın değildir. Özellikle İdlib bölgesinde çatışan gruplar, bulundukları alanlarda tutunmakla meşguller. Bu durum, anayasa çalışmalarına da etki etmekte ve tarafların, özellikle rejim desteğindeki komisyonun çalışmalara katılmalarında engel durumundadır.Türkiye ve İran’ın yanı sıra, Rusya’da bu durumun bir an önce aşılmasını istemektedir.

Önümüzdeki süreçte Rusya;

  • İdlib’de muhaliflere destek veren güç odaklarının çekilmesi ve bölgenin teröristlerden tahliye edilmesi karşılığında/şartıyla, Cenevre’de rejimin tutumu nedeniyle tıkanan anayasa komitesi çalışmalarının yolunu açmaya çalışacak,
  • Bu mümkün olmadığı takdirde, başkaca bir seçenek de kalmayacağından, siyasal sürece hız kazandırmak amacıyla ve anayasa müzakerelerinde kendi inisiyatifini korumak adına, seçimlere kadar Suriye’de geçici bir yönetim oluşturulmasını gündeme getirebilecek, yani Esad’ın görevden tasfiyesi sağlanacaktır.
Ünal Atabay

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Terörizm ve Terörizmle Mücadele Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları
BREXIT İNGİLTERE’NİN YENİDEN DOĞUŞU MU?

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 14-02-2020

Ankara'da Değişen İklim

Mevsimlerden kış ve bugünlerde sanki mevsim şatlarıyla uyumlu olacak şekilde Ankara'da sert bir siyasi iklim hakim. Aralık-Ocak ayında Libya'dan esen fırtınamsı rüzgar kasırgaya dönüşmeden sönümlendi.